islam & islami Konular

Insanlar maymundan türemedir diyenlere - Havas Okulu
Mobil Görünümdesiniz Klasik Görünüm için TIKLAYINIZ Kayıt ol
Havas Okulu
Etiketlenen Kullanıcılar

islam & islami Konular>Insanlar maymundan türemedir diyenlere
Havasokulu 18:35 29.09.17
Bismillahirrahmanirrahiym

İNSANLAR MAYMUNDAN TÜREMEDİR DİYENLERE:

Zamanımızda fen adamlarının pek çokları maymunların iç organlarının bazıları insanın iç organlarına benzeyince:

"İnsanlar maymundan türemedir" diyorlar. Bu tamamen yanlış bir fikirdir. Tâ İsa (Aleyhis-selâm), Musa (Aleyhis-selâm) zamanında Peygamberlerinin bedduası, Allah'u Teâlâ'nın gadabıyla bazı kavimler şekillerini değişip ayı ve maymun sûretine girmişlerdi. Yani insanların Allah'u Teâlâ'ya ve Peygambere itaat etmeyenlerini Allah'u Teâlâ bu dünyada cezalandırıyor, insan şeklinden ayrılıp maymun, ayı, domuz oluyordu. Ondan evvel ayı, maymun ve domuz yoktu demek değildir. Bu hayvanların hepsi daha evvel vardı ama insanların azgınları onlara karışıyordu.

Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'in:

(Râmûzu'l-Ehadîs, Hadîs No: 5711)

“Nefsim yedi kudretinde olana yemin ederim ki, ümmetimden bir kısım insanlar aşırı sevinçli bir oyun ve eğlence üzerinde geceleyecekler, sabah olunca, haramları helâl saydıkları, çengi edindikleri, içki içtikleri, faiz yedikleri, ipek giydikleri için birer maymun ve hınzır (domuz) haline dönecekler.”[1]

(Sûre-i Araf, Ayet 179)

“Yemin ederim ki, biz cin ve insandan bir çoğunu sanki cehennem için yaratmışız. Zira onların kalbleri vardır ama onlarla gerçeği kavramazlar. Gözleri vardır, lâkin onlarla görmezler. Kulakları vardır, fakat onlarla işitmezler. İşte onlar hayvanlar gibidir. Hatta daha da sapıktırlar. Onlar gaflete düşenlerin tâ kendileridir.”

Kur'ân-ı Kerim'de: “(Belhüm Adal) Onlar hayvan gibidir, belki de daha fazladır.” buyurulmaktadır.. Bu âyetin manâsı hem insanların azgınlarının yarın mahşerde hayvan sûretinde kalkacaklarına hem dünyada da olabileceklerine delildir. Şimdi zamanımızda bunları misal göstererek insanın aslı maymun derler. Halbuki evvelce Peygamberlere ve Allah'u Teâlâ'ya asi gelen kavimler peygamberlerin bedduasına ve Allah'u Teâlâ'nın gadabına uğrayıp, Allah'u Teâlâ şekillerini değiştirip ayı, maymun, domuz, köstebek (kösnü) ve daha bir çok hayvan şekline döndüler. İsa (Aleyhis-selâm)'nın bedduasına uğrayan bir kavim domuz olup dağa çıktı, onlar yaşamayıp hepsi öldüler.

(Râmûzu'l-Ehadîs, Hadîs No: 2434)

“Yılanların aslı cindendir, tıpkı maymun ve hınzırların Ben-i İsrail'den dönme oldukları gibi.”

(Sahîh-i Buharî Tecrîd-i Sarîh, Cild 12, Hadîs No:1892)

“...Bunlara bir fakir bir hacet için gelecekte bu duygusuz insanlar fakire haydi bu gün git yarın gel diyecekler. Bunun üzerine Allah'u Teâlâ sevip eğlendikleri dağı üzerlerine indirecek. Bir kısmını helâk edecek sağ kalan öbürlerini de kıyamet gününe kadar maymun ve domuz suretlerine tebdil edecek.” Bunlar yaşayacaklar, türeyecekler.

Ben-i İsrâil zamanı ümmetleri, ümmet olduktan sonra azarlardı (yolunu şaşırırlardı). Bu azanların muhakkak yüz şekilleri değişirdi, hayvan şekline dönerdi. Bir tanesi kendisi ümmet olup, ümmet olarak çalıştıktan sonra tavuk çalmıştı. Tavuk çalmadım diye yemin etti. Aynı anda tavuğun tüyleri yüzünde bitti. Yüzü tavuk yüzüne benzedi.

