Cin & Şeytan & Melek & Ruh

Cinler ve Sudan Geçmeye İzinli Olmaması - Havas Okulu
Mobil Görünümdesiniz Klasik Görünüm için TIKLAYINIZ Kayıt ol
Havas Okulu
1 2 
Cin & Şeytan & Melek & Ruh>Cinler ve Sudan Geçmeye İzinli Olmaması
onurkaan 21:11 28.01.21
Kur’an-ı Kerim’de “cin” kelimesiyle tanımlanan; halk arasında “peri”,
“dev”, “hayalet”, “cin”, “ecinni”, “iyi saatte olsunlar” diye bilinen;
“görüntülerine göre çeşitli isimler takılan; spiritlerin, ölmüş kişilerin ‘ruh’u
sanarak çağırma yoluyla iletişim kurdukları varlıklar”dır (URL-2). Cin
kelimesi “gizli” ve “kapalı olan” manasındadır (Râzi, 2002: 72). Türk mitik
inanç ve düşünce sisteminde yer unsuru olarak yer alan cinler farklı
özellikleriyle karşımıza çıkmaktadır. Halk inanışına göre, cinlerin erkek ve
kadın cinsleri vardır. Dişilerine genellikle peri adı verilir (Helimoğlu Yavuz,
1993: 27). Perilerle iyi ilişkiler kurulmasına ve periler sevilmesine rağmen
cinlerden korkulduğu durum çoğunluktadır. Bu olağanüstü varlıklar,
özellikleri ve yaşadıkları yerler açısından ele alındığında, topluluk hâlinde
beyler ve padişahlar tarafından yönetilerek -aslında tıpkı insanlar gibi, fakat
insanlara görünmeden- yaşarlar. Evlenip çoluk çocuğa karışırlar (Taner,
1983: 12). Bütün işlerini gece yaptıklarına sabah ezanı ya da horoz sesi
duyulur duyulmaz kendi konaklarına çekilip dağıldıklarına inanılmaktadır
(Boratav, 2003: 100). İnsanlarla kurdukları ilişkiler bağlamında
değerlendirildiklerinde ise “bazen iyi” “bazen kötü” ya da hem “iyi” hem
“kötü” ilişkiler kurabilen, olumlu ve olumsuz ikili karakter özelliği gösteren
“Cinlerin ellerinden her şey geldiği için yapamayacakları hiçbir şey yoktur.
Kendilerine bir kötülük yapılmazsa veya kızdırılmazlarsa genellikle kayıtsız
kalırlar, zararsızdırlar.” (Duvarcı, 2005: 133).
Tarih-i Taberi’de cinlerin yaratılış hususuyla ilgili olarak
“Yaratıklardan Allahü Teala'nın ilk yarattığı şey devlerdi ki onlara Cann
derler. Kumların sayısı kadardırlar. Onların oturduğu yer havada oldu. Hak
Teala onları 7000 yıl bu cihana hâkim ve sahip kıldı. Bundan sonra Hak Teala
Cann'dan Cin'i yarattı…” (1996: 12). “Fakat cin tayfası da Allahü Teala'ya
isyan etti. Allahü Teala da onları azledip, arzın yüzünü perilere verdi.”(1996:
14) bilgileri aktarılır. Önce arzın ikinci katında yaşayan ve Allah’ı
kızdırmaları neticesinde yerleri perilere verildiği belirtilen cinlerin
yaşadıkları yerler halk telakkisinde çeşitlenmektedir. Görünmeyen bu
varlıkların yaşadıkları yerler arasında çöplükler, açıktaki tuvaletler, bulaşık
yıkanan sularının birikintileri, küllükler, ormanlar, korkunç, ürkütücü, izbe,
yerler; saçak altları, ulu ağaçların dipleri, bataklıklar, ıssız dere yatakları, göl
kenarları, pınar kenarları, nehir yatakları, çeşme önleri, kuyu başları;
denizlerin kirli bölgeleri (Taner, 1983: 12), terk edilmiş, tekin olmayan evler
(özellikle eski ve büyük konaklar), örenler, mezarlıklar, hamamlar,
681
değirmenler, köy odaları, hanlar, büyük ağaçların altı (Boratav, 2003: 100)
sayılabilir. “İn-cin top oynuyor” deyimi de bu metruk yerleri anlatmaktadır.
Cinler, eğlenceyi ve eğlenmeyi çok severler; topluluk hâlinde zurna,
darbuka, def çalarak şarkılar söyledikleri (Karadeniz, 1986: 5) bilinen en
önemli özelliklerinden biridir.
3. Cinlerin Sudan Geçmeye İzinli Olmaması
Efsaneler, halk inançları ve halk dininin yansıtıldığı önemli
türlerdendir ve halk kültürünün temellerini araştırmada, toplumun
