Kabala

iradenin özgürlüğü - Havas Okulu
Mobil Görünümdesiniz Klasik Görünüm için TIKLAYINIZ Kayıt ol
Havas Okulu
Kabala>iradenin özgürlüğü
Naim 10:59 13.06.19
Özgürlük kavramı bizim tüm hayatımızı belirler. Esaretteki hayvanlar genellikle kötü
hastalık geliştirirler ve hatta ölebilirler – bu, doğanın her türlü boyun eğdirmeye karşı
olduğunun açık bir işaretidir. İnsanlığın asırlarca belli ölçüde bir özgürlük elde etmek
için kan dökmesi ve savaşlar yapması tesadüf değildir.
Buna rağmen, özgürlük ve bağımsızlık hakkında çok belirsiz bir fikrimiz vardır.
Herkesin özgürlük ve bağımsızlık için içsel bir ihtiyacı olduğunu ve istediğimiz an elde
edebileceğimizi sanırız. Ancak, eylemlerimizi dikkatlice incelersek, zorlanarak hareket
ettiğimizi ve hiçbir şekilde özgür irademiz olmadığını keşfederiz.
Böyle bir ifade açıklama gerektiriyor: dıştan, insan varlığına iki dizgin rehberlik eder:
haz ve keder (“mutluluk” ve “acı çekme” olarak da tanımlanır).
Hayvanların özgür seçeneği yoktur. İnsan türünün hayvanlara avantajı, eğer sonunda
hazzın beklediğine inanırlarsa acıya katlanmayı sürekli tercih etmeleridir. Bu yüzden,
hasta bir kişi sağlığını düzelteceğine inandığından meşakkatli bir ameliyata razı olur.
Ancak, bu seçenek kişinin mevcut acıyı gelecekteki hazla kıyaslamasının sadece
pragmatik bir hesabıdır. Diğer bir deyişle, bu hesaplama, gelecek hazdan acı miktarının
çıkartıldığı basit bir matematiksel işlemdir ve fark sonucu belirler. Eğer gerçekleşen haz
beklenilenden daha az ise o zaman kişi memnuniyet hissetmek yerine acı çeker. Zevkin
cazibesinin gücü ve acıdan geri çekilme, insanları, hayvanları ve hatta bitkileri kontrol
eden tek güçtür. Her durumdaki ve yaşam seviyesindeki tüm yaşayan yaratıklar bunun
tarafından idare edilirler, dolayısıyla, bu anlamda aralarında bir fark yoktur çünkü
özgür irade akla bağlı değil.
Dahası, hazzın türünün seçimi bile zorakidir ve kişinin özgür seçimine bağlı değildir.
Bunun yerine, seçimlerimiz kişinin özgür iradesi değil toplumun norm ve beğenisi
tarafından belirlenir. Bundan, eylem özgürlüğü olan bağımsız birey gibi şeylerin
olmadığı sonucu çıkar.

Dünyanın En Büyük Havas ve Gizli ilimler Sitesi
Naim 11:00 13.06.19
Üst Yönetime inanan insanlar eylemleri için bir sonraki dünyada ödül veya ceza
beklerler. Ateistler ise bunu bu dünyada beklerler. İnsanlar eylemlerinden dolayı ödül
veya ceza bekledikleri için özgür seçimlerinin olduğunu sanıyorlar.
Bu olgunun kökü, doğayı bir bütün olarak ve özellikle her bireyi etkileyen sebep sonuç
yasasında yatar. Diğer bir deyişle, Yaratılışın tüm dört çeşidi – cansız, bitkisel, canlı
(hayvansal) ve insan – sürekli olarak nedensellik ve amaç yasası tarafından etkilenir.
Bunların her durumu, gelecek durum olan, kendi seçtikleri önceden belirlenmiş amaca
göre dış sebeplerin etkisiyle belirlenmiştir.