Evvelce Ben-i İsrail zamanında Peygamberlerinin bedduaları ve Allah'u Teâlâ'nın gadabına uğrayan kavimlerin bazıları maymun ve ayı şekline çevrilirdi. Yine o tür ayı ve maymunların iç organları tıpta incelenirse insan iç organlarına benzemektedir.

(Sûre-i Bakara, Ayet 65)

“Yemin ederim ki, sizler içinizden cumartesi gününde haddi tecavüz edenleri elbette bilmişsinizdir. Biz de onlara sefil, hakir maymunlar olunuz demiştik.”

(Sûre-i Bakara, Ayet 66)

“Artık onu o zamandakilere ve sonrakilere bir ibret, inananlar için de bir nasihat kıldık.”

Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'in ümmeti üzerine on duası vardı. Bunun altısı veya yedisi kabul oldu. Üçü veya dördü kabul olmadı. Kabul olan dualar, kabul olmayan duaların aklımda kalanı:

- Ya Rabb'i! Benim ümmetimin yarın mahşerde sevap, günâh yazan defterini benim elime ver. Ben hesabını yapayım. Allah'u Teâlâ kabul etmedi:

- Ya Muhammed! Şaşarım senin aklına, senin maksadın şu sevap, günah defteri benim elimde olursa ümmetimin sevabını çok gösterir, günahını silerim ve çok kimseyi cennete gönderirim, diyorsun. Bu fikrin yanlıştır. Eğer o ümmetinin hesap defterini senin eline versem onların yaptıklarını gözünle görsen, bir çoklarına ümmetim diye sahip çıkmazsın. Böylesi ümmetin bana gereği yok dersin. Ama ben hiç bir zaman öyle kulun bana gereği yok demem. Yani benim kullarıma acıdığım kadar sen ümmetine acıyamazsın, dedi. Senin ümmetinin defterini senin eline verirsem, sen zararlı çıkarsın. Çünkü sen hiç bir zaman için benden daha merhametli olamazsın.

Kabul olan dua:

Ben-i İsrail zamanının ümmetleri, ümmet olduktan sonra azdılar dünyada iken şekilleri değişti. Bu da millet arasında çok büyük yankı yaptı. Ümmet olabilmek için engel sayılırdı. Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem), Peygamber olunca yine aynı şekilleri değişiyordu. Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'in Sahlebe isminde bir ashâbı vardı, çok fakirdi. Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'e zengin olabilmesi için kendisine dua etmesini söyledi. Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem) dua etti. Sahlâbe'nin koyunları arttı. İlk defa vakit namazlarına gelemez oldu. Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem) namaza niçin gelmediğini sordu. Sahlâbe:

- Koyunlara bakıyorum ya Resûlullah! Onun için gelemiyorum, dedi.

Koyunlar daha da çoğalınca Medine'den uzak bir yere gidip otlatmaya başladı. Cum'a namazına gelemez oldu. Zekat emrolunca Sahlabe zekatını da vermedi. Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem) zekat verdirmek için Sahlebe'nin evine geldi. Sahlebe Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'in zekat için geldiğini bildi. Bir yere koyunların yününü yığmışlardı. İşçilerine:

- Ben yünün altına gireyim, siz benim burada olduğumu söylemeyin. Onlar gidince çıkarım, dedi. Maksatı zekat vermemekti. Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem) geldi:

- Sahlebe nerede? diye sordu. İşçileri:

- Bilmiyoruz ya Resûlullah! dediler. Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem) işçilere:

- Bu yünleri kaldırın, buyurdu. Yünleri kaldırdılar Sahlebe'yi çıkardılar. Sahlâbe'ye:

- Niçin saklandın? dedi. Sahlebe:

- Zekat veremeyeceğini, zekatın çok ağır olduğunu söyledi. Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem) Sahlebe'ye:

- Öyleyse saklan, dedi. Sahlebe herkesin önünde küçüldü küçüldü, köstebek (kösnü) oldu. Evvela yünün içine, sonra toprağın içine girdi ve saklandı.[2] İşte Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem) ümmetinde bu halleri görünce dayanamadı ellerini kaldırdı:

- Ya Rabb'i! Benim ümmetimin yüzünün karasını bu dünyada yüzüne vurma, şekillerini değiştirme, diye dua etti. Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'in duası kabul oldu. Ondan sonra insanların şekli değişmez oldu. Yine âhir zamanda insanların şekillerinin değişeceğini söylüyor.

