Galibiyet ve Başarı Uygulamaları

Okunduğunda El-Maruf isimli meleğin yardıma geldiği dua - Havas Okulu
Mobil Görünümdesiniz Klasik Görünüm için TIKLAYINIZ Kayıt ol
Havas Okulu
Etiketlenen Kullanıcılar

Galibiyet ve Başarı Uygulamaları>Okunduğunda El-Maruf isimli meleğin yardıma geldiği dua
Naim 00:22 20.10.19
Okunduğunda 7 Kat Göklerin Meleklerinin Feryad Ederek
Allahu Te'ala'ya Müracaat Edecekleri ve Allâh-u Te'âlâ'nın
el-Maruf İsimli Bir Melekle Yardım Göndereceği Dua
(Yılan Hikayeli)

Yâ Latîf. Yâ Latîf.
Ültuf bî bilutfikel hafiyyi yâ Latîf. Yâ qadîr.
Es-elüke bil qudratilletisteveyte bihâ alâ arşike
felem ya'lemil arşu eyne müsteqarruke minhü Yâ Halîm.
Yâ Halîm. Yâ Aliyy. Yâ Azîm. Yâ Hayy.
Yâ qayyûm. Yâ Allâh. İllâ kefeytenîhâ.

Ey Latif! Ya Latif!
Ey lütuf sahibi! Sen bana gizli lütfunla lütufta bulun! Ey yegane kudret sahibi!
Hangi kudretinle Arş'a hükümranlık sağladın da Arş Senin kudretinin tecellisinin
kendisinin neresinde bulunduğunu dahi bilmedi ise, işte o kudretin hürmetine
Senden dilerim ki bu yılanın şerrine karşı mutlaka bana kafi gelesin.
Ya Halim! Ey hılm sahibi! Ey yüceler yücesi! Ey büyük olan Allah! Ya Hayy!
Ya Kayyum! Ya Allah! (Bu duamı kabül et.)

Zamanı Sayısı
Musibet Anında Sayı Yok (En Az 1 Kere)

Büyük muhaddis Ebu. Nu'aym (Rahimehullah)’ın tahric ettiği:
Yine büyük muhaddis ve fakih İmam-ı Demiri ile Yusuf-u Nebhani
(Rahimehumellah) gibi ulemanın kendisinden naklettiklerine göre:
Yahya ibni Abdilhamid (Radıyallahu Anh) şöyle anlatmıştır:
Bir kere (ben tebe'i tabi'inin ulularından olan) Süfyan ibni Uyeyne
(Radıyallahu Anh)’ın meclisinde bulunuyordum, onun meclisinde bin kadar insan
vardı, o sırada o, sohbet meclisinin en sonunda kendisinin sağ tarafında bulunan
bir adama yönelerek:
Kalk, insanlara o yılanın kıssasını anlat, dedi.
Bunun üzerine o kişi:
Beni yaslayın, deyince biz de onu arkasına doğru yaslandırdık.
O sırada gözlerinden yaşlar akmaya başladı, sonra şöyle anlattı:
Dikkat edin, iyi dinleyin ve kavrayın. Babam bana dedemin şöyle anlattığını haber
verdi:
Muhammed ibni Hımyer diye tanınan bir adam vardı. Bu adam haramlardan ve
şüphelilerden ziyadesiyle sakınır, gündüzleri oruçlu, geceleri ibadet ile geçirirdi.
Bu adam avcılığa meraklıydı. Bir gün yine ava çıkmıştı ki karşısına (insanın içine
sığacak büyüklükte) yılan (şekline girmiş bir cin) çıkıverdi ve ona:
Ey Muhammed ibni Hımyer! Beni koru, Allah da seni korusun, dedi.
Muhammed ibni Hımyer ona:
Seni kimden koruyayım? deyince o yılan: Peşime düşen düşmanımdan koru, dedi.
O: Düşmanın nerededir? deyince, o: Arkamdan süratle geliyor, dedi.
Kendisi ona: Sen hangi ümmettensin? deyince o:
Muhammed (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in ümmetindenim, biz Allah'tan başka
hiçbir ilah olmadığına şahitlik ediyoruz, dedi.

