islam & islami Konular

Zeval Vakti - Havas Okulu
Mobil Görünümdesiniz Klasik Görünüm için TIKLAYINIZ Kayıt ol
Havas Okulu
Etiketlenen Kullanıcılar

islam & islami Konular>Zeval Vakti
desperado 18:47 10.04.16

Zeval Vakti Nasıl Hesaplanır, Zeval Vakti Nedir kısaca bilgi verelim.


Zeval vakti, Güneş’in gökyüzünün öğle vaktinden başlayıp Batı’ya doğru hareket ettiği zamana denmektedir. Zale kelimesinin fiil halidir. Anlamı: Ayrılmak, yok olmak, batıya meyletmek anlamına gelmektedir. Öğle namazı vaktinin başlatan zaman zeval zamanıdır. Bu kelime zamanla öğle namazının vaktinin belirlenmesi için kullanılan bir fıkıh terimi haline gelmiştir. Zeval vakti Güneş’in gökyüzündeki en yüksek noktaya çıkıp, Batı’ya doğru hareket etmesinin ardından başlar, cisimlerin gölgelerinin kendi boylarından iki kat daha uzun olduğu zamana kadar devam eder.

Zeval vaktinin belirlenmesi bazı fıkıh kurallarına göre belirlenir. İslamiyet’te gün, şer’i ve örfi olarak ikiye ayrılır. Şer’i gün tan yerinin ağarmasından güneşin batmasına kadar geçen süreye denir. Kerahat vakti bu ana göre belirlenir. İkinci görüşe göre bu konuda şer’i gün geçerlidir. Şer’i günde istiva vakti, zeval vaktinden biraz önce belirli olur.



Facebook Twitter Google Digg LinkedIn tumblr Getpocket Reddit Email
Cevapla
desperado 18:49 10.04.16


Zevâl vaktinin süresi ne kadardır?

Zevâl vaktinin süresi / müddeti hususunda iki görüş vardır. Bunlardan birisi “şer’î”, öbürü de “örfî” güne göredir. Başka bir ifadeyle fıkıh ıstılâhında gün, “nehar-ı şer'î” ve “nehar-ı örfî” diye ikiye ayrılır. Söz konusu vaktin süresi de, bu iki vakitten hangisi hesaba esas alınırsa, ona göre değişiklik arz eder.

Gündüzün başlangıcını tesbitte fecr-i sâdıkı yani imsak vaktini esas alıp şer’î güne göre hesap eden ulemâ açısından zevâl vakti uzundur, yerine ve mevsimine göre bir saate yaklaşabilir. Şer‘î gündüzde gün, güneşin doğması ile değil, fecr-i sâdıkın doğması ile başladığı için istivâ vakti, zevâl vaktinden biraz önceye denk gelir. Bu görüşe nazaran kerahet vakti, istivâ vakti ile zevâl vakti arasındaki süredir. (Buna halk arasında yaygın olarak kısaca zevâl ya da zevâl vakti denilmektedir.) Bu noktada yani şer’î gündüz esas alındığında, kesin bir kerahet süresinden bahsedilemez. Çünkü bu da günlerin uzayıp kısalmasına / mevsimine göre değişiklik gösterecektir. Ancak bu mevzuda hassas davranıp, kerahet süresinde namaz kılmak istemeyen kimse için, ihtiyata uygun olarak öğle namazından önce 30 - 40, hatta mevsimine göre 50 ve üzeri dakikalık bir zaman zarfında namaz kılmaması tavsiye edilebilir.

Bu husus Ömer Nasuhi Bilmen merhum tarafından muhallet eseri Büyük İslam İlmihali’nde şöyle açıklanmıştır: “Meselâ: Ocak ayının birinci günü, fecr-i sâdıkın doğuşu ezanî saatle 12.50 de olsa, güneşin batışı da 12'de olacağına göre, şer'î gündüz süresi 11 saat 10 dakika olur. Bu günde güneşin doğuşu 2.35'de olacağından örfî gündüzün süresi 9 saat 25 dakika olur. Bu durumda Şer'î gündüzün yarısı, yani istivâ zamanı fecirden 5 saat 35 dakika sonra olup güneşin doğuşundan 3 saat 50 dakika sonraya rastlar. O bakımdan şer'î gündüzün yarısı zevâl vaktinden 52 dakika önce olmuş olur. İşte bu 52 dakikalık süre bir kerahet zamanıdır. Harzem fukahasının görüşü böyledir.” [Bkz. A.g.m. ve e., Bilmen yayınevi, 1966, s. 115, 1 no.’lu dipnotun devamı]

***

Güneşin doğuşunu esas alıp örfî güne göre hesabı esas alan âlimler açısından ise, zevâl vakti kısadır. Güneşin tam tepe noktasına geldiği andır, ondan sonra batı tarafına meyledecektir. Öğle vakti, bu dönüş ile başlar.

