islam & islami Konular

Kader Konusunda Münakaşaya Girmek - Havas Okulu
Mobil Görünümdesiniz Klasik Görünüm için TIKLAYINIZ Kayıt ol
Havas Okulu
islam & islami Konular>Kader Konusunda Münakaşaya Girmek
Astra 12:31 08.03.18
Hz. Ebu Hüreyre (radıyallahu anh) anlatıyor: "Biz kader hususunda münâkaşa ederken Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) çıkageldi. Öylesine kızdı ki, öfkenin hâsıl ettiği kızıllıktan, yüzünde sanki

nar taneleri ortaya çıkmıştı. Bize şöyle çıkıştı:

"Bununla mı emredildiniz, yoksa ben size bunun için mi gönderildim. Bilin ki, sizden öncekileri, dinî meselelerdeki münâkaşalarının çokluğu ve peygamberleri hakkında düştükleri ihtilâfları helâk etmiştir."

Bir rivayette şu ziyade mevcuttur: "Kader hususunda münâkaşa etmemeniz için yemin verdim." [Tirmizî, Kader 1, (2134); İbnu Mâce, Mukaddime 10, (85).]
[10]



AÇIKLAMA:



İslâm dininin en ziyade münâkaşaya açık olan prensibi kaderdir. Kader, kulun -hayır ve şer-

bütün fiillerini Allah'ın yarattığına, insanları yaratmadan önce ne yapacaklarını Levh-i Mahfuz'da yazdığına, herşeyin, Allah'ın kazası, kaderi, irâde ve meşîeti ile meydana geldiğine iman ve taata razı olup bunlara mukabil sevap vaadettiğine, küfür ve masiyete râzı olmayıp bunlara karşı da ceza vaadettiğine inanmaktır.

Bu inanç ilk bakışta mütenakız gibi görülür ve bazı halli zor sorular getirir. Şöyle ki:

1- Her şeyi Allah önceden yazdı ise, kul yaptığı amellerde mecburdur, bu durumda fiillerinden sorumlu olmaması gerekir.

2- Allah râzı olmadığı şeyi niye yaratır?

3- Yazılan şey meydana geleceğine göre çalışmanın

ne kıymeti var? Böyle bir inanç insanı tembelliğe atmaz mı? vs.

Sorular daha da çoğalabilir. Bunlara ilmî, kesin cevap da bulmak zordur. Üstelik insan fıtratı, tabiatı gereği, kader bahsi geçince bu sorları sorma ihtiyacı duyar ve ilgisiz kalamaz.

Biz burada teferruata girmeyeceğiz. Çünkü kaderle ilgili müstakil bir bölüm gelecektir (4830-4846'ncı hadisler). Burada

iki noktaya temas edeceğiz:

1- Kader, İslâm'ın Allah inancının bir parçasıdır. Kaderi reddetmek veya

tereddütle karşılamak, Allah inancını haleldâr eden bir durum getirir. Meselâ soralım:

Allah her şeyi ezelden bilmemiş olabilir mi?

Allah her şeyin miktarını önceden takdir etmemiş olabilir mi? Yani hâdisat, kâinatın ahvâli tesadüflere bağlı olarak mı cereyan etmektedir?

Cevabımız "Evet!"se kader var demektir, "Hayır"sa Allah inancımız sakat demektir.

2- Kader Allah inancımızı ilgilendirdiğine göre gaybî umûra girer, gayb sâdece tasdik edilir, mahiyetini kavramakla ne

mükellefiz, ne de kâdiriz. Gayba iman mü'minin ana vasıflarından biridir.

3- Kul olarak biz, Allah'a karşı, bize bildirilen vazifelerden sorumluyuz. Bu vazifeler nelerdir, açıkca belirtilmiştir. Emirler, yasaklar, mübahlar vs. Öyle ise, kul olarak sorumlu olduğumuz vazifelere dikkat etmeli; ne dereceye kadar yaptık, neleri yapmadık, niçin yapmadık, eksikleri nasıl telâfi ederiz, mükemmele nasıl ulaşırız?... gibi.

