Derin Konular

Şaşırtıcı Mayalar - Havas Okulu
Mobil Görünümdesiniz Klasik Görünüm için TIKLAYINIZ Kayıt ol
Havas Okulu
Etiketlenen Kullanıcılar

Derin Konular>Şaşırtıcı Mayalar
Celil 21:17 21.01.20
Atlantisliler'in göç etmiş olduk.lan ülkeler içinde hiç biri onlann etkisini Meksika'daki Yucatan kadar açığa çıkaramaz. Burada, Atlantis kültürünün, daha eski ve ilkel bir kabile kültürü üzerindeki derin izlerinin en kayda değer örneği sergilenmektedir.
Ne mutlu ki, Mayalar hakkında bilimsel bakış açısından olduğu
kadar Cayce'in "okumaları" vasıtasıyla da çok şey bilinmektedir.
Güney Meksika'daki bu yanmada, modern arkeologları uzun bir süre şaşkınlığa düşürmüştür. Maya muamması, bu uygarlıktan geriye kalanların 16. yüzyılın başlarında Cortez tarafından ele geçirilişinden beri insanların imajinasyonlanna ilham kaynağı teşkil etmiştir. Mayalar yüz sene içerisinde tamamen ortadan
kaybolmuşlardı ve bu olay onların kökenleri kadar esrarengizdi.
Kimdi bu insanlar? Nereden geliyorlardı? İlkel bir durumdan hayli gelişmiş bir uygarlık düzeyine aniden nasıl geçebilmişlerdi? Yeni ve daha az tercih edilebilecek türden topraklara yerleşmek amacıyla niçin sürekli olarak yer değiştiriyorlardı? Sonradan ne oldular? Tarihçilerin merakını uyandıran sorular bunlardır. Biz önce bilimsel keşifleri inceleyeceğiz, ardından da, bilinenler ve bilinmeyenler hakkında daha fazlasını öğrenebilmek
amacıyla Cayce'in "okumalan"na döneceğiz.
Kaşifler Maya uygarlığına ait sayısız kalıntılar buldular, çünki ardında zengin bir arkeolojik kaynak bıraknuştı; ancak bunlann
hemen hepsi de henüz ne çözülebilmiş, ne de gerçek değerleri takdir edilebilmiştir. Ayrıca, Mayalar'ın kökenleri ve faaliyetleri
hakkında hemen hemen hiçbir şey bilinmemektedir.
Maya kültürünün eserleri sayısızdır; "kitaplarından" bazıları, görkemli piramitleri, içinde taştan yontulma sunaklar ve tahtlar
bulunan büyük taş bloklardan yapılma tapınakları, küre biçiminde, 65 tona varan ağırlıklarda dev, yekpare taştan anıtları ve hatta
beyzbola benzer oyunları için kullandıkları sahaları zaten keşfedilmiş durumdadırlar.
Mayalar'ın içinde yaşadıkları çağa göre çok ileri bir seviyede
bulundukları şüphe götürmez; öylesine ki, bu uygarlık konusunda bir otorite durumunda olan S.G. Morley onlara "Yeni Dünya'
nın Yunanlıları" adını vermiştir. Aslında "onlar eski Amerikan ruhunun en parlak dışa vurumunu temsil etmekteydiler". Heykelcilik ve mimarlık yetenekleri, hiyeroglif yazı, matematik, astronomi
ve idarecilik bakımından yüksek seviyede gelişmiş sistemlerine
eşit bir düzeydeydi.
Aritmetikte sıfın ilk kullananlar onlardı. Matematikte ustalaşmışlardı ve Amerika'nın keşfedildiği çağda kullanılmakta olan
ve Eski Dünya'ya ait sistemden çok daha kesin bir kronoloji metodu tahayyül etmişlerdi. Bu metot öylesine karmaşık ve incedir ki
bilim adamlarının, bu formülün asırlar boyunca gelişmiş ve azar
azar mükemmel duruma gelmiş olabileceğine inanmaları hayli
zordur. M .Ö. 3. yüzyıla doğru, tamamıyla üstün bir beyinden
çıkmışa benzemektedir. Maalesef arkeologlar bunun bilinen tarihi
bir vaka ile bağlantısını kurmakta yetersiz kalmış olduklarından
bu devrin tarihini belirlemek mümkün olmamaktadır. Ayrıca,
bunların yazısı 600'den fazla ideogram (* ) ihtiva etmektedir ve
bunların yarısı bile çözülememiştir. Ne yazık ki İspanyollar da "kitapların" pek çoğunu tahrip etmişlerdir.
