Gizemli Olaylar ve Mekanlar

Rusya Uyku Deneyleri - Havas Okulu
Mobil Görünümdesiniz Klasik Görünüm için TIKLAYINIZ Kayıt ol
Havas Okulu
Etiketlenen Kullanıcılar

Gizemli Olaylar ve Mekanlar>Rusya Uyku Deneyleri
DiLara 20:31 26.03.17
Rusyalı araştırmacılar 1940'lar da beş deneği 15 gün boyunca uyanık tutmak için üzerlerinde deneysel gaz bazlı uyarıcı kullandı. Denekler kapalı bir ortamda tutuluyordu;
toksiğin yüksek oranda yoğunlaşmasından beri odaya oksijen taşınıyordu, bu yüzden onları uyanık tutmak için kapalı ortama aktarılan yoğunlaşmış gazlar onları öldürmüyordu.

Bu yapılmadan önce kamerelar kapatılmıştı, bu nedenle sadece bir mikrafon ve beş inch kalınlığında bir camla onları izliyor, aynı zamanda dinliyorlardı.

Oda stoklanmış kitaplarla doluydu, aynı zamanda dinlenmeleri için karyolalar, su çeşmesi, tuvalet ve hayatta kalmaları için çeşitli kurutulmuş yemekler de vardı.

Denekler ikinci dünya savaşında yakalanmış olan düşmanlardı.

İlk beş gün için herşey iyi gidiyordu; denekler neredeyse hiçbir şey hakkında şikayet etmemişti, onların hareketleri izleniyor ve konuşmaları dinleniyordu.

Bunlar not alınıyordu, geçmişlerinde yaşadıkları travmatik olayları konuşuyorlardı.


Bu ilk beş günden sonra denekler oldukları durumdan ve içinde oldukları zor koşullardan şikayetçi olmaya başladılar, şiddetli paranoya belirtileri gösteriyordular.

Birbirleriyle konuşmayı bırakmışlardı, sırayla mikrafonlara fısılamaya başlamışlardı. İşin garip tarafı hepsi deneyi uyguluyan kişilerin güvenini kazanmak istiyormuş gibi gözüküyordu. Araştırmacılar bu olanların gazın yan etkisi olduğundan şüpheleniyordu.

Dokuzuncu gün deneklerin çığlıklarının duyulmasıyla başlamıştı. Üç saat boyunca deneklerin var gücüyle bağırmasının ve koşmasının sesleri gelmişti. Araştırmacılar, deneklerin çığlık atmasının nedenini ses tellerinde olan bir yırtık yüzünden olduğunu düşünüyordu. En büyük süpriz olan şey davranışları hakkındaydı, gazın onların davranışların da diğer mahkumlarla aynı etkiyi bırakmasıydı. Yada tam tersine aynı etkiyi bırakmamasıydı...

Bir dakika sonra çığlık atmaya başlayana kadar mikrafona fısıldamaya devam ettiler. İkinci denek hariç diğer denekler çığlık atıyordu, eline bir kitap almıştı. Denek bir sayfayı çevirir çevirmez diğer deneklerin çığlıkları kesilmişti.

Bu olanlardan üç gün sonra; araştırmacılar beş kişinin hiçbir şey söylememesi ve konuşmamasının imkansız olduğunu düşünmesinden beri, her saat başında bir mikrafonları kontrol ediyorlardı. Odanın içinde ki oksijen tüketiminin beş kişinin hayatta kalması için yeterli seviye de olduğu belirtiliyordu. Gerçekte, oksijen miktarı beş kişinin tüketebileceğinden çok daha fazla bir seviyedeydi. Deneyin 14. gününün sabahında araştırmacılar denekleri konuşturmak ve birşeyler söylemelerini sağlamak için üzerlerinde çeşitli şeyler denediler, fakat deneklerin hiçbiri tepki vermedi. Odaya denekler ile karşılıklı olarak konuşabilmek için bir interkom yerleştirmişlerdi, herhangi bir nedenden ötürü birşeyler söylemelerini umut ediyorlardı. Ölüm korkusu gibi.

Deneklerin odasına yerleştirdikleri interkom ile onlara bir anons yaptılar: "Mikrafonları test etmek için deney odasına girilecektir; kapıdan uzak durun ve aynı zamanda yalan söylemekten uzak durun. Aksi takdirde idam edileceksiniz." Araştırmacılar çok büyük bir süprizle karşılaşmıştılar. Telekomdan bir ses gelmişti, bu deneklerin sesiydi:

"Merak etmeyin, uzun bir süre daha özgür olmak istemiyoruz."