geleneklerini, inançlarını, korkularını, umutlarını, çaresizliklerini
nitelendirmede en önemli kaynaklardan, belgelerdendir. Efsanelerde, çeşitli
olağanüstü varlıkların yer aldığı da bilinen bir durumdur. Sözlü kültür
ürünleri içinde; cinler, ruhlar, periler, karabasan, dev, sarıkız, karaura ve
albastı gibi varlıklar etrafında oluşan efsaneler yer almaktadır. Cinleri konu
edinen efsaneler ise sözlü kültür ürünlerinde sıkça yer almaktadır. Efsaneler
üzerine yapılan -neredeyse bütün- çalışmalarda cinlerin sudan
geçemediklerine dair anlatılara rastlanmaktadır.
Cinlerin yanı sıra demirkıynak gibi sudan çok korkan, onu görür
görmez göle veya dereye giren insanlara herhangi bir zarar veremeyen
(Duvarcı, 2005: 130) olağanüstü varlıklar da efsanelerin kahramanları
arasında yer almaktadır. Bigadiç dağlarında yaşayan, ağaç, hayvan hatta
futbol topu dâhil olmak üzere pek çok kılığa girebilen, çok pis kokulu,
ürkütücü sesler çıkararak insanların delirmelerine neden olan bir yaratık
(Çobanoğlu, 2003: 138) olan “demirkıynak”lar sudan çok korkar.
Çalışma kapsamında ele alınan efsanelere konu olan cinler de sudan
geçemeyen bir özellik göstermektedirler. Bu bağlamda “Ali Osman Ağa ve
Cinler” adlı birinci efsanede cinler, düğün yaptıklarını söyleyerek Ali Osman
Ağa’yı da davet ederler, daveti kabul edip mağaraya giren Ali Osman Ağa,
uykulu olduğu için nerede ve kimlerle beraber olduğunu başta idrak
edemeyerek davete icabet eder, lakin onların cin olduğunu anladığı anda
kaçar. Bir süre kovalarlar, Ali Osman Ağa bir çayı geçer; ancak o zaman
kovalamaktan vazgeçerler.
Efsane şöyledir:
Avcu Ali Osman Ağa vardı, Safcalının Ali Osman dirlerdi, soyadı da Avcı’ydı
zaten; avcılık yapardı, avcı olduğu için Avcı soy ismini almış. Bu, gece dilki beklemeye
gidiyom diye zabah ezeninden daha erken gider, aşamdan duzak kurmuş; onlara
bakacamış. Combul derik hastanenin daha altı, orda düğün yapıyok gel diyi,
mağaralar var orda, üç harfliler Ali Osman Ağa’nı girdirirler mağaraya, uyku semesi
bilemez bu; bakar, bu Narlı değil, bu Narlı değil… Ateşin başında bunlar oynayıp o
otururken aklı başına geliyor; su dökme bahanesiyle çıkar, kaçar bunu çaya kadar
kovalamışlar, çayı geçince hadi gurtuldun demişler, çayı geçemezmiş bunlar, eskiler
hep söyler, sudan onlar geçemezmiş (KK -1; Gündüz Alptürker, 2019: 2000).
682
“Esrarengiz Oduncu” olarak adlandırılan ikinci efsanede ise, Oduncu
Mehdi Ağa’nın odun kesmeye beraber gittiği arkadaşının şekline, suretine
giren cin, Oduncu Mehdi Ağa’yı uçurumdan aşağıya eşeğiyle beraber atmak
ister; ama daha yola çıkmadan başlayan gariplikler ve arkadaşının değişik
hâlleri neticesinde şüphelenen Oduncu Mehdi Ağa, yol güzergâhı üzerinde
içinden su arkı geçen küçük bir derenin içine yatar ve cinden o sayede
kurtulur.
Bizim bu olayı yaşayan dedemin babası, Mehdi Aga diyolar, Deli Mehti de
diyolar lakabına. Selanik’ten asıl göçen ekip bunlar yani, dedem burda doğmuş,
dedemin babası Selanik’te milis kuvvetiymiş vs. Dedem buraya [Merzifon’a] geldikten
sonra, evinin geçimini sağlayabilmek için odun modun kesiyolar; sabahın erken
vaktinde kalıkıyolar falan, eşşeklerle odun kesmeye gidiyolar dağa, odunları satıyolar,
evde yakacak için kullanıyolar vs. vs. Dedemin odun arkadaşı hep dedemden geç
kalkarmış, sabah namazı vakti hep dedem onu kaldırmaya gidermiş. Dedem diyeyim