Mayalar çiftçi bir millet olduklarından mevsimlerin onlar
için önemi büyüktü. Astronomları gezegenlerin çeşitli hareketlerini ve safhalarını kaydediyorlardı; ama bu konuda bile yapmış oldukları çalışmaların anlamlan bizler tarafından kavranılamamaktadır. İlk Mayalar'ın yaklaşık 12 000 sene önce Asya'dan gelmiş olabilecekleri düşünülmektedir. "Modem" Mayalar'ın tersine, onlar
eski tarihleri hakkında pek az bir belge ve çok parçalara ayrılmış
bir gelenek bırakmışlardır. Onlardan geriye ne en ufak bir mimari
iz, ne de bir anıt kalıntısı kalmamıştır. Onlar hakkında çok az şey
bilinmektedir ve onlara sadece Ön-Mayalar denilip geçilmiştir.
Görünüşe bakılırsa bu, sade, sakin, dine bağlı ve Bacablar (•)
adı verilen bazı küçük tannlan olmasına rağmen Tek Tann'ya tapmakta olan bir milletti. Onlar için en yüce varlık, alemin yaratıcısı
olan ve Hunab Ku adında bir Tann idi; Hunab Ku, Bir Tanrı anlamına gelmektedir. Efsaneye göre Yucatan'a iki yönden gelmişlerdi: Deniz yoluyla Meksika Körfezi'ne ve kara yoluyla da
Zamma adındaki, Musa'yı andıran bir kahramanın önderliğinde
güneyden ve batıdan gelmişlerdi. Tradisyonlanndan birine göre,
onlardan önce burada, daha sonra tufan yüzünden ortadan
kalkmış olan pek çok uygarlıklar yaşamıştı. İşte onlar hakkında bilinenlerin hemen hepsi bundan ibarettir.
Bununla beraber, arkeologlar eskisinin ardından gelen en yeni uygarlığı keşfettiler. Bu esrarengiz hadisenin M.Ö. 1000 yılına
doğru meydana gelmiş olduğuna inanılmaktadır. Çok ani ve esaslı
bir şey cereyan etmiş olmalıdır. Nerede ve ne zaman olduğu hakkında hiçbir şey bilinmemektedir, ancak Morley, "Eski Mayalar"
isimli kitabında şöyle bir soru sormaktadır: "Acaba bu, kültür
nabzının dış bir etki ile hızlanışı mıdır?"
"Tanrılar, Mezarlar ve Bilim Adamları" adlı eserinde, C.W.
Ceram, tarihi bakımdan doğruluğu ispat edilmiş bir efsanenin temellerine gayet sık bir şekilde rastladığını ve her ne kadar ilk
bakışta inanılmaz gibi görünseler dahi efsaneleri bir kenara itmek
ve bunlan şiirsel kurgular olarak ele almak gibi bir hataya düşmememiz gerektiğini açıklar. Atlantis teorisinin en ateşli taraftan,
A.B.D.'nin yirmi dört sene boyunca Yucatan konsolosluğu görevini yapmış olan Edward H. Thompson olmuştur. Tam bir arkeoloji
tutkunu idi, özellikle de Maya kültürü ile ilgileniyordu ve bürosunda pek kalmıyordu. 1935 yılında, Mayalar'ın batık kıta Atlantis asıllı olduklanna daima inanmış biri olarak bu hayata gözlerini
yumdu. Çevrelerinde oluşan bazı alaya tebessümlere ve muhafazakarca baş sallamalara rağmen diğer bazı kişiler de aynı tezin savunucuları oldular.
Maya uygarlığının başlangıçta zannedilmiş olandan Çok daha eski olduğu kanıtlanmış gibidir. Mısır sanab ile olan benzerlikler son derece çarpıadır ve Mexico (Meksiko) yakınındaki bir piramidin üzerinden alınnuş olan bir lav örneği vasıtasıyla bunun, nereden gelmiş olduğunu bilemeyen jeologlar tarafından 8000 yıldan daha eski olduğu sonucuna vanlmıştır. Şayet bu doğru ise
Meksika kültürü Babil, Yunan ve Mısır uygarlıklanndan bin yıl
öncesine uzanmaktadır. İşte bu da, jeologlan yanlışlığa düşmekle
suçlayan ve ileri sürdükleri tezi reddeden arkeologların canın(
hayli sıkmış ve onlan kızdırmıştır. Eski kalıntılann halen Meksiko
kentinin altında olduğu bilinmektedir ancak bunlara ulaşmak
artık imkansızdır.