Malum olduğu üzere tam zevâl vaktinde namaz kılınmaz. Namaz kılınması câiz olmayan bu vakit, çok kısa süren (15-20 dk.lık) bir âna mı mahsustur, yoksa bu ânın biraz öncesinden mi başlar? Şimdi de gelelim bu sorunun cevabına…

Bir görüşe göre bu hususta örfî gündüz esas alınır. Buna göre tam zevâl vaktine, gündüzün bu âna kadar geçen süresi ile geri kalan süresinin birbirine eşitliği manasına gelmek üzere “istivâ vakti” denir ki, güneş sanki herkesin başının üzerindeymiş gibi görünür. İşte namaz kılmanın câiz olmadığı vakit bu andır ve hüküm şu hadise dayanır: Ukbe b. Âmir el-Cühenî (r.a.) şöyle demiştir: “Üç vakit vardır ki, Rasûlullah (s.a.v.) bize, bu vakitlerde namaz kılmamızı ve ölülerimizi defnetmemizi yasakladı. Bunlar; güneş doğduğu zaman yükselinceye kadar, güneş tepe noktasına geldiği zaman zevâline kadar, güneş batmaya meylettiği zamandır.” [Bkz. Müslim, Sahih, Müsâfirîn, 293; Ebû Dâvud, Sünen, 51; Tirmizî, Sünen, Cenâiz, 41, Mevâkît, 31, 34, Cenâiz, 89; İbn Mâce, Sünen, Cenâiz, 30; Dârimî, Sünen, Salât, 142; Ahmed b. Hanbel, Müsned, 4, 152] Bu üç vakit güneşe tapanların ibadet vaktidir. Onlara benzememek için bu üç vakitlerde ibadet yapılmaz. Geniş bilgi için lütfen Mekruh yahut kerahet vakitleri başlıklı yazıya bkz.

Hâsılı bu vakte, yani güneş öğle vakti göğün tam ortasına dikilmesi anında başlayıp batıya doğru hafif bir meyil yapıncaya kadar devam eden vakte, kerahet vakti deniyor. Bu da örfî gün hesabıyla, yukarıda da belirtildiği gibi, 15-20 dakika kadar süren bir zamanı tutabilir. Demek ki öğle vaktinden 15 - 20 dakika kadar önce kerahet vakti başlar, öğle vakti girinceye kadar devam eder. Tabii bu noktada vakit hesaplamalarında “temkin”e riayet edip cetvellerinde yer veren takvimlerin, mesela Fazilet takvimi gibi, temkinlerini de hesaba katıp belirtilen vakte (15 - 20 dk.lık zamana + 10 dk. olarak) ilave etmemiz gerekir. Bunu da hatırdan çıkartmamak lazım.

***

S o n u ç

Her iki ifade de doğrudur. Bizim kaydettiğimiz ortalama-takribî süre, ihtiyatla şer’î güne göre yapılan hesaba nazarandır; Muhtasar İlmihal’de belirtilen süre ise, örfî günün esas alındığı hesaba göredir. Bu iki görüşten birine ruhsat, öbürüne azîmet tabir edebiliriz. Dolayısiyle dileyen, kendi vaziyetine göre dilediği gibi amel etmekte tabii ki serbesttir. Zira Rabbimiz nezdinde ruhsat da azîmet gibi makbuldür. Hadis-i şerifte, “Allah (c.c.) azîmetlerinin yapılmasını sevdiği gibi, ruhsatlarının yapılmasını da sever.”


[Ahmed bin Hanbel, Müsned, 2/108]




Cevapla
desperado 18:54 10.04.16
Mekruh yahut kerahet vakitleri


Ukbe ibn Âmir el-Cuhenî (r.a.) anlatıyor: “Üç saat vardır ki, Rasûlullah Efendimiz (s.a.v.) bizlere o saatlerde namaz kılmayı ve ölülerimizi kabre koymayı nehyetti/yasakladı:

1- Güneş doğmaya başladığından (bir mızrak boyu) yükselinceye kadar geçen zaman. (45-50 dakikalık bir zaman dilimi)

2- Güneş tam ortada iken (öğle önü) ayakta duranın ne doğusunda, ne batısında hiçbir gölgenin kalmadığı vakitten itibaren güneş biraz meyledinceye kadar geçen zaman.

