islam & islami Konular

Asr-ı Saadet Devri - Havas Okulu
Mobil Görünümdesiniz Klasik Görünüm için TIKLAYINIZ Kayıt ol
Havas Okulu
Etiketlenen Kullanıcılar

islam & islami Konular>Asr-ı Saadet Devri
HeartLess 14:24 13.06.19
Asr-ı Saadet, İslam tarihinde Hz. Muhammed (sav) in peygamber olarak yaşadığı zamana denir. Asır = zaman, çağ, Saadet = mutluluk demektir. Dünya tarihinde insanların manevi olarak en mutlu yaşadıkları zaman asr-ı saadet devridir. Bu mutluluk insan ruhunu en yüksek seviyede tatmin eden bir hayatın yaşanmasının sonucudur. Bu insanların karşısında peygamber vardı. O peygamber hayatını ümmeti için adamış ve onların iyiliği için her türlü fedakarlıklara katlanmıştır. Onlara gerçek bir örnek insan ve lider olmuştur. Onları daima İslam’ı yaşamaya ve düşünmeye davet etmiştir. Kendisine vahiy ile gelen ayetleri onlara iletmiş, yorumlamış ve bizzat kendisi o ayetlerin gereğine göre davranmıştır. Bu ilahi hitapların amacı, insan ruhunun en yüksek derecede gelişmesini temin içindir. Çünkü dünya hayatının yaratılmasının amacı insan ruhunun, dünya hayatından geçerek, dünyada iman ve salih amel ile en yüksek mertebelere ulaşmasını temin ederek ebedi hayata dönmesidir. Peygamber bu amaç için bütün gayreti ile çalışmıştır. Etrafındaki kendisine iman edenleri daima doğru olmaya, sabırlı olmaya ve Allah'ın emirlerini uygulayıp yasakladığı şeyleri terk etmelerini nasihat etmiştir. Güçsüzleri korumuş ve dertlilerin dertlerine ortak olmuştur. Birçok engel ve sıkıntılara uğramasına rağmen yolundan taviz vermemiştir.

Allah Resulü'nün varlığı etrafındaki insanlar için bir rahmettir. Ondan çıkan rahmet nurları etrafındakilerin kalplerini sarmakta ve onların ruhlarını en yüksek derecelere yükseltmektedir.

“Biz seni ancak alemlere rahmet olarak gönderdik.”, (Enbiya, 21/107)

Onun bakışlarına, sohbetlerine ve duasına muhatap olan ashab (dost, arkadaş) için dünya hayatının asıl amacına ulaşılmış oluyordu. Çünkü bu şekilde ruhlar kemâle ermekte ve en yüksek derece olan Rıza makamına ulaşmaktaydılar. Peygamberin ashabı bu gerçeği her an için hissetmekte ve içinde bulundukları bu rahmet dünyasından bir an bile uzak kalmadan hayatlarını İslam yolunda seferber ediyorlardı. Kuran ayetlerini ezberliyorlar, yorumları içselleştiriyorlar ve hayatlarını onun hükümlerine göre düzenliyorlardı. Bu nedenle şu hadise muhatap olmuşlardı: “ İnsanların en hayırlısı benim devrimde yaşayanlardır.”

Rivayet edildiğine göre, ashab peygamberi dinlerken öyle sessiz, hareketsiz, başları öne eğik ve hürmetle duruyorlardı ki, sanki başlarında kuş vardı. Peygamberin vereceği bir emir ve işaret derhal yerine getirilmekteydi. Bu yolda ölmek onlar için iftihar vesilesiydi. “Anam babam sana feda olsun ya Resulallah!” derlerdi. Peygamberi kendi nefislerinden daha çok severek imanın en yüksek derecesine ulaşmışlardı. İşte böyle bir iman ve anlayışla yaşadıkları için dünyaya gelen en hayırlı insanlar olmuşlardır.

Ashab, sıkıntıya sabretmeyi, işkencelere dayanmayı hep Hz. Peygamber (sav) in öğrettikleri ile başarabilmişlerdir. Peygamberin aç gezdiğini gören ashab, kendi açlığını unutuyordu. Çünkü önlerinde kendilerinden daha kötü şartlarda yaşayan bir Peygamber vardı. Bu nedenle, açlık, sıkıntılar ve işkencelerin onlar için ruhlarının kemâle ermesi için birer vesile olduğu bilincindeydiler.