Bu sözler askeri güçlerin araştırmacıları ve deneyi gerçekleştiren araştırmacılar arasında bir tartışma patlak vermesini sağlamıştı.

Nihayet onbeşinci gün, gece yarısında deneklerin odasına girmeye karar vermişlerdi.

Oda uyarıcı gaz, temiz hava ile dolmuş olduğundan dolayı kızarmış ve deneklerin söyledikleri garip şeyler yüzünden odaya girer girmez direkt olarak mikrafonları hedeflemişlerdi. Üç farklı yalvarma sesi duyulmaya başlamıştı, sanki sevdikleri birini geri getirmek istiyorlarmış gibi yalvarıyorlardı.

Odanın kapısı tekrar açılmıştı, gelenler askerlerdi; denekleri almak için gelmiştiler. Denekler her zamankinden daha yüksek bir sesle çığlık atmaya başlamıştı ve onlar bunu yapmaya askerler odaya girdiği zaman yapmaya başlamıştı. Beş denekten sadece dört tanesinin hayatta kaldığını fark etmişlerdi.Ölen kişinin cesetini araştırmacıların inceleme yapması için kısa bir süreliğine onların ellerine bırakmışlardı.

Mikrafona fısıldamaya tekrar başlamışlardı.

Hayatta kalmaları için yerleştirilmiş olan kurutulmuş yiyecekler ilk beş gün neredeyse hiç ellenmemişti.Ölmüş olan deneğin drenajın ortasına boşaltılmış kalçası ve göğüs kafesinden kopmuş olan et parçaları, zeminde dört inch kalınlığında su olduğu düşünülen bir sıvının birikmesini sağlamıştı.İşin garip tarafı zeminde biriken su görünümlü sıvının aslında tamamiyle kan olduğunu fark etmeleriydi. Sağ kalan dört denek de bedenlerinin çeşitli yerlerinde kas yırtılmaları ve kesikler vardı.

Etlerinde ki tahribat ve korunmasız parmak uçu kemiklerinde ki elleriyle üzerlerine bastırdıkları yaralar açıkça görünüyordu.

Deneklerin, göğüs kafesinin altında bulunan abdominal organları yerlerinde değildi. Kalpleri, akciğerleri ve diyaframları eskisi gibi yerinde dururken, derileri ve kaburgalarına bağlı olan kasların büyük bir kısmı sökülmüştü, açığa çıkmış olan göğüs kafesleri yüzünden akciğerleri rahatlıkla görünebiliyordu.Damarlarında ki kana ve organlarına hiçbir şey olmamıştı, bedenlerinde olan bütün bu tahribatlara rağmen sadece zeminde serilmişlerdi, içlerinde ki şeylerin çoğunun yerinde olmamasına karşın deneklerin bedenleri hâla canlıydı. Dört deneğin sindirim sistemleri çalışıyor gibi görülüyordu,
yemekleri sindirebiliyordular. Kısa sürede anlaşıldı ki onların sindirdikleri şeyler kendi etleriydi, onlarca gün kendi etlerini yemişlerdi.

Askerlerin büyük bölümü rusya, özel operetörler tesisindeydi, fakat hâla birçoğu test odasına geri gidip, denekleri geri almayı reddediyordu. Test odasından ayrıldıklarından beri bağırıp, çağırmaya devam ediyorlardı, sürekli olarak yalvarıyorlardı.

Herkes için en büyük süpriz şuydu ki; denekler odadan ayrılana kadar haşin bir mücadele vermeleriydi.

Rus askerlerinden bir tanesi deneklerden bir tanesinin onun boynunu parçalaması sonucu ölmüştü, bir başkasıysa başka bir denek tarafından testislerinin parçalanması ve diğer deneklerden bir tanesi tarafından damarlarının ısırılarak parçalanması sonucu ölmüştü.

Bunun dışında toplam beş asker hayatını kaybetmişti, gördükleri karşısında dayanamayıp intihar ettikleri düşünülüyordu.

