islam & islami Konular

Tevekkül - Havas Okulu
Mobil Görünümdesiniz Klasik Görünüm için TIKLAYINIZ Kayıt ol
Havas Okulu
Etiketlenen Kullanıcılar

islam & islami Konular>Tevekkül
SiLence 11:15 09.02.17
Tedbiri bir fiilî duâ olarak değerlendirmek sûretiyle tedbirimizi gerektiği gibi aldığımızda; Allah dilerse şüphesiz kazayı ve belâyı def eder. Fakat bu bir sonuç hükmüdür. Sonuç hakkında hüküm vermek esasen bizim vazifemiz değildir. Said Nursi Hazretlerinin ifadesiyle, “tarîk-i hakta çalışan ve mücahede edenler, yalnız kendi vazifelerini düşünmek lâzım gelirken, Cenâb-ı Hakk’a ait vazifeyi düşünüp, harekâtını ona bina ederek hataya düşerler.”(1)

Bu meselede bizim vazifemiz önden gerektiği gibi tedbir almak, tedbirden sonra da tevekkül etmektir. Tedbirde eksiklik ve boşluk bırakmamak, ihmalkâr olmamak, vurdumduymaz davranmamak, “Yazılan başa gelir” sözünün uhdesinde saklı bulunan yanlış tevekkül anlayışına ve tembelliğe kapılmamak bizim vazifemizdir. Biz vazifemizi yaparız; Allah’ın vazifesine karışmayız. Hazret-i Yakub Aleyhisselâm oğulları ile birlikte Mısır’a Bünyamin’i gönderirken, tedbiri de, tembihi de elden bırakmadı ve oğullarına şöyle dedi:

“Oğullarım! Şehre bir kapıdan girmeyin! Ayrı ayrı kapılardan girin! Gerçi Allah’ın takdir ettiği bir şeyi ben sizden geri çeviremem! Hüküm ancak Allah’ındır! Ben O’na tevekkül ettim! Tevekkül etmek isteyenler de O’na tevekkül etsinler.”(2)

Âyette Hazret-i Yâkub’un (as) oğullarına yaptığı tembihler birer tedbir mahiyetindedir. Gerek Bünyamin’in başına bir iş gelmesini önlemek için, gerekse oğullarının nazar veya başka biçimde zarar görmesini önlemek için Hazret-i Yâkub’un (as) elinde başka çare yoktu. Olsaydı mutlaka kullanacaktı. O halde Hazret-i Yâkub (as) kendi çapında bütün imkânlarını kullandıktan ve gerekli tedbiri aldıktan sonra Allah’a dayanıp güveniyor, tevekkül ediyor.

Kezâ Hazret-i Şuâyb Aleyhisselâm kendisine düşen görevin yalnızca tebliğ olduğunu, sonucun Allah’a ait bulunduğunu, yapılacak işlemin dâveti sürdürmek olduğunu bildiriyor ve dâvetine uymayan kavmine şöyle sesleniyordu:

“Ey kavmim, söyleyin bana! Eğer ben Rabb’imden açık bir delil üzere isem ve Rabbim beni kendi katından pek güzel bir rızıkla rızıklandırmışsa, ben O’na isyan edebilir miyim? Size yasakladıklarıma kendim karşı gelmek istemem! Ben ancak gücümün yettiği kadarıyla sizi ıslâh etmek istiyorum. Muvaffak olmam ise ancak Allah’ın yardımıyladır. O’na tevekkül ettim ve ancak O’na yönelirim.” (3)

Bir işe karar vermek, o işi bitirmenin yarısıdır. Çünkü karar, niyettir. Karar, aynı zamanda hâl ve fıtrat diliyle yapılan bir duâ demektir. Bir işe karar veren kimse, başarmak ve olabilecek olumsuzlukları bertaraf etmek için önce Allah’a sığınmalı ve güvenmelidir. Cenâb-ı Hak bir işe azm eden ve karar veren kimseler için şu önemli prensibi hatırlatır:

“İşlerinde onlarla istişare et! Bir işe karar verip azmettiğinde ise, Allah’a güven ve tevekkül et. Şüphesiz Allah kendisine tevekkül edenleri sever.”(4)

Tevekkülün, sebepleri bütünüyle reddetmek demek olmadığını, bilakis sebepleri Allah’ın kudret elinin bir perdesi bilmek demek olduğunu bildiren Üstad Bedîüzzaman Hazretleri, sebeplere teşebbüsün ise, bir nevî fiilî duâ hükmünde bulunduğunu, sonucun da yalnız Allah’tan istenmesi gerektiğini; tevekkülün, kendisine düşen tedbirleri gerektiği gibi aldıktan sonra neticeyi Allah’tan bilmek ve yalnız O’na minnettar olmak demek olduğunu bildiriyor. (5)

Demek tevekkül etmek için, önce biz, bize düşen tedbiri gerektiği gibi, gerektiği kadar ve gücümüz ölçüsünde almakla görevliyiz ve yükümlüyüz. Bize düşen kısımda ihmalkâr davranamayız, tedbirsiz olamayız, gayretsiz olamayız. Takdiri ise Allah’a bırakırız.