Mayalar'ın evrimlerinde "bir şey" meydana gelmiş olduğu
tartışılmaz bir gerçektir ve bu muammayı daha da karanlığa itercesine, son Mayalar'ın bilemediğimiz bir nedenden ötürü' ülkelerini
terk ederek başka yerlere pek çok göçler düzenlemiş olduklannın
sayısız kanıtlan bulunmuştur. Hasatlannı, tapınaklannı ve şehirlerini öylece terk ederek kitleler halinde gitmişlerdi.
Bu olayı açıklamak üzere birçok varsayım ileri sürüldü: İç savaş, yabancı istilası, toprağın bozulması, batıl inanç, veba ya da
benzer bir felaket, zelzele, iklimde değişiklikler vs. gibi... Tüm insanlar, karmakanşık ormanının (cangıl) tam bir sorun olduğu, toprağın verimsiz olduğu ve başlıca hububatlan olan nusınn yetişmesine hiç uygun olmayan ve suyun da hayli az bulunduğu Yucatan
Yarımadası'nın uç bölgesine yerleşmek üzere güneydeki kentleri
terk etmişlerdi. Bununla beraber bu kitle hareketleriyle birlikte
Maya halkının modern tarihi de başlamış oluyordu.
Eskisi üzerine kurulmuş olan yeni imparatorluk tamamen
farklıydı ve ayırım noktası o kadar belirgindi ki Mayalar'ın
Yucatan'da daha eski bir millete rastlanuş olduklan şüphesizdir.
Aynca, M.S. 10. yüzyıldan itibaren güneye doğru meydana gelmiş bazı sızmalar Maya uygarlığını daha da karışık duruma getirmiştir. Bu hareketin Mayalar'a sayısız tanrı, puta taparlık ve insan
kurban etmeyi getirdiği düşünülmektedir.
Bir Maya tradisyonuna göre, ilk öncüler Yucatan'a doğudan
geldiler ve sayıları çok azdı. Buna "Küçük İniş" adı verildi. Daha
sonralan Mayalar büyük kalabalıklar halinde adeta aktılar ve bu-
. na da Noheniel ya da "Büyük İniş" adı verilmiştir. Efsane anlamlıdır ve insan topluluklannın yer değiştirmiş oldukları, ülkenin
doğusunda, batısına kıyasla daha eskiye ait tarihlerin keşfedilmesiyle de destek görmüş olmaktadır ..
Maya şehirleri içinde en eski keşfedilmiş olanlarından biri ve
şüphesiz en görülmeye değer olanı Honduras'ın kuzeyinde, Copan'da bulunan şehirdir. New Yorklu genç bir avukat olan John
Llyod Stephens ve İngiliz ressamı Frederick Catherwood ka tır
sırtında cangıla daldılar ve anıtlar ve heykellerle dopdolu görkemli bir şehir buldular. 1839 yılında bölgeyi elli dolara satın aldılar ve
keşiflerini kaplamakta olan bitki örtüsünü büyük bir sabır ve tutkuyla açmaya koyuldular. Birkaç hafta içerisinde, yontulmuş figürlerle ve hiyeroglif yazılarla kaplı on bir adet taş anıtı, taştan
yontulmuş jaguar başlarını, sunakları, terasları, sarayları ve piramitleri gün ışığına çıkarmayı başardılar. Binalar birbirlerine büyük ve güzel görünümlü merdivenlerle bağlanmış durumdaydı
ve bunlardan bir tanesi 500 adet ideogram ile süslenmişti. Stephens günün birinde bu şehrin tüm geçmişini anlatabileceklerini
ümit ediyordu. Maalesef bu işin büyük bölümü açığa kavuşamamış bir durumdadır.
Her iki kaşif de araştırmalarına devam ettiler ve Meksika'run
güneyinde toplam olarak 44 Maya şehri keşfettiler, ki bunlar arasında Palenque, Uxual, Chichen Itza gibi ünlüleri de bulunuyordu.