Bundan sonrasını kendisi şöyle anlatmıştır: Ben hemen ona cübbemin içini açtım
ve Buyur gir, dedim.
Fakat o: Düşmanım burada beni görür, deyince dışıma giydiğim abamı açarak
O zaman abamla karnımın arasına gir, deyince o: Düşmanım beni orada da görür,
dedi.
Bunun üzerine ben: Peki sana nasıl bir iyilik yapabilirim? deyince o:
Ağzını aç da içine gireyim, dedi. Ben: Korkarım ki sen beni öldürürsün, deyince o:
Hayır! Vallahi seni öldürmeyeceğim. Bu hususta Allah-u Te'ala da melekleri de,
peygamberleri de, Arş'ı taşıyan melekler de, göklerin sakinleri olan tüm melekler
de seni öldürmeyeceğime dair şahit olsunlar, dedi.
Ben de onun yeminine güvenerek hemen ağzımı açtım, o da ağzımdan içime girdi.
Böylece yoluma devam ederken karşıma elinde keskin bir kılıç bulunan bir adam
çıktı ve bana: Ey Muhammed! Düşmanımı gördün mü?' dedi, ben:
Düşmanın kim? deyince o: Yılan, dedi. O sırada ben: Hayır, dedim.
Fakat bu sözümden dolayı Allah'tan yüz kere mağfiret talep ettim, çünkü ben onun
nerede olduğunu biliyordum.
Sonra yine istiğfar ederek yoluma devam ederken yılan, başını ağzımdan çıkarttı
ve: Bak bakalım, düşmanım gitmiş mi?' dedi, ben sağa sola bakıp da hiç kimseyi
göremeyince Hiçbir insan göremedim, çıkmak istiyorsan haydi çık, dedim.
O: Biraz daha bekleyeyim, dedi. Ben yine sahranın her tarafına gözümü çevirdim,
artık ne bir karaltı ne bir şahıs ne de bir insan göremeyince, Hadi çıkmak istiyorsan
çık, hiçbir insanı göremiyorum, dedim.
Ama o: Ey Muhammed ibni Hımyer! İki şeyden birini seç, dedi.
Ben: O da nedir? deyince o: Ya ciğerine bir darbe vuracağım ve onu parça parça
edeceğim ya da seni başın üzerine yıkacağım da cesedini ruhsuz bir halde
bırakacağım, dedi.
Bunun üzerine ben: Ya Sübhanellah! Bana verdiğin söz nerede kaldı, bana
açıkladığın yemini ne kadar da çabuk unuttun?! deyince o:
Ey Muhammed ibni Hımyer! Benimle baban Adem arasında bulunan düşmanlığı,
benim onu cennetten çıkardığımı ne çabuk unuttun. Sen benim gibi birine iyilik
yapmayı ne maksatla kabul ettin? dedi.
O zaman ben: İlla da beni öldüreceksen o halde biraz müsaade et de şu dağın
altına gideyim ve orada kendime (gömülmek için) bir yer hazırlayayım, dediğimde
o: Sen bilirsin, dedi.

