Güzel Sözler & aŞka Dair

Sitare - Havas Okulu
Mobil Görünümdesiniz Klasik Görünüm için TIKLAYINIZ Kayıt ol
Havas Okulu
Etiketlenen Kullanıcılar

Güzel Sözler & aŞka Dair>Sitare
Aliye 14:16 01.11.17
Kenâre”Nerden çıktın karşıma böyle Sitare
Efsaneler dökülüyor gülüşlerinde
Kirpiklerin yüreğime batıyor
Telaşlı bir kalabalığın ortasında
Ayaküstü konuşuyoruz
Nedimin nigehban nergisleri gibi
Üstümüzde bütün nazarlar
Çok utanıyorum Sitare
Dün oturup hesap ettim
Sen doğduğun zaman
Ben bir askeri mektepte talebeymişim
Sen bilmezsin Sitare
Burada gündüzler çekip durduğumuz bir mercan tespih
Geceler içinde uyuduğumuz birer siyah buluttu
Her akşam dokuzda yat borusu çalardı
Yat borusu baştan aşağı hüzün çalardı
Bir derin uykuya atardım kendimi
Siyah benli bir kız düşlerime kaçardı
Bende onu alır anamın düşlerine kaçardımBu azgın kalabalıkta seni tam duyamıyorum
Gözlerin mi daha sıcak gülüyor
Yoksa dudakların mı anlayamıyorumSeninle konuşurken Sitare
Aklıma yıldızlar dökülüyor
Bir çaresiz Zühre oluyorsun Babil caddelerinde
Ateş gözlü kahinler koşuyorlar arkandan
Binlerce meşalenin ışığı kımıldıyor saçlarında
Gökyüzü salkım salkım
Zigguratlar tıklım tıklım
Dönüp dolaşıp dudaklarına takılıyor aklım
Ah benim bu akıldan sıyrılmış aklım
Kimi gün boşlukta konacak yer bulamayan
Kimi gün inatçı yosunlar gibi kepez diplerine yapışan aklım
Gözlerine baktığım zaman Sitare
Bütün çöllere ay doğuyor
Yoldaş ediyorum kendime İmrül Kays’ı Antere’yi A’şa’yı
En kuytu vahaları dolaşıyorum
Hangi vahaya gitsem çadırlar sökülmüş Sitare
Çadırla su arasında bir cılga var
O cılgada narin ayak izlerin var
Durgun suya düşüp kalmış gözlerin varBu azgın kalabalıkta seni tam duyamıyorum
Gözlerin mi daha sıcak gülüyor
Yoksa dudakların mı anlayamıyorumBazan sapsarı bir benizle geliyorsun
Yorgun çizgileri alnında uykusuzluğun
Biliyorum içinde bir sızı var
Bıçak ağzı gibi bir sızı var
Bu sızıdır işte seni verimsiz kılan
Züheyr’in Suad’ı gibi keremsiz kılan
Kuzeyden güneye
Güneyden kuzeye
Heyy! Gidip geliyorum bu çöllerde
Kureyş’in heybetli ve inatçı develeri
Hiç aldırmadan benim esmer sevdama
Geviş getiriyorlar ufka bakarak
Ben kaçıp Yesrib’e sığınıyorum
Yesrib bahane, bir kitaba sığınıyorum
Dağda, ovada, badiyede okuduğum hep elif
Elif diyorum Sitare, sineme elif çekiyorum
“Ah minel aşk-ı ve halatihi..”
Çok eski bir gerçektir bu biliyorumBu azgın kalabalıkta seni tam duyamıyorum
Gözlerin mi daha sıcak gülüyor
Yoksa dudakların mı anlayamıyorumSinsi bir yağmur altında beraber yürüyoruz
Ve ikimizde ıslanıyoruz
Ben ne yağmurlar gördüm Sitare
Ben kaç kez iliklerime kadar ıslandım
Bilmiyorum sen kaç yaşındaydın
Ben göğü hep bir kurşun gibi ağır
O şehirde sırılsıklam gezerdim
Bölük bölük insanlar boşanırdı tapınaklardan
Tapınaklar insanları safra gibi atardı
Sonra hepsi bir yere toplanıp bana bakarlardı
Bir gün bu şehrin kirli yağmurları alıp götürdü beni
Gidip bir Uygur çadırında göğü dinledim
Kara bulutlar kükrerken bir Kaşkar sabahında
Oturup Aprunçur Tigin ile seni konuştuk
Bakışlarımı sunuyorum, tereddütsüz alıyorsun
Gizli bir tebessümle çağırıyorum, geliyorsun
Kaşı karam, gözü karam, saçı karam
Umay gibi yumuşak huylum
Nerden çıktın karşıma böyle
Sesin ılık bir bahar güneşi gibi ığıl ığıl akıyor içime
Asya’nın bozkırlarında ordular düşüyor peşime
Yığılıp kalmışım bu Anadolu toprağına Sitare
Adam akıllı yorulmuşum
Ellerin böyle olmamalıydı
Ellerine acıyorum
Ve kim bilir kaç zamandan beridir kalbimi öğütlüyorum
Durup durup ıssız yerlerde
“güçlü ol ey kalbim, güçlü ol
Daha çok işimiz var” diyorumBu azgın kalabalıkta seni tam duyamıyorum
Gözlerin mi daha sıcak gülüyor
Yoksa dudakların mı anlayamıyorum

Dünyanın En Büyük Havas ve Gizli ilimler Sitesi
Aliye 17:13 01.11.17
Şair Dilaver Cebeci ’nin şiiri yazıl öyküsü

Çeşmek be-zen Sitâre,
Ez-men mekon kenâre;
Diye başlar Sitâre’nin hikayesi.
“Sitâre” farsça yıldız demektir, gökyüzünün en parlak yıldızıdır bu.

