Ebced & Cifir & Remil

Tevafuk ve Ebced hesabının ilmi değeri - Havas Okulu
Mobil Görünümdesiniz Klasik Görünüm için TIKLAYINIZ Kayıt ol
Havas Okulu
Etiketlenen Kullanıcılar

Ebced & Cifir & Remil>Tevafuk ve Ebced hesabının ilmi değeri
SiLence 00:24 04.02.17
Tevafuk penceresinden gösterilen sayısal mucize tablolarına geçmeden önce, sık sık başvuracağımız "Tevafuk" kavramı üzerinde, kısaca durmakta fayda vardır.

"Tevafuk" kelimesinin sözlük anlamı, iki veya daha çok şeyin birbirine uygun ve muvafık olmasıdır. Bir rast gelme halidir. Tesadüf ile tevafuk arasında şöyle bir fark gözetilmektedir: Tesadüf, bilinçsiz bir rastlantı olmasına karşılık, tevafuk, bir kast ve bir iradenin neticesi olarak, bilinçli bir rastlantıyı gösterir.

Kur'an'daki tevafuklar ise Allah'ın sonsuz ilmini gösteren bir münasebet zinciri içerisindeki denk düşme, bilinçli bir rastlantı ve iradeye bağlı olduğunu gösteren bir gerçekler silsilesidir.

Kur'an'daki tevafukların pek çok çeşitleri vardır. Bazı âlimler on adetten fazla çeşidinin olduğunu söylemişlerdir. Genel olarak tevafukları, lafzî ve manevî olmak üzere ikiye ayırmak mümkündür.

Kullanılan kelimelerin, ayetin manasına uygun bir anlam ifade etmesi; harflerin, ayetin maksadına uygun seçilmesi; ayet numaralarının, manasına uygun hakikatler ifade etmesi; ayet, kelime ve harflerin tekrar sayıları ile, manaları arasında bir münasebetin bulunması; aynı veya ayrı sahifelerin içerisinde yer alan "Allah" lafza-i celâli gibi, ilk göze çarpan önemli kelimelerin birbirine bakması; ayet veya sure sayılarının belli bir olayın tarihine denk gelmesi, yine bir ayet bir cümle veya bir kelimenin anlamı ile, ebced değerinin birbirine uygunluk göstermesi gibi, tevafukun bir çok çeşidini saymak mümkündür. Nitekim bu çalışmamızda değişik tevafuklarla ilgili örnekler görülecektir.

Kur'an'daki tevafukların ilmî değeri

Tevafuklar, bir kast bir irade ve bir ilmi gösterdikleri ölçüde bir değer ifade edecekleri açıktır. Kur'an'da, tesadüfün imkânsız olduğunu düşünenler için, ondaki bütün tevafukların ilmî bir değer ifade etmesi tabiîdir. Mutezile, Batıniler, Cehmiye vs. fırkaların dayanakları da, çoğu zaman Kur'an olduğuna göre, elbette ölçüsüz bir şeyler aramak ve el yordamı ile hareket etmek yanlıştır. Ancak şunu da unutmamak gerekir ki, bir hakikati yanlış değerlendirenlere küsüp de, gerçeği inkâr etmek, akıl kârı değildir.

Mesela; bir kimse, bir hadis-i şerife yanlış bir mana verse, hadisi inkâr mı, yoksa hadisin asıl manasını göstererek onun haysiyetini ve şerefini korumak mı gerekir? Elbette bu sorunun cevabı müspettir. Aksi takdirde, hadislerde uyulması emredilen ümmetin büyük ekseriyetini teşkil eden ve "Sevad-ı azam" denilen Ehl-i sünnetin, inzivaya çekilip, meydanı ehl-i bid'ate bırakması lazım gelir. Bu ise hem dinî, hem aklî, hem de insanî/vicdanî realitelere terstir.

Bazıları da hak bildikleri bir takım gerçekleri, ehliyetsiz ve yanlış bir yolda gidenlerin elinde gördükleri için, onu inkâr etmekte bir beis görmezler. Bu davranış, Hz.Ali'nin meşhur tavsiyeleri arasında yer alan "Önce hakkı tanıyın, sonra insanları hak ölçüsüne göre tanımaya çalışın" tavsiyesine aykırıdır. Daha çarpıcı bir ifadeyle, ateist bir adam kalkıp "Allah birdir" dese, bizim onu bırakmamız mı lazım gelir? Doğrusu bazı düşünürlerin bu minval üzere olduğunu görmek, ilim adına pek üzücüdür.

