islam & islami Konular

Dört Halife Devri - Havas Okulu
Mobil Görünümdesiniz Klasik Görünüm için TIKLAYINIZ Kayıt ol
Havas Okulu
Etiketlenen Kullanıcılar

islam & islami Konular>Dört Halife Devri
HeartLess 14:19 13.06.19
Hz. Peygamber (sav) in hicri 11 (miladi 632) de vefatı ile, son sahabi olan Ebu’t-Tufeyl Âmir’in h.110 (m.728) yılındaki vefat arasındaki bir asırlık zaman dilimine ‘Sahabe Asrı” denir. Bu asırda dini, siyasi ve sosyal açıdan birçok önemli gelişmeler yaşanmıştır. Bu asrın özellikle h. 11-40 (m.632-661) yılları arasındaki döneme “Hulefâ-i Râşîdîn Dönemi” denir. Bu dönemde Hz. Peygamber (sav) tarafından yetiştirilen sahabe nesli ön planda rol almış ve dini, siyasi ve sosyal hayatın şekillenmesinde önemli hizmette bulunmuştur. Kendilerinin idare ettikleri ordularla büyük fetihler gerçekleşmiş ve İslam Devleti'nin sınırları doğuda Çin'e, batıda Atlas Okyanusu, kuzeyde Kafkaslara kadar genişlemiştir.

Dört halife dönemi iki kısma ayrılır. Bunlardan, h. 11-30 (m.632-650) yıllarına tekabül eden ilk 20 yıllık dönem için “Huzur ve Sükûn Dönemi” denir; h. 30-40 (m.650-660) yılları arasındaki 10 yıllık ikinci dönem ise “Fitne ve Karışıklık Dönemi” olarak isimlendirilir. Birinci dönem Hz. Ebubekir (ra) ve Hz. Ömer (ra) in hilafet dönemleri ile Hz. Osman (ra) ın hilafetinin ilk 6 yıllık dönemidir. İkinci dönem Hz.Osman (ra) ın son 6 yıllık dönemi ile Hz. Ali (ra) nin hilafet dönemidir.

Hz. Ebubekir (ra) Dönemi

Hz. Peygamber (sav) 13 Rebîulevvel 11 (8 Haziran 632) pazartesi günü kuşluk vaktinde vefat etmiştir. Aynı günün ilerleyen saatlerinde sahabenin önde gelenleri Mescid-i Nebevî'nin yakınındaki Sahîfetû Benî Sâide’de halifeliği görüşmek üzere toplanmıştır. Bu toplantıda hararetli tartışmalardan sonra Hz. Ebubekir halife olarak seçilmiş ve orada bulunan ashabın önde gelenleri kendisine biat etmiştir. Ertesi gün bütün Medine halkı Mescid-i Nebevî’de toplanarak Hz. Ebubekir'e biat etmiştir.

Hz. Ebubekir ilk önce, Hz. Peygamber zamanında planlanan seferleri gerçekleştirmiştir. Peygamberin ölümü ile etrafta baş gösteren itirazları ve isyanları ortadan kaldırmak için, Arap yarımadasının her tarafına askeri seferler düzenlenmiştir. Bunların bir kısmı ile savaşarak, bir kısmı ile de herhangi bir savaş yapmadan düzen sağlanmıştır. Böylece Arap yarımadası tamamı ile yeniden Medine yönetiminin hakimiyeti altına girmiştir.

Arap yarımadasındaki birliğin sağlanmasından sonra, Hz. Peygamber’den devir alınan İslam'ı yayma politikaları devam ettirilmiştir. Bu nedenle o günün iki büyük devleti olan Sasâniler ve Bizans üzerine ordular gönderilmiştir. Özellikle Halid bin Velid'in komutasındaki İslam orduları zaferler kazanarak Şam ve Kudüs'ün ele geçirmenin yollarını açmıştır.

Bu savaşlarda birçok Kuran hafızının şehit olması üzerine Hz. Ömer'in teklifi ile Kuran “Mushaf” denilen bir nüshada toplanmıştır.

