islam & islami Konular

Kader ve Kaza - Havas Okulu
Mobil Görünümdesiniz Klasik Görünüm için TIKLAYINIZ Kayıt ol
Havas Okulu
Etiketlenen Kullanıcılar

islam & islami Konular>Kader ve Kaza
Astra 11:30 19.03.18
Kader İslam itikadının altı esasından biridir. Hayır ve şer her şeyin Allah'ın takdiri ve bilgisi tahtında cereyan ettiğini, tesadüfün olmadığını ifade eder. Ragıb, lügat açısından bu kelimenin kudret ve ilimle olan makdura delalet ettiğini söyler.

Kaza kelimesine gelince, bu da kadere yakın bir mânada kullanılmıştır. Alimler değişik ifadelerle ikisi arasındaki farkı belirtmeye çalışırlar.

* Kirmani'ye göre kaderden murad, Allah'ın hükmüdür.

* Ulema çoğunluk itibariyle, "Kaza: Allah'ın ezelde verdiği küllî icmalî hükmüdür. Kader ise, bu külliyatın tafsilatı ve cüziyyatıdır" demiştir.

* Ebu'l-Muzaffer İbnu's-Sem'ani der ki: "Bu meselenin bilinmesi sırf kıyas ve akılla olmaz, Kitap ve sünnetle olur. Dolayısıyla tevkifîdir. Öyleyse kim tevkiften (yani Kitap ve sünnetin açıklamasından) dışarı çıkar, şahsî yoruma kaçarsa dalalete düşer ve şaşkınlıklar deryasında boğulur. Aklını ve kalbini tatmin edecek doyurucu bir neticeye ulaşamaz. Çünkü kader, Allah'ın sırlarından biridir. O'nun ilmini alîm ve habir olan Zat-ı Zülcelal kendine mahsus kılmış kaderin önüne perdeler koymuştur. Sadece Allah tarafından bilinen hikmetler sebebiyle, kader bilgisi insanların akıl ve irfanlarından uzak tutulmuştur. Kaderi bu sebeple, ne mürsel bir peygamber ne de mukarreb bir melek bilemez. Bazı alimler: "Kaderin sırrı onlara da cennete girdikleri zaman açılır, cennete girmezden önce onlara da açılmaz" demiştir."

İbnu Hacer'den kaydettiğimiz bu açıklamaların her zaman için canlılığını muhafaza eden bir meselede bazı sorularımızı çözmede yetersiz olacağı açıktır. Bu sebeple, bu mesele üzerine, günümüz insanını aydınlatma maksadıyla kaleme alınmış Kader Nedir? adlı bir kitaptan, kaza ve kaderin ne olduğunu açıklayan bir pasajı okuyucularımıza aynen aktarıyoruz. Eserin tamamı, bu meseleyi etraflıca tahlil etmede ve bütün meselelerde ikna edici açıklamalar sunmaktadır. Eser, halk için hazırlanmış olması sebebiyle, eski alimler tarafından yapılan açıklamaların zorluğu bunda yoktur. Her mesele misallerle zenginleştirilmiş ve kolaylaştırılmıştır.

* Kader ve Kaza Ne Demektir?


Kader ve kaza meselesi, bütün İslam alimlerinin ve felsefecilerinin fikirlerini uzun zaman meşgul etmiştir. Fıkıh ilminin hikmet ve esaslarını ortaya koyan büyük müçtehidler de bu mesele ile yakından ilgilenmişler ve kadere imanın, iman ve İslamiyet'in bir kalesi hükmünde olduğunu belirtmişlerdir. Bu zatlar ilim, irade, kudret gibi kemal sıfatlara sahip olan Allahü Azimüşşan'a iman eden her bir mü'minin, bu iman hakikatini de kabul etmesinin zaruri olduğunu ifade etmişlerdir.Kader ve kaza, Cenab-ı Hakk'ın irade ve kudret sıfatlarının zaruri bir lazımıdır. Zîra şu kainatın ve içinde cereyan eden hâdiselerin tamamı bir ilme dayandığı gibi, meydana gelmeleri de bir kudretle gerçekleşmiştir. Onları bilen ve yaratmaya kudreti yeten zat, onların yokluktan varlığa çıkmalarını irade etmiştir. İşte, Hazret-i Allah'ın ilmi, kudreti, iradesi ve diğer sıfatlarıyla yarattığı bu kainat ve şu hadiseler, elbette ki bir tayin ve takdire, bir plan ve esasa dayanmaktadır. En kısa ifadesiyle, kader bu planın takdir edilmesi, kaza ise icra edilmesi, yani yerine getirilmesi demektir. Kader ve kaza daha geniş olarak şöyle tarif edilmektedir:

Kader, varlıkların ve hâdiselerin bütün halleri ve vasıflarıyla sebepleri ve şartlarıyla, haiz olacakları kuvvet ve kabiliyetleriyle, varlık âlemine gelecekleri zaman ve mekanlarıyla Cenab-ı Hak tarafından ezelde tayin buyurulması ve bir tertip ile kaydedilmesi demektir.

