ALLAH (c.c)

Allah'a itaat, onu sevmek, resulünü SAV sevmek - Havas Okulu
Mobil Görünümdesiniz Klasik Görünüm için TIKLAYINIZ Kayıt ol
Havas Okulu
ALLAH (c.c)>Allah'a itaat, onu sevmek, resulünü SAV sevmek
Swordsfish 00:51 21.06.20
Allah'a itaat, onu sevmek,
resulünü sevmekAllah (C.C.) buyuruyor:
— De ki, «eğer Allah'ı seviyorsanız, bana uyunuz ki, Allah da sizi sevsin» (38).
Allah'ın rahmeti üzerinde olsun, bil ki, kulun Allah'ı ve O'nun Resul'ü-nü sevmesi,
onlara boyun eğmekle, onların emrine uymakla olur. Allah'ın kullarını sevmesi de
onlara mağfiret suretiyle ikramda bulunmasıdır.
Denilir ki, kul gerçek kemâlin yalnız Allah'da olduğunu, kendisine ve-ya
başkasında gördüğü her kemâlin gerçek kemalin Allah'dan ve Allah sayesinde
olduğunu bilince ne Allah'dan başkasını sevebilir ve ne de Allah'a dayanmayan bir
sevgiye gönlünde yer verebilir.
Bu bilgi de Allah'a ibadet etmek isteğini, O'na yaklaştıracak davra-nışları arzu
etmeyi gerektirir. Böyle olduğu için Allah sevgisi, ibadet is-teği ile yorumlanmış
ve yine bu sevgi ibadet ederken Peygamber'imize (S.A.S.) uyma ona itaate teşvik
şartına bağlanmıştır.
Hasan el-Basrî'den (rehimehullahu) rivayet edildiğine göre Peygam-ber'imizin
(S.A.S.) zamanında bir takım kimseler «ey Muhammed! Biz Rabb'imizi çok
severiz» demeleri üzerine yukarıdaki ayeti kerime inmiştir.
Bişr el-Hafi (R.A.) diyor ki, «bir gece Peygamber'imizi (S.A.S.) rü-yamda gördüm,
bana dedi ki, «ey Bişr! Allah senin dereceni arkadaşların arasında neden yüksek
kıldı, biliyor musun? «Hayır, ya Rasulellah» diye cevap verdim. Bunun üzerine
Peygamber'imiz, salihlere hizmet ettiğin için, mümin kardeşlerine nasihat ettiğin
için, dostlarını ve yolumdan ay-rılmayanları sevdiğin için ve yolumdan gittiğin
için» diye kendi sorusuna cevap verdi. Peygamber'imizi (S.A.S.) buyuruyor ki:
— Benim sünnetimi ihya eden beni sevmiş olur, beni sevenler de Kıyamet günü
cennette benimle birlikte olurlar.»
Bize kadar intikal eden bütün meşhur islâmî eserlerde belirtildiğine göre ahlâkın
bozulduğu ve halkın çeşit çeşit mezheplere kapıldığı zaman-larda Resullerin
efendisi olan Peygamber'imizin sünnetine sımsıkı sarı-lanlara yüz şehidin ecri
verilecektir. Meşhur «Şırat-ül İslâm» adlı kitab-da da böyle yazar.
Yine Peygamber'imizi (S.A.S.) şöyle buyurur:
— Bana yüz çevirenler müstesna, ümmetimin hepsi cennete gire-cektir»
Sahabîler sordular, «ey Allah'ın Resul'ü! Yüz çevirenler, kimler-dir?»
Peygamber'imiz sözlerine şöyle devam etti, «kim bana uyarsa cen-nete girecek,
bana isyan edenler, bana yüz çevirmişler demektir. Sünne-time uygun olarak
yapılmayan her iş, isyandır.»
Ehl-i tasavvuftan biri der ki Allah'ın-farz, kıldığı ibadetlerden birini bile bile
terkeden veya sünnetlerden birine bilerek uymayan bir şeyhi ha-vada uçarken,
denizde yürürken, ateş yerken veya daha başka olağan-üstü davranışlar
gösterirken görseniz, bütün bunlara rağmen adamın da-vasında yalancı olduğunu,
gösterdiği olağanüstülüklerin «keramet» de-ğil, olsa olsa «istidrac» olduğunu
biliniz. Allah böyle kimselerden cüm-lemizi korusun.
