Hayat Dersleri & Hikayeler

Ahiret yolunun has yolcusu insan... - Havas Okulu
Mobil Görünümdesiniz Klasik Görünüm için TIKLAYINIZ Kayıt ol
Havas Okulu
Etiketlenen Kullanıcılar

Hayat Dersleri & Hikayeler>Ahiret yolunun has yolcusu insan...
Gülce 01:10 29.05.19
Dünya Bizim
Âhiret yolunun has yolcusu insan
Selvigül Kandoğmuş Şahin
Selvigül Kandoğmuş Şahin

07 Nisan 2019 - 12:00


Âhiret yolunun has yolcusudur insan. Yaşadığı her an onu yeni başlangıçların ve sonların eteğine doğru sürükler. Bir zamanlar adeta saldırıya uğrar gibi geldiği geçici yalan dünyanın eteklerinden, an an nice yolculuklar sonunda kendini gerçek hayatın başlangıcında bulacaktır. Bu gerçek hayat, ‘basübedel mevt’tir. Bu gerçek hayat, gerçek yurt; âhiret yurdudur. Ait olduğu, asıl olması gerektiği yer.

Aslında uzun bir zaman dilimi gibi görünse de, göz açıp kapayıncaya kadar kısa bir rüya sarhoşluğunda geçen dünya yolculuğunda, yolcu olduğunu unutur insanoğlu.

İnsanoğlunun aktığı ana rahmi onun için her anlamda korunaklı, sıcak, tertemiz ve emindir. Kuşatan, şefkat halesi ile rahatlatan derin bir aşkın tutuştuğu bir diyarken birden kendini dünyanın soğuğunda bulur insanoğlu. “Dünyaya gelmek bir saldırıya uğramaktır” derken İsmet Özel, tam da bu korunaklı, şefkat ortamından dünyaya akan insanı anlatır. Ve insan yavrusu, ne kadar korunaklı ve her anlamda kuşatan bir ortama doğmuş olsa da, bir anda kendini savunmasız, acizlikleri ile başedemediği bir dünyada bulur.

***

Unuturuz geçici her an bitmek üzere olan bir hayatı yaşadığımızı. Gafil hallerimizle dünyanın nice kapısına koşar, nice bitimsiz hazlarını yudumlar, nice ayartan hallerinden murat almak isteriz. Yolcu olarak bindiğimiz yolcu otobüsünün, millerce yükseklikte uçağın, hızlı trenin yolculuğunun biteceğini biliriz. Misafir olduğumuz insan yapımı bu ulaşım araçlarında yolcu olduğumuzu, biletimizi aldığımızda, geçtiğimiz yerleri müşahede ederek anlarız. Biliriz ve inanırız ki; yolculuk bitince bu otobüsten, bu uçaktan, bu trenden ineceğiz ve bizim yerimize başka yolcular binecek. İşte o zaman oturduğumuz koltuğa sahip olmak aklımıza bile gelmez. Bize rahat etmemiz için verilen yastığı sahiplenip yanımızda götürmeyiz. Çünkü biliriz ki bu koltuk da yastık da yolcu olarak bulunduğumuz araca aittir. Bize ait değildir. Bu inanca nasıl sahip oluruz, biletimizi müşahhas bir şekilde elimizde gördüğümüzde, paramızı ödediğimizde ve başka yolcularla aynı yolun yolcusu olduğumuzda daha derinden hissederiz ve inanırız. İşte o zaman kimse bizi inandıramaz yolcu olmadığımıza, çünkü yolculuk bitecek ve biz bindiğimiz bu araçtan ineceğiz. Başka bir zemine, başka bir zamana doğru yola revan olacağız.

Çıktığımız dünya yolculukları oysa ne çok ilham olur bize gerçek yolculuğu hatırlatma yolunda. Dünya fâni bir yolculuk mekânıdır oysa. Her anlamda oyalayan, bizi derinden sarsarak acılarla ve mutluluklarla kendine râm eden, bizi adeta uyuşturan hazları ile geçici olmaktan ziyade kalıcı olmaya zorlayan.