Kaza ise, ezelde takdir olunan her şeyin Cenab-ı Hakk'ın halk ve icadıyla vücud sahasına çıkması demektir.

Bu tariflere göre, kader ilim sıfatına, kaza ise kudret sıfatına dayanmaktadır ve kader, kazadan öncedir. Diğer taraftan, kader, kazadan daha şümullüdür. Çünkü, her kaza olunen şey kaderde vardır, fakat kaderde olan herşey kaza olmamıştır. Yani, bir şeyin varlık sahasına gelmesi hem kaza, hem kaderdir. Yaratılmayan şeyler ise kaderdedir, fakat kaza edilmemiş, yani meydana gelmemişlerdir.

Kaderin kazadan daha geniş ve etraflı olmasının diğer bir yönünü misallerle açıklamaya çalışalım:

Bir insan, Cenab-ı Hakk'ın yasakladığı fiilleri işlerse isyankâr olur. Aynı insan Allahu Azimüşşan'ın emirlerini yerine getirirse, salih bir kul ve makbul bir insan olur. İşte, birbirine zıt olan bu iki netice de kaderdir. Yani, Cenab-ı Hakk asi ve salih olmanın yollarını ezelde böylece tayin ve takdir buyurmuştur. Buna göre, bir kimse bu iki sebepten hangisine teşebbüs eder veya bu iki yoldan hangisinde giderse onun neticesine varır. İşte, bu neticenin yaratılması kazadır ve aynı zamanda İlahî takdirin gereği olduğu için de kaderdir.

Diğer bir misal verelim: İnsanlar terakki ve refahın sebepleri olan ilim, fen ve sanatta faaliyet gösterirlerse huzur ve saadate kavuşurlar. Aksi yolda gidenlerse, cehalet ve yoksulluğun hükmü altında hayatlarını mahvederler. İşte, bu iki netice de kaderdir. Yani, Cenab-ı Hak ilerleme ve gerilemenin yollarını yukarıda ifade ettiğimiz tarzda takdir etmiştir. Bir milletin, birinci yolu seçerek ilerlemesi halinde bu netice hem kaza hem kaderdir. Aksi yolu tutarak geri kalması durumunda ise kaderi, zillet ve sefalet olacaktır. Bu ikinci halde, terakki kaza edilmemiştir.

Bu mevzuyu biraz daha açıklayalım: Siz arazinizi ağaçlandırmaya teşebbüs ederek gerekli bütün sebepleri yerine getirdiğinizde, O Mukaddir-i Hakim'in size ağaç ve meyve ihsan etmesi hem kader, hem de kazadır. Arazinize ağaç dikmediğiniz zaman kaderiniz, ağaçsız kalmaktır, lakin bu durumda kaza bahis konusu değildir. Zîra, ağaç yaratma olayı vuku bulmamıştır. Aynı şekilde, bir ailenin çocuğa sahip olması hem kader, hem kazadır. Çocukları olmaması ise kaderdir, fakat kaza değildir. İşte, bu yönden de kader kazadan daha ihatalıdır.

İnsanla ilgili kaderi ikiye ayırabiliriz. Birincisi, insanın kendi irade ve kudretiyle işlediği fiil ve amellere bağlıdır. İkincisi ise, onun irade ve kudreti dışında meydana gelen hâdise ve hallere aittir. Birincisinin meydana gelmesine, insanlar irade ve arzuları ile kendileri sebep olmaktadırlar. Şöyle ki: Cenab-ı Hakk fertlerin ve cemiyetlerin dünya ve ahiret saadetleri için takip etmeleri gereken yolu tayin ve takdir etmiştir. Bu yolda gidenler saadet ve selamete ererler; aksi halde felaket ve yoksulluğa düşerler. Çünkü, O Hakim-i Adil, saadet sebeplerine tevessül edenlere saadet, felaket sebeplerine teşebbüs edenlere de felaket takdir buyurmuştur. Kur'an-ı Kerim'de, "Bir kavmin fertlerinin kendi safvet ve ahlaklarını fesada tebdil etmedikçe, Allah'ın o kavmin nimet ve saadetini tağyir etmeyeceği" beyan edilmektedir. Yani, herkesin, fert olsun cemiyet olsun kendi mukadderatına kendisinin sebep olduğu ifade buyurulmaktadır. İnsanın kendi kaderini tayin etmesi bu mânaya göredir.