Hz. Ebubekir iki yıl, üç ay, on gün süren hilafeti esnasında ashabı daima ön planda tutmuş, onlara fazilet ve değerlerine göre davranmıştır. Dinden çıkıp sonra tekrar İslam'a dönenlere fazla yetki verilmemesini tayin ettiği kumandanlara bildirmiştir. Çünkü ordunun zafere ulaşmasının ancak sahabenin gayreti ve bereketi sayesinde mümkün olduğu düşünülmüştür. Bu nedenle sahabeye daima ordunun ön planında yer verilmiştir. Alınan kararlar da sahabenin ileri gelenlerinin, özellikle Aşere-i Mübeşşere ashabının onaylanması ile uygulanmıştır.

Hz. Ebubekir zamanında yalancı peygamber olan Müseylimetül Kezzâb’a karşı savaşılmış ve Yemâme savaşında yenerek bertaraf edilmiştir. Bu savaşta da ordu komutanı olan Halid bin Velid, önce kötü giden savaşta, ordudaki sahabeleri ön cepheye alarak savaşı kazanmıştır.

Hz. Ebubekir, her konuda olduğu gibi, bilgi sahibi olmadığı dini konular için de sahabeye müracaat etmiş, onların yardımıyla problemleri çözmüştür. Örneğin yaşlı bir kadının miras konusunda sorduğu problemin cevabını kendi bilmediği için, ashab arasında araştırma yaparak Hz. Peygamber’den nakledilen bir bilgi ile olayı çözüme kavuşturmuştur.

Hz. Ebubekir sahabenin yanı sıra Ehl-i Beyt’e de değer vermiştir. “Ehl-i Beyt’in hukukuna riayet konusunda Hz. Peygamber’i hatırda tutunuz.” sözü ona aittir. Bu nedenle Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin’i çok sevdiğinden onlarla zaman zaman şakalaşmıştır.

Hz. Ebubekir vefat edeceğini anlayınca, Muhacir ve Ensar’ın ileri gelenleri ile istişare ettikten sonra, Hz. Ömer'in halife olmasını istemiştir.

Hz. Ömer (ra) Dönemi

Hz. Ömer, Hz. Ebubekir'in halife seçilmesi için gayret göstermiş ve etkili olmuştur. Hz. Ebubekir'e her konuda yardımcı olmuş ve Arap yarımadasının Hz. Ebubekir'in yönetimi altına girmesinde önemli katkılar sağlamıştır. Kuran'ın toplanıp bir kitap haline getirilmesini temin için çalışmıştır. Hz. Ebubekir’e müşavirlik ve kadılık yapmıştır. Hz. Ebubekir hastalanınca, onun yerine vakit namazlarını kıldırmıştır. Hz. Ebubekir'in h. 13 te vefatı üzerine halife seçilerek kendisine biat edilmiş ve Emirü’l-Müminin” unvanını almıştır.

Hz. Ömer döneminde de fetih hareketleri bütün hızıyla sürmüştür. H. 16 da Sasanileri yenerek Kisra'nın saraylarını ele geçirmiş ve İran İslam idaresi altına girmiştir. H. 20 de Azerbaycan ve Ermenistan bölgelerini İslam topraklarına katmıştır. H. 21 de Kisra son olarak Nihavend’de mağlup edilerek, Irak ve İran'ın fethi tamamlanmıştır.

Suriye'de Bizanslılarla savaşmaya devam edilmiş ve h. 14 te Dimaşk fethedilmiştir. Bizanslıların karşı saldırıları püskürtülmüş ve Halep, Antakya, Urfa, Rakka, Nusaybin, Mardin, Diyarbakır gibi şehirler Müslümanların eline geçmiştir.