Böylece ben yakında bulunan bir dağa doğru yürürken artık ümidimi kestim, fakat
Allah-u Te'ala'dan ümidimi kesmeyerek göz uçlarımı Arş'a doğru çevirdim ve
sonra:
(Yukarıdaki Duayı) dedim.
Böylece sağa doğru yürürken karşıma hoş kokulu, kirden pastan arınmış salih bir
zat çıkarak: Selamün aleyküm, dedi.
Ben ona: Ve aleykesselam ey kardeşim! dedim.
O bana: Niçin senin rengini bu kadar değişmiş görüyorum, deyince ben ona:
Bana zulmeden bir düşmandan dolayı böyle oldu kardeşim, diye cevap verdim.
O: Düşmanın nerede? deyince ben: İçimdedir, dedim.
O da bana: Ağzını aç, dedi. Ben ağzımı açar açmaz ağzımın içine yeşil zeytin yaprağı
gibi bir şey koydu ve: Çiğne ve yut, dedi.
Kısa bir zaman sonra karnım sancılandı ve yılanı parça parça halinde dışarı
çıkardım. Hemen o adama sarılarak Ey kardeşim! Seni bana gönderip bana lütufta
bulunan Allah-u Te'ala'ya hamd-ü senalar ederim, deyince o gülerek bana Beni
tanımıyor musun? dedi. Ben: Allah için söylüyorum ki hayır, dedim.
Bunun üzerine bana: Ey Muhammed ibni Hımyer! Seninle yılan arasındaki hadise
meydana geldiğinde sen bu duayı yaptığın zaman yedi kat göklerin ve yerlerin
melekleri feryad ederek Allah-u Te'ala'ya müracaat ettiler. Allah-u Te'ala da:
lzzim celalim hakkı için, cömertliğim ve yüceliğim bahşı için, yüce makamımdaki
üstünlüğüm hakkı için, bu yılanın kuluma yaptığı her şey gerçekten benim
müşahedem altında gerçekleşti. Haydi şimdi cennete git, oradan yeşil bir yaprak al
ve onu kulum Muhammed ibni Hımyer'e yetiştir, buyurdu.
Ben dördüncü kat semada makamı bulunan (ve ismi İyilik yapmakla tanınmış,
manasına gelen) el-Maruf namında bir meleğim.
Ey Muhammed ibni Hımyer! Sen iyilik yapmaktan vazgeçme, çünkü iyilik yapmak
insanı kötü yıkım yerlerinden vikaye eder (korur). Şunu iyice bil ki; kendisine iyilik
yapılan kişi o iyiliğin karşılığını zayi etse de Allah-u Azze ve Celle nezdinde iyilik asla
zayi olmaz, diye nasihatte bulundu.
Dünyanın En Büyük Havas ve Gizli ilimler Sitesi
Facebook Twitter Google Digg LinkedIn tumblr Getpocket Reddit Email
Cevapla
Sevdali 23:48 02.11.19
Naim Nickli Üyeden Alıntı:
Okunduğunda 7 Kat Göklerin Meleklerinin Feryad Ederek
Allahu Te'ala'ya Müracaat Edecekleri ve Allâh-u Te'âlâ'nın
el-Maruf İsimli Bir Melekle Yardım Göndereceği Dua
(Yılan Hikayeli)

Yâ Latîf. Yâ Latîf.
Ültuf bî bilutfikel hafiyyi yâ Latîf. Yâ qadîr.
Es-elüke bil qudratilletisteveyte bihâ alâ arşike
felem ya'lemil arşu eyne müsteqarruke minhü Yâ Halîm.
Yâ Halîm. Yâ Aliyy. Yâ Azîm. Yâ Hayy.
Yâ qayyûm. Yâ Allâh. İllâ kefeytenîhâ.

Ey Latif! Ya Latif!
Ey lütuf sahibi! Sen bana gizli lütfunla lütufta bulun! Ey yegane kudret sahibi!
Hangi kudretinle Arş'a hükümranlık sağladın da Arş Senin kudretinin tecellisinin
kendisinin neresinde bulunduğunu dahi bilmedi ise, işte o kudretin hürmetine
Senden dilerim ki bu yılanın şerrine karşı mutlaka bana kafi gelesin.
Ya Halim! Ey hılm sahibi! Ey yüceler yücesi! Ey büyük olan Allah! Ya Hayy!
Ya Kayyum! Ya Allah! (Bu duamı kabül et.)