Yukarıda belirttiğimiz gibi, Allahu Teala dünya ve ahiret nimetlerinin birtakım sebeplerle meydana gelmesini ezelde takdir etmiş ve şarta bağlamıştır. Öyle ise, onların sebepsiz meydana gelmesini arzu etmek İlahî kanunlara zıttır. Allah'tan herhangi bir nimeti istemenin yolu, onun sebeplerini yerine getirmektir. Halık-ı Zülcelal'dan çocuk istemenin yolu evlenmek, meyve istemenin yolu ağaç dikmek olduğu gibi, cennet istemenin yolu da İlahi emirlere uymak ve yasaklardan kaçınmaktır. Bunların hepsi Allah'ın takdiridir. Bizler, kadere iman eden kimseler olarak, bu İlahî takdire boyun eğmek ve istediğimiz nimetlerin sebeplerine teşebbüs etmek durumundayız. Ağaç dikmeksizin meyve istemek gibi, ibadet etmeksizin ebedî saadet beklemek de takdire karşı gelmektir ve cezası, o nimetten mahrum kalmaktır.

İşte, bizim bilhassa üzerinde duracağımız kader, insanın kendi iradesiyle ilgili olan kısımdır. İkinci kısım olan ve insan iradesi dışında meydana gelen kaderin ise sebepleri insanlarca bilinmemektedir. "Akıl mahluktur, halıkını (yaratıcısını) ihata edemez" kaidesince, insan aklı kaderin bu ikinci kısmına ait hikmet ve sırlara vakıf olamaz. Bir insanın erkek veya kadın olması, dünyaya geldiği asır ve belde, ömür süreceği müddet, anne ve babasının kim olacağı gibi hususlar bu kısma misal olarak verilebilir. Bu ve benzeri meselelerdeki İlahî takdirin sırrını anlamaya zorlanmak insanı helake götürür. Bu sırlar ahirette, adalet gününde bütün incelikleriyle görünecektir. İşte Peygamber Efendimiz'in (s.a.v.) "Kader hususunda konuşmayın. Zîra kader, Allah'ın sırrıdır (sırrullah), Allah'ın sırrını faş etmeye kalkmayın"[3] hadis-i şerifleriyle bizi uğraşmaktan men ettiği kader, bu kısımdır. Yoksa, kaderin birinci kısmı üzerinde akaid alimleri büyük mesai sarfetmişler ve eserler yazmışlardır.


Kutup-i Sitte

Dünyanın En Büyük Havas ve Gizli ilimler Sitesi
Facebook Twitter Google Digg LinkedIn tumblr Getpocket Reddit Email
canturk 17:54 19.03.18
Kader ve kaza nedir? Kader bir insanın yaşam çizgisidir. Kaza ise bu yaşam çizgisinde karşılaşılan olaylardır. İnsanın yaşam çizgisini ve bu yaşam çizgisinde karşılaşacağı olayları Hz. ALLAH bilmektedir. Kader yani yaşam çizgisi insanın bellidir lakin insanın kader çizgisini ömrü boyunca maruz kaldığı olaylar yani kazalar değiştirir.Bunun yanında Hz. ALLAH insana cüzi irade vermiştir. Bu cüzi irade insanın kendi hür iradesiyle bir takım tercihler yapabilme kapasitesini ifade etmektedir. Lakin şu da unutulmamalıdır ki şeytan ve şeytani cinlerde insanın cüzi iradesi üzerinde çok ciddi ve güçlü bir baskı unsuru oluşturmaktadır. Bunun yanında insanın eğitim seviyesi,zihinsel kapasitesinin kullanım oranı,havasa karşı dayanıklılığı da cüzi iradesi üzerinde etkilidir. Günümüz dünyasında havas ilmi kullanılarak insanların kuyruklarından tutulup insanlar köleleştirilmektedir. Bir nevi insanın iradesine hakim olunmaktadır. Bir takım güç odakları tarafından insanlar kullanılmaktadır. Bu tür insanlarında haliyle kader çizgileri değişmektedir. Konuyu özetlemek gerekirse,bir insanın doğumundan ölümüne kadar geçen süreye kader diyoruz. Bu kader çizgisinide sadece Hz.ALLAH bilir. Lakin bir ömür geçen zaman içinde gelişen olaylara da kaza diyoruz. Kısacası insanın kader çizgisi çok uçludur. Hangi uca gideceğini hangi ucu seçeceğini insan sadece kendisi karar verebilmeli. O açıdan havasa karşı kendi karakterini çok güçlü tutabilmelidir. Hz. ALLAH havasa karşı zayıf insanların bu dünyada çok fazla yaşamasını istemiyor. Havasa karşı yani hisleri ile hareket eden insanlar başkaları tarafından çok kolaylıkla kadırılabilmektedirler. İnsanlar duyguları ile hareket etmelidirler.