artık, babamın dedesi de artık dede diyeyim. O, arkadaşıyla beraber odun kesmeye
gidiyor, ama o adamın bi özelliği hep geç kalkıyomuş, hep dede kaldırıyomuş; bi de
onun eşşeği bizim dedenin eşşeğinden geride kalıyomuş. Yani yavaş giden bi eşşekmiş.
Bi gün sabah namazı vakti, daha bizim dede uyanmadan tan tan tan tan kapı çalınıyo.
Alla Allah!.. Uyanıyo ki arkadaşı gelmiş; hayırdır, hep ben seni kaldırırdım falan filan.
Ya bugünlük te böyle oldu, ben kalktım işte; hadi gidelim odun kesmeye diyo, falan
filan. Alla Allah, diyor; neyse kalmıştır, diyor. Ondan sonra yola koyuluyorlar, o
gitmeyen eşşek bii gidiyo, arkadaşının eşşeği… Bu sefer dedenin eşşeği geride kalıyor,
eşşeği çatlatacakmış bizim dede, böyle peşinden yetişeceğim diye… Yetişemiyo… En
sonunda bizim dedenin aklına dank ediyo. Bu işte bi iş var, diyo. Gidiyo ordan su arkı
geçen küçük bi derenin içine yatıyo. Ondan sonra öbür önde giden dönüyo, bi bakıyo ki
bizim dede yatmış arkın içine. Gel, diyo; gel… Nereye gidiyon, gel; gel böyle yakına gel
de azcık konuşalım, diyo. O da demiş ki; eğer anlamasaydın benim kim olduğumu, ne
olduğumu seni şu uçurumdan aşşağı eşşeğinle beraber atacaktım. Oraya götürüyodum
seni, atmaya götürüyodum, diyo. Ve o ark sayesinde onun üstünden geçemediği için,
içine giremediği için bizim dede o sayede kurtuluyor mesela. İmanı güçlü bi adammış
yani, demek ki dede cinlerin vs.nin şunun bunun arktan geçemeyeceği mevzusunu o
zaman da biliyor. Bu değişik hâlleri birden Allah kalbine ilham mı veriyor, artık noluyo
yani; onun o değişik hâlleri aklına böyle olabileceğini getiriyo, o da deniyo direk; yani,
sınıyo. Gel böyle konuşalım falan filan; o da gelemeyince böyle olduğu kesinlikle
anlaşılıyor. Öyle bi hadise geçmiş sudan geçememekle alakalı (KK -2).
Üçüncü efsanede ise cinler görüntü olarak yoktur. Tenha bir patika
yolda yürüyen karı koca davul zurna sesleri duyarlar; köy merkezine
oldukça uzak bir yerde olmaları ve mevsimin düğün mevsimi olmaması
davul zurna sesinin cinlere ait olduğunu düşündürür. Kendileriyle beraber
devam eden davul zurna sesi, ancak onlar bir akarsudan karşıya geçince
kesilir.
“Ormanda Cinlerin Düğünü” adlı üçüncü efsane ise şu şekildedir:
Teyzemle eniştem, babamın köyünden annemin köyüne gidecekler, araları
normalde bir dağ yolu var, bi de normal toprak yol var. [Yozgat’ın Sorgun ilçesi
Boğazcumafakılı köyü ile Erkekli köyü arasında] Toprak yoldan gidiyorlar. Gittikçe
683
arkalarından böyle düğün dernek sesi geliyor. Ama yani köyün dışı burası ses gelir mi?
Bi de o mevsimde düğün olur mu? Bunlar arkalarına bakarak gidiyorlar, tabi
eniştemde biraz hacılık da var. Teyzem korkmasın diye bi şey demiyor, bunlar gittikçe
ses de geliyor arkalarından. Bunlar gidiyo, sese geliyor; bunlar gidiyo, ses geliyor. Tabi
bildikleri duaları falan okuyolar, korkuyolar. Ama görünürde hiç bi şey yok. Karanlık;
ışık yok, bi şey yok. Bi de dağların içi olduğu için hani. Sonra eniştem şurdan geçelim
diyor, normal yolu bırakıp dereden geçiyorlar ve ses orda kalıyor. Ondan sonra ses bi
daha gelmiyor arkalarından. Irmak da değil, küçük bi dere, akan su (KK-3).
Üç efsaneyi aktaran kaynak kişi de cinlerin sudan geçemediği bilgisine
vâkıftır; yanı sıra efsanelerde bu olayları yaşayanlar da cinlerin sudan
geçemediklerini bilmekte ve bu refleksle, cinden kurtulmak için, akarsuyun
diğer tarafına geçtiklerinin vurgusunu yapmaktadırlar. Bu anlatılar