Dünyadaki her nesne sürekli gelişir. Bu, her nesnenin sürekli bir önceki formunu
bıraktığını ve dört faktörün etkisiyle yenilerini edindiğini gösterir:
1. Köken
2. Kendi doğasından kaynaklanan evrim; dolayısıyla değişmezdir.
3. Dış faktörlerin etkisiyle değişen evrim
4. Dış faktörlerin değişim ve evrimi
İlk faktör, kök ya da ilk maddedir, bir önceki formu. Her nesne sürekli form
değiştirdiğine göre, her bir önceki form bir sonrakine göre “ilk” diye adlandırılır. İçsel
özellikler tamamen köke bağlıdır, bir sonraki formu belirler ve ana faktörü, bireysel
bilgisini, gen ya da özelliğini oluşturur.
İkinci faktör, nesnenin köküne bağlı sebep-sonuç gelişiminin sırasıdır. Bu sıra
değişmez. Bir örnek toprağın altında çürüyen tahıl tanesidir ve sonuç olarak yeni bir
filiz meydana getirir. Buğday tanesi orijinal formunu kaybeder, yani tamamen yok olur
ve yeni bir başlangıç formu oluşturacak, aynı orijindeki bir tahıl tanesi gibi, yeni bir filiz
formu edinir. Sadece tahıl tanelerinin sayısı ve muhtemelen nitelikleri (büyüklük ve
tat) değişebilir. Başka bir deyişle, kişi, her şeyin nesnenin orijinine bağlı olduğu sebep-
sonuç sıralamasını gözlemleyebilir.
Üçüncü faktör: Dış güçlerle temastan sonra özelliklerini değiştiren ilk maddenin
sebep-sonuç bağlantısıdır. Sonuç olarak, tahılın miktar ve niteliği, ilk maddenin niteliklerini tamamlıyor görünen ek faktörlerden dolayı (toprak, su, güneş) değişir.
Orijinin güçleri ek faktörlere üstün geldiğinden, değişiklikler tahılın niteliğini
değiştirebilir ancak türün kendisini değil, mesela buğday tanesini arpa tanesine
çevirmek gibi. Diğer bir deyişle, ikinci faktör gibi üçüncü faktör de nesnenin içsel
faktörüdür fakat ikincisinden farklı olarak niteliksel ve miktarsal olarak değişebilir.
Dördüncü faktör: Dışarıdan tesir eden güçlerin arasındaki, mesela şans, doğanın
unsurları ve komşular gibi, sebep-sonuç bağlantısıdır. Çoğunlukla, bu dört faktör
birlikte her bir nesneyi etkiler.
İlk faktör (orijin) bizim için önemlidir çünkü ebeveynlerimizin yarattıklarıyız. Onların
ürünleri olarak, bir bakıma onların kopyalarıyız; yani ebeveynlerin ve büyük
ebeveynlerin hemen hemen tüm özellikleri kendini çocuklarında gösterir. Atalar
tarafından edinilen olgu ve bilgi, bilinçsiz bir seviyede bile olsa, torunlarda alışkanlık ve
nitelikler olarak ortaya çıkar. Kalıtımın gizli güçleri torunların hareketlerinin tamamını
etkiler ve nesilden nesle geçerler.
Bu, insanlarda gözlemlenebilen çeşitli eğilimlere sebep olur: inanç, eleştirme,
maddesel rahatlık, pintilik, ya da tevazu. Bunların hiç biri edinilen özellik değil daha
ziyade çocukların beyinlerine yakın ve uzak atalardan kaydedilmiş kalıtımdır.
Otomatikman atalarımızın kazanılmış özelliklerini miras olarak aldığımızdan, bu
nitelikler toprakta formunu kaybeden tahıla benziyor. Ancak, bizim aldığımız bazı
özellikler içimizde zıt bir şekilde ortaya çıkar. Çünkü ilk madde, dış formu olmayan
güçlerde ortaya çıkar, bu madde hem pozitif hem de negatif özellikler taşıyabilir.