Daha sonra Kudüs kuşatılmış, ancak Kudüs Patriği şehri ancak halife Hz. Ömer'e teslim edeceğini bildirmiştir. Bunun üzerine Hz. Ömer yanındaki sahabilerle Kudüs'e gelmiş ve ordu komutanları Halid bin Velid, Abdurrahman bin Avf, Amr bin Âs ve Muaviye bin Ebu Süfyan nezaretinde yapılan anlaşma ile h. 16 da Kudüs şehri teslim alınmıştır. Bundan sonra sahil şehirlerinin tümü ve Filistin bölgesi İslam ordusu tarafından fethedilmiştir. H. 21 de Amr bin Âs tarafından Mısır tamamen İslam topraklarına katılmıştır.

Hz. Ömer fethedilen şehirlerde küçüklere ve büyüklere Kuran ve temel dini bilgileri öğreten eğitim sistemleri oluşturmuştur. Buralarda seçkin sahabeler görevlendirilmiştir. Kufe ve civarına Abdullah bin Mesud ve Ammâr bin Yâsir’ i görevlendirmiştir. En güçlü ekibi Basra'da istihdam etmiştir. Basraya Ebu Musa El - Eş'ari’yi vali tayin etmiş, aralarında İmrân bin Husayn, Abdullah bin Mugaffel ve Enes bin Mâlik gibi meşhur isimlerin bulunduğu 29 sahabeyi bu bölgede fetva verme ve eğitim işleri ile görevlendirmiştir.

Hz. Ömer halifeliği döneminde sahabenin fazilet ve değerine vurgu yapılmış ve onlara bizzat kendisi ayrıcalıklı muamelede bulunmuştur. Hz. Peygamber’in şu sözünü daima hatırlatmıştır: “Ashabımın hakkında birbirinize hayrı tavsiye ediniz.” Oğlu Ubeydullah bin Ömer, sahabeden Mikdâd bin Esved’ e hakaret edecek kadar ileri gidince, oğlunun dilini kesmekle tehdit etmiştir. Diğer ashab araya girerek engellemişlerdir. Ama Hz. Ömer şunu söylemiştir: “Beni bırakın şunun dilini keseyim de görenlere ibret olsun, böylece bundan sonra kimse Resulallah'ın ashabından birine dil uzatma cüretinde bulunmasın.”

Hz. Ömer devlet hazinesinde artan ganimet gelirlerini Müslümanlar arasında adil bir şekilde bölüştürürken, önceliği Ehl-i Beyt’e, yani Hz. Peygamber’in yakınlarına vermiştir. Daha sonra muhacirler, ensar ve diğer ashab gelmiştir. Onun devrinde muhacirler ve ensar, İslam toplumunun en faziletli kişileri ve önderleri olarak değerlendirilmiş ve alınan kararlar önce onlarla danışılıp daha sonra diğer ashabın görüşlerine başvurulmuştur.

Hz. Ömer ordu komutanlarını cepheye gönderirken onlara ordudaki sahabenin fikirlerine itibar etmelerini söylerdi. Çünkü onun devrinde de savaşan ordularda sahabenin bulunması zafer vesilesi kabul edilirdi. Mısır fethedilirken, Bizans'a karşı savaşan Amr bin Âs, İslam ordusunun bir ara dağılma noktasına geldiğini görünce, ashabın öne geçmesi için çağrıda bulunmuş, bunu duyan ashab hemen öne atılmış ve gerçekten parlak bir zafer kazanarak Mısır fethedilmiştir.

Hz. Ömer vefat ederken de kendisinden sonra halife olacak kişiye muhacir ve ensara sahip çıkmasını tavsiye etmiş ve özellikle ilk muhacirleri tavsiye ettiği söylenmiştir.

Hz. Ömer, Ehl-i Beyt’en olan Hz. Ali ile çok yakın dostluk kurmuş ve onu başdanışman yapmıştır. Hilafeti boyunca adliye işlerinin çözümü ve hükme bağlanma işini ona havale etmiştir. O, Hz. Ali hakkında “En güzel ve doğru hüküm verenimiz Ali'dir” demiştir.