Kavgada hayatta olan 4 denekten birinin dalağı parçalandı ve kan kaybına uğradı.Tıp araştırmacıları onu yatıştırmaya çalıştılar fakat bu imkansızdı.İnsana enjekte edilen bir morfin türevinin on katı şırınga edilmesine rağmen hala köşeye kıstırılmış bir hayvan gibi dövüştü,bir doktorun damarlarını parçaladı ve kollarını kırdı. Kanamadan 2 dakika sonra kalbin çok hızlı attığı farkedildiğinde damarlarında kandan çok hava vardı.Durduktan sonra bile denek 3 dakika daha çığlık atmaya ve şiddetle sallanmaya ulaşabildiği kişiye saldırmaya ve 'DAHA FAZLA' kelimesini tekrar tekrar söylemeye, yavaşlayana ve sessiz kalana kadar devam etti.

Kalan üç denek sıkı bir şekilde zapt edilmişlerdi ve tıbbi bir tesise götürülmüşlerdi.İkisi dokunulmamış ses kirişleriyle ayık kalmak adına sürekli gaz için yalvarıyorlardı.Üçünden en çok yara almış olan tesisin sahip olduğu tek cerrahi operasyon odasına götürülmüştü.

Deneğin organlarını vücuduna yerleştirme için yapılan hazırlık sürecinde deneğin ona ameliyata hazırlık için verilen yatıştırıcıya etkin olarak bağışıklık kazanmış olduğu görüldü.
Denek kolundaki 4 inç genişliğindeki deri sargıyı 90 kiloluk bir asker bu sargıyı tuttuğu halde parçaladı.Onu bayıltmak normalden biraz daha fazla bayıltıcı gerektirdi bir an göz kapakları titredi ve kapandı,kalbi durdu.

Ameliyat masasında ölen deneğin otopsisinde kanındaki oksijenin normal seviyenin 3 katı olduğu tespit edildi. Hala iskeletine bağlı olan kasları korkunç bir şekilde çürümüştü ve kavga sırasında düzelmeyecek şekilde 9 kırığı oluşmuştu.Kırıklarının çoğu kendi kaslarının uyguladığı basınçtan olmuştu.Hayatta kalan 2. kişi 5 kişilik grupta ilk çığlık atmaya başlayandı.Ses kirişleri mahvolmuştu,yalvaramıyor yada ameliyata karşı çıkamıyordu,sadece bayıltıcı gaz yakınına getirildiğinde şiddetle kafasını sallayıp tepki göstererek onaylamadığını ifade ediyordu.

Denek oradan birileri öneride bulunduğunda zoraki bir şekilde kafasını evet anlamında salladı,ameliyata anestezi olmadan devam ettiler,6 saatlik karın bölgesi organlarının yerleştirilmesi ve bunların kalan bir parça deriyle kaplanması işlemlerinde hiç tepki göstermedi.

Başkanlık eden cerrah hastanın hala hayatta olmasının tıbbi olarak mümkün olduğunu defalarca belirtti. Ameliyata yardım eden dehşet içindeki hemşire göz göze geldiklerinde hastanın dudaklarının gülümser bir şekilde birkaç kez kıvrıldığını gördüğünü belirtti.

Ameliyat sona erdiğinde denek cerraha baktı ve konuşmak için mücadele ederken yüksek sesle hırıldamaya başladı.Bunun esaslı bir öneme sahip olabileceğini varsayan cerrah gidip bir kalem ve bloknot getirdi böylece hasta mesajını yazabilecekti .Cevap basitti 'kesmeye devam edin.'
Diğer iki deneğe de aynı ameliyat yapıldı,onlara da ameliyat sırasında anestezi uygulanması gerekmesine rağmen uygulanmadı.Cerrah hastalar sürekli gülerken ameliyat yapılmasının imkansız olduğunu tespit etti.Anestezi uygulandıktan sonra denekler araştırmacıları sadece gözleriyle takip edebildiler. Hastalar inanılmaz kısa bir sürede normale döndü ve hemen zincirlerinden kurtulmaya çalıştılar.