Daha önce vahşi bir ortamda yaşayan bu insanlar İslam'a uyabildiler. Çünkü gelen vahiy bilgilerin Hz. Peygamber (sav) in şahsında uygulandığını gördüler. Onun yüksek ahlakının Kuran olduğunu idrak edince, bu yüksek ahlak onlar için delil oldu ve böylece İslam'a yöneldiler.

Bir toplumda ortaya çıkan bir lider yaşamıyla güzel ahlak örneği olamıyorsa, söyledikleri inandırıcı olmaz. Aynı şey dini liderler ve hocalar için de geçerlidir. Eğer bir hoca yaşamında İslam örneğini insanlara gösteremiyorsa, onun söyledikleri insanlara inandırıcı gelmez. İslam'ı insanlara sevdiren husus, İslam dininin lideri olan Hz. Peygamber (sav) in yaşamında örnek bir ahlakı sergilemesidir. Ashab bu ahlakı doğrudan gördükleri için İslam’ı sevmişler ve ona hizmet etmişlerdir. Burada Allah'ın yardım ve rahmeti de önemli rol oynamaktadır. Çünkü kalplerde gerçek iman varsa Allah'ın yardımı kesindir.

Asr-ı saadet devrinin toplumu, bir marifet toplumu idi. O devir tam bir tefekkür devri idi. Bu devirde Allah Teâlâ ve Resulü’nü yakından tanımaya çalışılıyordu. Çünkü bu devirde insanlar vahiy ile gelen Kuran ayetlerinin iniş sebeplerini, emir ve yasaklarını, Peygamber tarafından yapılan açıklamaları ve uygulamaları doğrudan görüyorlardı. Bu durum ashabı marifet (Allah'ı bilme) konusunda kemâle götürüyordu. Birçok olağanüstü olayları hem görüyorlar ve hem de yaşıyorlardı. Örneğin Abdullah Bin Mesud (ra), Resulallah'ın ruhaniyeti ve manevi terbiyesi sonucu ulaştıkları manevi seviyeyi şöyle ifade etmiştir: “Biz yenilen lokmaların tespihlerini duyar hale gelmiştik!”.

Sahabe

Asr-ı saadet, Hz. Peygamber (sav) ve onun ashabı arasındaki yaşanan ilişkiler, fedakarlıklar ve çalışmalarla süslenmiştir. Asr-ı saadet, ashabın gayretleri ve fedakarlıklarıyla yoğrulmuştur. Bu nedenle ashab asr-ı saadetin en önemli bir parçasıdır. Ashab birçok ayet ve hadislerle övülmüştür. Onlar, İslam'a yaptıkları hizmetin karşılığı olarak bu övülmeye layık olmuşlardır. Bu nedenle ashabın özelliklerini bilmek her Müslüman için gereklidir.

“Sahabe” kelimesi Arapçada “sahip” kelimesinin çoğulu olup, sahabi ile birlikte ashab kelimesi de sıkça kullanılmaktadır. Sözlük anlamı “dost ve arkadaş olmak”tır. İslam'da Resulallah (sav) ile karşılaşıp ona iman etmiş olan herkes ashab olarak isimlendirilir. Bu kelime Resulallah (sav) tarafından kendi arkadaşları hakkında kullanılmıştır: “Ashabımdan hiçbiri aleyhinde konuşmayın!” Dostları arasında hayır sahibi olan bir grubu tarif ederken söze “Sahabenin hayırlıları…” diyerek başlamıştır. Sahabi olmanın tanımı zaman içinde farklılık kazanmakla birlikte, en geçerli olanı, 23 yıllık peygamberlik süresi içinde bulunmuş, onunla bir şekilde karşılaşmış, kendisine iman etmiş ve Müslüman olarak vefat etmiş olan kişi olarak tanımlanmasıdır. Hz. Peygamber (sav)’in vefatı esnasında 120.000 sahabinin hayatta bulunduğu rivayet edilmektedir.

Allah Resulü'nün manevi terbiyesi ile yetişen sahabe, iman, aşk ve vecd ile bütün enerjilerini Allah'ın dinini yüceltme davasına hasrettiler. Kalplerine Allah ve Resulü'nün muhabbetini yerleştirdiler ve böylece marifetullahı idrak ettiler. Bu yolda, bu fani dünyada ödenebilecek en ağır bedelleri ödediler. Mallarını ve canlarını bu yolda feda ettiler.