Dünyanın En Büyük Havas ve Gizli ilimler Sitesi
Havasokulu 11:04 20.03.18
"KADER"
Bir kelebeğin; kozadan çıkıp çıkamayacağı dır kader.
Allah dileseydi, bir böceği fil kadar yaratırdı. Yine Allah dileseydi, nice canlıları başka başka surette yaratırdı. Ve Allah her canlıyı mükemmelliğin müntehasında yaratmıştır.
Kader konusunda bir çok yanlış bilgiler insanları tembelliğe itmektedir ve cehenneme sürüklenme tehlikesi ile karşı karşıyadır.
Cüz'i irade ve Kader olguları birbirine karıştırılarak çözülmesi güç düğümler meydana getiriyor. Tuz ve şeker aynı kapta bir arada olduğunda birbirlerini nötrleşip işe yaramaz bir maddeye dönüşüyorsa, "kader ve cüz'i irade", bir arada zikredilince kader konusunu anlatmaya çalışan ehil olmayan kişiler yanlış fikirler ortaya atıyor. Ve bu işleyiş, nesilden nesle yanlış aktarımla günümüzün vebası olan maddeye perestiş eden bir ideoloji ile tanrısallaştırılır bir dünya hayatına dönüşüyor.
İlk insan Adem'e (Aleyhisselam) ruhu üflendikten sonra, kıyamete kadar gelecek olan bütün insanların ruhlarını Adem peygamberin sulbünden (belinden) çekip çıkaran Allah, bu ruhları (mecazen) karşısına dizerek; Ben sizin Rabbiniz değil miyim diye sordu. Ahirete kadar yaratılacak insanoğlunun ruhları hep birden; evet sen bizim Rabbimizsin! cevabı oldu. Sizleri imtihan etmek üzere dünyaya göndereceğim ve bir hayat vereceğim ve imtihanın sonunda cennet veya cehenneme koyacağım kabul mu? sorusuna mukabil evet bizi yarat diyen bir konuşma ruhlar ile Rab arasında Kalu Bela'da gerçekleştikten sonra, her insanın kaderleri (dünya hayatında önüne çıkacak musibetler ve mükafatlar) yazılmış olarak, sırası, yeri, zamanı geldiğinde Allah'ın yaratma kuralları çerçevesinde yaşam sürerek şu anda "dünya" fanus undaki yerimizi aldık..
Bundan önce de, anne rahmi olan fanus daydık. Yine bu etaptan sonra da, başka bir fanusa geçeceğiz. (Fanus; kelime anlamı ile her ne kadar; her açıdan gözlemlenebilen cam kavanoz olsa da, burada mecazi anlamda konuyu anlatmaya ve daha detaylı ifade edebilmem içindir)
Anne karnındayken bir bebek, ne kadar savunmasız sa ki buna rağmen yaratıcısı tarafından rızıklandırılıp gözetilmektedir. İşte bize de, bir sonraki aşama olan ve giriş kapısı kabir olan diğer hayata adapte olmamız için, bize; "cüz'i irade" mekanizması verildi. Tıpkı bir bebeğin anne karnındaki hortumu gibi, bir sonraki aşama için "beslenelim".
Cüz'i irade, bize dünya hayatı sonrası olan kabir hayatında, geçiş kolaylığı sağlayacak (bu aşama zekarat-ı mevt). İşte, cüz'i iradenin görevi; Kalu Bela'da söz verdiği üzere Rab'bi Allah'ı tanımak ve "sikletine" uygun bir mekanizmayla emir ve yasaklar dairesinde cenneti kazanma mücadelesini vermektir.
Bir tırtılın dişleri, vücuduna göre hacim olarak çok küçük gözükse de; kozasını kırıp çıkabiliyor. İnsan olarak bizler cüz'i iradeyle seçimimizi yapıp kararlar veririz ve bu kararlar ile kelebek misal uçmak için kozamızı öreriz.