3- Güneş batmaya meylettiği vakitten itibaren tamamen batıncaya kadar geçen zaman. [Müslim, Sahih, Salâtu’l-Misâfirîn, 293]

Kerahet vakitlerinde nafile namaz kılınmaz ve ölü kabre konulmaz. Fakat Kur’an okunabilir, duâ edilebilir, tesbihât yapılabilir. Şafiîlere göre kaza namazı kılınabilir.

Sabah ve ikindi namazlarını bilerek geciktirmek mekruhtur. Bununla beraber, her ne sebeple olursa olsun geciktirilmişse namaz tamamlanır. Ebû Hüreyre (r.a.) ve İbn Abbas (r.anhuma), Peygamber Efendimizin (s.a.v.) şöyle buyurduğunu bildirmişlerdir:

“Her kim sabah namazında bir rek’âti güneş doğmadan evvel yetiştirirse, sabah namazına yetişmiştir. Her kim de ikindi namazında bir rek’ati güneş batmadan evvel yetiştirirse, ikindi namazına yetişmiştir. [Müslim, Sahih, 608]

Hazret-i Âişe validemizin (r.anha) rivâyeti de şöyledir: Rasûlullah Efendimiz (s.a.v.), “Her kim ikindi namazının bir secdesini güneş batmadan evvel yetiştirirse, yahut sabah namazının bir secdesini güneş doğmadan evvel yetiştirirse bu iki namazı kılmış olur [Müslim, 608] buyurmuştur.

Sabah namazını kılarken güneş doğmuş olsa, yeni bir vakit girmediğinden, Hanefîler, yukarıya aldığımız birinci hadisteki nehiyden hareketle namazın bozulacağına hükmetmişler; fakat ikindi namazını kılarken güneşin batması halinde namazın bozulmadığını bildirmişlerdir. Çünkü ikindi vaktinde güneş battıktan hemen sonra yeni bir namaz vakti girmektedir.

Netice: İkindi namazı eğer eda edilmemişse, güneş batarken de olsa farzı kılınabilir, kerahetle birlikte caizdir, mutlaka kılınmalıdır.

Meseleyi böylece ifade ettikten sonra, dilerseniz biraz daha detaylı bir şekilde toparlayalım.

İçinde namaz kılınması mekruh olan vakitlere ilmihal ve fıkıh kitablarında “kerâhet vakitleri” veya “mekruh vakitler” denir.

İki türlü kerahet vakti vardır:

a) Farz olsun, nafile olsun her türlü namazın kılınması mekruh olan vakitler.

b) Sadece nafile kılmak mekruh olup diğer namazların câiz olduğu vakitler.

Bunların tamamı beş vakittir.

Birincisi: Güneşin doğmasından bir mızrak boyu ki (beş derece), yükselişine kadar olan zamandır. Memleketimize göre güneşin doğuşundan sonra 40 ile 50 dakika arasında bir zamandır.

İkincisi: Güneşin yükselip de tam tepeye geldiği zeval anının bulunduğu vakittir. Buda öğle namazından önceki 30-40 dakikalık bir zamandır.

Üçüncüsü: Güneşin sararmasından ve gözleri kamaştırmaz bir hale gelmesinden itibaren batışı zamanına kadar olan vakittir. Bu da güneşin batmasından yani akşam namazından 45 dk. öncedir.

Dördüncüsü: Fecr-i Sâdık’ın doğmasından (imsak vaktinin girmesinden) güneşin doğacağı zamana kadar olan vakittir.

Beşincisi: İkindi namazı kılındıktan sonra güneşin batmasına kadar olan vakittir.

İlk üç kerahet vaktinde ne kazaya kalmış farz namazlar, ne vitir gibi vacip olan namazlar, ne de önceden hazırlanmış bir cenaze namazı kılınabilir; ne de evvelce okunmuş bir secde ayeti için tilavet secdesi yapılabilir. Bunlar yapılsa iadeleri gerekir.