Sahabe, Hz. Peygamber (sav) in her halükârdaki mütevazi yaşayışını kendilerine yaşam ilkesi edilmişlerdir. İman lezzetinin zedelenmesinden korktuklarından dünya nimetlerini nefisleri hesabına kullanmama titizliği içindeydiler. Daha sonraları zengin olmaları onları bu yaşam tarzı dışına çıkarmamıştır. Çünkü onlar Allah Resulü'nün nübüvvet aynasına yansıyan ilahi güzellikleri ve hikmetleri bizzat müşahede edip gereğince yaşayabilme mutluluğuna erişmiş kullardı.

Onları değerli kılan vasıflar şunlardır:

˃ Peygambere içten gelerek tabi olmak ve itaatte kusur göstermemek,

˃ Emredilen ve yasaklanan hususları yerine getirmek için biat etmek,

˃ Allah ve Resulü’nün arzusu üzerine yurdunu terk edip hicret etmek,

˃ Cihada davet edildiğinde tereddüt göstermeden icabet etmek,

˃ Mali yardım istendiğinde elindeki bütün imkânlarla infak etmek,

˃ Müslüman kardeşleriyle yardımlaşma ve dayanışma konusunda fedakarlıkta bulunmak,

˃ Mallarını ve canlarını seve seve Allah yolunda feda etmek.

Sahabenin bu vasıflarını dikkate alan Allah Teâlâ onlar için “ İnsanlık için ortaya çıkarılmış en hayırlı ümmet” (Ali İmran, 3/110) buyurmuştur. Hazreti Peygamber (sav) de onları “İnsanlık tarihinin en hayırlı nesli” olarak ifade etmiştir. Sahabe ile ilgili birçok övgü ve müjde dolu ayet ve hadisler vardır.

Sahabe yüksek bir makama ve şerefe sahip değerli bir nesildir. Bu nedenle İslam dininde önemli bir yere sahiptirler. Onlar bizzat Peygamberden öğrendikleri İslam'ı pratik hayatta tatbik etmek suretiyle kendilerinden sonra gelen ümmete canlı birer örnek olmuşlardır. Hz. Peygamber (sav) den sonra İslam'ı hayata geçiren ilk nesildir. Bu nedenle Allah Resulü onların çizgisini İslam dininin devamı olarak göstermiş ve ümmetinin onları örnek almalarını tavsiye etmiştir.

Sahabe, Kuran'da övülmekte ve vasat (ölçülü ve adaletli) bir ümmet olarak vasıflanmaktadır:

“Böylece sizi vasat bir ümmet yaptık” (Bakara, 2/143)

“ Siz insanların iyiliği için yeryüzüne çıkarılan en hayırlı ümmetsiniz” (Ali İmran, 3/110)

“ Onların Allah'ın rahmetini ümit etmeye hakları vardır. Allah çok bağışlayıcı ve engin merhamet sahibidir.” (Bakara, 2/218)

“ İşte onlar gerçek müminlerdir, onlar için bağışlanma ve güzel bir rızık vardır.” (Enfal, 8/74)

“ Allah onlardan razı olmuş, onlar da kendisinden razıdırlar.” (Tevbe,9/100)

“Şüphesiz Allah, Peygamberi ve ona tabi olan Muhacirleri ve Ensar'ı tevbelerini kabul ederek affetti.” (Tevbe, 9/17)

“Bununla beraber Allah onların hepsine de hüsnâ'yı (cenneti) vaad etmiştir.” (Hadid, 57/109

“ Onlar özü sözü doğru olanların tâ kendileridir. İşte onlar kurtuluşa erenlerin tâ kendileridir.” (Haşr, 59/8-9)

Bir gün bir zat Hz. Peygamber (sav) e gelerek “İnsanların en hayırlı nesli hangisidir?” diye bir soru sormuş, Allah Resulü de ona “Benim arkadaşım olan sahabedir.” karşılığını vermiştir. Bununla ilgili başka bir hadiste şöyle buyurulmaktadır: “İnsanlık tarihinin en hayırlı nesli benim arkadaşlarım olan sahabedir. Sahabeden sonraki en hayırlıları onların peşinden gelenler, daha sonraki en hayırlıları ise bu ikincileri takip edenlerdir.” Sahabenin aleyhine konuşmak şu hadis ile yasaklanmıştır: “Kim ashabımın aleyhine konuşursa Allah'ın, meleklerin ve bütün insanların laneti onun üzerine olsun”

Sahabe İslam toplumunda bereket ve zafer vesilesi kabul edilmiştir. Bir hadiste şöyle buyurulmuştur: “Ashabım ümmetimin güvencesidir. Onlar hayattan çekildikten sonra ileride geleceği belirtilen musibetler ümmetimin başına gelecektir.”

