Cin & Şeytan & Melek & Ruh

Cinlerin çalıştırılması konusu... - Havas Okulu
Mobil Görünümdesiniz Klasik Görünüm için TIKLAYINIZ Kayıt ol
Havas Okulu
Cin & Şeytan & Melek & Ruh>Cinlerin çalıştırılması konusu...
Tuana 22:40 06.02.17
“...Burada bizim maksadımız, cinlerin insanlarla beraber çeşitli hallerde bulunduğunu beyan etmektir. İnsanlardan her kim, cinlere, ancak Allah’ın ve Resûlünün emrettiği, Allah’a ibadet etmek, Resûlüne uymak gibi şeyleri emrederse; insanlara da bununla emreder. Böyleleri Allah dostlarının yüksek olanlarındandır. Onlar bu halleriyle Resûl-û Ekrem’in halife ve nâiplerindendir. Cinleri, mübah olan işlerde kullanan bir kimsenin durumu, insanları mübah işlerde çalıştıran bir kimsenin durumu gibidir. Bir kimse onlara, üzerlerine gerekli olanı emreder, haram olanı da men eder. Ve kendisi için mübah olan işlerde onları çalıştırır. Böylece o, bu gibi işleri yaptıran hükümdarlara benzemektedir. Bu kimsenin Allah dostlarından olduğu kabul ve takdir edilirse, nihayet Allah dostlarının hey’et-i umumiyesi içinde mütalâa edilir. Yani Allah’ın has dostları arasında değildir. Allah’ın kulu ve Resûlü sıfatlarına sahip olan peygambere nisbetle, hükümdar olan bir peygamberin durumu gibi. İbrahim, İsa, Musa ve Muhammed’e (s.a.s) nisbetle Süleyman ve Yusuf Peygamberin durumu gibidir. Allah’ın salât ve selâmı hepsinin üzerine olsun.



Cinler üzerinde tasarrufta bulunan bir kimse eğer onları, Allah ve Resûlünün yasak kıldığı şirk koşmak, masum bir kimseyi öldürmek, sevmediği kimseleri hastalandırmak, unutkanlığa müptela kılmak veya ¤¤¤¤¤¤ bir kadın temin etmek gibi işlerde kullanırsa, şüphesiz zulüm ve düşmanlık hususunda onların yardımına müracaat etmiş bir zalim olur. Eğer küfür üzerine de onlardan yardım isterse, bu takdirde kâfir olur. Haram ve yasak kılınmış herhangi biri için onların yardımını istemiş olsa, muhakkak asi ve günahkar olur. Eğer din konusundaki cehalet ve gafletinden dolayı cinlerden, kendisini hacca götürmeleri veya bid’at bir semai yaparken havaya kaldırmaları hakkında veya Allah’ın ve Resûlünün emrettiği hacc farizasının ifası sadedinde olmadığı halde kendisini Arafat’a veya bir şehirden başka bir şehire götürmeleri için yardım isterse, doğruluktan ayrılmış ve cinlere aldanmış olur. Bu gibi işlerde cinlerden yardım isteyen bu adamların pek çoğu, onların cin olduğunu da bilmezler. Sadece Allah dostlarının âdet-dışı bir takım kerametlere sahip olduklarını işitmişlerdir, o kadar. İmani hakikatların neler olduğunu bilmezler. Rahmani kerametler ile, şeytani oyunları birbirinden ayırt edebilecek kadar Kur’an esaslarına sahip değillerdir. Bunun için şeytanlar onları inançlarına göre aldatırlar. Mesela:



Eğer o kimse, yıldızlara veya putlara tapınan bir kimse ise, şeytanlar onu bu tapınmadan bir fayda göreceği zan ve vehmine düşürürler. Artık onun gayesi, bu tapındığı putlar hangi hükümdarın, hangi nebinin veya hangi şeyhin sureti üzerine yapılmış ise onların şefaat ve tavassutuna kavuşmak olur. Böylece tapındığı putun temsil ettiği kimseye ibadet ettiğini sanır. Halbuki onun ibadeti hakikatte şeytana yapılmıştır. Şanı yüce Allah, böylelerinin halini Kitab-ı Keriminde şöyle beyan buyurmaktadır: “Hatırla o günü ki (Allah) onların hepsini mahşerde toplayacak. Sonra meleklere: “bunlar mı size tapıyorlardı?” diyecek. (melekler de): “Seni tenzih ederiz. Bizim yarimiz onlar değil sensin! Belki onlar cinlere (şeytanlara) taparlardı. Ve çoğu onlara inanmışlardı!” diyecekler.” İşte bundan dolayı aya, güneşe, yıldızlara secde edenler, bunlara secde edip tapınmak istediklerinde şeytanlar hemen onlara yaklaşırlar. Ta ki bu secdeler kendileri için yapılmış olsun. Bunun için şeytanlar putperestlere, medet umup yalvardığı kimselerin suretinde görünürler. Şayet o kimse bir Nasrani (Hıristiyan) olup mesela Cercis’e veya bir başkasına medet umup yalvarıyorsa, bu sefer şeytan Cercis suretinde veya yalvardığı kim ise, onun şeklinde ona gelir. Eğer müslümanlığa intisap etmiş bir kimse ise ve müslümanların büyüklerinden sandığı ve hakkında hüsnü zan beslediği bir “şeyh”den medet umup yardım istese, şeytan bu sefer de bu şeyh suretinde gelir. Eğer Hind putperestlerinden biri ise, bu kimsenin büyüklediği kimse suretinde gelir. Sonra kendisinden medet umulan şeyh, eğer şeriat-ı İslâmiyye’de bilgi ve tecrübe sahibi ise, şeytanlar o şeyhe, kendisinden medet umanlara onun suretinde göründüklerini bildirmezler. Eğer şeyh bu bilgi ve tecrübeden yoksun, nasipsiz bir kimse ise, şeytan ona, kendisinden medet umanların söz ve yalvarışlarını nakleder. Şeyhin adamları da, söylediklerini ve seslerini çok uzak yerden şeyhlerinin duyduğuna inanırlar. Halbuki bu, şeytanın aracılığı ile olmuştur. Bu kabil hadiselerin içinde bulunan şeyhlerin bir kısmı, bunu bir manevi keşif ve söyleşme şeklinde haber verip der ki:

Cinler bana su ve cam gibi berrak bir şey gösteriyor ve bana duyurulması istenen şeyi orada işaret ediyorlar. Bende insanlara bu işaretlerden alıp haber veriyorum. Adamlarımdan benden medet ve yardım isteyen oldu mu, onun söylediklerini bana, benim cevabımı da ona ulaştırıyorlar. İşte kendisine bu kabil harikalar hasıl olan bir çok şeyhler, bunun mahiyetini bilmeyen biri tarafından tekzip edilip, “siz bu harikaları çakmak taşına, narenciye kabuğuna ve hayvani yağlara ateş gizlendiği birçok tabii hileler gibi hile yoluyla yapıyorsunuz.!” dediği zaman, onlar hayretlerini ifade ederek derler ki: “Vallahi biz bu saydığınız hilelerden hiçbir şey bilmeyiz.” Ve bu hususlardan haberdar olanın biri onlara: “Evet, siz bu olaylarda doğrusunuz, fakat bu gibi haller şeytanidir!” diye hatırlatacak olursa, kendisine ancak tevbe nasip olmuş olanı bunu ikrar ederde Allah onun tevbesini kabul buyurur. Çünkü artık ona hak zahir olmuş ve bütün bunların şeytani olduğu tebeyyün (açıklanmıştır) etmiştir. Zira bu gibi hallerin şeriate aykırı, mezmum (çirkin) bid’atlar (dine ilaveler) ve Allah’a karşı işlenen isyanlarla hasıl olduğunu, Allah ve Resûlünün sevdiği şer-i ibadetlerle vuku bulmadığını apaçık görür de artık bunların evliyâyı (!) sapıttırmak için şeytani harikalar olduğunu, Rahman tarafından evliyâya verilen keramet olmadığını iyice anlar. Allah doğruyu daha iyi bilir; dönüş ancak O’nadır. Şefaatine nail olmamıza vesile sayılan salat ve selam Cenâb-ı Resûle ve O’nun Âl ve ashabına, ensar ve muhacirlere ve bütün taraftarlarına olsun!... Âmin!... (İslam Hidayeti ve Kulluk. Şeyhülislam İbn-i Teymiye S.187-191)

Dünyanın En Büyük Havas ve Gizli ilimler Sitesi
SiLence 14:22 22.03.17
Cevapla Up