Zamanı Sayısı
Musibet Anında Sayı Yok (En Az 1 Kere)

Büyük muhaddis Ebu. Nu'aym (Rahimehullah)’ın tahric ettiği:
Yine büyük muhaddis ve fakih İmam-ı Demiri ile Yusuf-u Nebhani
(Rahimehumellah) gibi ulemanın kendisinden naklettiklerine göre:
Yahya ibni Abdilhamid (Radıyallahu Anh) şöyle anlatmıştır:
Bir kere (ben tebe'i tabi'inin ulularından olan) Süfyan ibni Uyeyne
(Radıyallahu Anh)’ın meclisinde bulunuyordum, onun meclisinde bin kadar insan
vardı, o sırada o, sohbet meclisinin en sonunda kendisinin sağ tarafında bulunan
bir adama yönelerek:
Kalk, insanlara o yılanın kıssasını anlat, dedi.
Bunun üzerine o kişi:
Beni yaslayın, deyince biz de onu arkasına doğru yaslandırdık.
O sırada gözlerinden yaşlar akmaya başladı, sonra şöyle anlattı:
Dikkat edin, iyi dinleyin ve kavrayın. Babam bana dedemin şöyle anlattığını haber
verdi:
Muhammed ibni Hımyer diye tanınan bir adam vardı. Bu adam haramlardan ve
şüphelilerden ziyadesiyle sakınır, gündüzleri oruçlu, geceleri ibadet ile geçirirdi.
Bu adam avcılığa meraklıydı. Bir gün yine ava çıkmıştı ki karşısına (insanın içine
sığacak büyüklükte) yılan (şekline girmiş bir cin) çıkıverdi ve ona:
Ey Muhammed ibni Hımyer! Beni koru, Allah da seni korusun, dedi.
Muhammed ibni Hımyer ona:
Seni kimden koruyayım? deyince o yılan: Peşime düşen düşmanımdan koru, dedi.
O: Düşmanın nerededir? deyince, o: Arkamdan süratle geliyor, dedi.
Kendisi ona: Sen hangi ümmettensin? deyince o:
Muhammed (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in ümmetindenim, biz Allah'tan başka
hiçbir ilah olmadığına şahitlik ediyoruz, dedi.

Bundan sonrasını kendisi şöyle anlatmıştır: Ben hemen ona cübbemin içini açtım
ve Buyur gir, dedim.
Fakat o: Düşmanım burada beni görür, deyince dışıma giydiğim abamı açarak
O zaman abamla karnımın arasına gir, deyince o: Düşmanım beni orada da görür,
dedi.
Bunun üzerine ben: Peki sana nasıl bir iyilik yapabilirim? deyince o:
Ağzını aç da içine gireyim, dedi. Ben: Korkarım ki sen beni öldürürsün, deyince o:
Hayır! Vallahi seni öldürmeyeceğim. Bu hususta Allah-u Te'ala da melekleri de,
peygamberleri de, Arş'ı taşıyan melekler de, göklerin sakinleri olan tüm melekler
de seni öldürmeyeceğime dair şahit olsunlar, dedi.
Ben de onun yeminine güvenerek hemen ağzımı açtım, o da ağzımdan içime girdi.
Böylece yoluma devam ederken karşıma elinde keskin bir kılıç bulunan bir adam
çıktı ve bana: Ey Muhammed! Düşmanımı gördün mü?' dedi, ben:
Düşmanın kim? deyince o: Yılan, dedi. O sırada ben: Hayır, dedim.
Fakat bu sözümden dolayı Allah'tan yüz kere mağfiret talep ettim, çünkü ben onun
nerede olduğunu biliyordum.
Sonra yine istiğfar ederek yoluma devam ederken yılan, başını ağzımdan çıkarttı
ve: Bak bakalım, düşmanım gitmiş mi?' dedi, ben sağa sola bakıp da hiç kimseyi
göremeyince Hiçbir insan göremedim, çıkmak istiyorsan haydi çık, dedim.
O: Biraz daha bekleyeyim, dedi. Ben yine sahranın her tarafına gözümü çevirdim,
artık ne bir karaltı ne bir şahıs ne de bir insan göremeyince, Hadi çıkmak istiyorsan
çık, hiçbir insanı göremiyorum, dedim.
Ama o: Ey Muhammed ibni Hımyer! İki şeyden birini seç, dedi.
Ben: O da nedir? deyince o: Ya ciğerine bir darbe vuracağım ve onu parça parça
edeceğim ya da seni başın üzerine yıkacağım da cesedini ruhsuz bir halde
bırakacağım, dedi.
Bunun üzerine ben: Ya Sübhanellah! Bana verdiğin söz nerede kaldı, bana
açıkladığın yemini ne kadar da çabuk unuttun?! deyince o:
Ey Muhammed ibni Hımyer! Benimle baban Adem arasında bulunan düşmanlığı,
benim onu cennetten çıkardığımı ne çabuk unuttun. Sen benim gibi birine iyilik
yapmayı ne maksatla kabul ettin? dedi.
O zaman ben: İlla da beni öldüreceksen o halde biraz müsaade et de şu dağın
altına gideyim ve orada kendime (gömülmek için) bir yer hazırlayayım, dediğimde
o: Sen bilirsin, dedi.