doğrultusunda cinlerin sudan korkmaları ve sudan geçememeleri bir başka
özellikleri olarak ortaya çıkmaktadır. Peki, bunun nedeni ne olabilir?
Cinlerin ateşten yaratılmış olması bilinen bir durumdur. “Cinleri de
yalın bir ateşten”, “…ancak bana ibadet etsinler diye (Zârîyat 51/56), yarattım
(Rahman 55/15), (Öngüt, 2013: 42-43). Cinin ateşten yaratılması hususu
Razi’ye göre: “Cann'ın ateşten yaratılması … mezhebimize göre, açıktır ve
zahirdir. Çünkü bir hayatın olabilmesi için bir bünyenin, maddi bir vücudun
olması şart değildir. Çünkü Allah ‘cevher-i ferdde’de, hayat ve ilmi yaratmaya
muktedirdir. Aynı şekilde, sıcak bir cisimde hayat ve aklı yaratmaya
kadirdir.” (Râzi, 2002: (14) 93) şeklinde yorumlanmıştır. Dört temel
elementten biri olan ateşten yaratılmış olmaları nedeniyle su ile
oluşturdukları zıtlık bağlamında değerlendirilebilir.
Kutadgu Bilig’de yer alan
• “Kara gece yaklaşmaz, aydınlık (yaruk) güne,
Yeşil su konuk olmaz, kızıl ateşe (ot)” (KB 2250; Arat, 2008: 443)
• “Düşman bir dağılırsa (saçıt), yeniden dirilmez,
Su ile ateş, yeniden dirilemez”! (KB 2396; Arat, 2008: 462).
• “Ağızdan bazen (bara) ateş, bazen ise su (yani söz) çıkar,
Bunlardan biri yakar, birisi ise yıkar.” (KB 2686; Arat, 2008: 507)
• “Bir ara ateş olur, bir ara gör su olur,
Bir ara gör (kör) güldürür, bir arada ağlatır” (KB 4096; Arat, 2008:
712) (akt.: Ögel, 2014: 435).
dizeleriyle de ortaya konulan ateş ve su zıtlığı ile cinlerin sudan
geçemeyişini açıklamak olanaklı olabilir.
684
Abdülkadir İnan; Başkurt kadınları arasından derlediği “tatran
kıskırü”
5 denilen bir hastalığın sağaltımında “izinli” bir kadın “tatran
kıskırır” (tatran haykırır) ve afsunlama ritüeli sırasında;
“Tat tafran tafran
Tafran tigen hin bolhaii
İdil kesken men bolam
Tat tatran tafran
Tafran tigen hin holhaii
Cayık ötken men bolam
İrtiş kesken men bolam . . .”
Yani “Tatran denilen sen olsan, İdil, Yayık (Ural) ve İrtiş ırmaklarını
geçen de benim.” dediğini ve “izinli olmak” için; galiba büyük ırmaklardan
geçmiş olmak gerektiğini ve eski Türklerin büyük ırmakları geçmiş olan
kimsede sihirli bir gücün bulunduğuna inandığını ifade eder (İnan, 2010:
251; İnan, 1998: 493).
Bahaeddin Ögel “sulardan geçmeye izinli olma” veya “suyu geçmeye
Tanrı’nın izin vermesi” durumunu Dede Korkut Kitabı’nda yer alan “kanlı
kanlı sular geçit versin”6 ifadeleri ile temellendirerek büyük ırmakları
geçenler izinli sayılıyordu (2014: 449) şeklinde ortaya koyar. Suyu geçmeye
Tanrı’nın izin vermesi inancı, halk hikâyelerinde de görülen bir motiftir
“Kerem ile Aslı” hikâyesinde Kerem, Aslı’yı ararken Murat Irmağı ile
karşılaşır; ırmakla söyleşip suyu kolaylıkla geçer (Duymaz, 2001: 263).
Kerem, ayrıca Kızılırmak’a da türkü söyler ve Kızılırmak’ın üstünde hayalet
bir köprü meydana gelir; bu sayede ırmağı kolayca geçer (Duymaz, 2001:
265; Aydoğan, 2006: 76). “Arzu ile Kamber” hikâyesinin bütün
varyantlarında Arzu evlendikten sonra Kamber’le buluşur ve kavuşmaları
için Kamber’in bir sudan geçmesi gereklidir. Kamber, oldukça derin olan bu
sudan Hz. Hızır ve İlyas’ın yardımıyla geçer (Şimşek, 1987: 95). “Arzu ile
Kamber” hikâyesinin bir varyantında ise Kamber, suyu geçmek için Allah’a
yalvarır ve kemikten bir köprü oluşur (Alptekin, 1997: 299’den akt.:
Aydoğan, 2006: 76).
Tonyukuk; Göktürk akınlarının İrtiş ırmağını geçmesi sonucu “Ertiş
ügüzüg keçiksizin keçtiniz.” yani “İrtiş ırmağının geçitsizlerini geçtik, der.