(Râmûzu'l-Ehadîs, Hadîs No: 4531)

“Ümmetimden bir takım insanlar şarap içecekler, ona isminden başka isim takacaklar, başları ucunda çalgılar çalınacak, kadınlar oynatılacak. Allah'u Teâlâ onları yerle bir edecek ve maymunlar, domuzlar şekline sokacaktır.”[3]

Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'in yaptığı on duasının birisi de budur. Bunların hepsi Peygamberlerin mucizesidir. Diğer Peygamberlerin bilâhare kendinden sonra gelen ümmetleri Kitaplarını bozdukları için kitap mucizeleri dünyadan kalkmıştır. Bizim Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'in yüz bin mucizesi vardır. yetmiş bini kendi zamanında, mucize olarak görülmüştür. yetmiş binin içinden beşbin tanesi mucize olarak kitaplara yazılmış diğerleri yazılmamıştır. Bu mucizenin altmış bini Kur'ân'dadır. Kur'ân'da olan her şifa Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'in mucizesidir. O'nun yüzü gözü hürmetinedir. Bu kıyamete kadar bâkidir.

* * *

İsa (Aleyhis-selâm)'ın bedduasına uğrayan bir kavim maymun olmuş idi. O şehre tüccarlar geldiler. Evlerde insan yok, maymun var. Onlara işaretle sordular:

- Bu şehrin insanları nerede? Bu binaları yapanlar nerede? Bunlar adamdan dönme oldukları için her sözü anlıyor konuşamıyorlardı. Bunlar ellerini göğüslerine değdirerek bu evlerin sahiplerinin kendileri olduğunu işaret ettiler. Tüccarlar tekrar sordu:

- Nasıl oldunuz? Maymunlar bu insanları alıp, kendileri insan iken taşlar üzerine yazdıkları yazıları gösterip:

- Bunları biz yazdık, diye işaret ettiler. Tüccarlar:

- Yoksa bu şehrin halkı siz misiniz? Maymunların hepsi birden başlarını salladılar. Tüccarlar buradan başka memlekete gidince oradan tafsilatlı olarak İsa (Aleyhis-selâm)'ın kavmi olduklarını, Allah'u Teâlâ'ya ve Peygambere karşı geldikleri için şehir halkının maymun olduğunu öğrendiler. Bu bizim kitaplarımızdan yüzlerce belki bin sene evvel yazılmıştır. Hiç kimse inanmıyordu, inanmaya inanmaya bu kitaplar ihmal edildiler. Şimdi maymunun iç organlarından bazısı insana benzeyince insanın aslı maymundur diye delil gösteriliyor. Bu işin esas gerçeği insan azgınlaşıp maymun şekline çeviriliyor. İnsanlar maymun olunca diğer maymunlara insan demek olmaz. Yarın mahşere insanlar on çeşit gelecekler. Bu dünyadaki insanların şeklini değiştirip Allah'u Teâlâ'nın gadabına uğradıkları için hayvan oldular. Ahirette, (mahşerde) günah çokluğu ile yine Allah'u Teâlâ'nın gadabına uğrayarak şeklini değiştirip ayı, maymun, kurt, yılan, tilki, domuz gibi bu dünyada insanlar ne kadar hayvan şekline değişti ise yarın mahşerde o kadar hayvan şekline değişecekler. Çünkü Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem) buyuruyor ki:

- “Dünyada ne varsa âhirette de aynısı var, âhirette ne varsa dünyada da aynısı var.” Ahirette insanlar hayvan oluyor. Bunun bu dünyada aynısı olması lâzımdır. İnsan zekası dünya yüzünde hiç bir hayvanda ve mahlûkta olmayan zekadır. Bir çocuk yeni dillenirken yine zekası hayvanların en üstün zekalısından yine zekalıdır. Bir çocuk ilk dillenmeye başladığında o lisanın pek çok kelimelerini teferruatı ile öğrenir. Eğer çocuğa biraz gayret gösterilirse bir buçuk iki sene içerisinde o lisanın hepsini öğrenir. Hemen hepsi çocuğa hiç öğretilmese sadece insanların konuşmasından yeni dillenen çocuk bir sene de yüzlerce kelime öğrenir. Ama insan ile konuşan papağan kuşu senelerce uğraşılırsa o çocuğun öğrendiğinin onda birini öğrenemez. Bunun neresi insana benziyor. Buna karşı deriz ki: Cennette burak, kuş, her mahlûk insanın aynı lisanı gibi fesih lisan konuşacak. Cennettekinin her çeşidinin bir benzeri bu dünyada var diye Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem) bildiriyor. Kuş, hayvan, insan ile konuşur mu diyecekler onun için işaret olarak papağan kuşu bu dünyada konuşur.

Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem) bir hadîs-i şerîfinde:

“İnsanlar dağdaki vahşi hayvanlarla konuşmadıkça kıyamet kopmaz” buyuruyor. Şimdi insanla konuşan hayvanların sayıları gittikçe artıyor.

Kuş insan gibi konuşuyor, maymun tek kelime konuşamıyor. Hem insan maymundan türeme olsun, hem de maymun konuşmasın. Bir kuş konuşsun bu Allah'u Teâlâ'nın hikmetidir. Maymun diğer hayvanlardan işaret yoluyla sesle biraz daha iyi anlayabilir.

Meselâ: Bir eşşeğe "çüş" der durdurursun, "çu (deh)" der yürütürsün. Bu senelerce devam edince o hayvanı hiç durdurmasan "çüş" dersen gittiği yerde durur, "çu (deh)" dersen yürür. Buna göre bu iddiada bulunanlar soyumuz eşekten mi geldi diyecekler? Bir at "dah" dersen yürür "hes" dersen durur. Bir öküz "ho" dersen yürür, "oha" dersen durur. Senelerce o söze alıştığı için o söze itaat eder. Maymuna gelince biraz daha işaretten, sesten anlayandır. Aslında maymuna öğrettiğin kadar eşeğe, ata, öküze emek verilse onlarda aynısını yaparlar. Nitekim evvelden süvari alayları "yat" emri verilince binlerce at birden yatar "kalk" denilirse binlerce at birden kalkar, koşar. Asil cins atın insanı harbte de en samimi arkadaşından daha iyi koruduğunu, ölüsünü bile muharebe meydanında bırakmayıp kaçırdığını ileride yazdık. Bunu hangi maymun yapıyor. Demek ki at daha kabiliyetli. Asil at çok çapraşık, sarp kayalık bir yolda giderken yoldan bir tarafa çevirirsen iki metre hendek veya bir metre duvar olsa kendi dizginini çevirip "dah" dersen onun oraya geç anlamında olduğunu bilir ve derhal atlar. Bunu bir maymun yapmaz.

Şeyh Şamil'in harbinde Ruslarla anlaşma yapmaları için karşılıklı oturdular, atları da karşılıklı bağladılar. Yüzlerce at karşıda, yüzlerce at da bu tarafta, bu taraftaki atlar yularlarını kırıp düşman tarafındaki atlara hücum ettiler. Onları ısırmaya, kapmaya, tepmeye başladılar. Halbuki atlara hiç bir işaret verilmemişti. O atlar dostu, düşmanı daha iyi bildikleri için hiç bir işaret edilmeden düşman atlarını kapmaları, tepmeleri gibi kabiliyet hangi maymunda vardır. O zaman cinsimiz maymun değil de at mı diyecekler?

* * *

Şimdi zamanımızda süper devletler Yunus balığını eğitip denizin içinde ona bir çok işler gördürüyorlar. Bu balığın zekası, insanlarla anlaşması maymununkinden çok üstündür.

Maymun atamızdır, diyenler neden denizin içindeki balık atamız demiyorlar. Yani kendilerinin atalarından maymundan daha iyi anlaşıyorda, atalarıyla neden bir balık kadar anlaşamıyorlar. Bu sefer de atamız balık mı diyelim? Yine yeryüzünde insanoğlu tarihler öncesi bir çok kaleler, eserler yapmışlar. Yine bu günkü fen bazılarını keşfetmede aciz kalıyor. Binlerce seneden beri hangi maymunlar toplanmışda bir eser değil bir ev yapmışlar. Maymun hayvandır, milyonlarca sene geçse de yine hayvandır, bir eser yapmasına imkân yoktur. İnsan insandır, bir araya toplanırsa el ele verir, fikir birliğine varır, büyük eserler meydana getirir.