Başka bir hadiste, ashabın her birinin gökteki yıldızlar gibi oldukları ifade edilmekte ve hangisini takip edilirse kurtuluşa erileceği belirtilmektedir. Bu bağlamda Hz. Peygamber (sav) ileride ümmet arasında gruplaşmaların olacağı, bu grupların bir tanesi hariç hepsinin hak yolundan ayrılıp cehenneme gideceğini haber vermiştir. Kurtulan bu grubun kimler olduğu sorulunca, “Benim ve ashabımın çizgisinde yürüyenlerdir.” buyurmuştur. Bu ifade bazı rivayetlerde “cemâat” olarak zikredilmiş, ancak “cemâat” kelimesi ile Allah Resulü'nün çizgisinde yürüyen ashab kastedilmiştir. Bu yol bugün “ehl-i sünnet ve’l cemaat” olarak isimlendirilmektedir.

Sahabenin en önemli özelliği Allah ve Resulü için seve seve canlarını verebilmelidir. Peygamberle sefere çıkarken şehit olmayı arzu ederek çıkarlardı ve bazıları şehit olacaklarını daha önceden bilerek ailesine vasiyette bulunurdu. Örneğin Cabir’in babası Uhud'da şehit olacağını sefere çıkarken oğluna haber vermiştir. Harplerde yakınlarını kaybedeler teselliyi Hz. Peygamber (sav) in sağ olmasında ararlardı. Örneğin Uhud'da eşini oğlunu ve kardeşini şehit veren Hint bint-i Amr (rah) bu büyük acısına rağmen “Resulallah sağa olduktan sonra her musibet hafif kalır” diyebilmiştir.

Bazıları Mekke'deki zengin ailelerini terk ederek Medine'ye peygamberin yanına gelmiştir. Bunlardan biri Mus’ab bin Umeyr dir. Umeyr Mekke'nin en varlıklı ailenin tek çocuğudur. Bütün Mekke gençleri ona özenirdi. Genç kızlar onun geçtiği yollara gül serperlerdi. O ise müşrik ailesinin bütün zorlamalarına rağmen Allah Resulü ile beraber olabilmeyi bütün dünya lezzetlerine tercih etmiştir. Uhud savaşında Peygamberi korurken şehit olmuştur. Ölünce elindeki sancak ona benzeyen bir melek tarafından taşınmıştır.

Sümeyra Hatuna iki oğlu, babası, kocası ve kardeşinin şehit olduğu haberi verilmesine rağmen, o Peygamberin durumunu sormuştur. “Onu görmeden içim rahat etmez” diyerek Peygamberi görmeye gitmiştir ve “Sen sağ olduktan sonra gayri hiçbir şeye endişelenmem” demiştir.

“ Cihan aydınlığı o mübarek varlığın cemalinin nurundandır.” (Hz. Mevlânâ)

Sahabe Kuran ahlakına bürünerek, Kuran hakikatlerini bire bir yaşadılar. Kuran'ın yüksek sedasını dünyanın dört bir yanına ulaştırdılar. Kuran'ı tazim ve hürmetle sık sık okumuşlar ve sayfalarına bakmadıkları bir gün geçirmemişlerdir.

Günümüzde de, sahabe gibi Allah Resulü'nün muhabbeti ile dolup onun yüce ahlakını öğrenmeye ve yaşamaya gayret etmek zorundayız. Bu ahlakın hiçbir zaman eskimeyecek ve solmayacak olan güzelliklerinin yaşayıp yaşatmalıyız. Çünkü hakiki ümmet olmanın şeref ve bahtiyarlığına layık olmanın bedeli budur.