Hz. Ömer, Kuran ile meşgul olmayı engellememesi için ve yeni iman edenlerin Kuran'ı bırakıp hadislerle meşgul olmalarına mani olmak için, hadis rivayetlerinin azaltılmasını istemiştir. Ancak bu kesinlikle hadis rivayetine yasaklama veya güvenilir bulmadığı için sahabeyi hadis rivayet etmekten men etme anlamında değildir. Bununla beraber Hz. Ömer de hadis rivayet etmiştir. Ancak Hz. Peygamber’den bizzat duymadığı bazı hadisleri nakleden sahabeden bazen şahit göstermelerini istemiştir. Ancak bazı sahabeden hiç şahit istemeden hadis aldığı da olmuştur.

Halife Ömer h. 23 te son haccını ifa ettikten sonra, Mescid-i Nebevi’de sabah namazını kıldırdığı esnada İran asıllı bir kölenin hançerli saldırısında ağır yaralanmıştır. İyileşmeyeceğini anlayınca kendisinden sonraki halifenin seçilmesi işini Aşere-i Mübeşşere’ den olup o gün hayatta bulunan 6 kişinin oluşturduğu bir şûraya havale etmiştir. Yaralandıktan üç gün sonra vefat etmiş ve Efendimiz ile Hz. Ebubekir’in yanına defnolunmuştur.

Hz. Osman (ra) Dönemi

Hz. Ömer'in vefatından sonraki üç gün içinde yeni halifeyi seçmek ile görevli şûra, Müslümanlarla gerekli istişarelerde bulunduktan sonra Hz. Osman'ın halife seçildiğini ilan etmiştir. Önce şûra üyeleri ve sonra da halk Hz. Osman'a biat etmiştir.

Hz. Osman döneminde de, daha önce devam ettirilen fetih siyaseti aynen sürdürülmüştür. İsyan eden bazı bölgelere ordu gönderilerek buraları tekrar İslam devletine bağlanmıştır. Ahlat, Şirvan gibi şehirler Bizanslılardan alınmıştır. Tarsus'un civarı fethedilmiştir.

Hz. Osman zamanında ilk defa bir donanma kurulmuş ve bununla Bizanslılara karşı zaferler kazanılmıştır. Donanma ile Kıbrıs adası fethedilmiştir. Kuzey Afrika'ya akınlar yapılarak Trablusgarp Bizanslılardan alınmıştır.

Hz. Osman'ın hilafetinin ilk 6 yılında, daha önce de olduğu gibi sahabenin fazilet anlayışı devam etmiştir. Alınan kararlarda sahabe ile istişareye devam edilmiştir. Ashaba hakaret edenler cezalandırılmıştır.

Bu dönemde Kuran’ın tek bir nüsha olarak tespit edilmesi için hafızlarından oluşan bir komisyon kurulmuştur. Bu komisyon tek bir Kuran nüshası üzerinde karar kılmış ve bu çoğaltılarak diğer şehirlere gönderilmiş ve böylece her yerde aynı nüshanın okunması temin edilmiştir.

Hz. Osman bütün ashab ile birlikte Efendimiz'in Ehl-i Beyt’ine de son derece tâzim ve hürmet göstermiştir. 34 sahabe vali ile çalışmıştır. Bu valilerden yedisi Hz. Osman ile akrabalık bağı bulunduğu söylenmiştir. Kadılık, beytülmal görevlisi ve katiplik gibi görevlerde geniş çapta ashab görevlendirmiştir.

Fitnenin Ortaya Çıkışı

Hicri 30 da İslam toplumundaki ashabın sayısı ölümlerle azalmıştır. İslam devletinin yönetiminde söz sahibi olmak isteyen, fakat sahabeyi çekemeyen ve İslam'ı tam içselleştiremeyen insanlar ortaya çıktılar ve kargaşa dönemini başlattılar.

Fitneyi bilinçli olarak ilk başlatan ve yöneten Yemenli bir Yahudi olan Abdullah bin Sebe’ dir. Bu zat, h. 30 da Hicaza gelerek İslam'a girdiğini açıklamış ve İslam Devleti'nin önemli merkezlerini dolaşarak fitne için insanlar tespit etmiş ve fitne için bir alt yapı oluşturmuştur. Bazı Müslümanlar bilinçli olarak vaat edilen çıkarlar için, bazıları da bilmeden, cehaletten bu kişinin emellerine alet olmuşlardır.