Süper devletler, zamanımızda demirden cansız adam yapıp adına robot deyip aynı insanın yaptığı işi yapıyor da neden bir maymuna aynı vazifeyi yaptıramıyor. O da aynı adamsa yapması lazım. Hayvanda akıl var, fikir yok. İnsanda akıl ve fikir var. Hem aklı kuvvetli, hem de fikri kuvvetlidir. Aslında soyu insana dayanan dedikleri maymun, onu çalıştırıp eğitmek, aynı insanın yaptığı işleri yaptırabilmek, robota iş gördürebilmekten daha zor olur.

* * *

Misal: Padişah ile İncili Çavuş bir yerde giderlerken yeni doğmuş gayet kibar, gösterişli bir eşek yavrusu görür. Padişahın hoşuna gider. Eşek yavrusunu okşar.

- Ne kadar kibar, ne kadar sevimli, ne kadar akıllı değil mi? İncili Çavuş:

- Evet padişahım! Çok kibar, çok iyi, bende onun gibisini görmedim, der ve ayrılırlar. İncili Çavuş'un çenesi durmaz. Eşek yavrusunu göstererek:

- Padişahım bu eşek yavrusu o kadar kabiliyetli, o kadar akıllı ki eğer emek verilse okumayı da öğrenir. Padişah, İncili'ye dönerek:

- Eşek yavrusunu sahibinden satın alalım, sen buna okuma öğret, der. İncili Padişah'a verdiği sözü yutamaz. Padişah eşeği yavrusu ile beraber satın alır. Çünkü yavru süt emiyor. Padişah eşeğin okuyamayacağını biliyor. Maksadı İncili bunun altından nasıl çıkacak. Çünkü İncili'nin her işinde, sözünde, hareketinde bir muziplik (güldürücülük, şakacılık) vardı. Eşeği yavrusu ile beraber İstanbul'da İncili'nin evine teslim ederler.

İncili defteri açar, defterin arasına arpa döker, hayvan onları yer. İncili diğer sayfayı açar, onun arasına da arpa döker, böyle böyle eşek yemi defter yaprakları arasında yiye yiye yemliğe, torbaya değil de deftere alışır. Bu sefer İncili defterin her sayfasının arasına arpa döker, hayvan dili ile sayfaları çevirip arasındaki arpaları yer. Hangi kitabı, hangi defteri getirsen hayvan arpa aramak için defterin, kitabın sayfalarını dili ile çeviriyor. İncili Padişah'a:

- Eşek okumayı öğrendi der. İncili eşeği aç bırakır, Padişahın sarayının avlusuna getirir. Bütün vezirler, kumandanlar toplanırlar. Kitap okuyan eşeği seyredecekler. Eşeğin önüne bir tarih kitabı getirirler. Eşek kitabın sayfalarını diliyle çevirip kokluyor, içinde arpa arıyor. Sonuna kadar çevirir, tekrar bu tarafa çevirir yine çevirir koklar içinde arpa yok. Eşek, İncili'den tarafa döner anırır, yem ister. İncili:

- Padişahım tamam okudu, manasını da verdi der. Padişah:

- Biz bir şey anlamadık, deyince İncili:

- Eşek lisanınca manasını verdi, tabii anlamazsın, der.

Şimdi ömür boyu maymuna bir kaç hareket öğreten, aynen İncili'nin Padişahı kandırmaya çalıştığı ve mahçup düşmemek için yaptığı gibi "İnsan maymundan türemişdir" diyenler de aynısını yapıyor. Buna inananlar ile eşeğin okuduğuna inanmak arasında bir fark yoktur. Bir ahraz (dilsiz) konuşamaz ama zanaat sahibi olur, her anlatmak istediğini anlatır, her anlatılanı anlar. Maymun insansa neden ahraz kadar anlamıyor, anlatamıyor? Ahraz gibi sanat sahibi olamıyor. Sözlerinin asılsız, yersiz olduğunu kendileri de biliyor ama maksatları inanan insanların Adem ile Havva'dan türediğine inandırmamak için ellerinde onu bir koz olarak kullanıyorlar. İnsandaki haya, edep, tevazu, vakar, akıl, temizlik, yaşam hangi hayvanda var. Hayvanda bunların hiç biri olmamış ve olamazda. Ama insan azgınlaşır, vahşileşir, hayvanlaşır. Bir insan ben hayvandan türedim derken kendisi insanlıktan çıkar. Bu dediğimiz edep, haya, vakar aklı maadî gibi insana mahsus olan şeyler kendisinden kalkar. Kendisi de bir hayvan gibi olur.