5 Tatran, çocukların kulaklarında oluşan akıntı (otorhee) şeklindeki hastalığa Başkurtların
verdiği isimdir.
6 “Karşu yatan kara karlu tağlardan aşar olsa
Allah Ta’ala senün oğluna aşut virsün
Kanlı kanlı sulardan kiçer olsa kiçüt virsün (Ergin, 2004: 121).
…
Kara tağa ayıtduğunda işit virsün
Kanlu kanlu sulardan kiçüt virsün” (Ergin, 2004: 215).
685
Kaşgarlı Mahmut ise “Kaynayan büyük ırmak (ögsüz), geçitsiz olmaz.” der.
Büyük ırmaklar geçit vermezler, ancak geçit bulup geçmek de Tonyukuk’un
dediği gibi bir başarıdır (Ögel, 2014: 471).
Her varlığın, herkesin sudan geçmeye muktedir olamayacağının
çıkarımı yapılarak cinler de bu varlıklardan biridir, denilebilir. Cinlerin,
suyun zıddı olan ateşten yaratılmış olmalarından dolayı sudan
geçemedikleri yorumlanabilir. Süleyman kıssasında anlatıldığına göre ise
Süleyman peygamberin emrinde çalışan cinler suyun altından inci mercan
çıkarmaktadır.7 Bahaeddin Ögel’in “suyun başı Süleyman” (2014: 458)
ifadesinden yola çıkılarak bu cinlerin peygamber emrinde olmalarından
dolayı izinli sayıldıkları çıkarımı yapılabilir. Ayrıca sokağa kirli su
dökülürken, "Destur ya ahd-i Süleyman!" denir. Cinler Süleyman
Peygambere “Senin adını anan kişiye dokunmayacağız.” diyerek söz
verdikleri için, bu sözlerle o sözleşme hatırlatılmış olur (Boratav, 2003:
113). “Suyun başı Süleyman” ifadesinden çıkabilecek bir başka yorum da
“cin kelimesinin melekleri de kapsayacak şekilde insan türünün karşıtı olan
görünmez varlıklar” (Şahin, 1993: 5), için kullanılan genel bir anlama sahip
olmasından dolayı “cin” kelimesi ile karşılanan tek tip bir varlık olmadığı için
bu varlıklardan bazılarının su ile bir sıkıntı yaşamayacağı şeklinde olabilir.
Pınarlar, Türklerde çoğu zaman kutlu yerler olarak kabul edilmiş;
yeraltından gelen suları dolayısıyla yeryüzü ile yeraltının bir kapısı veya bir
bağlantı yeri gibi görülmüştür. Ancak bu kapı işlevi nedeniyle kaynayan
sular ve pınarlar, aynı zamanda, yer altından gelen kötü ruhlar için de bir
kapı veya çıkış yeri olarak değerlendirilmiştir (Ögel, 2014: 83). Ayrıca, Salih
Memişoğlu bir televizyon programında Hz. Muhammed’in yolda kavga eden
cinler görmesi üzerine; cinlerin Müslüman olanlarını dağların tepelerine,
kâfir olanlarını da derelerin diplerine, derelerin sahillerine indirdim,
bıraktım; şeklinde kuvvetli bir hadis söylediğini ifade eder (URL-3). Dede
Korkut Kitabı’nda da “…Tanrı menem diyü su dibinde çığrışur asileri…”
(Ergin, 2004: 237) ifadeleri yer alır. Pınarların ya da kaynayan suların
yeraltından gelen kötü ruhlar için de bir kapı veya çıkış yolu (Ögel, 2014: 83)
olarak yorumlanmasını destekler ya da paralelinde örnekler olarak
yorumlamak olanaklıdır.
Sonuç
Efsaneler, bilindiği üzere, gerçek veya olması muhtemel inançlarla
sarılmış şahıslar, yerler ve hadiseler hakkında anlatılmaktadır. Yapılan
efsane araştırmaları ve tanımlarında efsane türünün “gerçeklik” ve “inanma”
özelliği vurgulanmakta; anlatılanlara inanılması ve anlatılanların dinleyici