Burada Sitâre bir sesleniş uzakta ki birine hitâp şeklidir. Yani bir ad değil…

Sitâre son derece asil, soylu ve şerefli bir aşk hikayesidir. Sıradan bir insan böyle sevilemez, bu dünyadan olmayan bir sevgidir Sitâre.

-Giriş-

Bir yaz günü genç adam hızlı adımlarla geçti okulun önünden, bir şeyden kaçıyor gibiydi. Kafası bir yönde sabitti, birini arıyordu kalabalığın içinde
fakât yetişmesi gereken başka bir yer vardı aceleyle geçti oradan. İçinde eksiklikle…

Bir kaç gün önce görmüştü o’nu, yanında annesi olduğunu sonradan öğrendiği bir bayanla gelmişti bu sene başlayacağı okula.
Nasıl bir duygu bu kimseye anlatamıyor, atamıyordu da aklından. Neden tekrar görmek konuşmak istiyor ve hergün yolunu uzatıp oradan geçiyordu?
Bunun cevabını veremiyordu kendine.

Okulu henüz bitirmiş, hem yazarlığı hem şâirliği olan biriydi. Bu anlatılmaz hisse tutulduğundan beri yazıları da değişmeye başlamış, çoğunlukla yazdığı dava şiirlerine kafa yoramaz olmuştu. İlâhiyat fakültesini bitirmiş olmasına rağmen milli Türk geleneklerine son derece bağlı bir Türk milliyetçisiydi.

Yarım kalmış çalışmalarına odaklanamıyor sürekli başka birşey yazma gereği duyuyordu.
Göremediği, tutamadığı yalnız hissedebildiği birşey idi bu.
Yine o okulun önünden geçecek, bu defa o’nu görecekti. Öyle bir his vardı çünkü.

Aylar sonra okul henüz açılmış, ilk derslerini gören öğrenciler öğle arasına çıkmıştı.
Yine oradan geçiyor bu defa ağır ağır yürüyor ve her öğrenciye uzun uzun bakıyordu.
Bir ara gözleri kararır gibi oldu dünya aklında asılı kaldı, eli ayağına dolandı karşısında hiç beklemediği anda belirmişti genç kız.
Dünya dönmüyor gibiydi sanki şimdi.
Kelimeler boğazında düğüm düğüm…

Simsiyah uzun saçlarının bukleleri önüne dökülmüş, kara kaşlı, kara gözlü güzeller güzeli bir genç kızdı bu.

Ürkek bakışlarla baktılar bir süre birbirlerine, kendinden geçmiş gibiydi
Bir ara gece yazmaya başladığı satırlar döküldü dudaklarından, yoksa içinden mi geçti bilinmez:

Nerden çıktın karşıma böyle Sitâre
Efsaneler dökülüyor gülüşlerinde
Kirpiklerin yüreğime batıyor…

Kız gülümsemiş, bembeyaz dişleri görünmüştü
– merhaba
diyebildi son çare.
Soru ile cevap verdi genç kız;
– sizi daha önce görmüş olabilir miyim?

Kalabalık içinde sanki herkes onları izliyor gibi geliyordu şimdi.

Telaşlı bir kalabalığın ortasında ayaküstü konuşuyoruz,
Nedimin nigehban nergisleri gibi Üstümüzde bütün nazarlar.

Çok utanıyorum Sitâre
Dün oturup hesap ettim sen doğduğunda ben bir askeri mektepte talebeymişim…

– Evet, diyebildi zora ki,
– sizi okulun kayıt günü burada sanırım anneniz olacak bir bayanla görmüştüm. Oradan bir göz aşinalığı olmuştur.
Başka da birşey diyemedi.

Karşısında son derece zeki ve yaşına göre oldukça olgun bir genç kız vardı. Adeta laflarını önceden tahmin edebiliyor, sezebiliyordu.
Bu durum onun için oldukça tehlikeliydi.
Zira kendisinin, kendine bile itiraf edemediği bir sırrı vardı, ortaya çıkmaması gereken bir sır.
Normal birşey değildi içinde bulunduğu durum.
Kendinin o yaşları geldi hatrına, o bu yaşlarda ne yapıyordu acaba?
Yine dudaklarından o sözler döküldü
Yoksa aklından mı geçti bilimmez;

Sen bilmezsin Sitâre, burda gündüzler çekip durduğumuz bir mercan tesbih
Geceler içinde uyuduğumuz birer kara buluttu
Her akşam dokuzda yat borusu çalardı
Yat borusu baştan aşağı hüzün çalardı
Bir derin uykuya atardım kendimi
Siyah benli bir kız rüyalarıma kaçardı
Bende onu alır ana’mın rüyalarına kaçardım.

Bu kısa karşılaşma çok sancılı geçmiş, yüreğinde yanan alevi daha da kor hale getirmişti.
Üstelik her geçen gün artan bu ateş, o gece daha da alevlenmişti.
Hissettiği duygular daha bir istek ve ilhamla yazmaya teşvik etti;

Bu defa o’na sesleniyordu mahşeri bir kalabalığın içinden;
Bu azgın kalabalıkta seni tam duyamıyorum
Gözlerin mi daha sıcak gülüyor
Yoksa dudakların mı anlayamıyorum.

Anlatamıyordu da, fakat gözlerinde ki ışığı görmüştü bir kere…

Dünyanın En Büyük Havas ve Gizli ilimler Sitesi
Cevapla Up