Ardından Stephens şöyle yazacaktı:
''Ne anıtların, ne de heykel kalınblannın üzerinde, insan kurban edildiğine ilişkin ve hatta herhangi başka bir canlının kurban
edilişine ilişkin hiçbir kanıta rastlamış değiliz; ancak her 'put'un
önüne yerleştirilmiş olan yontulmuş büyük taşların kurban sunağı işi görmüş olduğundan hiç şüphemiz yoktur. En yaygın heykel biçimi bir ölü başıdır ve bu bazen başlıca unsur rolü oynamaktadır;
eskiden buraya bir aksesuar olarak yerleştirilmiştir ... "
S.G. Morley 1938 yılında Yucatan'daki Uaxactun'da diğer bir
tepenin albnda kalmış, klasik-öncesi döneme ait bir piramit keşfetti. Bu harika taş yapı beyaz alçı ile kaplannuşh, dört yüzünün her
birinde bir merdiveni bulunuyordu ve bunlar arasında mermer kireci sıvasından yapılma jaguar masktan diziliydi. Bunlar, bazılanna göre Mayalar'dan da daha eski, Polinezya tipi bir halk olan Olmekler'in stilinin işaretini taşımaktaydı.
En şaşırtıcı ve en izah edilemez keşif hiç şüphesiz alçı taşından yapılma, beş ton ağırlığında dev bir tamburdur. Güftümüzde
ikiye kınlmış durumdadır; uzunluğu 5 metre, çapı da 60 santimdir
ve dev bir kompresör silindirini andırmaktadır. Ne için kullanılmış olduğu bilinmemektedir, ancak Mayalar'ın taşlar, çimento
ve mermer kireci sıvası kullanarak kaldınmlı yollar yapmış olduktan kanıtlanmıştır. O devirde ülke baştan aşağı bir yol ağı ile
örülmüşe benzemektedir. Mayalar'ın tekerlekli arabalara ve muhtemelen yük hayvanlarına sahip oldukları bilinmektedir.
Bazılanna göre bu yollar dini merasim alaylannın geçişi için
kullanılıyordu. Thomas Gann, "Coba'dan yola çıkan, harikulade
giysiler giymiş rahipler ve asillerden oluşan uzun alayı, renk renk
kıyafetlerini, güneşte parıldayan rengarenk tüylerle donannuş
saçlannı, bunların önünde giden şarkıcıları, flüt ve tambur çalan
çalgıcıları, bunların ardından yürüyen, buhurdanlık taşıyan ve .
dört bir yana kopal tütsüsünün kokulu dumanını dağıtan beyazlar
giymiş rahipleri zihnimizde canlandırabiliriz." diye yazar. Üç günlük bir yürüyüşten sonra hacılar kendi Mekkeleri'ne, yani Chichen
ltza'nın "castillo"suna ulaşıyorlardı, burada büyük Tüylü Yılan'ın
rahipleri tarafından karşılanıyorlar ve törenlerle adaklanru sunuyorlardı.
Mayalar tarihten çok astroloji ve astronomiye meraklıydılar
ki bu da bizler için bir şanssızlık olarak değerlendirilebilir. Tarihle
meşgul olduklanna dair en ufak bir iz yoktur. Ancak bir Maya eseri
olan kitapları "Chilan Balam'ın Kitabı" onların kültürlerini anlatmakta ve büyük bir afetin ayrınhlı tanımını yapmaktadır. Meksika'da, ilk uygarlıklan yok eden yanardağ patlamalannı, yer sarsıntılannı ve deniz kabarmalannı anlatan diğer yazıtlar da bulunmuştur ve bunlar kitapta yazılı olan felaketi kanıtlamaktadır.
Mayalar'ın dinleri, tanm üzerinde de büyük bir etkiye sahip
olan takvimlerine sıkı sıkıya bağlı bir durumdaydı. Takvim Mısırlılar'ınki ile aynı düzeyde ve Avrupalılar'ınkinden çok üstündü.
Dinin pragmatik (fiili) bir yapısı vardı. Nüfus bir tarafta rahipler,
asiller ve ordu, diğer tarafta halk kitlesi olarak aynlmışh. Bunlann
ikisi arasında esnaf sınıfı vardı. Pek çoğu şahsında toprağı ifade
eden sayısız tannya hizmet amacıyla, çok sayıda rahip gerekiyordu. Bunlar arasında yalnızca dört tanesi büyük bir önem taşıyordu. Birincisi, diğec üçü ve dolayısıyla diğer küçük tanrılar kitfesine
de hükmetmekte olan baş Tann idi. Bu, bir tür mesih olan Yılan
Tann Kukulkan idi. "Modem" Mayalar'ın dininde, haç da dahil olmak üzere, Hristiyanlığa ait pek çok unsura rastlamak mümkündür.