7 “Allah Teala onları da, Hz. Süleyman (a.s)'ın emrine amade kılmıştır. Böylece Hz. Süleyman
(a.s} onlara, suya dalmalarını emrediyordu. Hâlbuki ateş, suyla söner. Ama bu; onlara hiçbir
zarar vermiyordu. Bu da, Cenab-ı Hakk'ın, zıddı zıddından çıkarıp ortaya koymaya kadir
olduğunu gösterir”(Râzi, 2002: (16) 198).
686
üzerinde bıraktığı etki ve bu etkinin yaratılmasında “gerçeklik” ve “inanç”
unsurlarının öne çıktığı görülmektedir.
Efsanelerin temelinde inanç unsuru vardır. Efsaneyi anlatanlar ve onu
dinleyenler efsanenin gerçek üzerine kurulduğuna, efsanedeki olayların
gerçekten olmuş olduğuna inanırlar. Bu bağlamda çalışmada ele alınan üç
efsaneyi aktaranlar da efsane kahramanları da “cinlerin sudan
geçemediklerini” aktarmışlardır.
Bu inanışın temelinde ise çok güçlü kültürel koda sahip olan su
kültünün İslamiyet ile bağdaştırılmasının bir örneğinin olduğunu söylemek
mümkündür. Bir ruhu ve hafızası olduğu düşünülen su, kötü niyetli olduğu
kabul edilen/düşünülen cinlerin geçişine izin vermemektedir. Cinlerin,
suyun zıddı olan ateşten yaratılmış olmaları da bu muktedir olma sürecinin
bir başka engeli olarak yorumlanabilir.
KAYNAKÇA
Yazılı Kaynaklar
AKMAN, Eyüp (2002). “Türk ve Dünya Kültüründeki Su Kültü Üzerine Düşünceler”.
Kastamonu Eğitim Dergisi, 2002, 10 (1), s. 1-10.
ANOHİN, A.V. (2006). Altay Şamanlığına Ait Materyaller. (Çev.: Zekeriya KaradavutJannet Meyermanova), Konya: Kömen Yayınları.
AYDOĞAN, Emine (2006). Anadolu Sahası Türk Halk Hikâyelerinde Mitolojik
Unsurlar. Ankara: Gazi Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Yayımlanmamış
Yüksek Lisans Tezi.
BAYAT, Fuzuli (2016). Türk Mitolojik Sistemi (Kutsal Dişi-Mitolojik Ana, Umay
Paradigmasında İlkel Mitolojik Kategoriler- İyeler ve Demonoloji). 3. Baskı. 2
Cilt. İstanbul: Ötüken Neşriyat.
BORATAV, Pertev Naili (1984). Köroğlu Destanı. İstanbul: Adam Yayıncılık.
BORATAV, Pertev Naili (2003). 100 Soruda Türk Folkloru (İnanışlar, Töre ve Törenler,
Oyunlar). İstanbul: Mas Matbaacılık A.Ş.
ÇALIŞKAN, Şerife Seher 2015. “Türklerde Hıdrellez İnancı: Makedonya Örneği”.
International Journal of Science Culture and Sport (IntJSCS) 3 (2015), s. 380-
392.
ÇETİN, Yıldız (2017). Kazan Tatar Türklerinin Mitolojisi. Adıyaman: Adıyaman
Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Yayımlanmamış Doktora Tezi.
ÇOBANOĞLU, Özkul (2003). Türk Halk Kültüründe Memoratlar ve Halk İnançları.
Ankara: Akçağ Yayınevi.
DUVARCI, Ayşe (2005). “Türklerde Tabiat Üstü Varlıklar ve Bunlarla İlgili Kabuller,
İnanmalar, Uygulamalar”. Bilig, Kış/32, s. 125-144.
DUYMAZ, Ali (2001). Kerem ile Aslı Hikâyesi Üzerinde Mukayeseli Bir Araştırma.
Ankara: Kültür Bakanlığı Yayınları.
EBERHARD, Wolfram. (1996). Çin’in Şimal Komşuları Bir Kaynak Kitabı. (Çev.: Nimet
Uluğtuğ), Ankara: Türk Tarih Kurumu Basımevi.
ELİADE, Mircea (2006). Zalmoksis'ten Cengiz Han’a. (Çev.: Ali Berktay), İstanbul:
Kabalcı Yayınevi.
687
ELİADE, Mircea. (2005)