Durum böyle olunca, Allah söz konusu olduğu zaman "inandım!" deyip geçilecek kader meselesiyle -vazife kılınmadığı halde- uğraşmak, halledemiyeceğimiz yükün altına kendimizi atmak, ama öbür tarafta iktidarımız dâhilinde olan ve yapmakla da mükellef olduğumuz vazifeleri bırakmak, herhalde sağlıklı olmayan
marazî bir durum olsa gerektir ki bu da mü'minlik, kulluk edebiyle hiç bağdaşmaz. İşte bu sebeple olacak ki Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) kader üzerine münâkaşa edenlere kızmış ve: "Sizi bu konuda münâkaşa etmemeye mecbur ediyorum (veya yemin veriyorum)" demiştir.

Şu halde, bu mevzuda en sağlıklı yol "inandım" deyip, imanın getirdiği vazifeleri yapma hususunda gayret sarfetmektir. Öyle ise kaderle uğraşmak "emredileni terkedip, emredilmeyen şeyle meşgul olmak" veya hesabı olan işi bırakıp, hesabı olmayan işe girişmek ve böylece sorumluluğu katlamaktır.

Ve, şimdiye kadar hiç kimse, kader hususunda Kur'an'ın bildirdiği çizginin dışında tatminkâr bir çözüm getiremediğine göre şimdiden sonra da getiremeyecektir.