Bir evi hırsızlara karşı korumak için düşünülebilecek her şey tedbirdir. Anahtarın ve kilidin en iyisi, kapının en sağlamı, en dayanıklısı, alarm vs. gibi ulaşılabilen yeni teknolojik ürünlerin en iyisi, bunları kullanma becerisi… vs. bunların tümü tedbir sınıfına girer. Tedbir ne kadar iyi olursa, sonuç için o derece makbûliyet şartlarını taşıyan fiilî duâ yapılmış olur. Şartlara göre hangi tür tedbir gerekiyorsa, bize düşen ihmâl etmemektir. Fiilî duâmızın sonucunu ise, meselâ bu meselede eşyamızın çalınması gibi bir musîbetin def edilmesi meselesini ise Allah’a bırakmalıyız. Yani tedbir bizden, takdir Allah’tan demeliyiz.


Dipnotlar:
1- Lem’alar, s. 134.
2- Yûsuf Sûresi: 66, 67.
3- Hûd Sûresi: 88.
4- Âl-i İmrân Sûresi: 159.
5- Sözler, s. 284.

Dünyanın En Büyük Havas ve Gizli ilimler Sitesi
Facebook Twitter Google Digg LinkedIn tumblr Getpocket Reddit Email
Drogo 12:58 10.02.17
@[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...] abla bu güzel paylaşım için teşekkür ederim

Dünyanın En Büyük Havas ve Gizli ilimler Sitesi
desperado 13:59 10.02.17
Bir evi hırsızlara karşı korumak için düşünülebilecek her şey tedbirdir. Anahtarın ve kilidin en iyisi, kapının en sağlamı, en dayanıklısı, alarm vs. gibi ulaşılabilen yeni teknolojik ürünlerin en iyisi, bunları kullanma becerisi… vs. bunların tümü tedbir sınıfına girer. Tedbir ne kadar iyi olursa, sonuç için o derece makbûliyet şartlarını taşıyan fiilî duâ yapılmış olur. Şartlara göre hangi tür tedbir gerekiyorsa, bize düşen ihmâl etmemektir. Fiilî duâmızın sonucunu ise, meselâ bu meselede eşyamızın çalınması gibi bir musîbetin def edilmesi meselesini ise Allah’a bırakmalıyız. Yani tedbir bizden, takdir Allah’tan demeliyiz.