Cüneyd ül-Bağdadî (rehimehullahu) der ki, «Allah'a ancak yine Al-lah'ın sayesinde
ulaşılabilir, Allah'a ulaşmanın yolu da Peygamber'imizin (S.A.S.) yoludur.»
Ahmed ül-Hıvarî (rehimehullahu) der ki, «sünnete uymaksızın işlenen her amel
batıldır. Nitekim Peygamber'imiz (S.A.S.) şöyle buyurur:
Şiratül islâmda bildirilmiştir.
— Sünnetimi yozlaştıranlar şefaatimden mahrum kalırlar.»
Hikâye edildiğine göre, adamın biri bir delinin cahil sayılacak bir işi-ni görür ve
durumu Ma'ruf ul-Kerhî'ye (rahimehullahu) bildirir. Ma'ruf gü-lümseyerek der ki.
«kardeşim! Allah'ı sevenler içinde küçüğü, büyüğü, akıllısı, delisi vardır. Senin
gördüğün bu adam, onların delilerinden biri-dir.»
Cüneyd-ül Bağdadî (rehimehullahu) der ki, «bir gün şeyhimiz Sırri
(rehimehullahu) hastalandı, hastalığının ne sebebini anlayabildik ve ne de nasıl
tedavi edileceğini bilebildik.
Bize mütehassis bir doktor tavsiye ettiler,şeyhin idrarını bir şişeye koyarak ona
götürdük, doktor idrara uzun uzadıya baktı. Sonra bize dö-nerek «zannederim bu
idrar aşık birine ait olsa» dedi. Ben bir nara ko-yuvererek bayılmışım, idrar şişesi
de elimden düşmüş.
Dönünce Sırrîye durumu anlattım, gülümseyerek «Allah canını al-masın, nasıl da
gördü!» diye cevap verdi. «Şeyhim, demek ki, muhabbet idrardan bile belli
olurmuş» dedim, bana «tabii» karşılığını verdi.
Fudayl (rehimehullahu) der ki, «sana, Allah'ı seviyor musun, diye sordukları
zaman, sus. cevap verme. Çünkü eğer, hayır, diyecek olsan imandan çıkarsın,
buna karşılık, evet, diyecek olsan ve Allah'ı sevenlere yakışmayacak tavsif de
bulunsan Allah'ın gazabından kork.»
Süfyan (rehimehullahu) der ki. «Allah'ı sevenleri seven kimse as-lında Allah'ı
seviyor demektir. Allah'a ikram eden kimselere ikram eden kimse, aslında Allah'a
ikram ediyor demektir.»
Sehl (rehimehullahu) der ki, «Allah'ı sevmenin alâmeti Kur'an-ı ke-rimi
sevmektir. Allah ve Kur'an sevgisinin alâmeti ise Peygamber (S.A.S.) sevmektir.
Peygamber (S.A.S.) sevgisinin alâmeti ise sünneti sevmektir. Sünneti sevmenin
alâmeti ise, Ahireti sevmektir. Ahireti sevmenin alâmeti ise dünyadan
hoşlanmamaktır. Dünyadan hoşlanmamanın alâmeti de Ahiret azığı olabilecek
kadarının dışında onun varlığından uzak dur-maktır.»
Ebul Hasan ül-Zencanî (rehimehullahu) der ki. «İbadet binasının te-meli üç direk
üzerinde oturur. Göz, kalb ve dil. Gözün ibadeti, ibret al-makladır. Kalbin ibadeti,
düşünmek ve duymakladır. Dilin ibadeti ise doğru konuşmak ve Allah'ı
zikretmekle olur. Nitekim ulu Allah şöyle bu-yurur
— Ey iman edenler! Allah'ı çok çok zikrediniz. O'nu sabah - akşam noksan
sıfatlardan tenzih ediniz.» (39).
Anlatıldığına göre bir gün Abdullah ile Ahmed İbni Hab bir yerde bir-likte
bulunuyorlardı. Bu arada Ahmed İbni Hab yerden bir ot kopardı. Bu-nun üzerine
Abdullah ona dedi ki. «bu hareket sana beş şeye mal oldu
1 — Bu hareketle kalbini Allah'ı teşbih etmekten alıkoydun.