Ne çok kapı vardır dünya yolculuğunda

Ne çok kapı vardır dünya yolculuğunda önünde durduğumuz, ter akıttığımız, açılmasını beklediğimiz, yeri geldiğinde hırsın ve tamahın güdülemesi ile kendimizi kaybettiğimiz.

Ne çok kapı vardır açılmasını beklediğimiz, ama hep açmaya talip olduğumuz. Günahın kapısı, eşyanın kapısı, dünyalık putların kapısı, kinin kapısı, kirin kapısı, hırsın kapısı, şöhretin kapısı, şehvetin kapısı, tamahın kapısı.

Bu kapıların önünde ne çok durmuşluğumuz vardır. Ter akıtarak, kan akıtarak, kendimizden geçerek. ‘Belhûm adal’ ve ‘ahsen-i takvim’ hallerimizle. Yol uzundur ve kapılar da o denli çok ve ayartıcıdır. Kimisi öylesine bizi içine alır öylesine kendisine râm eder ki, tüm kapılar o kapının ayartan hallerine râm olarak açılır.

---------- Post added 29.05.19 at 01:11 ----------

Oysa yolcuyu tanıyan, bilen, onun tüm hallerine vakıf, ona şah damarından yakın olan Yaratıcı bilir bu yolculunun azığının nasıl olması gerektiğini. Dünyalık azığa talip olan yolcu da kanaat ettiği zaman bulur Yaratıcı’nın ona sunduğu azığı. Ama bu bilme öyle kolay olmaz tabi. Bilmek için yollara düşmek, aramak, yanmak, yana yana yollarda erimek gerekir. Bulmak için yola düşer, bilinmez yollara sapar, arar, arar…

Bulmak için yola revan olduğunda insanın inandığı değerleri vardır. Kapıları vardır sonra. İlk olarak teslimiyet kapısının tam önünde durur. Kan ve ter akıtarak, ruhunu ve bedenini temizleyerek tüm kirlerden, kinlerden, şehvetlerden durur teslimiyet kapısının önünde. Tövbe kapısını bulur sonra, arınır yüreği, yüzü aydınlık olur. Gözyaşı ırmak ırmak gecelerin karanlığında dökülürken döşünün sıcağına, serin dualarına yükler umutlarını, acılarını, sırlarını.

Sonra ihlas, irfan, merhamet, rahmet ve pek çok kapının önünde durur. Doğru kapılara, en doğru kapıyadır onun yolculuğu. Üstad Sezai Karakoç, ‘Diriliş Muştusu’nda ne güzel anlatır: “Bu kapı, ölüm-dirim kapısıdır, öldükten sonra yeniden dirilme kapısıdır. Üzerinde bengisu aşı boyası olan kapısıdır. Çilelerin açılış kapısıdır. Alından akan terleri silen kapıdır. Gönlün yeniden doğumunun kapısıdır. Toprağın bittiği yerin başlangıç noktası olan kapıdır. Doğaüstü zifafın giriş kapısıdır. Ölümü doğuma çeviren düğünün beşiği olan kapıdır. Ve eşiği olan Kapı.”

Kalp kapısına gideceksin önce. Bu muhteşem kapıyı bulmak için; kitaba, kıbleye, kabire doğru uzun, kıldan ince kılıçtan keskince bir yola revan olduğunu bileceksin. Gurbetten kurbiyyete. Sıladan, yurda doğru, gerçek yurda doğru yola revan olduğunu bileceksin.