Dünyanın En Büyük Havas ve Gizli ilimler Sitesi
Eysan 13:14 13.10.18
Naim 11:23 24.01.20
Tevekkül etmekte zorlanıyor ve bunun farkında bulunuyor isek, Rabbimize dayanalım, Sabur isminden istimdat edelim, Hami ismine sığınalım. Tevekkülde zorlanmamız hayra alâmettir. Çünkü üzerimize çöken gam ve kederin ağırlığına rağmen bizim Cenab-ı Allah’ı bırakmadığımıza, O’na küsmediğimize, O’na sitem etmediğimize işarettir. Bu, isyan hali değil, kulluk halidir. Kulluğun zor hali de Allah katında değerlidir, şereflidir, makbuldür.
Dünyanın derdi ve gamı bitmez. Rabbim kimseye dert ve gam vermesin. Verirse, isyan vermesin. Dert ve gam geldiğinde, dertten kurtulmak için alınacak tedbir varsa tevekkeltü alallah denilerek alınır.
Derdin ve gamın bir çaresi varsa bakılır. Bulunan çare Allah’tan bilinir. Bir çare bulunmadığında duâ vaktinin devam ettiğine inanılır. Duâ ve tevekküle devam ederken, yine çare aranır. Ne duâ çare aramaya zıttır, ne çare arama duâya…
Bir çaresizlik anında Müslüman’ın çaldığı ve kendisine açılan iki kapısı vardır:
1- Dertlerin maddî kapısı. Bu, o dertle ilgili alınacak tedbir, çareye doğru gösterilen çabadır.
2- Dertlerin manevî kapısı. Bu da Allah’a sığınma ve tevekkül kapısıdır.
Çaba olmadan tevekkül çare olmadığı gibi, sadece tevekkülsüz çaba da çare değildir. Bu ikisi muhteşem ikilidir. Çaba ile beraber tevekkül gösterildiğinde hepsi tevekkül hesabına geçer. İbadet de sayılır. Tevekkülsüz olarak sadece çaba gösterildiğinde de hepsi şirk hesabına geçer. Tevekkülsüz çaba da, çaba değildir.
YÜKÜNÜ GEMİYE BIRAK
İmanın hem nur, hem kuvvet olduğunu veciz bir şekilde hatırlatan Bediüzzaman, hakikî imanı elde eden adamın kâinata meydan okuyacağını ve imanın kuvvetine göre hadisatın tazyikatından tevekkeltü alellah 1 (Allah’a tevekkül ettim) diyerek kurtulacağını beyan ediyor. Bediüzzaman o nuranî ifadelerinde Allah’a tevekkül etmek suretiyle, hayat gemisinde olayların dağlar gibi dalgalarına karşı tam bir emniyet içinde seyran edileceğini zikrediyor. Böylece bütün ağırlıklarını Cenab-ı Hakk’ın yed-i kudretine emanet ederek dünyadan rahatla geçeceğini, berzahta istirahat edeceğini ve ardından ebedî saadete gitmek için Cennete uçacağını beyan ediyor. 2
Bediüzzaman bu meseleyi bir misal ile açıklıyor:
Günlerden bir gün sırtlarında ağır yükleri bulunan iki adam büyük bir gemiye binerler. Bunlardan birisi gemiye biner binmez yükünü gemiye bırakır, rahat eder.
Diğeri der ki:
“Ben güçlüyüm. Yükümü sırtımda taşıyabilirim. Belki zayi olur. Gemiye bırakmayacağım.”
Arkadaşı ona der ki:
“Gemiden de mi güçlüsün? Hem gemi varken neden yorulasın? Gemide yükün neden zayi olsun? Hem başın döner, gittikçe gücün kaybolur, yükünle beraber denize düşersin. Yükünü bırak gemiye, rahat et. Bu büyük gemi senin yükünü daha iyi taşır. Hem seni bu halde kaptan görse, gemimizle alay mı ediyor diye düşünür, haindir midir nedir der ve sana ceza verir. Hem herkese maskara olursun. Çünkü kibrin zaafını gösteriyor. Gururun, aczinin alâmetidir. Yapmacık hareketlerin zillettir. Kendini gülünç duruma soktun. Bak, herkes sana gülüyor.”
TEVEKKÜL BİZİ NELERDEN KURTARIR?
Arkadaşının uyarısına kulak veren adam, yükünü yere koydu, üzerine oturdu:
“Oh! Allah senden razı olsun! Ben gerçekten divaneymişim! Zahmetten, hapisten ve maskaralıktan kurtuldum.” der.
Bu hikâyenin neticesine göre, tevekkül eden adam şunlardan kurtuluyor:
1- Kâinatın dilenciliğinden,
2- Her hadisenin karşısında titremekten.
3- Kendini beğenmişlikten.
4- İnsanlara maskara olmaktan.
5- Uhrevî sıkıntılardan.
6- Dünya hadiselerinin tazyikinden kurtuluyor. 3
Rabbim sizleri ve bizleri duâsı ve tevekkülü makbul olanlardan eylesin. Âmin..


1- Hud Sûresi: 56. 2- Sözler, s. 148. 3- Sözler, s. 502.

Dünyanın En Büyük Havas ve Gizli ilimler Sitesi
Buba 16:06 24.01.20
Nasıl Bir Tevekkül?
İlk dönem Horasan sûfilerinden
Hâtem-i Esam k.s.ye "Allah'a nasıl
tevekkül ettin?" diye soruldu. O da
şöyle cevap verdi:
Tevekkülü şu dört esas üzerine
yaptım:
· Bildim ki rızkımı benden başka
kimse yiyemez. Böylece nefsim
bununla tatmin oldu.
Benim amelimi bir başkasının
yapmayacağını bildim, amelime
sarıldım.
• Ölümün ansızn geleceğini bildim,
ona hazırlanmaya koyuldum.
Bildim ki nerede olursam olayım,
Allah Tealâ'nın gözetimi altındayım.
Bu sebeple O'ndan hayâ ettim.

Dünyanın En Büyük Havas ve Gizli ilimler Sitesi