Böylece ben yakında bulunan bir dağa doğru yürürken artık ümidimi kestim, fakat
Allah-u Te'ala'dan ümidimi kesmeyerek göz uçlarımı Arş'a doğru çevirdim ve
sonra:
(Yukarıdaki Duayı) dedim.
Böylece sağa doğru yürürken karşıma hoş kokulu, kirden pastan arınmış salih bir
zat çıkarak: Selamün aleyküm, dedi.
Ben ona: Ve aleykesselam ey kardeşim! dedim.
O bana: Niçin senin rengini bu kadar değişmiş görüyorum, deyince ben ona:
Bana zulmeden bir düşmandan dolayı böyle oldu kardeşim, diye cevap verdim.
O: Düşmanın nerede? deyince ben: İçimdedir, dedim.
O da bana: Ağzını aç, dedi. Ben ağzımı açar açmaz ağzımın içine yeşil zeytin yaprağı
gibi bir şey koydu ve: Çiğne ve yut, dedi.
Kısa bir zaman sonra karnım sancılandı ve yılanı parça parça halinde dışarı
çıkardım. Hemen o adama sarılarak Ey kardeşim! Seni bana gönderip bana lütufta
bulunan Allah-u Te'ala'ya hamd-ü senalar ederim, deyince o gülerek bana Beni
tanımıyor musun? dedi. Ben: Allah için söylüyorum ki hayır, dedim.
Bunun üzerine bana: Ey Muhammed ibni Hımyer! Seninle yılan arasındaki hadise
meydana geldiğinde sen bu duayı yaptığın zaman yedi kat göklerin ve yerlerin
melekleri feryad ederek Allah-u Te'ala'ya müracaat ettiler. Allah-u Te'ala da:
lzzim celalim hakkı için, cömertliğim ve yüceliğim bahşı için, yüce makamımdaki
üstünlüğüm hakkı için, bu yılanın kuluma yaptığı her şey gerçekten benim
müşahedem altında gerçekleşti. Haydi şimdi cennete git, oradan yeşil bir yaprak al
ve onu kulum Muhammed ibni Hımyer'e yetiştir, buyurdu.
Ben dördüncü kat semada makamı bulunan (ve ismi İyilik yapmakla tanınmış,
manasına gelen) el-Maruf namında bir meleğim.
Ey Muhammed ibni Hımyer! Sen iyilik yapmaktan vazgeçme, çünkü iyilik yapmak
insanı kötü yıkım yerlerinden vikaye eder (korur). Şunu iyice bil ki; kendisine iyilik
yapılan kişi o iyiliğin karşılığını zayi etse de Allah-u Azze ve Celle nezdinde iyilik asla
zayi olmaz, diye nasihatte bulundu.
Rabbim dualarimizi kabul etsin inşallah
Dünyanın En Büyük Havas ve Gizli ilimler Sitesi
Cevapla
Cevapla Up

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147