Hz. Osman'ın hilafeti döneminde İslam devleti o zamana kadarki en geniş sınırlarına ulaşmıştır. Bu geniş coğrafyanın Medine'den denetim altında tutulması kolay olmayacağından, Hz Osman'ın hilafetinin sonlarına doğru fetihler kısmen durmuş, yeni yerler fethetmek yerine fethedilen yerleri koruma ve buralarda İslami yayma anlayışı ağır basmıştır. Bu geniş coğrafyayı yönetmek için halife bazı merkezlerin valilerine tasarruflarında tam yetki vermiştir. Bu valilerin mutlak itaat halinde olmalarını temin için, onların bir kısmını akrabası olan sahabeden seçmiştir. Fakat bu tercih bazı sonuçlar ortaya çıkarmıştır.

Sahabenin sayı olarak azalması, sayılarının katlanarak artan Müslümanların üzerindeki sahabe etkisini azaltmıştır. Buna karşı sahabe kıymetini bilmeyen ve sahabenin çektiği sıkıntıları çekmemiş olan yeni bir takım insanlar ortaya çıkıp yönetimde hak iddia etmeye başlamışlardır.

Fitneye sebep olan Hz. Osman ve onun valileri değildir. Fitnenin asıl sebebi, fitnenin merkezi olan Kufe, Basra ve Fustat şehirlerindeki sosyal değişim ve buna dayalı olarak buralarda faaliyet gösteren fitnecilerin kontrol altına alınamamasıdır. Örneğin bu nedenle Abdullah bin Mesud, h. 30 da Kufe’den Medine'ye taşınmak zorunda kalmıştır.

Fitnenin başı olan Yahudi asıllı Abdullah bin Sebe’ nin amacı, yönetimden memnun olmayan tebaayı çoğaltmak, bunları organize edip Hz. Osman'a ve valilere karşı ayaklandırmak, Müslümanlar arasında bir kargaşa ortamı oluşturmak ve bu yolla İslam'a ve Müslümanlara zarar vermektir. Bunu gerçekleştirmek için dindarlığı alet olarak kullanmış, eylemini yahudilikten devşirildiği anlaşılan bir “vasiyet” inancına dayandırmıştır. Vasiyet inancı ona göre şöyledir:

“Peygamberlerin her biri kendinden sonra yerine geçmek üzere vasi tayin etmiştir. Hz. Ali, Hz. Muhammed'in kendisinden sonrası için tayin ettiği varistir. Dolayısıyla Ali'nin Hakkı gasp edilmiş ve hilafet Osman'a verilmiştir.”

Abdullah bin Sebe, bu fikri ortaya atarak yaymaya başladı. Kendisine epey bir taraftar toplayarak halife ve valiler hakkında sistemli bir şekilde karalama kampanyası yürüttü. Bu faaliyetler zamanla fiili direnişlerin ortaya çıkmasına neden olmuştur. Kufe, Basra ve Fursat’ta oluşan bu fitne nedeniyle taraftarlar Hz. Osman'ı hedef olarak halkı kışkırtmışlardır. Bu kışkırtma ile oluşturulan bir asi ordusu, Medine'ye gelip halifeyi kuşattılar. O zamana kadar Medine'yi koruyacak bir orduya ihtiyaç duyulmadığından asiler rahatlıkla Medine'de istediklerini yaptırmaya çalıştılar. Ancak istekleri Hz. Osman tarafından reddedildi. Medine’de mevcut olan sahabiler, sayıları az da olsa, asiler ile savaşmak için halifeden izin istediler. Halife kan dökülmemesi için onlara savaş izni vermedi. Hz Ali, Hz. Hüreyre, Mugire bin Şube, Abdullah bin Abbas ve sahabenin genç çocukları, savaşarak asileri Medine’den süreceklerine inanmalarını rağmen, savaş izni verilmediği için çaresiz kalmışlardır. Asilerin genelinde, Hz. Osman'ı öldürmek gibi bir niyet yoktu, ancak kuşatmanın ilerlemesi sonucu bir grup Hz. Osman'ın evine arka duvardan girerek onu Kuran okurken şehit etmiştir. Hz. Osman'ı şehit edenler arasında sahabeden kimse yoktur. Asiler yaptıklarını sahabe üzerine yıkmaya çalışmışlardır. Hz. Osman'ın şehit edilmesi İslam devletinde büyük infial yaratmıştır. Bu olay ileride daha fazla fitnenin ortaya çıkmasına neden olmuştur.