2 —- Bu hareketle kendini Allah'ın zikrinden başka bir işle oyalan-maya alıştırdın.
3 — Bu hareketinle başkalarının da aynı davranışta bulunmalarına önayak oldun.
4 — O ot parçasını Allah'ı teşbih etmekten alıkoydun.
5 — Bu hareketinle Kıyamet günü Allah'a kendi aleyhinde bir de-lil meydana
getirdin,» (Revmak-ül Mucaniste böyle anlatılmıştır.)
Sirrî (R.A.) der ki, «bir gün Gürcanî'yi kavrulmuş un yutarken gör-düm, «neden
başka bir şey yemiyorsun» diye sordum,bana şöyle dedi: Yiyeceği çiğnemek ile
yutmak arasında yetmiş tesbihlik bir zaman geç-tiğini hesab ettim, o yüzden kırk
yıldır hiç ekmek çiğnemedim.»
Nakledildiğine göre Sehl İbni Abdullah onbeş günde bir yemek yer-di. Bütün
Ramazan ayı boyunca sadece bir kere yemek yerdi. Bazen yet-miş gün geçer de
hiç yemek yemediği olurdu. Yemek yediği zaman za-yıflar, aç kalınca
kuvvetlendiği görülürdü. Mescid-i Haram'da otuz yıl Ebu Hammad ül-Esved'e
komşu oldu da yerken veya içerken hiç görül-medi, her an Allah'ı zikrederdi.
Anlatıldığına göre Amr İbni Ubeyd {rehimehullahu) yalnız şu üç şey için evinden
dışarı çıkardı:
1 — Cemaatle namaz kılmak
2 — Hasta ziyaret etmek
3—Cenaze namazı kılmak
O derdi ki, «insanları hırsız ve yankesici olarak görüyorum. Ömür, paha biçilmez
bir nadide mücevherdir. Ondan Ahirete kalacak bir hazine doldurmak gerekir. İyi
bilmelisiniz ki, Ahirete talip olanların dünya ha-yatından el-etek çekmeleri
gerekir. Ancak o zaman kulun ulaşmak is-tediği hedef tek olur ve içi ile dışı
arasında uyumsuzluk kalmaz. Böyle bir hali muhafaza etmek, ancak kulun içini ve
dışını devamlı kontrol al-tında tutması İle mümkündür.
İmam-ı Şiblî (rehimehullahu) der ki, «İlk intisap ettiğim günlerde uy-kum
bastırınca göz kapaklarıma tuz sürerdim. Durum daha da ağırla-şınca mili kızdırıp
göz kapaklarıma sürme çekerdim.»
İbrahim İbni Hâkim der ki, «babamın uykusu geldiği zaman denize girer yüzmeye
başlardı, o yüzerken denizdeki balıklar etrafına üşüşür, onunla birlikte teşbih
ederlerdi.»
Anlatıldığına göre Vehb İbni Münebbih (rahimehullahu), geceleyin uyuma
ihtiyacının üzerinden kaldırması için Allah'a dua etmiş ve duası kabul edilerek kırk
yıl hiç uykusu gelmemiştir.
Hasan El-Hallac (rehimehullahu), kendi kendine topuğundan dizine kadar onüç
pranga vurur ve bu durumda her gün ve gece bin rekat na-maz kılardı.
Cüneyd ül-Bağdadî (rehimehullahu) ilk intisab ettiği günlerde çarşı-ya gelir,
mağazasını açar, içeri girer ve hemen namaza dururdu. Dört yüz rekat kıldıktan
sonra evine dönerdi.
Habeşî İbnî Davud'un (rehimehullahu) kırk yıl yatsı abdesti ile sabah namazı
kıldığı bildirilmiştir.
Mü'minin her zaman abdestli bulunması gerekir. Her abdest bozduğunda abdest
tazeleyerek iki rek'at namaz kılmalıdır. Nerede oturursa otursun, kıbleye yüzünün
dönük bulunmasına dikkat etmesi gerekir. Ken-disini daima Peygamber'imizin
(S.A.S.) huzurunda oturuyormuş gibi farz ederek ona göre kendisine çeki düzen
vermelidir. Ta ki, bu düşünce altın-da her hareketi vakar ve ağırbaşlı olsun,
kabalıklara katlanarak her çir-kin harekete karşılık vermesin, kusurlarına karşılık
hemen istiğfar etsin, kendini ve amelini beğenip böbürlenmesin. Çünkü kendini
beğenmek, şeytanın sıfatlarındandır. Tersine kendini küçümsesin, buna karşılık
sa-lihlere hürmet ve mühimseme nazarı ile baksın. Çünkü salihlere hürmet
etmeyi bilmeyenleri Allah (C.C.) onlarla birarada bulunma nimetinden mahrum
eder. İbadete hürmet etmeyi bilmeyenlerin de Allah, kalblerin-den ibadet lezzetini
çıkarır.