Konuşabildikleri an tekrar uyarıcı gaz istediler.Araştırmacılar neden kendi kendilerini yaraladıklarını, bağırsaklarını söktüklerini ve neden tekrar gaz verilmesini istediklerini öğrenmeye çalıştılar.Tek bir cevap verildi:'uyanık kalmalıyım.'
Üç deneğin de baskıları pekiştirildi ve onlarla ne yapılması gerektiğinin kararının verilmesini beklemek için tekrar hücreye yerleştirildiler.Araştırmacılar canlı deneklerinin zihinsel ve bedensel niteliklerini geliştirme amaçlarının başarısız olmasıyla birlikte üstlerinin öfkesiyle karşılaştılar.Eski KGB'li komutan potansiyel gördü ve deneklerin gaza tekrar maruz bırakılmaları durumunda ne olacağını görmek istedi.

Araştırmacılar karşı çıktılar fakat itirazları reddedildi.Deneklerin hücreye tekrar kapatılma hazırlıkları sırasında EEG monitörüne bağlandılar ve tutuklulukları uzun dönem göz hapsine dönüştürüldü.Şaşırtıcı olan deneklerin tekrar gaz verileceğini öğrendikleri an üçünün de mücadeleye(kavgaya)son vermesiydi.Bu noktada üçünün de uyanık kalmak için çok büyük bir mücadele verdikleri çok açıktı.Konuşabilen deneklerden biri yüksek sesle ve sürekli mırıldanıyor;sessiz olan denek deri kayışın tersi yöne olan tüm gücüyle bacaklarını önce sola sonra sağa sonra bir şeye yaslanmaya çalışırcasına tekrar sola geriyordu. Diğer denek başını yastıktan kaldırıyor ve hızlı bir şekilde göz kırpıyordu.

EEG ile bağlantısı kurulan ilk denek olduğundan çoğu araştırmacı onun beyin dalgalarını hayretler içinde izliyorlardı.Çoğu zaman normallerdi ama bazen açıklanamaz bir şekilde düz çizgilerdi.Normale dönmeden önce tekrar tekrar beyin ölümü gerçekleşiyor gibi görünüyordu.Araştırmacılar beyin dalgası monitöründen çıkan kağıda odaklandıklarından sadece bir hemşire gözlerinin kapandığını ve aynı anda kafasının yastığa çarptığını gördü.Beyin dalgaları hemen derin uyku haline geçti sonra da son kez düz çizgi oldu kalbinin durmasıyla aynı anda.

Hayatta kalan deneklerden konuşabileni hemen kapatılmak için çığlıklar atmaya başladı.Onun beyin dalgaları da az önce uykuya dalıp ölen deneğinki gibi düz çizgilerdi.Komutan 3 araştırmacıyla birlikte 2 deneğin hücreye kapatılmasını emretti.Emir verilen araştırmacılardan biri hemen tabancasını aldı ve gözlerinin arasına ateş etti,sonra tabancasını konuşamayan deneğe çevirdi onun beynini de havaya uçurdu.

Tıp ve araştırma takımının kalan üyeleri odadan kaçarken tabancasını hala bir yatağa bağlı olan son deneğe çevirdi.'Burada bu şeylerle kilitli kalmayacağım!Seninle kalmayacağım!' diye çığlık attı masaya bağlı olan adama.'NESİN SEN ?'diye ısrar etti. 'Bilmeliyim!' dedi.

Denek gülümsedi.
'Bu kadar kolay mı unuttun?diye sordu .'Biz siziz.' 'Biz sizin hepinizin içindeki pusuya yatan deliliğiz,hayvani zihinlerinizin en derinlerinde özgür olabilmek için her an yalvaranlarız.' 'Biz sizin her gece yataklarınızda saklandığınız şeyleriz. Biz ayak basamadığımız karanlık sığınaklara gittiğinizde sessizliğe ve hareketsizliğe doğru sakinleştirdikleriniziz.
Araştırmacı kısa bir süre için durdu.Sonra deneğin kalbini nişan aldı ve ateş etti.
EEG'de düz çizgi oluştu deneğin güçsüzce nefesi kesilirken birşeyler dedi 'böylece...neredeyse....özgür....'

Dünyanın En Büyük Havas ve Gizli ilimler Sitesi
SiLence 10:54 03.04.17
İlkcan 14:15 07.04.17
Tuana 16:38 20.04.17
Havasokulu 22:53 16.06.18
Sayın DiLara, konu paylaşımınız için teşekkür ederiz.