Basireti bağlı gözü körsünüz,

Maymunun sulbünden geldik dersiniz.

Şimdi bir iddiaları da maymun iskeleti ile insan iskeletinin yapısının birbirlerine benzediğini söylüyorlar. Buna karşı deriz ki:

- İnsanların her memleketin iklimine göre yüz şekilleri, vücud yapısı değişik olur. Bu iklimde insanlar dura dura zamanla o iklime göre yetişmiştir. Bir Çinliyi İngiltere'ye götürsen, çocukken gizlice bıraksan, yetişse, büyüse ana lisanı olarak İngiliz lisanını kullansa; hiç kimse bunun Çin'den geldiğini bilmese, görmese, duymasa bunun aslının Çinli olduğunu herkes bilir. Yine Çin'e İngiltere'den veya Rusya'dan bir çocuk gelse yetişse ve hiç kimse söylemese herkes bunun yabancı olduğunu ve Avrupa'dan geldiğini bilir. Hayvanlarında vücud yapıları aynıdır. Burada Allah'u Teâlâ'nın büyüklüğü ortaya çıkıyor. Rastgele olmayıp Allah'u Teâlâ dünyayı iklim iklim yaratmış ve her iklime bir yön vermiştir.

O iklimde yaşayan insanların, hayvanların sima ve vücut yapıları değişik olabilir. Çinliler kısa ve kalın maymun türünden, İngilizler ince, uzun ve başka bir maymun türünden mi? Hayır. İngiltere'yi boşaltıp Çinlileri doldursan asırlarca sonra onların çocuklarıda aynı İngilizler gibi ince, uzun sarışın olur. Çin'i boşaltıp İngilizleri getirip oraya doldursan bir kaç asır sonra onların vücud sima yapıları da aynı Çinliler gibi olur. Dağdaki hayvanlara dikkat edilirse "Boz toprağın olduğu" mevkiideki kurt, tilki gibi hayvanlar oranın rengini alır. Allah'u Teâlâ bunda büyüklüğünü, kudretini gösteriyor. Bunu maddiyatta değiştirme, kafaları başka tarafa çekmede hiç bir fayda olmadığı gibi bu sözlerin sonu akim, kesik ve kısırdır.

Meselâ: Dünya yüzünde değişmeyen tek fikir, düşünce, inanç Kur'ân'dan alınandır. Bu hiç bir zaman tazeliğini kaybetmez. Ama ondan alınmayan devamlı değişir. Çünkü yanılmaya mahkûmdur.

Bir derler ki: Dünya duruyor, Güneş dönüyor. Bir derler ki; Güneş duruyor, Dünya dönüyor. bir de derler ki; Dünya Güneşin etrafında ve kendi etrafında dönüyor. Yine derler ki; Ay bu Dünyadan on defa büyük, bir de derler ki; Dünya Ay'dan şu kadar fazla büyüktür. Bildikleri kadarını bilirler, bilmediklerini tahmin yaparlar, yaptıkları tahminler yanlış çıkar. Tekrar tekrar yeni tahminler yaparlar. Kur'ân-ı Kerim'de:

(Sûre-i Neml, Ayet 88)

“O sizin duruyor zannettiğiniz dağlar dönmektedir.”

İnsan düşünürse dünya dönünce dağlarda dönüyor. İşte Dünyanın dönmesi, işte dağların dönmesi. Yine Kur'ân-ı Kerim'de:

(Sûre-i Mülk, Ayet 5)

“Biz dünya semasını ziynetlendirdik, süsledik.”

Dünya semasının ziyneti: Ay, Güneş, Yıldız'lardır. Bu âyete göre Ay da, Güneş de, Yıldızlar da bu Dünya'nın malıdır. Bizce Ay'a gitmek öyle bir şeydir ki; bu zamana kadar Okyanus denizinin ortasında hiç bilinmeyen bir adayı bulmakla Ay'a çıkmak arasında hiç bir fark yoktur. O dünya denizinin ortasındaki adayı buldu, bu da dünya semasındaki Ay'ı buldu.