Anlatıldığına göre Ebu Ali, Fudayl İbni İyad'a (rahimehullahu) sor-dular ki, «ey
Şeyh! İnsan ne zaman salih sıfatını kazanır?» O şöyle ce-vap verdi: «Kulun niyeti,
başkalarına nasihat etmek, kalbinde Allah kor-kusu, dilinde doğru sözlülük
bulunur ve bütün davranışları salih amel olduğu zaman o kimse salih sıfatını
taşımaya hak kazanır. Ulu Allah Mi'rac'da Peygamber'imize «ey Ahmed! Eğer
insanların günahlardan en kaçınanı ve dünyadan en el-etek çekmişi olmak
istiyorsan, Ahirete yö-nel>> diye buyurdu. Peygamber'imiz «dünyadan nasıl eletek çekeyim» di-ye sordu. Ulu Allah «dünya varlığı olarak sadece yiyecek, içecek
ve gi-yecek kadar yanında bulundur. Yarın için hiç bir şey biriktirme, hiç durmadan beni zikret» diye buyurdu.
Bunun üzerine Peygamber'imiz «Allah'ım! Seni nasıl devamlı zikre-deyim» diye
sordu. Ulu Allah «insanlardan uzak durmakla; uykunu na-maz, yemeğini açlık
yap» .diye buyurdu.
Nitekim Peygamber'imiz (S.A.S. buyuruyor ki:
— Dünyadan uzak durmak hem bedeni ve hem de kalbi huzura ka-vuşturur. Buna
karşılık dünya tutkunluğu keder ve üzüntüyü artırır. Dün-ya sevgisi, her günahın
başıdır, ondan uzak durmak da her iyilik ve iba-detin ilk adımıdır.»
Anlatıldığına göre salihlerden biri bir cematin yanından geçiyordu. Baktı ki, bir
doktor, hastalıkları sayıyor ve bahsettiği her hastalığın nasıl tedavi edileceğini
tarif ediyordu. Salih kişi doktora seslendi, «ey be-denlerin tedavi edicisi! Kalbleri
de tedavi edebilir misin?» Doktor «evet, hastalığını bana anlat» dedi. Salih kimse
«bahsettiğim kalbi atışında da büzülüşünde de günahlar karartmıştır. Onun
tedavisi var mıdır?» dedi.
Doktor şu cevabı verdi, «böyle bir kalbin ilâcı, gece-gündüz Allah'a yalvarmak,
yakarmak, O'ndan af dilemek, O'na ibadet etmeye koyulmak. O'ndan özür
dilemektir. Kalblerin tedavisi böyledir, şifa ise gayblerin bi-licisi olan
Allah'dandır.»
Doktordan bu cevabı alan salih kişi yüksek bir nara atarak ağlaya ağlaya yoluna
devam etti. Yürürken şöyle dedi, «Sen ne iyi doktorsun, kalbimin tedavisini doğru
bildin» Doktor sözlerini şöyle bitirdi, «bu tari-fim, tevbe ederek kalbiyle tevbelerin
kabul edicisi olan Allah'a yönelen-lerin tedavisidir.»
Anlatıldığına göre adamın biri bir köle satın alır. Köle efendisine der ki, «efendim,
aramızda şu üç şart bulunacak.
1 — Vakit geldiğinde farz namazları kılmama engel olmayacaksın
2 — Gündüz bana ne iş buyurursan buyur, geceleri bana iş ver-meyeceksin.
3 — Evinde bana, benden başka hiç kimsenin giremeyeceği bir oda ayıracaksın.»
Adam köleye «bu şartlarını kabul ediyorum, kalk evleri gez, kendine kendin bir
oda seç» der.