Büyük rahipler ancak, çok öz.el ve büyük bayramlarda ortaya
çıkıyorlar, zamanlannın geri kalanını genç rahipleri yetiştirmekle
geçiriyorlardı. En yüksek derece olarak ilk önce Chilanlar, ardından Naconlar adı verilen özel rahipler ve en aşağı düzeyde de
Chaclar adı verilen laik rahipler bulunuyordu. Bunların fonksiyonları sınıflarına göre değişiyordu ve köy halkı tarafından demokratik biçimde bir yıllığına seçiliyorlar, süreleri dolunca da yerlerini bir diğerine bırakıyorlardı.
Rahiplere ek olarak genç kızlardan oluşan gruplar tapınaklann ve kutsal ateşlerin bakımı ile uğraşıyorlardı. Bu kızlar genellikle en asil ailelere mensuptular ve gönüllü olarak çalışıyorlardı.
Bazı işaretlere göre Mayalar insan da kurban ediyorlardı;
ama tannlanna genel olarak bilhassa hayvanlar ve meyveler sunmaktaydılar. Bu adaklar daima tanm ile bağlantılı idi; bunları
yağmur ya da iyi hava istemek, ya da iyi bir hasattan sonra
teşekkür etmek gayesiyle sunuyorlardı. Harabeler arasında sunaklara ve kurban taşlanna gayet bolca rastlanmaktadır, ancak bunların üstündeki hiyeroglifler hala çözülememiştir.
Maya uygarlığının en zirve noktasına 200 yılma doğru ulaşmış olduğu, sonra açıklanamaz bir şekilde 600 yılına doğru bir
düşüşe geçtiği ve 1600 yılına doğru İspanyol istilası sırasında tamamıyla parçalanmış bir durumda olduğu söylenebilir.
Cayce Dosyalarından Aktarmalar

Mayalar'ın gerçek tarihleri belki de ilk tufanlar esnasında Lemurya ve Atlantis'te başlıyordu. O devirde Atlantis'in sonuçta "kibirli, kötü ve zinaya düşkün" bir milletin ortadan kalkışına yol açacak olan manevi çöküşü zaten başlamışh. Materyalizm, ruhsal bilgilerin ve kudretin kötüye kullanılışı Atlantisliler'i mahvedecekti.
Bazıları yaklaşmakta olan felaketin şuuruna varmışlar ve insanlığın elindeki tüm bilimleri ve bilgeliği biraraya getirerek bunu
önlemeye gayret ediyorlardı. M.Ö. 10700 yılında büyük bir konsey
toplandıysa da bir sonuç alınamadı.
Büyük buzul çağlarından sonuncusuna yol açan kutupların
yer değiştirme hareketi beraberinde meydana gelen ilk kıyamet,
zaten olup bitmişti. Kuzey ve Güney Amerika kıyıları açıklarında,
Pasifik Okyanusu'nda yer alan Lemurya ya da Mu, zaten batmaya
başlamıştı. Atlantis Kıtası da birçok büyük adaya ayrılmış ve güney bölümü tamamen batmış durumdaydı.
Lemurya'da, Yucatan'a yapılan göçler ilk tufan sırasında
başlamışh. Ancak milletlerin Atlantis'in Poseydia, Araz ve Og gibi
en sona kal�n adalarını da terk etmeleri ve büyük göçün gerçekleşmesi, Tevrat'ta anlatılan ve M.Ö. 28200'de gerçekleşen ikinci tufandan ve 10600'de meydana gelen üçüncü ve son tufandan önce olmuş değildir. O zaman adı Yuc olan Yucatan'ın bu kısımlarına yapılan göçler binlerce yıl devam etti. Son göçmenler uçan araçlarla
geldiler.
Yucatan Yarımadası günümüzde olduğundan çok farklıydı.
Düz ve tropikal değildi ve çok daha büyüktü, daha ılıman bir iklimi, daha değişkenlik gösteren bir topografyası vardı. Günümüzdeki şeklini üçüncü ve son tufan esnasında aldı ve bu sırada alanlarından büyük bir bölümünü yitirdi, buralarda yaşayanlar da daha içerilere doğru sığınmak zorunda kaldılar.