Dünyanın En Büyük Havas ve Gizli ilimler Sitesi
Kulefb 21:13 28.01.21
Çok ilginç ve faydalı bilgiler
Eline sağl8k

Dünyanın En Büyük Havas ve Gizli ilimler Sitesi
onurkaan 22:19 28.01.21
Kulefb Nickli Üyeden Alıntı:
Çok ilginç ve faydalı bilgiler
Eline sağl8k
evet teşekkür ederim ..

Dünyanın En Büyük Havas ve Gizli ilimler Sitesi
pintuser 01:44 30.01.21
Kaynaklara yer vermeniz ayrıca güzel olmuş. Emeğinize sağlık.

Dünyanın En Büyük Havas ve Gizli ilimler Sitesi
Nazenin 02:00 30.01.21
Boyle kaynaklar da detayli aciklaninca. Ayri bi güzel oluyor.

Dünyanın En Büyük Havas ve Gizli ilimler Sitesi
onurkaan 03:49 01.02.21
pintuser Nickli Üyeden Alıntı:
Kaynaklara yer vermeniz ayrıca güzel olmuş. Emeğinize sağlık.
Teşekkür ederim

---------- Post added 01.02.21 at 03:50 ----------

Nazenin Nickli Üyeden Alıntı:
Boyle kaynaklar da detayli aciklaninca. Ayri bi güzel oluyor.
Teşekkür ederim

Dünyanın En Büyük Havas ve Gizli ilimler Sitesi
Bremer 23:24 07.02.21
38/SÂD-37 Veş şeyâtîne kulle bennâin ve gavvâsın.
Ve şeytanları da hepsini ki, onlar bina yapanlar ve dalgıçlardır

dalgıç olanları da var kur'an da yazdığına göre.. verdiğiniz kaynaktaki bilgi çok doğru değil bence

Dünyanın En Büyük Havas ve Gizli ilimler Sitesi
onurkaan 00:51 08.02.21
Ve-şşeyâtîne kulle bennâ-in ve ġavvâs(in)

Abdullah-Ahmet Akgül Meali
Şeytanlardan; (cinn halkından) her (çeşit yapı, sanat ve) bina ustasını ve dalgıç olanı (denizlerden balık, inci ve mercan çıkaranları da Süleyman’ın emrine bırakmıştık).

Abdulbaki Gölpınarlı Meali
Ve Şeytanlardan bütün mimarları ve dalgıçları da ram etmiştik ona.

Abdullah Parlıyan Meali
Şeytanları, her türlü yapı ustalarını ve dalgıçları

Ahmet Tekin Meali
Şeytanları, her tür bina ustalarını ve dalgıçlarını onun hizmetine verdik.

Ahmet Varol Meali
Bütün bina ustası ve dalgıç şeytanları da (onun emrine verdik).

Ali Bulaç Meali
Şeytanları da; her bina ustasını ve dalgıçı.

Ali Fikri Yavuz Meali
Şeytanları da onun emrine bağlı kıldık. O şeytanlardan kimi bina ustası, kimi de dalgıçtı.

Bahaeddin Sağlam Meali
Şeytanları da usta ve dalgıç olarak ona musahhar kıldık.

Bayraktar Bayraklı Meali
Bütün usta ve dalgıç şeytanları da emrine verdik.

Besim Atalay Meali
Şeytanları da, yapı yapanları da, dalgıçları da buyrumuna vermiştik!

Cemal Külünkoğlu Meali
Her biri bina inşa etsin ve (kıymetli taşlar çıkarmak için) dalgıçlık yapsın diye şeytanları (cinleri) de (emrimiz altında hizmetine verdik).

Diyanet İşleri Meali (Eski)
36,37,38. Bunun üzerine Biz de, istediği yere onun buyruğu ile kolayca giden rüzgarı, bina kuran ve dalgıçlık yapan şeytanları, demir halkalarla bağlı diğerlerini onun buyruğu altına verdik.