Dünyanın En Büyük Havas ve Gizli ilimler Sitesi
Mübarek 01:04 26.02.19
Ben muhabbet bildigim icin adam gibi okumadi sadece bir gaz ile insan beyninbhep acik titarsan beyin ersilmiyecek bolgelerine erisir ver kaslar oldugundsan daha farkli sinyaller gorndere bilirsin tabi once kafay yemek lazim bu sekilde cok calisan beyin bir sure sonra mantik olgusunudan butun ciplakligi ile siyrilabilir ve zaten olan olmus daha yazmama gerek yok bence


Ama simdi okuyacagim

Dünyanın En Büyük Havas ve Gizli ilimler Sitesi
AbdulBatın 06:07 15.06.19
DiLara Nickli Üyeden Alıntı:
Rusyalı araştırmacılar 1940'lar da beş deneği 15 gün boyunca uyanık tutmak için üzerlerinde deneysel gaz bazlı uyarıcı kullandı. Denekler kapalı bir ortamda tutuluyordu;
toksiğin yüksek oranda yoğunlaşmasından beri odaya oksijen taşınıyordu, bu yüzden onları uyanık tutmak için kapalı ortama aktarılan yoğunlaşmış gazlar onları öldürmüyordu.

Bu yapılmadan önce kamerelar kapatılmıştı, bu nedenle sadece bir mikrafon ve beş inch kalınlığında bir camla onları izliyor, aynı zamanda dinliyorlardı.

Oda stoklanmış kitaplarla doluydu, aynı zamanda dinlenmeleri için karyolalar, su çeşmesi, tuvalet ve hayatta kalmaları için çeşitli kurutulmuş yemekler de vardı.

Denekler ikinci dünya savaşında yakalanmış olan düşmanlardı.

İlk beş gün için herşey iyi gidiyordu; denekler neredeyse hiçbir şey hakkında şikayet etmemişti, onların hareketleri izleniyor ve konuşmaları dinleniyordu.

Bunlar not alınıyordu, geçmişlerinde yaşadıkları travmatik olayları konuşuyorlardı.


Bu ilk beş günden sonra denekler oldukları durumdan ve içinde oldukları zor koşullardan şikayetçi olmaya başladılar, şiddetli paranoya belirtileri gösteriyordular.

Birbirleriyle konuşmayı bırakmışlardı, sırayla mikrafonlara fısılamaya başlamışlardı. İşin garip tarafı hepsi deneyi uyguluyan kişilerin güvenini kazanmak istiyormuş gibi gözüküyordu. Araştırmacılar bu olanların gazın yan etkisi olduğundan şüpheleniyordu.

Dokuzuncu gün deneklerin çığlıklarının duyulmasıyla başlamıştı. Üç saat boyunca deneklerin var gücüyle bağırmasının ve koşmasının sesleri gelmişti. Araştırmacılar, deneklerin çığlık atmasının nedenini ses tellerinde olan bir yırtık yüzünden olduğunu düşünüyordu. En büyük süpriz olan şey davranışları hakkındaydı, gazın onların davranışların da diğer mahkumlarla aynı etkiyi bırakmasıydı. Yada tam tersine aynı etkiyi bırakmamasıydı...

Bir dakika sonra çığlık atmaya başlayana kadar mikrafona fısıldamaya devam ettiler. İkinci denek hariç diğer denekler çığlık atıyordu, eline bir kitap almıştı. Denek bir sayfayı çevirir çevirmez diğer deneklerin çığlıkları kesilmişti.

Bu olanlardan üç gün sonra; araştırmacılar beş kişinin hiçbir şey söylememesi ve konuşmamasının imkansız olduğunu düşünmesinden beri, her saat başında bir mikrafonları kontrol ediyorlardı. Odanın içinde ki oksijen tüketiminin beş kişinin hayatta kalması için yeterli seviye de olduğu belirtiliyordu. Gerçekte, oksijen miktarı beş kişinin tüketebileceğinden çok daha fazla bir seviyedeydi. Deneyin 14. gününün sabahında araştırmacılar denekleri konuşturmak ve birşeyler söylemelerini sağlamak için üzerlerinde çeşitli şeyler denediler, fakat deneklerin hiçbiri tepki vermedi. Odaya denekler ile karşılıklı olarak konuşabilmek için bir interkom yerleştirmişlerdi, herhangi bir nedenden ötürü birşeyler söylemelerini umut ediyorlardı. Ölüm korkusu gibi.