Diğer üç faktör de bizi etkiler. Sebeplerin sırası ve onların kişinin orijininden gelen
sonuçları (ikinci faktör) değişmez. Tahıl tanesi çevrenin etkisi altında çürür ve yeni bir
tane meydana gelene dek yavaş yavaş formunu değiştirir. Diğer bir deyişle, ilk faktör
ilk maddenin formunu alır; önceki bitki ile yeni filiz arasındaki fark sadece miktar ve
nitelikte görünür.

Dünyanın En Büyük Havas ve Gizli ilimler Sitesi
Naim 11:01 13.06.19
Bu dünyaya gelerek, kişi kendi isteğine karşın çevresinin etkisi altındadır ve toplumun yapısı ve özelliklerini alır. Dolayısıyla, kişinin kalıtsal eğilimleri toplumun etkisi altında
değişir.
Üçüncü etken çevrenin etkisinden temellenir. Her birimiz bazen zevklerimizin ve
görüşlerimizin çevrenin etkisi altında değiştiğini biliyoruz. Doğanın cansız, bitkisel ve
hayvansal seviyelerinde buna benzer şeyler ortaya çıkmaz; bu sadece insanlarda
olabilir.
Dördüncü etken, ilk maddenin gelişiminin ardışık sırasıyla hiçbir ilgisi olmayan, negatif
dış etkenlerin (sorunlar ve endişe) doğrudan ve dolaylı etkisidir.
Tüm düşüncelerimiz ve hareketlerimiz bu dört faktöre bağlıdır ve bütün hayatımızı
belirlerler. Aynı çömlekçinin elindeki kil gibi, biz de bu dört faktörün etkisi altındayız.
Dolayısıyla, görüyoruz ki arzunun özgürlüğü yok, her şey tamamıyla bu dört faktörün
bir biriyle etkileşimine bağlı ve hiçbir kontrolümüz olamaz. Hiçbir bilimsel teori
maneviyatın maddeyi içten nasıl idare ettiğine ya da nerede ve neyin beden ile ruhu
bir araya getirdiğine cevap veremez.
Kabala, tüm dünyalarda her hangi bir zamanda yaratılmış olan her şeyin sadece
Işık’tan ve onun doldurduğu kaptan oluştuğunu söyler. Yaratılan tek şey, Yaratan’dan
doğrudan gelen Işığı almak isteyen kaptır. Kaba hayat ve zevk getiren Işığı alma isteği,
kişinin arzusunun yoğunluğuna bağlı olarak, hem manevi hem de fiziksel maddedir.
Yaratılmış olan tüm varlıklardaki doğa, nitelik ve miktardaki farklılıklar yalnızca
arzunun derecesinde yatar ki bu da aynı ölçüde hayat-veren Yaratan’dan gelen Işıkla
doldurulur.
Bir nesneyi diğerinden ayıran renk, öz, dalgalar ve diğer farklılaştıran etkenler, alma
arzusunun kapasitesinin sonucudur, dolayısıyla, onu dolduran Işığın miktarının. Başka
bir deyişle, belli bir büyüklükteki arzu mineralin formunu verir; farklı büyüklükteki
arzular sıvı, renk, ya da dalgaları oluşturur. Bizi ve dünyaları saran Işık eşit ve
değişmez olmasına rağmen, her şey arzu terazisinin pozisyonuna bağlıdır.
Şimdi bireyin özgürlüğü sorusuna açıklık getirebiliriz. Kişinin, Yaratan’ın Işığından belli bir miktar alma arzusundan oluştuğunu zaten anladığımıza göre, bu arzuya alışılmamış
gelen tüm özellikler tamamen arzunun yoğunluğuna, Işığın çekim gücüne bağlıdır.
Genellikle “ego” dediğimiz çekim gücü, hayatta kalabilmemiz için bizi mücadeleye
zorlar. Eğer egonun arzularından ya da isteklerinden birini yok edersek, onun
potansiyel kabını kullanma fırsatına, Yaratan’ca verilmiş doyum hakkına engel oluruz.