Diyanet İşleri Meali (Yeni)
37,38. Bina ustası olan ve dalgıçlık yapan her bir şeytanı, bukağılara bağlı olarak diğerlerini de, onun emrine verdik.

Diyanet Vakfı Meali
36, 37, 38. Bunun üzerine biz de, istediği yere onun emriyle kolayca giden rüzgârı, bina kuran ve dalgıçlık yapan şeytanları, demir halkalarla bağlı diğer yaratıkları onun emrine verdik.

Edip Yüksel Meali
Şeytanları da, yapı ustaları ve dalgıçlar olarak...

Elmalılı Hamdi Yazır Meali
Dalgıç ve yapı ustası şeytanları da.

Elmalılı Meali (Orijinal)
Şeytanları da: bütün benna' ve gavvas

Erhan Aktaş Meali
Ve şeytanları.¹ Her türlü yapı ustasını ve dalgıçları² *

Hasan Basri Çantay Meali
Şeytanları (onlardan) her bina ustasını, her dalgıcı,

Hayrat Neşriyat Meali
37,38. Her binâ yapan ve dalgıçlık eden şeytanları (cinleri) de ve (zarar vermemeleri için) zincirlerle birbirlerine bağlı olan diğerlerini de (ona boyun eğdirdik).(1)*

İlyas Yorulmaz Meali
Bina yapan ve su altında çalışabilen bozguncu güçleri (şeytanları),

İsmail Hakkı İzmirli
37, 38. Dülger, dalgıç şeytanlarını da [⁷], bukağılara bağlı olarak başkalarını da [⁸] ona müsahhar kıldık.*

Kadri Çelik Meali
Bina ustalarını ve dalgıçlık yapan bütün şeytanları da (emrine verdik).

Mahmut Kısa Meali
Ayrıca, inşaat ustalığı ve dalgıçlık yapan cinleri ve şeytanları da onun emrine boyun eğdirdik.

Mehmet Türk Meali
36,37,38. Bunun üzerine Biz, emriyle dilediği yöne tatlı tatlı esen rüzgârı, yapı ustası ve dalgıçlık yapan şeytanları ve diğerlerini, (ihanet etmemeleri için) demir halkalarla bağlı olarak onun emrine verdik.

Muhammed Esed Meali
bütün bozguncu güçleri de [o'nun hizmetine verdik], her tür yapı ustasını ve dalgıcı;

Mustafa Çavdar Meali
Becerikli bina ustalarını ve dalgıçları da onun emrine verdik. 21/81-82

Mustafa İslamoğlu Meali
yine şeytanlar (gibi dik başlı) güçlerden, her biri birer yapı ustası ve dalgıç olan kimseleri de (ona âmâde kıldık);[4078]*

Ömer Nasuhi Bilmen Meali
Şeytanları da, herbir bina yapıcı ve dalgıç olanı da (musahhar kıldık).

Suat Yıldırım Meali
37, 38. Bina yapan, dalgıçlık yapan her şeytanı, bukağılarla bağlı olan başkalarını da onun hizmetine verdik. [21, 82]*

Süleyman Ateş Meali
Ve şeytanları; her bina ustasını ve dalgıcı,

Süleymaniye Vakfı Meali
Bina yapabilen ve denize dalabilen bütün şeytanları.[*]

Şaban Piriş Meali
Her biri yapıcı ve dalgıç olan şeytanları...

Ümit Şimşek Meali
Binalar kuran ve dalgıçlık yapan şeytanları,

Yaşar Nuri Öztürk Meali
Şeytanları da onun emrine verdik. Hepsi bina ustası ve dalgıçtı.

Eski Anadolu Türkçesi
daħı şeyŧān ları her yapıcıyı daħı śuya dalıcıyı.

Bunyadov-Memmedeliyev
(Biz) şeytanlardan olan hər bir bənnanı və qəvvası,


sizinpaylaştığınız ayeti okursanız
şeytanları diyor kardeşim Cin kelimesi geçiyor mu..ayette..

Dünyanın En Büyük Havas ve Gizli ilimler Sitesi
Codex66 01:01 08.02.21
Sudan basbayagida geciyorlar. Dere ve su kenarlari olmayi sevdikleri yerlerin baslarinda geliyor.

Dünyanın En Büyük Havas ve Gizli ilimler Sitesi
onurkaan 01:52 08.02.21
haklısınız kardeşim ben yanlış yazmışım özür diliyorum.anlatılmak istenenleri tam anlatamamışım ..

Dünyanın En Büyük Havas ve Gizli ilimler Sitesi
1 2