Evleri dolaşan köle orada yıkık bir ev bulunca «burayı seçtim» der; Adam «oğlum,
neden yıkık bir ev seçtin» der. Köle «efendim. Allah ile birlikte olunca yıkıntıların
bakımlı bahçe gibi olduğunu bilmiyor musu-nuz» der.
Köle gündüzleri efendisine hizmet eder, geceleri Allah'ına ibadete ayırırdı.
Bu böyle devam edip giderken bir gece «efendi evi gezmeye çıkar, kölenin kapısı
önüne varınca odayı apaydınlık içinde ve köleyi de sec-deye kapanmış görür,
başından aşağı yerle gök arasına asılmış bir kan-dil göz kamaştırıcı bir ışık
saçmaktadır. Köle Allah'ına şu sözlerle yal-varıp seslenmektedir. «Allah'ım!
Efendimin hakkını omuzlarıma yükledin, ben de ona gündüzleri hizmet ediyorum.
Eğer böyle olmasaydı, gece-gün-düzünü sırf sana ibadet ederek geçirirdim. Beni
mazur gör, ya Rabb'i.»
Köle secdeye kapanmış böyle dua ederken efendisi ondan gözlerini ayırmıyor,
nihayet tanyeri ağarır, kandil geri alınır ve odanın tavanı geri-ye kapanır.
Adam geri döner, varıp olup bitenleri karısına anlatır. Ertesi gece olunca bu sefer
karısının elinden tutarak odanın kapısı önüne ikisi gelir-ler. Köle yine secdeye
kapanmıştır, kandil yine başından, aşağı sark-mıştır.
Karı-koca kapının önünde dikilip gözyaşları içinde köleye bakarlar. Sonunda yine
gün ağarır.
Bunun üzerine efendi köleyi çağırarak ona der ki, «sen Allah rizası için azadsın,
böylelikle kendini artık tamamen kendisine mazeret beyan ettiğinin (Allah'ın)
ibadetine verebilesin.» /
Köle ellerini havaya kaldırarak şu beyti söyler:
Ey sır sahibi! Artık o sır açığa çıktı.
Halim başkalarına malum olduktan sonra artık yaşamak istemiyo-rum.
Sonra Allah'a şöyle yalvarır, «Allah'ım! Senden ölüm istiyorum» Dua-sı biter
bitmez derhal yere düşer ve ölür.
İşte salihlerin, Allah aşıklarının ve O'nun rızası peşinde koşanların hali!
Zehri Riyaz'da rivayet edildiğine göre Hz. Musa (A.S.) nın samimi bir arkadaşı
vardır, birlikte hoş vakit geçirirlerdi. Bir gün dostu Hz. Musa'ya «Allah'a yalvar,
kendini bana iyice tanıtsın» der. Dostunun ricasına uya-rak Allah'a dua eden Hz.
Musa'nın duası kabul edilir.
Bir müddet sonra Hz. Musa'nın dostu dağlara düşer, vahşî hayvan-lara karışır,
Musa onu iyice kaybetmiştir. Allah'a şöyle yakarır, «Rabb'ım! O benim yakın
dostum, kardeşimdi. Şimdi onu kaybettim.»
Gizli bir ses ona der ki, «ey Musa! Beni iyice tanıyan kimse artık hiç bir insanoğlu
ile düşüp kalkmaz.»
Rivayete göre bir gün Hz. Yahya (A.S.) ile Hz. İsa (A.S.) çarşıda yü-rürken
karşıdan gelen bir kadın aralarından çarparak geçer. Hz. Yahya «vallahi ben bir
şey anlamadım» der. Hz. İsa, Yahya'ya «sübhanellah! Vü-cudun yanımda, ama
kalbin nerede» der.
Hz. Yahya şöyle karşılık verir, «Ey Halamoğlu göz kapayıp açasıya kadar bile
kalbim Allah'ımdan başkası ile irtibat kursa Allah'ı tanıma-dığımı anlarım.»
Bildirildiğine göre Allah'ı gerçekten tanımak, dünya ve Ahiretin her ikisinden
sıyrılarak sırf Allah'a yönelmek, muhabbet şarabı ile bir kere sarhoş olduktan
sonra onun cemalini görünceye kadar ayılmamaktır. O kimse rabbinin nuru
içindedir.

Kaynak imam gazali eseri

Dünyanın En Büyük Havas ve Gizli ilimler Sitesi
Cevapla Up

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144