Deneklerin odasına yerleştirdikleri interkom ile onlara bir anons yaptılar: "Mikrafonları test etmek için deney odasına girilecektir; kapıdan uzak durun ve aynı zamanda yalan söylemekten uzak durun. Aksi takdirde idam edileceksiniz." Araştırmacılar çok büyük bir süprizle karşılaşmıştılar. Telekomdan bir ses gelmişti, bu deneklerin sesiydi:

"Merak etmeyin, uzun bir süre daha özgür olmak istemiyoruz."

Bu sözler askeri güçlerin araştırmacıları ve deneyi gerçekleştiren araştırmacılar arasında bir tartışma patlak vermesini sağlamıştı.

Nihayet onbeşinci gün, gece yarısında deneklerin odasına girmeye karar vermişlerdi.

Oda uyarıcı gaz, temiz hava ile dolmuş olduğundan dolayı kızarmış ve deneklerin söyledikleri garip şeyler yüzünden odaya girer girmez direkt olarak mikrafonları hedeflemişlerdi. Üç farklı yalvarma sesi duyulmaya başlamıştı, sanki sevdikleri birini geri getirmek istiyorlarmış gibi yalvarıyorlardı.

Odanın kapısı tekrar açılmıştı, gelenler askerlerdi; denekleri almak için gelmiştiler. Denekler her zamankinden daha yüksek bir sesle çığlık atmaya başlamıştı ve onlar bunu yapmaya askerler odaya girdiği zaman yapmaya başlamıştı. Beş denekten sadece dört tanesinin hayatta kaldığını fark etmişlerdi.Ölen kişinin cesetini araştırmacıların inceleme yapması için kısa bir süreliğine onların ellerine bırakmışlardı.

Mikrafona fısıldamaya tekrar başlamışlardı.

Hayatta kalmaları için yerleştirilmiş olan kurutulmuş yiyecekler ilk beş gün neredeyse hiç ellenmemişti.Ölmüş olan deneğin drenajın ortasına boşaltılmış kalçası ve göğüs kafesinden kopmuş olan et parçaları, zeminde dört inch kalınlığında su olduğu düşünülen bir sıvının birikmesini sağlamıştı.İşin garip tarafı zeminde biriken su görünümlü sıvının aslında tamamiyle kan olduğunu fark etmeleriydi. Sağ kalan dört denek de bedenlerinin çeşitli yerlerinde kas yırtılmaları ve kesikler vardı.

Etlerinde ki tahribat ve korunmasız parmak uçu kemiklerinde ki elleriyle üzerlerine bastırdıkları yaralar açıkça görünüyordu.

Deneklerin, göğüs kafesinin altında bulunan abdominal organları yerlerinde değildi. Kalpleri, akciğerleri ve diyaframları eskisi gibi yerinde dururken, derileri ve kaburgalarına bağlı olan kasların büyük bir kısmı sökülmüştü, açığa çıkmış olan göğüs kafesleri yüzünden akciğerleri rahatlıkla görünebiliyordu.Damarlarında ki kana ve organlarına hiçbir şey olmamıştı, bedenlerinde olan bütün bu tahribatlara rağmen sadece zeminde serilmişlerdi, içlerinde ki şeylerin çoğunun yerinde olmamasına karşın deneklerin bedenleri hâla canlıydı. Dört deneğin sindirim sistemleri çalışıyor gibi görülüyordu,
yemekleri sindirebiliyordular. Kısa sürede anlaşıldı ki onların sindirdikleri şeyler kendi etleriydi, onlarca gün kendi etlerini yemişlerdi.

Askerlerin büyük bölümü rusya, özel operetörler tesisindeydi, fakat hâla birçoğu test odasına geri gidip, denekleri geri almayı reddediyordu. Test odasından ayrıldıklarından beri bağırıp, çağırmaya devam ediyorlardı, sürekli olarak yalvarıyorlardı.

Herkes için en büyük süpriz şuydu ki; denekler odadan ayrılana kadar haşin bir mücadele vermeleriydi.

Rus askerlerinden bir tanesi deneklerden bir tanesinin onun boynunu parçalaması sonucu ölmüştü, bir başkasıysa başka bir denek tarafından testislerinin parçalanması ve diğer deneklerden bir tanesi tarafından damarlarının ısırılarak parçalanması sonucu ölmüştü.

Bunun dışında toplam beş asker hayatını kaybetmişti, gördükleri karşısında dayanamayıp intihar ettikleri düşünülüyordu.