İhlas ile yönelmek için kalbinin Allah’la buluşması gerekmez mi ey yolcu? Fetva makamı olarak Resul’ün işaret ettiği ve “kalbine danış” dediği kalp de tam bu kalp değil midir ey yolcu? Kasvetten, gafletten, şüpheden, evhamdan, vesveseden, dalaletten, korkudan, beri olan bir kalp ile yöneleceksin. İşte o zaman selim, mutmain ve munip bir kalbin olduğunu bilerek göğsünde sımsıcak hayat veren bir sihirli muska gibi taşıyacaksın yaşam iksirin olan teslim olan kalbini.

Selim bir kalp ile yönelmek

Selim bir kalp ile yöneldiğinde hayata ve nice ayartan, çeldiren kapıların önünde durduğunda, işte tam o zaman mutmain kalbine ferasetle, derinlikle ilhamlar gelecek ve ‘kalp gözün’ açılacak. Artık her ameline, her eylemine kalbin vuruşu rota olacak, yol gösterecek, ilham olacak. Artık basiret olan, dizine derman, gönlüne ferman, duana icap olan selim bir kalptir sahip olduğun.

Yolcu yola revan olduğunda sınavlar bitmek bilmez. Her açılmaz ve açılır kapının önünde ve arkasında onu sınavlara duçâr eden bir yaşam karesi bekler. Sınavların en büyük karargâhı kalptir aslında, yürektir. İşte tüm sınav muharebeleri orada kaybedilir veya kazanılır.

benim kalbim bir ıslahevidir doktor.

yetim bir çocuk durmadan azarlanır içinde

benim kalbim gövdesi ıslahevlerine çakılı bir kuştur

uçmayı bilmeden ölür kenar otellerde

kalbim ıslah olmaz bir kuştur doktor

tıkanır, ölür metropollerde

Şair Kemal Sayar nasıl da güzel karargâh eyler kalbi bu dizeleriyle.

Kalpler karargâhtır, ıslahevidir kimi zaman. Ama sınavlar da kalplerde kaybedilir ya da kazanılır. Bu yolun gereği budur. Yolcu bunu bilir ya da bilmez ama kalp ona sırdaş, kim zaman da dildaş, kimi zaman da düşman olur. Ama tüm kalpler sınavlara duçar olacaktır. Bu sayede, ‘sıdk’ veya ‘kizb’, ‘nifak’, ‘takva’, ‘ihlas’, ‘teslim’, ‘mutmain’ olan kalpler açığa çıksın. Sinelerin özü ortaya çıksın. Ki Rabbimiz sinelerin özünü bilendir.

Ve Rabbim uyarır yola revan olan yolcuyu: “Elif. Lam. Mim. İnsanlar, sınavdan geçirilmeden, sadece “iman ettik” demeleriyle bırakılıvereceklerini mi sandılar? Andolsun ki, biz onlardan öncekileri de sınadık. Elbette Allah sadıkları da ortaya çıkaracak, yalancıları da mutlaka ortaya koyacaktır.” (Ankebut 1-3)

Cehennemi bir hâl alan dünyada yolcu olarak yüreğinde cennetleri taşıyanlar vardır elbet. Hepimizin yüreğinde İbrahim (as) de var Nemrut da, Firavun da var Musa (as) da. Yüreğimizi dirilişe götürecek olan ruhumuza diriliş aşısını vuracak olan o muhteşem öz, o muhteşem şifa da içimizde, bizi cehennemlere taşıyacak olan zehir de yüreğimizde. Yani hem zehir, hem de panzehir vardır inkılapların meydana geldiği kalbimizde, nice devrimlerin soluklandığı bir avuç et parçasında.