Sahabe ve Tasavvuf

Hz. Peygamber (sav) hikmet'i yani ledün ilmini ashabına öğretmiştir. Bütün ashabın ledün ilminden bilgileri vardır. Ledün ilmine sahip olanlar yıldızlar olarak tasvir edilirler. Bu nedenle ashabın her biri bir yıldız idi. Bu nedenle hangisi takip edilirse doğru yol bulunur. Bununla beraber ledün ilmini diğer insanlara öğretme işi bazı ashaba verilmiştir. Hz. Ebubekir (ra) ve Hz. Ali (ra) bunlardandır. Bunların eliyle ledün ilmi, yani hikmet bilgisi diğer nesillere iletilmiştir. Bu durum bugüne kadar devam etmiş ve kıyamete kadar da devam edecektir.

Ledün ilminin yazılı bir metin olarak tasnif edilmesi yasaktır. Bu bilgiler ehil olanlara kalpten verilir ve yaşatılır. Tasavvuf ledün ilmine sahip olma yoludur. Bu ilimden bazıları az, bazıları fazla nasipkâr olurlar. Ancak seçilmiş olanlar, yani yıldızlar ledün ilmini tam olarak, yani ilk öğretildiği şekilde vakıf olan kişilerdir. Bu kişiler ashabın konumundadırlar. Onlar gibi yaşar ve ibadet ederler.

Tasavvufun esası ledün ilmi, yani hikmet ilmidir. Bir ayette Hz. Peygamber (sav) in insanlara hikmet ve ilim öğretmesinden bahsedilir. Buradaki hikmet ledün ilmidir. Dolayısıyla sahabenin hepsi hikmet ilmini az veya çok bilen insanlardı. Bu ilim diğer insanlara ancak Allah'ın izin vermesi ile öğretilir. Bütün sahabe ledün ilmini diğer insanlara öğretmiş midir? Burada ancak izin verilenlerin öğretmiş olduğunu söyleyebiliriz.

Daha sonraki devirlerde ledün ilmine sahip olan velilerin bir kısmı bu ilmi başkalarına öğretmeden vefat etmişlerdir. Böyle örnekler mevcuttur. Ancak bazı veliler ledün ilmini başkalarına öğretmeye Allah'ın izniyle görevlendirilmiştir. İşte bu durum sahabe arasındaki bu konudaki farklılığı işaret edebilir.

Hikmet ilmi Kuran'daki ayetlerin, Allah'ın isimlerinin ve salavatların çeşitli tertiplerle okunması ile oluşan rahmet, güç, kuvvet ve etkinin ilmidir. Bu ilim ile Kuran ayetlerinin zahiri anlamları dışındaki tevilleri idrak edilir. Bu ilimle kainatın sırları anlaşılır ve insanların akılla bilemeyecekleri bilgiler insanlara açıklanır. Böylece Allah'ı bilmek (marifetullah) daha yakından gerçekleşmiş olur. İşte gerçek tasavvufun amacı budur. Bu ilme kavuşmanın yolu da ancak gerçek sufi olmakla mümkündür. Gerçek sufi nasıl olunur? Bu husus tasavvuf kitaplarında anlatılmaktadır. (Bkz. Bir Sufinin Anatomisi)

Asr-ı saadetten sonra sahabe dünyaya yayılmış, zamanla sayıları azalmış ve sonunda hepsi vefat etmiştir. Ancak İslami yaşam ve iman esaslarını uygulayabilen sufiler vasıtasıyla ledün ilmi gönüllerde mevcut olmaya devam etmiştir. Bugün de böyle insanlar vardır, fakat halkın gözünden saklıdır.

İkinci Asr-ı Saadet devri mümkün mü?

İnsanlığın tekrar ikinci bir asr-ı saadet devri yaşamaları mümkün mü? Öyle bir topluluk düşünelim ki, bunların büyük bir kısmı sahabe gibi olsun. Eğer böyle bir topluluk oluşabilirse orada tekrar bir asr-ı saadet devri gerçekleşebilir. Ancak sahabe gibi olan insanların yoğun olduğu bir topluluk nasıl oluşabilir? İşte bunun ihtimali çok küçüktür. Çünkü bugünkü Müslümanların durumlarını sahabenin yaşadığı hayat ile karşılaştırırsak durumumuzun ne kadar kötü olduğunu anlatmaya gerek kalmaz. Biz bugün, İslam neyi emretmiş ise onun tersini yapmakla meşgulüz. İslam haram yeme der, biz dikkat etmez haram yeriz. İslam zina yapma der, biz ise her gün televizyon seyrederek göz zinası yaparız. İslam dürüst ol der, biz ise yalan söylemekte üstâd olmuşuz. İslam gıybet yapma der, biz ise neyin gıybet olduğunu dahi anlamadan gaflet halinde yaşarız. İslam faizi yasaklar, ama biz çeşitli bahanelerle faiz yeriz.