Böylece, uzun dönemler boyunca doğudan, Atlantis' ten gelen kızıl ırk ile ve bahdan, Lemurya'dan ve güneyde Peru'dan gelen esmer ırka mensup ilk boylar arasında bir kaynaşma sürdü gitti ve bu da sayısız kültürlerin ve inançların bir potada erimesini
sağladı. İşleri daha da karıştırırcasına A.B.D.'nin güneybatısının
ilk sakinlerinden bazıları, Mısır'ın Kayıp Kabileleri'ne mensup İsrailoğullan, beraberlerinde diğer şeylerle birlikte madeni ve kili de
getirerek Yucatan'a indiler. Böylece, kazılar ilerledikçe sayısız uygarlık bulunmuştur ve daha da bulunacakhr. Mayalar da ortaklaşa
bir yaşam sürdürüyorlardı, yani "bir kişi herkes, herkes de bir kişi
için" idi.
Yucatan'a yapılan göçün başlangıcında Atlantisliler beraberlerinde büyük uygarlıklarını da getirdiler, ancak tüm teknolojilerini getirmediler. Pek tabii ki bunun hepsini birden bir seferde aktarmaları mümkün değildi, ama bilgilerini ve kültürlerini ve özellikle
de Bir Yasası'nın dogmalarını korumaya büyük özen gösteriyorlardı.
Kendi şehirlerini inşa ettiklerinde etkileri de kendini hissettirmeye başladı. Tapınakların ve sarayların görkemi, etraflıca düşünen yönetim biçimleri, tanm, matematik, dekoratif sanatlar, kuyumculuk ve tekstil konusundaki bilgileri ile kendilerini gösteriyorlardı.
"Varlık Yucatan topraklarına gelmeden önce, Atlantis'ten
kaçan tüm bu milletler buraya yerleştikleri zamanda, giyim kuşama ve kıymetli mücevherlere ilişkin tüm bu şeylerin, varlığın
özellikle ilgisini çekmekte olduğunu görüyoruz; dekoratif sanatlar ve bunun tekstile uygulanması onun faaliyetlerinin bir bölümünü oluşturuyordu. Çünki varlık o zamanlar, otoriteye sahip ol
maksızın, aynı aileye mensuptu ve adı Tep-k-eux idi. Bu enkamasyonu boyunca varlık iyiye doğru gelişti ve bu kişiler içinde pek
çokları arasında ruhsal yasaların uygulanışı hususundaki görüş
aynlıkları yüzünden anlaşmazlıklar olduysa da o, bu özel dönem boyunca diğerlerine göre daha başanlı şekilde güçlüklerin üstesinden gelmeyi başardı." (1664-2)
Daha sonralan ölüleri yakma adetini kabul ettiler. Ve bu
amaçla yapılmış bir tapınağın içinde ölülerin külleriyle dolu kavanozlar günün birinde keşfedilebilecektir.
Bu Atlantisliler'in içinde pek çokları rahip ve rahibe idiler,
çünki özellikle dini incelemelere ve sayısız dini merasimlere büyük ilgi duyuyorlardı. Işık (Güneş) Tapınağı, -ki henüz keşfedilememiştir- çevresinde tüm faaliyetlerinin dönmekte olduğu hayat
merkezlerini temsil ediyordu.
Atlantisliler tarafından inşa edilmiş olan ilk tapınaklar son
tufan esnasında terk edilmiştir ve bunlardan geriye kalanlar keşfedilmiş durumdadır.
·
Piramitler de gün ışığına çıkarılmışhr, ancak her ne kadar bu
değişik kültürler arasındaki gerçek bağları ve birleşik faaliyetleri
yeniden ortaya çıkarmak için teşebbüs edilmişse de piramitler tamamen açılmamışlardır. Bunlar, günümüzde derece derece öğrenmekte olduğumuz, gazlann bu kaldırıcılık kudretinden istifade ederek inşa edilmişlerdir.
Kalıntılar içinde Mısır, Lemurya ve Peru etkilerine de rastlanabilir. İkinci ve üçüncü uygarlıkların kalınhlan belki de hiçbir zaman bulunamayacaktır, çünki bunun için günümüz Meksika uygarlığının ve bilhassa Mexico kentinin büyük bölümünün arkeolojik kazılıır için tahrip edilmesi, ortadan kaldırılması gerekmektedir.