Hz. Ali (ra) Dönemi

Hz. Osman'ın hicri 35 yılında şehit edilmesinden sonra yerine halife olarak Hz. Ali seçilmiştir. Ancak bu seçim öyle kolay olmamıştır. Çünkü büyük bir fitne ortalığı kaplamıştır. Asiler hala Medine'ye hakim durumdaydılar.

Cemel Olayı

Halife seçildikten sonra dört aya yakın bir zaman geçtiği halde Hz. Ali, Hz. Osman'ın katillerini cezalandırmamış ve asilerin ordusunun Medine'den çıkaramamıştır. Bu asi grubunu ancak dışarıdan gelecek bir ordunun Medine'den uzaklaştırabileceği fikri Müslümanlara uygun geldi. Bunun için Hz. Talha (ra) ve Hz. Zübeyir (ra), Hz. Aişe (rah) ile anlaşarak katilleri yakalamak için bir ordu ile harekete geçtiler. Ancak Hz. Ali bunu öğrenince, bir ordu ile bunların üzerine gitmiş ve konuyu görüşüp bir çözüm yolu aramak istemiştir. Her ne kadar, her iki tarafın başındakilerinin birbirleri ile savaşmak istemedikleri, asilerin problemini çözmek için oturup görüşmelerini düşünseler de, orduların içindeki fitneye sebep olan askerler durumun kendi aleyhlerine geliştiğini görünce, tarafların Cemel’ de karşı karşıya gelmesine fırsat bilip, aralarında kasıtlı olarak savaşı başlattılar. Bu saldırıların sebeplerinin ne olduğu daha anlaşılamadan, iki tarafta birbirleriyle savaşmak zorunda kalmış ve çok miktarda Müslüman kanı akmıştır. “Pişmanlıklar” vakası olarak nitelenen bu savaşta Hz. Talha ve Hz. Zübeyir şehit olmuştur. Hz. Aişe geri çekilmiştir. Hz. Ali ordusuna, kaçan kimselerin takip edilmemesini, ganimet alınmamasını, yaralıların öldürülmemesini ve evlere girilmemesini emretmiştir. Bu savaş bütün sahabeyi çok üzmüş ve ellerinde olmadan böyle bir savaşa katıldıklarını beyan ve pişmanlıklarını dile getirmişlerdir. Her iki taraf ta, birbirlerini kesinlikle tekfir etmemiş ve karşılıklı olarak Müslümanca davranışta bulunmuşlardır.

Sıffın Olayı

Hz. Ali, Şam valisi Hz. Muaviye’yi kendisine biat etmeye davet etmiştir. Ancak Muaviye, Hz. Osman'ın katillerinin yakalanıp cezalandırılmadıkça biat etmeyi kabul etmemiştir. Bunun üzerine Hz. Ali, Şam üzerine sefere karar vermiş ve her iki ordu Sıffın’da karşı karşıya gelmiştir. Karşılıklı görüşmeler bir sonuç vermemiş ve iki ordu arasında çatışmalar başlamıştır. Yüz günü aşkın bir çatışma süresi sonunda, savaşın Hz. Ali'nin kazanacağı belli olunca, Hz. Muaviye askerlerin mızraklarının uçlarına Kuran sayfalarını geçirerek savaşı durdurma talebinde bulunmuştur. Hz. Ali'nin askerleri karşılarında Kuran sayfalarını görünce savaşmayı bırakmışlardır. Böylece Hz. Ali kazanabileceği bir savaşı bırakarak Kuran'ın hakemliğini kabul etmiştir. Ancak Kuran'ın hakemliği için kurulan komisyon bir sonuç alamamıştır. Daha sonra Hz. Ali, orduyu terk eden Hariciler’in Müslümanlar arasında terör estirmesi üzerine, onların üzerine gitmiş ve hemen hemen hepsini öldürmüştür. Daha sonra Hz. Ali, ordunun savaş yorgunu olması nedeniyle Şam üzerine tekrar yürümekten vazgeçmiş ve iç meseleler ile uğraşmayı tercih etmiştir.