Tüm fikirlerimizi çevrenin etkisi aracılığıyla ediniriz, zira bir tahıl tanesi sadece
toprakta, ona uyan çevrede yetişir. Dolayısıyla, hayattaki tek seçimimiz toplumun
seçimidir, arkadaş çevresi. Çevremizi değiştirerek, ister istemez bakış açımızı
değiştiririz, çünkü kişi yalnızca toplumun bir kopyası, ürünüdür.
Bunu fark eden insanlar, irade özgürlüğünün olmadığı sonucuna varırlar çünkü kişi
toplumun ürünüdür ve kişinin düşüncesi bedenini yönetmez. Daha ziyade, dışsal bilgi
beynin hafızasında saklanır ve beyin sadece bir ayna gibi, çevrede meydana gelen her
şeyi yansıtır.
Başlangıcımız, bizim temel, ilk maddemizdir. İsteklerimizi ve eğilimlerimizi kalıtımla
elde ederiz ve bu kalıtım bir kişiyi diğerinden ayıran tek özelliktir. Herkes toplum
tarafından farklı etkilenir; bu yüzden asla iki benzer kişi bulamayız.
Bu ilk maddenin kişinin gerçek serveti olduğunu bilin ve kişi bunu değiştirmeye
çalışmamalı, çünkü kişi benzersiz özelliklerini geliştirerek kişilik olur.
Dolayısıyla, kişi tek bir dürtü ya da istekten kurtulsa, bu bile dünyada boşluk yaratır;
bu dürtü ya da istek başka hiçbir bedende asla tekrarlanmayacaktır. Bundan, “gelişmiş
milletler” in kendi kültürlerini diğer milletlere zorlamakla ve onların temellerini yıkmak
ile ne tür bir suç işlediklerini görebiliyoruz.
Peki, toplumda tam bir kişisel özgürlük sağlamak mümkün mü? Açıkçası, normal
fonksiyon gösterebilmesi için toplumun kişilere kanunlarını, kısıtlamalarını ve
normlarını zorla kabul ettirmesi gerekiyor. Bunu, kişinin toplumla sürekli mücadele
içinde olması izler. Burada daha keskin bir nokta ortaya çıkıyor: eğer çoğunluğun
toplumun kurallarını belirleme hakkı var ise ve kitleler, toplumdaki en gelişmiş kişilerden her zaman daha az gelişmişlerse, bu ilerleme yerine gerileme yaratır.
Eğer toplum, kurallarını manevi yasalara göre oluşturursa, bunları yerine getirenler
kişisel olarak Yaratan’la birleşme fırsatını kaçırmazlar. Bunun sebebi bu yasaların dünya
ve toplumun yönetimi için doğal yasalar olmasıdır. Eğer bir toplum manevi doğanın
yasaları ile zıt kendi yasalarını yaratırsa, manevi yasaları benimseyenler maksimum
gelişim sağlarlar.
Amaçlı yönetime göre, doğanın yasalarını benimsemeliyiz ki kişiler ve toplum doğru
yönde gelişsin. Kabala, tüm kararlarımızı toplumun düşüncelerine göre verdiğimizi
öğretir. Kabala, günlük hayatta çoğunluğun düşüncelerini ve manevi gelişimde ise
gelişmiş bireylerin düşüncelerini izlememiz gerektiğini gösterir.
Bu yasaya “doğal yönetim yasası” denir. Kabala ilminin tüm kural ve yasaları, doğanın
yönetiminin yasalarından oluşur. Kabala aracılığıyla Yukarıdan aşağıya dünyamızı
etkileyen yasaların bir birleri arasındaki bağları incelerken, toplumu etkileyen
çoğunluğun yasalarının aslında doğal olan olduğu açıkça belirgin hale gelir.

Dünyanın En Büyük Havas ve Gizli ilimler Sitesi
Cevapla Up