Kavgada hayatta olan 4 denekten birinin dalağı parçalandı ve kan kaybına uğradı.Tıp araştırmacıları onu yatıştırmaya çalıştılar fakat bu imkansızdı.İnsana enjekte edilen bir morfin türevinin on katı şırınga edilmesine rağmen hala köşeye kıstırılmış bir hayvan gibi dövüştü,bir doktorun damarlarını parçaladı ve kollarını kırdı. Kanamadan 2 dakika sonra kalbin çok hızlı attığı farkedildiğinde damarlarında kandan çok hava vardı.Durduktan sonra bile denek 3 dakika daha çığlık atmaya ve şiddetle sallanmaya ulaşabildiği kişiye saldırmaya ve 'DAHA FAZLA' kelimesini tekrar tekrar söylemeye, yavaşlayana ve sessiz kalana kadar devam etti.

Kalan üç denek sıkı bir şekilde zapt edilmişlerdi ve tıbbi bir tesise götürülmüşlerdi.İkisi dokunulmamış ses kirişleriyle ayık kalmak adına sürekli gaz için yalvarıyorlardı.Üçünden en çok yara almış olan tesisin sahip olduğu tek cerrahi operasyon odasına götürülmüştü.

Deneğin organlarını vücuduna yerleştirme için yapılan hazırlık sürecinde deneğin ona ameliyata hazırlık için verilen yatıştırıcıya etkin olarak bağışıklık kazanmış olduğu görüldü.
Denek kolundaki 4 inç genişliğindeki deri sargıyı 90 kiloluk bir asker bu sargıyı tuttuğu halde parçaladı.Onu bayıltmak normalden biraz daha fazla bayıltıcı gerektirdi bir an göz kapakları titredi ve kapandı,kalbi durdu.

Ameliyat masasında ölen deneğin otopsisinde kanındaki oksijenin normal seviyenin 3 katı olduğu tespit edildi. Hala iskeletine bağlı olan kasları korkunç bir şekilde çürümüştü ve kavga sırasında düzelmeyecek şekilde 9 kırığı oluşmuştu.Kırıklarının çoğu kendi kaslarının uyguladığı basınçtan olmuştu.Hayatta kalan 2. kişi 5 kişilik grupta ilk çığlık atmaya başlayandı.Ses kirişleri mahvolmuştu,yalvaramıyor yada ameliyata karşı çıkamıyordu,sadece bayıltıcı gaz yakınına getirildiğinde şiddetle kafasını sallayıp tepki göstererek onaylamadığını ifade ediyordu.

Denek oradan birileri öneride bulunduğunda zoraki bir şekilde kafasını evet anlamında salladı,ameliyata anestezi olmadan devam ettiler,6 saatlik karın bölgesi organlarının yerleştirilmesi ve bunların kalan bir parça deriyle kaplanması işlemlerinde hiç tepki göstermedi.

Başkanlık eden cerrah hastanın hala hayatta olmasının tıbbi olarak mümkün olduğunu defalarca belirtti. Ameliyata yardım eden dehşet içindeki hemşire göz göze geldiklerinde hastanın dudaklarının gülümser bir şekilde birkaç kez kıvrıldığını gördüğünü belirtti.

Ameliyat sona erdiğinde denek cerraha baktı ve konuşmak için mücadele ederken yüksek sesle hırıldamaya başladı.Bunun esaslı bir öneme sahip olabileceğini varsayan cerrah gidip bir kalem ve bloknot getirdi böylece hasta mesajını yazabilecekti .Cevap basitti 'kesmeye devam edin.'
Diğer iki deneğe de aynı ameliyat yapıldı,onlara da ameliyat sırasında anestezi uygulanması gerekmesine rağmen uygulanmadı.Cerrah hastalar sürekli gülerken ameliyat yapılmasının imkansız olduğunu tespit etti.Anestezi uygulandıktan sonra denekler araştırmacıları sadece gözleriyle takip edebildiler. Hastalar inanılmaz kısa bir sürede normale döndü ve hemen zincirlerinden kurtulmaya çalıştılar.