Hz. Ali, Kufe'de sabah namazı kıldırmaya giderken hançerlenmiş ve bir süre sonra vefat etmiştir. Halifeliği dört yıl, dokuz ay ve birkaç gün süren Hz. Ali yerine halife tayin etmemiştir. Kufe halkı Hz. Ali'nin oğlu Hz. Hasan’ı halife olarak kabul ederek biat etmişlerdir. Ancak Hz. Hasan altı ay sonra Müslüman kanı dökülmemesi için halifeliği Muaviye’ye bırakmıştır.

Hz. Osman ve Hz. Ali zamanındaki fitne olaylarında Müslümanların davranışlarının olayları etkiledikleri düşünülse de, bu olay bizce tamamen bir kader-i ilahidir. Cemel olayının Peygamber tarafından daha önce bildirildiği bazı hadisler de mevcuttur. Hz. Hasan'ın hilafeti Hz. Muaviye devretmesi de daha önce bildirilenler arasındadır. Ashabın gerek zahiri, gerekse batıni ilim bakımından ileri olanlarının olaylardaki davranışları, sanki kader rüzgarına kapılmış birer yaprak misali gibidir. Özellikle Hz. Osman şehit olacağını bildiği için, Müslüman kanının dökülmemesi için elinden gelen bütün gayreti göstermiştir.

Bütün bu olaylar Müslümanlar için, gelecekteki diğer fitnelerin nasıl ortaya çıkacağını haber vermesi bakımından önemlidir. Fitnenin ilk faili bir Yahudi’dir. Müslüman kılığına girip İslam'a zarar vermeyi amaçlayan bir çalışma içindedir. İman ve ilim bakımından çok gerilerde olan ve nefislerini her şeyin üstünde tutan insanları örgütleyerek fitne yaratılmıştır. Aynı durum bugün de mevcuttur. Dört halife dönemindeki fitnelerle Allah Teâlâ bize, İslami yıkmak isteyen fitnelerin nasıl ortaya çıkacağının ilk örneklerini göstermiştir. Bundan dolayı Müslümanlar, Müslüman kılıklı ve yabancı kökenli insanların yaydıkları fitneye karşı uyanık olmalı ve bunları tâ başından yok etmelidirler. Aksi halde bunlar Müslümanlara büyük kayıplar verdirecektir. Şiilik, vehhabilik, yeni selefilik, tarihselcilik gibi akım ve mezheplerin ortaya çıkışı ve yayılışı aynı senaryoya göre olmaktadır. Müslüman kılıklı kafirlerin kurdukları tezgahlardır her biri. Müslümanlar bunlara karşı uyanık olmak zorundadır. Çünkü bu bir imtihandır. Bu imtihandan başarıyla çıkmamız gerekir. Eski fitnelerin sebepleri ve gelişimini iyi öğrenmek suretiyle, bugünkü fitneleri değerlendirmek mümkündür. Bunu yapmak Müslümanların görevidir.

Dört Halife Devri'nin Temel Özellikleri

Bu dönem, ilk İslam Devletinin yönetilmesi ve yapılan işlerin esaslarını anlamak bakımından önemlidir. Dört halifenin yönetimdeki ortak yönleri şunlardır:

1) Seçimle iş başına gelmek. Halifenin seçimi liyakat bakımından en uygun olanını seçmek olarak değerlendirilir. Seçilen halife İslam’a hizmet açısından zamanının en üstün olanıdır. Halifeyi seçenler de yine liyakat bakımından İslam'a yakınlıkları bakımından en üstün olanlardır. Dolayısıyla hem seçilen hem de seçenler sahabenin en seçkin olan kısmıdır. Bu durumda seçilen halifeye halk büyük bir güvenle biat etmiştir.