Dev boyutlarda yuvarlak taştan anıtlar ya da abideler, Atlantisliler'in ilk yerleşme dönemlerine aittir ve dini işlerde belirleyici
bir rol oynuyorlardı. Bunlar Tek Tanrı'nın ruhunun sembolü idiler. Sunaklar, kişilerin (hilkat garibeleri mi?) bedenlerini nefretten,
gaddarlıktan ve bencillikten anndırmaya yanyorlardı; yoksa bunlann üstünde insan kurban edildiği filan yoktu. Bu uygulama çok
daha sonraları İsrailliler'in etkileri neticesinde gelmiştir. Piramitler ve sunaklar Og ve Mu -Peru ve Lemurya- milletlerinin eserleridir, ki bunlar hakkında yazıtlarda, sunaklan ve aile tanrılan olan
yüksek ülkeler olarak bahsedilir. Perulular beraberlerinde tahrip edici etkileri de getirdiler;
sonuçta bölünmeye yol açan dini tartışmalar patlak verdi ve çok
sayıda Mayalar A.B.D.'nin kuzeyine ve güneybatısına doğru göç
etti.
"Varlık, diğer ülkelere göç edenler arasında bulunuyordu;
Belial Oğullan'nın faaliyetlerini de, Bir Yasası Çocukları tarafından alınan tedbirleri ve yapılan uyarılan da gayet iyi bilmekteydi.
Dolayısıyla varlığı yeni bir ülkedeki ilk yerleşim dönemlerinde,
yeni binalara girenler içinde, Og ve On Ülkeleri'nden gelen etkiler
yüzünden yıkıcı bir hale dönüşen yeni faaliyetlere iştirak edenler
arasında görmekteyiz ve burada, varlığın enkarnasyonu boyunca
günümüzde A.B.D.'nin güneybatısı olarak bildiğimiz bölümün
büyük kısmını oluşturan yüzey değişimleri meydana gelmiştir. Bu
enkarnasyon süresince varlık, kurban rahibesi olmuştur. Dünya
üzerindeki bu bedenli hayatında elleri ile çok kan dökmüştür."
(1604-1)
lsrail'in Kayıp Kabileleri'nin göçebe halkının A.B.D.'nin güneybatısına inişleri M.Ö. 3000 yılına rastlar. Bunların atalan bu
kıtaya Mısır' dan gemilerle gelerek ve Lemurya'dan geçerek ulaşmışlardı. Bunlar da, Yucatan'a kadar tüm Meksika'yı boydan boya
geçtiler ve içinde, ortalığı kan denizine çeviren insan kurban etmenin de bulunduğu örf ve adetlerini Og, Mu ve Atlantis milletlerine
aşıladılar.
"Varlık, eskiden, kişilerin yabancı ülkelerdeki faaliyetlere
hazırlanmakta olduğu dönemde Mısır'da yaşamaktaydı. Varlık,
faaliyetlerini, günümüzde Yucatan denilen yerde uygulamak amacıyla kendini Güzellik Tapınağı'nda yetiştirmekte olanlar
arasında bulunuyordu." (3384-3)
Daha sonra, güneş kültü dinin içine sızdı, 16. yüzyıldaki
İspanyol istilasından önceki dönemlerde duvarların ve binaların
üzerine güneş resimleri ve yazıtlar kazındı .
. "Yucatan'da, sayısız gizli belgeler ve uygarlık eserleri hala
daha gömülü bir durumdadırlar ve bunlar günün birinde Mayalar
hakkındaki gerçeği ve Tevrat'ta bulunan, bazı karanlıkta kalmış
bölümleri açıklayacaklardır. Bu aynı dogmalar Atlantis Okyanusu'nun derinliklerine de batmış ve Mısır piramitlerine de kapablmış bir durumdadırlar. Kehanetlere göre 1938 yılında keşfedilmeleri gereken ve tarihçilerin hakkında hiçbir şey bilmedikleri
Mayalar'ın sunak taşlan da bu belgelerin bir kısmını oluşturmaktadır. Bunlar sonuç olarak Washington'daki Pennsylvania Devlet
Müzesi'nde ya da Chicago'da sergileneceklerdir." (Cayce)
Günümüzde Mayalar'ın soyundan gelen üç milyon insan
Yucatan'a ve Guatemala'nın bazı bölgelerine dağılmış vaziyette
hala yaşamaktadırlar. Gerçek bir feodal devlet olan Guatemala'da
nüfusun % 2'si, topraklann %70'ine sahip durumdadır. Çoğunluğu okuma-yazma bilmeyen Mayalar, çok düşük ücretlerle muz
ağacı dikimi işinde çalışmaktadırlar ve sefalet çekmektedirler.