Biz Hz. Peygamber (sav) i sevdiğimizi ifade eder ve ona salavatlar getiririz. Ama gerçekten onu seviyor muyuz, yoksa söylediğimiz salavatlar ağzımızdan çıkıp kalbimize inmiyor mu? Peygamberi sevmek demek onun sünnetlerine uymak demektir. Fakat biz onun hangi sünnetini yaşatıyoruz. İslam'ı yaşamak demek onun sünnetini yaşatmak demektir.

Bütün bu şartlar altında, nasıl sahabe niteliğinde insanların çoğunlukta olabileceği bir toplumu düşünebiliriz. Bunun gerçekten imkansız olduğunu görünüşe göre söyleyebiliriz. Bütün bunlara rağmen bazı manevi keşiflerin bildirdiklerine göre, önümüzdeki 20-30 yılda dünyada İslam tekrar yükselişe geçecek ve dünyaya hakim olacaktır. Bu yükseliş 2060 yılında kemâle erecektir. Bu yükselişin öyle durduğu yerde olmayacağı kesindir. Tahminimiz, insanlık bir 3. dünya harbi yaşar, milyonlarca insan ölür ve geride kalanlar büyük bir nedamet ve üzüntü içinde, nerede yanlış yapıldığını sorgulayarak İslam'a tekrar dört elle sarılabilirler. İşte o zaman sahabe niteliğinde bir yaşam tarzını ve imanını benimseyen insanlar çoğunluğu teşkil edebilirler. Bu durumda Allah Teâlâ'nın vadettiği yardım Müslümanlara ulaşırsa, tekrar bir asr-ı saadet devri yaşanabilir.

Ancak beklenen bu dönem Hz. Mehdi (as) dönemi değildir. Hz. Mehdi (as) dönemi daha sonraki bir zamandadır. Büyük bir ihtimalle Müslümanlar 2060 yılından sonra bir süre hakimiyeti ellerinde bulundururlar, fakat bir süre sonra İslam yolunu terk ederek tekrar zillete düşerler. Bu zillet devri bazı bela ve musibetleri beraberinde getirir. Bunların sonunda insanlar gene global anlamda sıkıntılar yaşadıktan sonra bir 4. dünya savaşı ile tekrar birbirlerini katlederler. Bunun sonunda insanlar tekrar nedamet ve tövbe ile İslam'a geri dönerler. İşte bu devir Hz. Mehdi (as) devri olabilir. Bu devirde Hz. İsa (as) tekrar dünyaya iner ve bir süre insanlar huzur ve selamet içinde yaşarlar. Gerçek anlamıyla bu devir ikinci bir asr-ı saadet devri olabilir. Bu devir de bir süre sonra sona erer ve insanlar tekrar yoldan çıkarlar. Artık bu yoldan çıkış kıyamet kopana kadar devam eder. Bu süreçte kıyametin büyük alametleri zuhur eder. İnsanlar gerçekten çok sıkıntılı zamanlar yaşayarak kıyamet zamanına kadar varılır. Bundan sonrası kitaplarda anlatıldığı şekilde herkes tarafından bilinmektedir.

Asr-ı saadet devri peygamber liderliğinde olan bir devirdir. Esas manevi temel Hz. Peygamber (sav) in kendisidir. Dolayısıyla ikinci asr-ı saadet devri ancak Peygamberin kişiliğine yakın olabilen birisi tarafından yönetilen bir devir olabilir. Bu bakımdan peygambere en yakın kişilerden biri olan Hz. Mehdi (as) liderliğindeki yukarıda anlattığımız devir olabilir. Bu bakımdan başka bir devrin ikinci asr-ı saadet olmasının mümkün olacağını düşünmek herhalde yanlış olur. Doğrusunu Allah Teâlâ bilir.

Dünyanın En Büyük Havas ve Gizli ilimler Sitesi
Facebook Twitter Google Digg LinkedIn tumblr Getpocket Reddit Email
Och 00:18 12.03.20
ikinci asr-ı saadet olmasının mümkün olacağını düşünmek herhalde yanlış olur. Doğrusunu Allah Teâlâ bilir.

Teşekkürler adminim ellerinize sağlık

Dünyanın En Büyük Havas ve Gizli ilimler Sitesi
Cevapla Up