Âlimlerin bu konuda dedikleri şudur: Eğer bir tevafuk, değişik yönlerden bir hadiseye baksa, ona uygun düşse, makam ve manaya münasip olsa, böyle bir tevafuk işaret derecesine çıkar. Böyle durumlarda "Bu tevafukla şu ayet, şu hâdiseye işaret ediyor." denilebilir.

Örneğin: Hazırlanmış bir sofranın üzerinde, söz gelişi, 10 çatal, 10 kaşık, 10 tabak gördüğümüzde, bu sofraya 10 kişinin oturacağını yüzde yüze yakın, kesin bilgi ifade eden bir tahmin yürütürüz. Çünkü kesin bilgi edinme yollarının başında gelen, vahiy kaynağının dışında, gözle görülen husustur. Semavî kimliği belli olan Kur’an sofrasında serilen ve akla hitabeden tevafuklar, söz konusu misalden çok daha açıktır. Ve buraya davet edilen hikmet misafirlerini, birer ilâhî işaret olarak kabul etmek gerekir.

Yine, bir ifadenin içerisinde yer alan kelimelerin diziliş şekilleri ve harfleri, o ifadenin anlamına ne kadar yakınsa, münasebet ipçikleriyle ne kadar bir örgü kurabiliyorsa, o ifadenin ulvileşmesine o ölçüde katkı sağlar. Bu husus, Belağat ilminin önemli bir kaidesidir. İşte, Kur'an'ın kelime ve harflerinde değişik şekilde görülen tevafuklar, doğru olarak gösterilebildiği ölçüde, birer belağat ve birer edebî sanatı ifade ettikleri gibi, aynı zamanda gaybî haberler veren birer işaret lambaları görevini görürler.

Şu var ki dikkatsiz olanlar, bu manevî trafik lambalarını görmeden geçebilecekleri için, manevî kazalara sebebiyet verebilirler. Allah'tan dileğimiz, bu tür manevî ifrat ve tefrit kazalarından bizleri korumasıdır.

Bediüzzaman'ın da ifade ettiği gibi, Kur'an-ı Kerim'in pek çok açıdan mucizevî yönleri olduğu gibi, kelimelerinde, cümlelerinde ve nazmında da birçok harikalar vardır. Madem ki Kur'an'ın ayet ve kelimelerinin gösterdiği hakikatlerde mucize izleri vardır, elbette o ayet ve kelimeleri teşkil eden harflerinde de onun mucizevî işaretleri olacaktır.

Kudret sıfatının kelimeleri olan moleküller ve harfleri olan atomlar, Allah'ın birliğini ve sonsuz kudretinin mucizelerini gösterdiği gibi, elbette Kelâm sıfatından gelen Kur'an'ın moleküller hükmünde olan kelimeleri ve atomlar hükmünde olan harfleri de çok mânidar icaz işaretlerini göstereceklerdir.

Çünkü Kur'an, her şeyi kuşatan bir ilimden geldiği için, ifadesinden anlaşılabilen bütün manalar, kastedilmiş olabilir. İnsanların cüz’î ve dar havsalasından çıkan ifadelerle kıyaslanamaz. Müfessirlerin binler hakikatleri ifade eden tefsirleri, bunun açık delilidir. Bununla beraber, onların açıklayamadıkları, Kur'an'ın daha pek çok hakikatleri; sarih manasından başka, harflerinde ve işarî manasında pek çok mühim ilimler vardır.

Tevafuklar, kâinat çapında güzelliği görülen düzenin temel unsularından biridir. Ekolojik dengeler, değişik varlıkların sayısal anlamda, belli bir ölçü içerisinde varlıklarını sürdürmelerine imkân sağlayan bir tevafuklar panoramasından, bir uyum ve dayanışma tablosundan ibarettir.

Kudret sıfatından gelen kâinat, Allah’ın isim ve sıfatlarının bir yansıması olduğu gibi, Kelam sıfatından gelen Kur’an’da da Allah’ın isim ve sıfatlarının yansıması söz konusudur.

Varlıkların güzelliklerini, uygunluklarını, güzel bir düzen içinde, bir ahenk içerisinde olmalarını isteyen Allah’ın hangi isim ve sıfatları ise Kur’an’ın da her yönüyle, mükemmel, güzel, ahenkli olmasını isteyen de, aynı isim ve sıfatlardır.

Meselâ: biyolojik ihtiyaçları gidermek için, tek ambalajda, gereken gıdaları koymak, tek tip bir gıda ve meyve kutusunu oluşturmak, daha az masraflı olmasına rağmen, bin bir çeşit gıda ve meyvelerin var edilmesi, ancak, onların, damak ve dimağa hitap eden estetik yönlerinin de, müşteriler tarafından görülmesini arzu eden bir irade ile izah edilebilir.