Günümüzde turistler arkeolojik bölgelere otobüs ile, vaktiyle kılıç darbeleriyle açılmış bir cangılın içinden geçerek ulaşmaktadırlar. Chichen Itza kenti bütünüyle en fazla gün ışığına çıkartılmış Maya başşehri durumundadır. Burada büyük Savaşçılar
Tapınağı ve piramitler içinde en yükseği olan Castillo görülür. Bunun genişliği 58 metre, uzunluğu 70 metre, yüksekliği de 18 metredir. Mısır'daki Büyük Piramit'ten çok ufak olmasına karşın A.B.
D.'deki tümülüsleri inşa edenlerin yapmış olduktan bu toprak abidelerden çok daha büyüktür.
Kazı çalışmalan sürüp gitmektedir. Ulusal Coğrafya Cemiyeti (National Geographic Society), Ulusal Bilim Vakfı (National
Science Foundation), Washington Carnegie Enstitüsü, Pennsylva-
. nia Üniversitesi ve United Fruit Co. yeni şehirler ve yeni tapınaklar
bulunmasını sağlayan keşif çalışmalannı finanse etmişlerdir. Ancak Mayalar adı verilen bu esrarengiz yerli kabileleri hakkında
keşfedilecek ve öğrenilecek olan daha pek çok şey vardır.
Cayce'in "okumaları" diğer Meksika kültürlerini, yani Toltekler'i, Aztekler'i ya da Olmekler'i isimleri ile söz konusu etmezler, bunlardan ancakima yolu ile bahsederler. Sonuç olarak bu uygarlıkların da hikayemizde oynayacak bir rolleri vardır.
"Silahsız Konkistadorlar" adlı eserinde Deuel şöyle yazıyor:
"Kuzeyden gelen göçebe kabileler durmak yorulmak bilmez dalgalar halinde Mexico Vadisi'ne yayıldılar, uygarlığın hem avantajlanndan hem de zulmünden nasiplerini almak ve sıralan geldiğinde yerlerini buraları fethedecek olanlara bırakmak üzere bölgenin
ilk sakinlerinin yerini aldılar. Bu da kadim Meksika uygarlıklanru
inceleyenler için ülkenin tarihinin delik deşik ve tam anlamıyla
kavranılamaz nitelikli oluşunu ve öğrenme ihtirası uyandırıcı
özelliğini açıklamaktadır." Gelecek olan bölüm bu konu ile ilgilidir. İşin en zor tarafı da çeşitli devirlerin tarihlerini saptamakbr. En
eski Maya şehrinin M.Ö. 1500 yıllarına kadar uzanan bir geçmişi
olduğu tahmin edilmektedir.
Garip bir millet olan ve haklarında bir şey bilinmeyen 01-
mekler, Mayalar gibi bilinen milletlerden farklı bir yapıya sahiptiler. Mayalar yerli idiler; halbuki Olmekler, heykellerine bakılırsa
dış görünüm olarak Polinezyalı ya da Mısırlı idiler. Ancak şöyle
bir soru sorulabilir: "Olmekler kimlerdi ve nereden geliyorlardı?"
Mayalar'a nazaran daha eski bir millete benzemektedirler ancak,
onlarla sıkı ilişkiler kurmuş olsalar gerektir, çünki Mayalar'da birtakım yabana etkilerin işaretleri hayli boldur. Olmekler Lemurya
asıllı mıdırlar? Bu da bilinmiyor.
Cayce'in önceden bildirmiş olduğu gibi Maya ideogramlarının hemen hemen yarısı kadarı çözülmüştür ve üstü yazılı
taşlarının bazıları, bugün Pennsylvania Üniversite Müzesi'nde,
Chicago'daki Doğal Tarih Müzesi'nde ve Smithsonian Enstitüsü'nde bulunmaktadır. Rus eksperler kod anahtarını bu:lduklannı iddia etmektedirler, ancak vadedilen tercümeler henüz hiç
verilememiştir. Dolayısıyla Mayalar hakkında yeni bazı heyecan
verici açıklamalar yapılacağı ümit edilebilir.


kaynak:Atlantisten Geleceğe İnsanın Kaderi

Dünyanın En Büyük Havas ve Gizli ilimler Sitesi
Facebook Twitter Google Digg LinkedIn tumblr Getpocket Reddit Email
Cevapla Up

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147