İşte sonuç; "bir fiilin gerçekleşmesi" gibi yapıp yapmamakta karar veren bu cüz'i irade mekanizması, kozayı örerken olması gerektiği gibi örmez ise o kozadan çıkamaz.
Evet! "bir kelebeğin kozadan çıkıp çıkamamasıdır" kader. Bizden razı olmasını beklediğimiz, ümit ettiğimiz şanı yüce Allah, kozamızı örelim ve bizleri kanatlandırılıp uçalım diye cüz'i irademize; Yüce Kitabımız Kur'an-ı Kerim'i gönderdi.
Kader; Sonsuz olan cenneti kazandın mı?, sorusunun muhatabıdır. Dünya hayatında başa gelen musibet ve mükafatlar kader namı ile anılsa da, aslında kozanın örülme aşamalarıdır.
'Kadere İman' rüknü; engebeli yollardaki irademiz dışında gerçekleşen, hayatımıza etki eden olayların bir imtihan vesilesi olduğunu bize bildirir ve hayat serüvenimizde güven içinde ilerlememizi sağlar. Kadere iman; büyük fotoğraftaki "KADER"i, yani kişinin çalışmalarına bağlı olarak yazılan o büyük mutlak mükafat olan cenneti kazanmaya çalıştırır.
Bizi yaratan Rab; biz onu tanıyıp tasdik ettiğimiz için bize bu hayatı ikram etti. (her bir ruh, ilk insan Adem (aleyhisselam)ın sulbünden çıkarılıp "La ilahe illallah" ile tanıştıktan sonra)
İşte tespit; Allah, insanları yarattıktan sonra ilk olarak Adem Peygamber'e kitabını indirdi. Ve cüz'i irade sahipleri insanlar bu kutsal kitapla alakalı ayrılıklara düştü ve savaşlara neden oldu. Oysaki ilk kitaptaki (Suhuf) kurallara uysalardı; barışı emreden bütün ilahi kitaplar sırasıyla gelmezdi.
Netice: Allah, geçmişteki Cüz'i iradeleriyle aldıkları kararlar sonunda ayrılıklar ve savaşlar çıkaran insanoğluna, hayatlarını fıtrata uygun düzenleyen bir nesil devam etsin ve (cennete uçan birer kelebek gibi) kozalarını öre bilmeleri için, peygamberler göndermiş ve fiziksel kanunlarla birlikte böyle bir metotla, İslam dinini en anlaşılabilir biçimde bu şekilde bina etmiştir.
İslamiyetin gelmesiyle (ki bütün peygamberler ve kitaplar haktır), irademizi nasıl yönlendirebileceğimiz hususunda akıl sahiplerine hitap eden Kur'an-ı Kerim gelmiştir.
Bütün bu tespitlerin sonucunda; insanlar kendi cüz'i iradeleriyle bu dünyada kendi kaderini kendileri çiziyormuş gibi gözükse de, cüz'i iradenin en uzak neticesi olan cennet veya cehennem namına hareket etmektedirler. Bu dünyadaki hayatların ise Alim olan Allah'ın bilgisi dahilinde olup ve ilmi dahilinde bilemediğimiz nice inşa edilecek geleceklere vesile olunduğunu anlarız.
-Ben, bugün hür bir iradeye sahibim. Eğer kullandığım arabamı hızla duvara sürüp ölürsem, bu benim kaderim mi?
Cevap:
-Henüz yapmadığım için bilemeyiz.

Dünyanın En Büyük Havas ve Gizli ilimler Sitesi
Naim 23:03 08.01.20
Şems şöyle der:
"Kaderin ne olduğunu anlatamam.Ama ne olmadığını
anlatabilirim. Kader, hayatımızın önceden çizilmiş olması demek değildir.
Bu sebepten 'ne yapayım kaderimiz böyle' deyip boyun bükmek cehalet göstergesidir.
Kader yolun tamamını değil, sadece yol ayrımlarını verir.Güzergah bellidir ama dönemeç ve sapaklar yolcuya aittir...Öyleyse ne hayatının hakimisin, ne de
hayat karşısında acizsin... '

Dünyanın En Büyük Havas ve Gizli ilimler Sitesi