Kabala

Kabala Algılama Metodu - Havas Okulu
Mobil Görünümdesiniz Klasik Görünüm için TIKLAYINIZ Kayıt ol
Havas Okulu
Kabala>Kabala Algılama Metodu
Naim 10:40 13.06.19
KABALA’DA ALGILAMA METODU
Kabala, bu dünyadaki mevcut yaratılmış varlıkların Yaratan’ı edinmesi olan, mutlak
kanunlara göre yükseltilmiş bir amaca doğru birleşen manevi kaynaklar arasındaki
sebep sonuç bağlantısını öğretir.
Kabala’ya göre tüm insanlık ve her birey, amaç ve Yaratılış programını tamamen
edinmek olan son noktaya ulaşmalıdır. Kuşaklar boyunca, insanlar bireysel çalışma ile
belli bir manevi seviye elde etmişlerdir. “Kabalistler” denilen bu kişiler manevi
merdivenin en üst seviyesine tırmanmışlardır.
En küçükten en büyüğe her maddi nesne ve onun hareketi, tüm evrenimizi dolduran
manevi güçler tarafından idare edilmektedir. Sanki evrenimiz bir güçler ağının üzerinde
duruyor gibidir.
Örneğin, rolü yalnızca türünü yeniden üretip, devam ettirmek olan en küçük yaşayan
organizmayı ele alın. Kaç adet güç ve karmaşık sisteminin onun içinde fonksiyon
gösterdiğini düşünün ve onların kaç tanesinin insan gözüyle tespit edilememiş
olduğunu. Onları, bugün yaşayan organizmaların ve daha önce evrenimizde ve manevi
dünyalarda yaşamış olanların sayısıyla çarparsak, o zaman güçlerin ve onları kontrol
eden bağlantıların muazzam sayısı hakkında belli belirsiz bir fikrimiz olur.
Kişi, manevi güçleri iki bir birine bağlı ve eşit sistemler olarak resmedebilir. Bunların
arasındaki fark ise; biri Yaratan’dan gelip yukarıdan aşağıya tüm dünyalardan geçerek
bizim dünyamıza doğru gelişir. Diğeri dünyamızda başlar ve ilk sistemde geliştirilen
kanunlara göre yükselir ve şimdi ikincisinde işlev görür.
Kabala, ilk sistemi “Dünyaların yaratılış sırası ve Sefirot” olarak ve ikinciyi de “Manevi
seviyeler veya edinimler” olarak tanımlar. İkinci sistem nihai dereceyi elde etmek
isteyen insanların Kabala’da çalışılan yasalar olan, birinci sistemin yasalarını izlemeleri
gerektiğini öğretir. Kişi bu derecelerde yükseldiği zaman ikinci faktör onun içinde
doğar. Bu da maneviyattır.

Fiziksel dünya, küçük çocukların bile isimleri ve hareketlerinin sonuçlarına aşina
oldukları elektrik, manyetizma gibi doğrudan hissetmediğimiz olgu ve güçler ile
doludur. Örneğin elektrik bilgimiz sınırlı olsa da, biz bu olguyu amaçlarımız için
kullanmayı ve onu ekmek ve şekere isim verdiğimiz gibi gayet doğal olarak
tanımlamayı öğrendik.
Benzer şekilde, Kabala’daki tüm isimler bize manevi bir nesne hakkında gerçek ve
objektif bir fikir verir. Bir ikincil düşünce ise, manevi nesneler ya da hatta Yaratan’ın
Kendisi hakkında hiçbir fikrimiz olmadığı gibi, kendi ellerimizle tutabildiğimiz her hangi
bir nesneden bile aynı ölçüde habersiz olduğumuzdur. Bunun sebebi nesnenin kendisini
değil de, onun bizim duyularımıza olan etkisine tepkimizi algılamamızdır.
Bu tepkiler, nesnenin özü bizden tamamen gizlenmiş kalsa da bilginin benzerliğini verir.
Dahası, biz kendimizi bile tamamen anlayamıyoruz. Kendimiz hakkında tüm bildiğimiz
eylemlerimiz ve tepkilerimizle sınırlıdır.
Dünyayı araştırmanın bir aracı olarak bilim ikiye ayrılır: maddenin özelliklerinin
incelenmesi ve onun doğasının (içerik, yapı) incelenmesi. Diğer bir deyişle, evrende
madde ve şekilden oluşmayan hiç bir şey yoktur. Örneğin, bir masa maddenin ve
şeklin bileşimidir, madde, mesela odun gibi, şekli taşıyan, bir masanınki gibi, temeldir.
Veya “yalancı” kelimesini alın, madde (kişinin bedeni) yalancılık, olan şeklin
taşıyıcısıdır.
Maddeleri inceleyen bir bilim, bilimsel sonuçlara yol açan testler-deneyler üzerine
kuruludur. Ancak, maddeye bakmaksızın maddenin doğasını inceleyen ve onları soyut
olarak ayıran bir bilim deney üzerine kurulamaz. Bu, maddeye asla bağlanmamış
doğası için daha da doğrudur, çünkü dünyamızda maddesiz bir şekil mevcut değildir.
Bir şekil maddeden sadece kişinin hayalinde ayrılabilir. Dolayısıyla, böyle durumlardaki
tüm sonuçlar sadece teorik varsayımlar üzerine dayandırılabilir. Felsefenin tamamı bu
tür bilimden bahseder ve insanlık sık sık filozofların kanıtlanmamış yargılarından acı
çekmiştir. En modern bilim adamları bu tür araştırmaları reddetmişlerdir, çünkü
sonuçları tamamen güvenilmezdir.