Bu üç vakitte nafile namaz da kılınmaz. Ancak kılınacak olsa kerahetle caiz olur ve iadesi gerekmez. Çünkü bu kerahet nafile namazların sıhhatli olmasına engel değildir. Bununla beraber bu vakitlerden birine rastlayan bir nafile namazı kerahet vaktinden sonra onu kaza etmek daha fizaletlidir. (Mesela kerahet vaktinde ikindinin sünnetini kılmak gibi…)

Bu üç vakit ateşe tapanların ibadet zamanıdır. Onlara benzemekten kaçınmak, hak dine saygının gereğidir.

Diğer iki kerahet vaktinde ise, nafile namaz kılmak mekruhtur. Farz ve vacip namaz mekruh olmaz. Cenaze namazı ve tilavet secdesi de mekruh değildir. Bu iki vakitten birinde başlanmış olan bir nafile namazı, kerahetten kurtulması için bozulmuş olursa, sonradan onu kaza etmek gerekir.

Güneşin batışı halinde yalnız o günün ikindi namazı kılınabilir. Fakat diğer bir günün kazaya kalmış olan ikindi namazı kılınmaz. Çünkü kâmil bir vakitte vacip olan bir ibadet, nâkıs olan (keraheti bulunan) bir vakitte kaza edilemez. Kerahet vakti ise ibadetlerin noksanlığına sebebdir.

Güneşin doğuşuna rastlayan herhangi bir namaz bozulmuş olur. Bir kimse daha ikindi namazını kılmakta iken güneş batsa namazı bozulmaz. Fakat, sabah namazını kılmakta iken güneş doğsa, namazı bozulur. Çünkü birinci halde, yeni bir namaz vakti girmiş olur. İkinci halde ise, namaz vakti çıkmış; lakin yeni bir namaz vakti girmemiş olur.

Tam zeval anına rastlayan bir namaz farz veya vacip ise bozulur. Eğer nafile ise mekruh olmuş olur. Zeval vakti son bulup da güneş batıya doğru yönelmeye başlayınca artık ittifakla kerahet vakti çıkmış olur. Yalnız İmam Ebu Yusuf’a (rh.) göre Cuma günü zeval vaktinde nafile namaz kılınması caizdir ve keraheti yoktur.

Kerahet vaktinde okunan bir secde ayetinden dolayı secde yapılabilir. Ancak kerahet vaktinden sonraya bırakmak daha faziletlidir. Yine kerahet vakitlerinden birinde hazırlanmış olan bir cenazenin namazı o vakitte kılınabilir. Öyle ki faziletli olan bu namazı geciktirmeyip hemen kılmaktır. Çünkü cenazelerde acele etmek menduptur.

Güneşin batışından sonra daha akşam namazının farzını kılmadan nafile namaz kılmak mekruhtur. Çünkü akşam namazı geciktirilmiş olur. Oysa ki, akşam namazında acele etmekte fazilet vardır.

Cuma günü imam hutbeye çıktıktan sonra veya ikamet getirildikten sonra namaza başlamak mekruhtur.

İki bayram namazından önce ve bayram hutbeleri arasdında ve bu hutbelerden sonra bayram namazı kılınan yerde nafile namaz kılmak mekruh olduğu gibi, güneş tutulması, yağmur duası ve hac hutbeleri arasında da mekruhtur. Bu hutbeleri dinlemek lazımdır.

Mekruh olmayan bir vakitte başlanmış olan nafile bir namaz bozulmuş olsa, (bunu kaza etmek vacip olduğundan) ikindi namazından sonra güneşin batışına kadar ve fecrin doğuşundan sonra güneşin bir mızrak boyu yükselmesine kadar kaza edilmez, mekruhtur. Bununla beraber kaza edilse sahih olur. Diğer kerahet vakitleri de böyledir. Ancak başta sıralanan ilk üç kerahet vakti böyle değildir. Onların birinde kaza edilmesi sahih olmaz. Yeniden kaza edilmesi gerekir.

[Bilmen, Ömer Nasuhi, Büyük İslam İlmihali, Namaz Kitabı, Md. 404-413]



Cevapla
Nani 11:32 11.04.16
Çok geniş ve güzel bir anlatım olmuş saolun. @[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]
Cevapla
Ebuisa 21:46 15.04.16
Elinize sağlık. .......
Cevapla
RvP 23:53 07.05.16
güncelleme
Cevapla
RvP 19:04 25.05.16
güncelleme
Cevapla
develi60 19:49 25.05.16
Allah razı olsun
Cevapla
spacetimereality 13:24 06.05.17
Allah razı olsun bu güzel paylaşım için.
Cevapla
Etiketler:vakti, zeval
Cevapla Up

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143