Demek rızkın/gıdaların varlığı, yalnız Rezzak isminin bir yansıması değil, aynı zamanda, mükemmelliği ve güzelliği isteyen bütün celal ve cemal sıfatlarının da birer yansımasıdır.

Kâinat kitabının ezelî bir tercümesi olan Kur’an'da da, Allah’ın celalli ve cemalli, bin bir isim ve sıfatlarının yansımaları vardır.

“Şüphesiz o (Kur’an), âlemlerin Rabbinin indirdiği (bir kitap)tır.” [Şuara/192]

“Kur’an, Azîz ve Rahîm olan Allah’ın indirmesidir” [Yasin/5]

“Kur’an, Aziz ve Hakîm olan Allah’ın indirdiği bir kitaptır” [Ahkaf/2] gibi ayetler, bu farklı yansımaların birer belgesidir.

Demek, Allah’ın sonsuz ilmi; Kur’an’ın yanılmaz bir ilim hazinesi olmasını gerektirdiği gibi, O’nun Mütekellim ismi, Kur’an’ın bütün insan ve cinleri aciz bırakacak derecede, üstün bir beyana sahip olmasını gerektirir. Aynı şekilde, O’nun Bedi’ ismi de Kur’an’ın her türlü belağat ve bedi ilimlerinin inceliklerini ihtiva eden mucizevî bir kitap olmasını gerektirir. İşte, Kur’an’da istiare, teşbih, kinaye, mecaz gibi işarî yollu ifadelere çokça yer verilmesinin hikmeti budur. Zaten, her zaman, her kesime, her bölgeye hitap eden, zaman ve mekân üstü, evrensel bir kitaptan da ancak bu beklenir.

“O bütün gizlilikleri bilendir.
Gaybına/sırlarına kimseyi muttali kılmaz.
Ancak, dilediği/razı olduğu herhangi bir elçi bunun dışındadır.
Çünkü O, bunun önünden ve ardından gözcüler salar. Ta ki, onların (elçilerin), Rablerinin gönderdiklerini hakkıyla tebliğ ettiklerini bilsin. (uygulamalarında görsün)
Allah onların nezdinde olup bitenleri çepeçevre kuşatmış
Ve her şeyi bir bir saymıştır.” [Cin/26-28] gibi ayetler, Allah’ın, gerek kâinatta olan bütün element, atom ve molekülleri, gerekse Kur’an’da yer alan bütün cümle, kelime ve harfleri bir bir saydığını göstermektedir.

Zemahşerî’nin ifade ettiği gibi, kum taneciklerini, yağmur damlalarını, ağaçların yapraklarını bilen ve tek, tek sayan Allah’ın, kendi vahyinin ifadelerini, kendi sözlerini bilmemesi, onları bir, bir saymaması mümkün müdür?

İbn Atiyye’nin, konumuzla ilgili şu sözleri oldukça anlamlıdır: Kur’an’ın tehaddîsi (meydan okuması), onun nazmına/harika düzen ve dizaynına, manalarının sağlamlığına, lafızlarının fesahatine dayanır. Mucizevî yönü ise Allah’ın her şeyi kuşatan sonsuz ilminin varlığıdır. Yani kelamın bütün inceliklerine vakıf olan, baştan sona kadar hangi sözcüğün hangi yere daha uygun olduğunu bilen, insanda bulunan gaflet, unutkanlık, yanlış yapmak gibi noksanlıklardan uzak, sonsuz ve sınırsız bir ilmin varlığıdır.

Kâinatta hiçbir nesne ve insanda hiçbir nokta hikmetsiz, gayesiz ve maslahatsız olarak takdir ve tensip edilmemiştir. Kâinatın ezelî bir tercümanı olan Allah’ın kelamı da bu açıdan değerlendirilebilir. Zira Kur’an-ı Kerim’deki cümleler, kelimeler, harfler siyak ve sibak açısından nazara alındığında, mücessem Kur’an olan âlemdeki mezkûr hikmet ve faydalar, Kur’anda daha mühim bir esas olarak nazara arz edecektir. Çünkü kainat mahluktur, Kur’an ise ilm-i ilahiden tereşşuh etmiş kelam-ı ezelîdir.

Kur’an-ı Kerim’in 40 vech-i icazından birisi de gözle görülen ve müşahede edilebilen i’caz nakşıdır. Matematiksel olarak izah ve tespiti mümkün olan i’caz boyutu da bu 40 vech-i icazdan biri olarak düşünülebilir.