Kütüp-i Sitte




Dünyanın En Büyük Havas ve Gizli ilimler Sitesi ▪︎
canturk 13:09 08.03.18
Kader konusunda ilk olarak Kaderin oluşumundan söz ederek başlamak istiyoruz. Ve karmadan da söz ediyor olacağız çünkü kaderi karmadan ayrı bir düzenek olarak ele almak mümkün değil. Kaderi anlatırken doğal olarak kaderi de anlatmış olacağız.
Kader dediğinizde ilk olarak düşünmemiz ve anlamamız gereken şey SEBEP-SONUÇ YASASIDIR.
Kaderin sebep ve sonuç olmadan oluşması mümkün değildir. Kader kendiliğinden oluşan, alnımıza ne yazıldıysa o, diyebileceğimiz bir mekanizma değil ama bir yandan da evet alnımıza ne yazıldıysa o fakat o alnımıza yazılan nasıl yazıldı? İslami bakış açısından Allah hakkımızda ne hüküm verdiyse odur dediğimiz söylem yanlış değil, son derece doğru bir söylem ama o günün realitesi ve koşulları içinde sadece bu kadarı ifade edilmiş bir söylem. Bunun bir arkasına geçmek lazım. Evet! Alnımıza yazılan, bu hayata gelirken genel hatlarıyla belirlenmiş bir kader planı varmı? Var. Bunun yüce takdiri, Yüce Rabb’imizin midir? Elbette, o istemeden yaprak kıpırdamaz. Evet, Allah alnımıza ne yazdıysa bu hayatta onu yaşayacağız ama asıl mesele bu kadar kaderci olmadan da bakmak gerekir. İşte efendim, Allah alnımıza ne yazdıysa odur, öyleyse biz niye gayret edelim? Çaba sarfedelim? Sabah kalkarım saat 12.de gece yatarım saat 3 te, hayat geçer gider, elbet bir yerde bir rızkımız vardır. Vakti gelince de Allah alır yanına şeklinde bir atalete de düşebiliriz. Bu kadar kaderci olmak ister istemez çabayı elden bırakmak demektir. Bizim sür efor dediğimiz çabayı elden bırakmak anlamına gelecektir. Yoksa temel prensipte hala aynı şeyi söylüyoruz. “Allah alnımıza ne yazdıysa o, ondan öte bir şey yaşayamayız.Yüce Rabb’inizin hakkında onaylamadığı, sizinle ilgili hüküm vermediği bir şeyi bu gezegende, bu ortamda, bu koşullarda yaşamanız mümkün değildir. Ama bunun nasıl oluştuğuna bir bakmak lazım.
Şimdi Sebep-Sonuç ilkesi çalışır dedik kaderde yani bu ne demek? İnsanoğlu kendi fiillerinin eksileri ile karşılaşır . Burada önemli bir noktanın altını çizeceğiz. Fiillerinin etkileri ile demiyoruz, fiilerinin eksileri ile karşılaşır diyoruz farkı açacağız yani buradan şunu çıkarmak mümkün, göze göz, dişe diş, kana kan gibi bir yaklaşım doğru değildir. Yani iki kere adam öldürdü, iki kere öldürülecek değil, birinin kolunu kestim, şimdi benimde kolumu kesecekler şeklinde bu kadar şeriat tarzı bir yaklaşım söz konusu değildir ayrıca sistem olarak böyle bir şeyin hazırlanabilmesi mümkün değildir yani sistemin de bazı esnekliklerinin olması gerek. Aynı anda kaç milyon tane yaşam planı hazırlanıyor, biliyor musunuz? Bu kadar göze göz dişe diş bir anlayışla yürünmeye kalkılsa ihtiyaçların karşılanması çok uzun zaman alır. Eksisi ile karşılaşılır. Yani sizin bir insan üzerinde geçmişte yarattığınız, olumlu veya olumsuz etkinin aynısını alırsınız. Ne bir gram fazla, ne bir gram eksik.
Bir insanın geçmişte mallarını çaldıysanız, bu sizin aynı şekilde mallarınız çalınacak anlamına gelmez. O kişi malları çalındığında nasıl şeyler yaşadıysa, ne gibi bir etki yaşadıysa, onu size yaşatabilecek başka eksileri alacağınız anlamına gelir. Ama bu arada mallarınız da çalınır mı çalınabilir de. Lineer bir yapı düşünmeyin
Kader dediğimiz mekanizma oldukça kaotik bir şekilde çalışan, inişleri çıkışları olan bir mekanizmadır ancak şaşmayan bir şekilde, yarattığınız eksiyi, ne bir gram eksik, ne bir gram fazla olmak üzere, olumlu ise olumluyu, olumsuz ise olumsuzu yaşarsınız. Malları çalmışsanız sizin de o çalınmadan duyulan etkiyi yaşamanız gerekir. Eğer başka bir olaydan yaşayamayacaksanız o zaman da mallar çalınır. Ama siz aynı etkiyi mallarınız çalınmadan, filan yerde yaşadığınız bir olayla yaşacaksanız başka bir olayda gelebilir. Göze göz, dişe diş, kana kan yaklaşımı yok. Fiilin aynısı ile karşılaşmak yok ama birebir aynısı ile karşılaşılan durumlar da vardır. Bunlar büyük derslerdir.Bazen bir yalan söylersiniz, iki gün geçmeden bir başkası benzer bir konuda size yalan söyler ve dersiniz ki, yaa bak nasıl oluyormuş? Bunlar insanın şuurunu biraz aydınlatan, bir daha yapmayayım diye dersler aldığı olaylardır. Örneğin: bir önceki hayatınızda bir eşiniz vardı hayatı size dar etmişti. Bu demek değildir ki, siz bu hayata gelince kadın olacaksınız da ona hayatı dar edeceksiniz. İş yerinde öyle bir patronunuz olabilir ki, benzer etkiyi yaşarsanız. Bilmem kimle ilişkiniz öyle düzenlenir ki, benzer etkiler alınır. Bir diğerinin üzerinde yarattığımız etkiyi kendi üzerimizde deneyimlemektir karma dediğimiz şey.
Temel prensip, size yapılmasını istemediğiniz birşeyi başkasına yapmamaktır da biz bunu nasıl öğreneceğiz? Bir başkasına yaptığımız şeyi bizzat kendi üzerimizde deneyleyerek öğreniriz ve o inan birgün gelecek ki, kendisine yapılmasını istemediği şeyi başkasına yapmayacak ve birgün gelecek ki, bunu o kadar içten söyleyeceğiz ki, gerçekten bu terazi hiç şaşmayacak. Hiç kimseye, kendinize yapılmasını istemediğiniz birşeyi yapmayacaksınız. Öyle yangınlardan geçeceğiz, öyle kavrulacağız ki, o terazi hiç şaşmayacak. Birgün böyle olacak ama bunun olacağı güne kadar biz kader-karma dediğimiz, zincirin içinde tekamülümüzü sürdürüyor olacağız.




Dünyanın En Büyük Havas ve Gizli ilimler Sitesi
Havasokulu 14:18 08.03.18
وَلِكُلِّ أُمَّةٍ أَجَلٌ فَإِذَا جَاء أَجَلُهُمْ لاَ يَسْتَأْخِرُونَ سَاعَةً وَلاَ يَسْتَقْدِمُونَ
Ve li kulli ummetin ecel(ecelun), fe izâ câe eceluhum lâ yeste’hırûne sâaten ve lâ yestakdimûn.





Dünyanın En Büyük Havas ve Gizli ilimler Sitesi
Cevapla Up