Konuşabildikleri an tekrar uyarıcı gaz istediler.Araştırmacılar neden kendi kendilerini yaraladıklarını, bağırsaklarını söktüklerini ve neden tekrar gaz verilmesini istediklerini öğrenmeye çalıştılar.Tek bir cevap verildi:'uyanık kalmalıyım.'
Üç deneğin de baskıları pekiştirildi ve onlarla ne yapılması gerektiğinin kararının verilmesini beklemek için tekrar hücreye yerleştirildiler.Araştırmacılar canlı deneklerinin zihinsel ve bedensel niteliklerini geliştirme amaçlarının başarısız olmasıyla birlikte üstlerinin öfkesiyle karşılaştılar.Eski KGB'li komutan potansiyel gördü ve deneklerin gaza tekrar maruz bırakılmaları durumunda ne olacağını görmek istedi.

Araştırmacılar karşı çıktılar fakat itirazları reddedildi.Deneklerin hücreye tekrar kapatılma hazırlıkları sırasında EEG monitörüne bağlandılar ve tutuklulukları uzun dönem göz hapsine dönüştürüldü.Şaşırtıcı olan deneklerin tekrar gaz verileceğini öğrendikleri an üçünün de mücadeleye(kavgaya)son vermesiydi.Bu noktada üçünün de uyanık kalmak için çok büyük bir mücadele verdikleri çok açıktı.Konuşabilen deneklerden biri yüksek sesle ve sürekli mırıldanıyor;sessiz olan denek deri kayışın tersi yöne olan tüm gücüyle bacaklarını önce sola sonra sağa sonra bir şeye yaslanmaya çalışırcasına tekrar sola geriyordu. Diğer denek başını yastıktan kaldırıyor ve hızlı bir şekilde göz kırpıyordu.

EEG ile bağlantısı kurulan ilk denek olduğundan çoğu araştırmacı onun beyin dalgalarını hayretler içinde izliyorlardı.Çoğu zaman normallerdi ama bazen açıklanamaz bir şekilde düz çizgilerdi.Normale dönmeden önce tekrar tekrar beyin ölümü gerçekleşiyor gibi görünüyordu.Araştırmacılar beyin dalgası monitöründen çıkan kağıda odaklandıklarından sadece bir hemşire gözlerinin kapandığını ve aynı anda kafasının yastığa çarptığını gördü.Beyin dalgaları hemen derin uyku haline geçti sonra da son kez düz çizgi oldu kalbinin durmasıyla aynı anda.

Hayatta kalan deneklerden konuşabileni hemen kapatılmak için çığlıklar atmaya başladı.Onun beyin dalgaları da az önce uykuya dalıp ölen deneğinki gibi düz çizgilerdi.Komutan 3 araştırmacıyla birlikte 2 deneğin hücreye kapatılmasını emretti.Emir verilen araştırmacılardan biri hemen tabancasını aldı ve gözlerinin arasına ateş etti,sonra tabancasını konuşamayan deneğe çevirdi onun beynini de havaya uçurdu.

Tıp ve araştırma takımının kalan üyeleri odadan kaçarken tabancasını hala bir yatağa bağlı olan son deneğe çevirdi.'Burada bu şeylerle kilitli kalmayacağım!Seninle kalmayacağım!' diye çığlık attı masaya bağlı olan adama.'NESİN SEN ?'diye ısrar etti. 'Bilmeliyim!' dedi.

Denek gülümsedi.
'Bu kadar kolay mı unuttun?diye sordu .'Biz siziz.' 'Biz sizin hepinizin içindeki pusuya yatan deliliğiz,hayvani zihinlerinizin en derinlerinde özgür olabilmek için her an yalvaranlarız.' 'Biz sizin her gece yataklarınızda saklandığınız şeyleriz. Biz ayak basamadığımız karanlık sığınaklara gittiğinizde sessizliğe ve hareketsizliğe doğru sakinleştirdikleriniziz.
Araştırmacı kısa bir süre için durdu.Sonra deneğin kalbini nişan aldı ve ateş etti.
EEG'de düz çizgi oluştu deneğin güçsüzce nefesi kesilirken birşeyler dedi 'böylece...neredeyse....özgür....'
Delirecek gibi hissediyorum yemin ederim kendimi, psikolojim bozulmak üzere.
İnsan değil bunlar.İnsan değil bunlar. İnsan değil bunlar.

Dünyanın En Büyük Havas ve Gizli ilimler Sitesi
fromatlantis 15:30 11.09.19
İnsanoğlu bu tür işlerden vaz geçmeyecek..

Dünyanın En Büyük Havas ve Gizli ilimler Sitesi