Tüm yollar O’na çıkar

Ne kadar teslim olursak olalım, kendimizi ne kadar İslam olanlar safında görürsek görelim, insan olmanın o ayartan süfli duraklarında sanki haşa Rabbimiz yokmuş gibi davranmıyor muyuz ey dostlar? Bu şeytanın insana yüklediği, dosdoğru yoluna eğri oturarak onun en mutmain hallerinde bile gizli bir iğva gibi yerleşen en gizli günahlarında yer ediyor. Farkına varmadan veya bilerek arkadan konuşuyoruz, düşünüyoruz. Gıybet en kolay yaptığımız ayartan ve cehenneme taşıyan bir hâl. Sonra gizli bir kibir yerleşiyor ruhumuzun en tenhasına. Eserlerimizin önünde onu bize bahşedeni unutup yaptıranı unutup yapanı düşünerek yüreğimize çöreklenen ve bizi helake sürükleyen bencilliğin ve kibrin önüne geçemiyoruz ey dostlar. Oysa yol azığı olarak verilir tüm hasletler, yetenekler, haller. O’nun yolunda onun rızasına uygun ve O’nun için kullanırsak tüm verilmiş istidatları ne mutlu bize. Yoksa kendi cehennemimizi, cennetlere döndürdüğümüz dünya yolculuğunda an an inşa etmiş olmaz mıyız, hırsımızla, tamahkârlığımızla, bencilliğimizle, gadabımızla, hevamızla…

---------- Post added 29.05.19 at 01:12 ----------

Rabbinizin bağışına ve takva sahipleri için hazırlanmış olup genişliği gökler ve yer kadar olan cennete koşun!” (Al-i İmran- 133)

Bir yolcu gibi seferlere talip olarak, kendinden vazgeçerek, gerçek seferin sahibine iltica ederek O’na yönelmek…

“O halde Allah’a koşun!” (Zariyat - 50)

Derûnî seferleriniz vardır içe doğru yolculuklarınız. İçinize ne kadar ferasetle ve teslimiyetle yürürseniz derinleşirseniz, dışa doğru yürümeleriniz de o denli aydınlık ve önü açık olacaktır. İç seferini tamamlayamayanlar, dış seferlerinde yolda kalırlar, toprağa, metaa, eşyaya, insana çakılı halde kalırlar… Kalplerin sefer duyarlılığı ile yola revân olması bu bilinci içselleştirmesi, dünyevi tüm tutkuları da elinin tersiyle itmesi, gerçek bir özgürleşmedir.

Dünya uzun, zorlu bir yolculuk hâli ahrete doğru uzanan. Bizler yürümeye devam edeceğiz. Rahmetlere vuslatla ulaşmak için yolda, yolcu duyarlılığı ile bulunmak gerek elbet. Biz yürüyeceğiz ve bileceğiz ki, üzerimize düşeni yaparsak yollar açılacak, kapıların kilidi kırılacak. Çünkü gerçekten iman eder, iltica eder, mutmain olursak tüm yolları açan, ateşleri gül eyleyen, narı nura çeviren, denizleri yol eyleyen Rabbimizle muhatap oluruz.

Yürek iklimlerine doğru bir sefer başlatarak bu yolculuğu bereketli kılma sevdasında olmalıyız. Geç kalmış sayılmayız elbet. Tüm yollar O’na çıkar, çare, derman, kurtuluş O’ndadır.

Kalbi daralanlara şifa, ârafta kalanlara muştu, yolda çakılanlara derman olma zamanlarındayız dostlar. Yol uzun, kıldan ince kılıçtan keskin de olsa, azığımız var hamdolsun; teslimiyet, ihlas, irfan, tefekkür, iltica ile harmanlanmış ve kalplerimizi ‘inşirah-ı sadr’ ile imar edecek ilim ve hikmet yolculuğu bizleri bekliyor.

Yolcu olarak, âhiret yolculuğuna revân olduğumuz yolda, yapacağımız en güzel, en kutlu dua Efendimizin duası olacaktır: “Ey kalpleri halden hale dönüştüren! Kalbimi dinin üzere sabit kıl.” (Tirmizi)
Dünyanın En Büyük Havas ve Gizli ilimler Sitesi
Facebook Twitter Google Digg LinkedIn tumblr Getpocket Reddit Email
Cevapla
Cevapla Up

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146