Keza bir lider, bir şair, bir edip veya ihtisas sahibi bir insanın konuşmasında kullandığı kelimeler, vurgular, üslup, tarz, ifadelerin yeri ve tanzim şekli, sözkonusu konuşmacının bilgi seviyesine uygun olarak değişik manaların, hakikatlerin, bilgilerin ve sırların tereşşuhuna ve idrakine vesile olup o maksada hizmet ettiği gibi, Allah’ın kitab-ı akdesi olan Kur’an-Hakim'de, bu sır daha hakikattar ve sonsuz ilimden gelen ilahî kelamın şanına yakışacak tarzda geniş bir muhtevayı saklaması ve muhafaza etmesi, i’cazının gereğidir. Bu açıdan bakıldığında, Kur’an’da ilm-i-cifir ve ebced hesabı ciddi manada önem arz etmektedir.

Bazı kimselere göre, ebced hesabının doğru olup olmadığı hususu ancak bir nass (âyet-hadis) ile isbat edilebilir. Bu görüşe göre hareket edildiği takdirde, zaman içerisinde değişik metotlarla ortaya çıkan fıkhî, edebî, içtimâî, ilmî ve işârî tefsir çeşitleri için de böyle bir metoda başvurmak gerekir. Hâlbuki Hz.Peygamber'den gelen tefsir rivâyetleri Kur'an'ın tamamına nisbeten çok azdır. Kaldı ki,

"Onlar, Kur'an üzerinde gereği gibi düşünmüyorlar mı? Eğer o Allah'tan başkası tarafından gelmiş olsaydı, onda birçok tutarsızlık bulurlardı.", "(Resûlüm!) Sana bu mübarek kitabı, âyetlerini düşünsünler ve aklı olanlar öğüt alsınlar diye indirdik" , "Onlar, Kur'an'ı düşünmüyorlar mı? yoksa kalpleri kilitli mi?" mealindeki düşünmeyi emreden âyetler, açıkca her kesimi Kur'an'ı araştırıp derin mânâlarını anlamaya davet etmektedir. Buna göre; açıkca yasaklanmadığı, İslâm'ın rûhuna ve klasik Arap edebiyatına ters düşmediği müddetçe, her çeşit tefsir şekli câizdir. Zira İslâm‘a göre "Eşyada asıl olan ibahedir." Akıl, ibahenin ötesinde, araştırmakla mükellef tutulmuştur.

Bediüzzaman'ın ifadesiyle;

Kur'an çok yerlerde tâ'mim için hazf yapıyor. Çok yerlerde nazm-ı kelâmı mutlak bırakıyor ki, ehl-i belâğat ve ulûm-u arabiyece güzel görünen vecihler, ihtimaller çoğalsın ki, her asırda her tabaka, fehimlerine göre hissesini alsın.

Kur'an'ın değişik ihtimalleri ihtiva eden ifadelerinin mantûk, mefhûm, delâlet, imâ, işâret gibi yollarla anlaşılabileceği gibi, ebced hesabı yolu ile de anlaşılmasında bir mahzurun olmaması gerekir. Çünkü, o da işaret yollu anlamanın bir parçası kabul edilmiştir.

Dünyanın En Büyük Havas ve Gizli ilimler Sitesi
Facebook Twitter Google Digg LinkedIn tumblr Getpocket Reddit Email
Cevapla
HAYRUNNİSA 01:36 13.02.17
Allah razı olsun inşallah
Dünyanın En Büyük Havas ve Gizli ilimler Sitesi
Cevapla
RvP 14:06 21.04.17
Allah razı olsun bu güzel paylaşım için.
Dünyanın En Büyük Havas ve Gizli ilimler Sitesi
Cevapla
Och 09:30 06.10.18
Allah razı olsun emeğinize sağlık
Dünyanın En Büyük Havas ve Gizli ilimler Sitesi
Cevapla
TMO 00:18 16.10.18
Herkesin emeğine sağlık hakkınızı helal edin okuyup bilgileniyoruz.
Dünyanın En Büyük Havas ve Gizli ilimler Sitesi
Cevapla
Hatunkisi 20:05 20.08.19
Ahmet Serkan tan bu konuya değiniyor
Dünyanın En Büyük Havas ve Gizli ilimler Sitesi
Cevapla
Etiketler:deeri, ebced, hesabinin, ilmi, suleymana, tevafuk, verilen, İlimler
Cevapla Up

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147