Dünyanın En Büyük Havas ve Gizli ilimler Sitesi
Naim 10:40 13.06.19
Manevi dünyayı incelerken algılarımızın, kendimizi Yaratan’ın bir parçası değil de ayrı
mevcudiyeti olan bir varlık gibi hissetmemizi isteyen, yalnızca Yukarıdan bir arzu
olduğunu keşfederiz. Tüm kuşatan dünya aslında manevi güçlerin üzerimizdeki
etkisinin sonucudur. Bu nedenle kuşatan dünyadan illüzyonlar dünyası olarak
bahsedilir.
Ne demek istediğimi bir hikâyeyle açıklayayım;
“Bir zamanlar bir arabacı yaşardı. Bir çift atı, bir evi ve ailesi vardı. Aniden kötü bir
şans dalgasına kapıldı: atları öldü, karısı ve çocukları da öldü ve evi yıkıldı. Kısa sürede
arabacı kederden öldü. Göksel mahkemede bu acı çekmiş ruha ne verilebileceği
tartışıldı. Sonunda; yeniden hayattaymış gibi, ailesiyle evinde, iyi atlara sahip ve işi ve
hayatıyla mutluymuş gibi hissetmesine izin verilmesi kararlaştırıldı.”
Bu hissiyatlar bazen bir rüyanın gerçekmiş gibi göründüğü şeklinde algılanır. Aslında,
kuşatan dünyanın resimlerini sadece bizim hislerimiz yaratır. Öyleyse illüzyonu
gerçekten nasıl ayırabiliriz?
Tüm bilimlerde olduğu gibi, Kabala da maddeyi ve maddenin doğasını incelemeye
bölünmüştür. Buna rağmen, onun diğer bilimler üzerinde belirgin bir özelliği ve yanı
vardır: maddenin doğasının maddeden soyutlanmasını inceleyen kısmı bile tamamen
deneysel kontrol üzerine kurulmuştur; yani, deneysel teste tabidir!
Bir Kabalist, çalışılan nesnenin manevi seviyesine yükseldiği zaman, onun niteliklerini
ve bu suretle de tam içsel görüşü edinir.
Bu kişi aslında maddenin çeşitli formlarını (doğası, içeriği), henüz maddede görünür
olmadan, sanki illüzyonlarımızı bir kenardan gözlemliyormuş gibi, etkileyebilir!
Aynı diğer öğretilerde olduğu gibi, Kabala da nesne ve eylemleri tanımlamak için belli
terminoloji ve semboller kullanır: manevi güç, dünya, ya da bir Sefira (Sefirot’un tekil
hali), kontrol ettiği dünyevi nesnenin ismi ile adlandırılır.

Her maddi nesne veya güç, onu kontrol eden manevi nesne ya da gücün karşılığı
olduğundan, fiziksel dünyadan alınan isim ve onun kökü, kaynağı, arasında katıksız
kesin bir uyum vardır.
Bu nedenle, sadece manevi güçler ve maddesel nesneler arasındaki benzerliği açıkça
bilen bir Kabalist manevi nesnelere isimler tayin edebilir. Sadece nesnenin manevi
seviyesini edinmiş bir kişi, bunun dünyamızdaki etkisinin sonucunu görebilir.
Kabalistler, “dalların dili” ni kullanarak kitap yazar ve diğerlerine bilgilerini aktarırlar.
Bu dil olağanüstü doğrudur çünkü manevi kök ile fiziksel dal arasındaki bağlantı
üzerine kurulmuştur. Nesne ve onun manevi kökü arasındaki değişmez bağdan dolayı
da değiştirilemez. Aynı zamanda, dünyevi dilimiz aşamalı olarak doğruluğunu
kaybediyor çünkü o köke değil sadece dala bağlıdır.
Ancak, dilin yalnız sözde bilgisi yetersizdir, çünkü sadece maddesel nesnenin ismini
bilmek onun manevi formunu anlamayı sağlamaz. Yalnız manevi formun bilgisi, kişinin,
onun dalı olan maddesel sonucu görmesini sağlayabilir.
Öyleyse, ilk olarak manevi kökü, onun doğasını ve özelliklerini edinmemiz gerektiği
sonucunu çıkarabiliriz. Ancak o zaman kişi, ismi bu dünyadaki dala geçirebilir ve
manevi kök ile maddesel dal arasındaki iç bağlantıyı inceleyebilir. Ve sadece o zaman
kişi “dalların dili” ni anlayabilir, dolayısıyla tam manevi bilgi değiş tokuşunu
kolaylaştırır.
Şöyle bir soru sorabiliriz, “Eğer kişi önce manevi kökü edinmeliyse, yeni başlayan biri
öğretmeni doğru anlamaz ise bu bilime nasıl hâkim olacak?”. Cevap şudur ki;
maneviyata dayalı yüksek arzu ile öğrenci doğru yolu bulur ve Üst Dünyanın hissiyatını
edinir. Bu, sadece orijinal kaynakları çalışarak ve tüm maddesel alışkanlıklardan da
vazgeçerek yapılır.

Dünyanın En Büyük Havas ve Gizli ilimler Sitesi
Cevapla Up