2) Devletin amacı Hz. Peygamber’in hedefleri doğrultusunda İslam'ı dünyaya yaymak ve dünya üzerinde gerçek adaleti temin etmektir. Bunun için fetihler yapılmış ve birçok ülkeler İslam'a bağlanarak sınırlar genişletilmiştir.

3) İslam’ı insanlara tanıtmak için birçok yerde eğitim merkezleri açılmış ve buralarda ilim sahibi olan insanlar görevlendirilmiştir.

4) Valiler, komutanlar gibi devletin üst yetkilileri İslam'a en yakın kişiler arasından atanmıştır. Bunlar büyük bir kısmı sahabedir. Orduda ön saflarda sahabe yerleştirilmiş ve böylece zafer kazanmayı ümit etmişlerdir. Bu ümitleri boşa gitmemiş ve gerçekleşmiştir. Çünkü sahabenin ümmetinin güvencesi olduğu hadislerle sabittir.

5) İşgal edilen bölgelere Müslüman nüfus taşınmış ve sistemli bir iskan politikası uygulanmıştır.

6) Sahabenin yönettiği ordularla İslam coğrafyası genişletilmiş ve buralardaki irşad faaliyetleri ile İslam’ı yaymaya çalışmışlardır.

7) Devlet yönetiminde israftan ve gösterişten kaçınılmıştır. Yöneticiler halk gibi yaşayarak devlette ve toplumda birlik ve beraberliğin oluşmasını temin etmişlerdir. Halife kendisine saray yaptırmamış ve çok mütevazi yerlerde, aşırılıktan kaçarak bir hayat sürmüşlerdir.

8) Vergiler ve zekatlar adalet ile toplanmıştır. Devlet malını zimmetine geçirenlere en ağır cezalar verilmiştir.

Bununla beraber İslam düşmanları tarafından fitne çıkarılmasına tamamen mani olamamışlar ve bu yüzden bu devrin son on senesi bazı istenmeyen olaylara sahne olmuştur. Dört halife devrinden sonra da İslâm düşmanları fitnelerini daha da arttırarak sürdürmüşlerdir. Böylece Müslümanları birbirine düşürerek İslam'a zarar vermişlerdir. Bu durum bugüne kadar devam etmiştir. Bugün de İslâm düşmanları fitnelerini yayarak Müslümanlar arasında ayrılığa ve yıkılmaya sebep olmaktadırlar. Bu böyle ilelebet devam etmeyecektir. Allah'ın yardımıyla bu gidiş bir gün tersine dönecek ve İslam'ı yok etmek isteyenler mağlup olacak ve emellerine ulaşamayacaklardır.

“Allah'ın nurunu (Kuran-ı Kerim) ağızlarıyla söndürmek istiyorlar. Allah da razı olmuyor. Fakat kâfirler istemeseler de Allah nurunu tamamlayacaktır.” (Tevbe, 9/32)

Dünyanın En Büyük Havas ve Gizli ilimler Sitesi
Heybet 02:04 15.06.20
Muhteşem bir yazı olmuş Allah razi olsun
Allah o mübarek insanlara Rahmet eylesin
Onlar vazifelerini yaptılar simdi sıra bizde

Dünyanın En Büyük Havas ve Gizli ilimler Sitesi
ebu ubeyde bin cerrah 12:13 16.06.20
maaşallah Allah mübarek kılsın. güzel bir yazı emeklerine sağlık.hülafai raşidin dönemi kısa bir özet olmuş.Ehli sünney çizgisindeki bu güzel yazı için teşekkürler heartles

Dünyanın En Büyük Havas ve Gizli ilimler Sitesi
Cevapla Up