İmam-i Malik Hazretlerine tabiatçıların (tabiiyyunların) büyüklerinden imtihan ve tartışmak için geliyorlar. Yani Dünyayı Allah'u Teâlâ yaratmadı, kendi kendine oldu diye iddia ediyorlar. İmam-i Malik Hz. bunların iddialarını bildiği, onların iddialarını çürütüp, acizliklerini kendilerine bildirmek için (misâfir odasına) yanlarına inmiyor. Bunlar:

- Vakit geçiyor, gelsin konuşacaklarımız var, diyorlar.

- Beklesinler geliyorum, diyor. Tekrar tekrar haber gönderiyorlar. En son İmam-ı Malik Hazretleri yanlarına geliyor.

- Nerede kaldın, niçin gelmedin, diyorlar. İmam-ı Malik Hazretleri:

- Ben bir ırmağın karşı tarafında idim. Irmakta köprü yoktu, su geçit vermiyordu, yüzme de bilmiyordum, çaresiz kaldım. Nasıl geçeceğim derken, suyun yüzünde bir kütük geldi. Kendi kendine biçildi, tahta oldu. çivi geldi, çekiç geldi kendi kendine çakıldı. Bir kayık oldu. Bu kayığın yapılmasını bekledim. Onun için geç kaldım. Soru soracakların en büyüğü, en akıllısı dedi ki:

- Kalkın gidelim. Arkadaşları:

- Biz buraya bununla imtihan olacaktık, konuşmadan nereye gidelim. O dedi ki:

- Konuşacak bir şey kalmadı. Dışarı çıktılar. Yine kendisine sordular:

- Neden konuşmadın?

- Kendi kendine bir kayık yapıldı, kütük kendi geldi; tahta kendi kendine oldu, çivi, çekiç geldi, kayık kendi kendine çakıldı, oldu diyor. Bunun yalan söylediği belli. Biz; hiç kendi kendine kayık olur mu? dersek, diyecek ki: “Siz dünyanın kendi kendine olduğuna inanıyorsunuz, bir kayığın kendi kendine olduğunu gözümle gördüm, şimdi oldu diyorum inanamıyorsunuz da hiç kimse görmeden dünyanın kendi kendine olduğuna nasıl inanıyorsunuz?” diyecek. Bizi mat etti, susturdu. Bizim için söylenecek söz kalmadı, diyor.


[1]- İmâm-i Şa'râni «Ölüm-Kıyâmet-Ahiret», Hadîs No: 868, s. 468.

[2]- İhyâu' Ulûmi'd-Dîn, Cild 3, s.595; Şevâhidü'n-Nübüvve, s. 167-168. (Bir benzeri)

[3]- İslâmda Helâller ve Haramlar (İbn-i Hacer El-Heytemi), Cild 2, Hadîs No: 976, s. 457.

Kaynak: Bilali Nadiri K.s Dilinden

Facebook Twitter Google Digg LinkedIn tumblr Getpocket Reddit Email
Cevapla
Kelebekcim 19:04 29.09.17
Allah razı olsun
Cevapla
Cennet 12:32 17.10.17
Paylaşım için teşekkürler
Cevapla
HeartLess 14:35 17.10.17
Kim neden türediğini kabul ediyorsa ona benzemeye çalışır, herşey özüne döner.
Cevapla
FarukEfendi 22:03 04.11.17
teşekkür ederiz konu için.
Cevapla
İpek 10:20 22.05.18
Allah razı olsun hocam
Cevapla
Anka58 11:24 22.05.18
Allah Razı olsun. Kayıp 10 kabilenin bir kısmının akıbeti. Gerçi gen mühendisliği çoktan bu konuyu çözdü. Buna rağmen batıda bilim, belli bir grubun tekelindeolduğundan, hala Darvinin palavraları çöpe atılmıyor. İnsan maymundan gelse idi, şu anda maymunların olmaması gerekirdi. Tür içerisinde tekamül vardır, ama türden türe geçiş yoktur. Katırın kısır olması buna örnektir.
Cevapla
araf 00:36 21.11.18
cok yararlandim tesekkürler
Cevapla
krblk05 18:36 21.11.18
evet ben de buna benzer bir bilgiyi bir Kuran tercümesinde dip not olarak okumuştum Çok mantıklı gelmişti
Cevapla
Etiketler:diyenlere, insanlar, maymundan, turemedir
Cevapla Up

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139