Kabala

Zohar'a Sonsöz'den - Havas Okulu
Mobil Görünümdesiniz Klasik Görünüm için TIKLAYINIZ Kayıt ol
Havas Okulu
Kabala>Zohar'a Sonsöz'den
Naim 11:05 13.06.19
Kabala, manevi yasaların doğru ve tutarlı yerine getirilmesinin Yaratan’a tutunmaya
götüreceğini anlatır. Peki, “tutunma” kelimesi ne demektir? Aslında, zaman
sınırlamasından, üç-boyutlu mekândan ve bedensel arzulardan dolayı düşüncelerimiz
Yaratan’ı kavrayamıyor. Dolayısıyla, düşüncelerimiz bu sınırlarla bağlı olduğu sürece
tarafsız olamayız.
Egolarımızın üstünden geldikçe, alma arzusu ve zaman, yer ve hareket mefhumları
değişir. Bunlar manevi bir boyut kazanırlar. Bu durumda, alma arzumuzu kontrol ederiz
ve onun tarafından yönetilmeyiz. Dolayısıyla, düşüncelerimiz alma arzumuza bağlı
değildir ve bu yüzden de tarafsızdır.
Sonuç olarak, Kabala, O’na yakınlaşma aracı olarak, Yaratan’la özelliklerin ve
eylemlerin eşitliğini edinmeyi sunar. Şöyle der: O’nun eylemleriyle birleşin; O’nun
kadar sevecen, şefkatli ve alçakgönüllü olun. Fakat insan nasıl Yaratan’ın eylemleri ile
O’nun Kendisinin aynı olduğundan emin olabilir? Dahası, neden O’nun eylemlerini taklit
ederek Onunla birleşmeliyim?
Maddesel dünyada, birleşmeyi, ya da tutunmayı, bedenler arasındaki mesafeyi
kısaltmak ve ayrılığı da bir birimizden uzaklaşmak olarak düşünürüz. Ancak, manevi
dünya zaman, yer ve hareket mefhumlarından yoksundur. Bu nedenle iki manevi
nesnenin özelliklerinin denkliği onları bir birine yakınlaştırır ve özelliklerin farklılığı bir
birinden uzaklaştırır. (Yerdeki tutunma ve birleşmeye karşıt olarak) tutunma veya
ayrılma olamaz çünkü manevi nesne yer kaplamaz.
Aynı bir baltanın fiziksel bir nesneyi böldüğü gibi, manevi nesnede yeni bir özelliğin
ortaya çıkması onu iki parçaya böler. Yani, eğer özellikler arasındaki fark önemsiz ise, o
zaman manevi nesneler bir birine yakındır. Onların özellikleri arasındaki fark ne kadar
belirgin ise bir birlerinden o kadar uzaktırlar. Eğer bir birlerini severlerse, manevi
olarak “yakın” dırlar ve fiziksel kabukları arasındaki mesafe önemsizdir. Onların
aralarındaki ilişki manevi benzerlikleri ile belirlenir.

Biri, bir başkası tarafından sevilmeyen bir şeyi seviyorsa, onların arasındaki mesafe
görüşleri ve duyguları arasındaki farka bağlıdır. Eğer biri diğerinin nefret ettiği her şeyi
seviyorsa onlar tamamen zıttırlar.
Öyleyse, görüyoruz ki manevi dünyada (arzuların dünyası), amaçlar, arzular,
düşünceler ve özelliklerdeki benzerlik ya da farklar maneviyatı parçalara bölerek bir
baltanın işlevini görürler. Manevi nesnelerin arasındaki mesafe, onların duyuları ve
özellikleri arasındaki uyumsuzluğun boyutuyla belirlenir.
Dolayısıyla, Yaratan’ın arzusunu, hislerini ve düşüncelerini izleyerek O’na yaklaşabiliriz.
Yaratan sadece O’nun yaratılan varlıkları için eylemde bulunduğundan, biz de
dostlarımızın iyiliğini istemeli ve onların hepsine karşı iyi olmalıyız. Fiziksel dünyada
varolduğumuzdan bedenin yaşaması için gereken minimum efor, egoizmin göstergesi
değildir.
Mutlak özgecillik ile başkalarına iyilik yapabilir miyiz? Nihayetinde, Yaratan bizi haz
alma arzusuna sahip mutlak egoistler olarak yarattı. Bir birimize iyi davranarak bile
doğamızı değiştiremeyiz, bilinçli ya da bilinçsiz kendimiz için fayda sağlamaya çalışırız.
Menfaat görmeden bir başkası için ufacık bir hareket bile yapamayız.
Gerçekten de insanlar mutlak egoizm olan doğalarını, bırakın tam zıttı olan bir şeye
çevirmeyi (karşılığında itibar, dinlenme, ün, sağlık, ya da para almadan iyi olmak),
değiştirmekte bile güçsüzdürler. Bu yüzden Kabala aracılığıyla manevi yasaların
benimsenmesi verilmiştir. Doğamızı değiştirmenin başka yolu yoktur.
Beden ve organları tek bir bütünü oluştururlar ve sürekli duygu ve bilgi alışverişinde
bulunurlar. Örneğin, eğer beden bir parçasının bütün bedenin genel durumunu
iyileştirebileceğini hissederse, bu belli parça bunu hemen hisseder ve bu isteği yerine
getirir. Bir parça acı çekiyorsa da bunu bütün beden anında bilir ve durumu
iyileştirmeye çalışır.

Dünyanın En Büyük Havas ve Gizli ilimler Sitesi
Naim 11:06 13.06.19
Bu örnekten kişi insanın durumunu ya da daha ziyade Yaratan’la birlik edinen ruhun
durumunu anlayabilir. Bedenle giyinmeden önce ruh, Yaratan’la görünüşte bir
bütündür. Ancak, bedenle giyinir giyinmez, Yaratan’la bedenin özelliklerinin farklılığından dolayı, O’ndan tamamen ayrılır.
Bu şu demektir, ruha egoizm hissini vermekle Yaratan Kendi dışında bir şey yarattı,
çünkü farklı arzular manevi dünyadaki nesneleri ayırır. Dolayısıyla, nesne (ruh) ve
egoizm (beden) ayrı parçalar haline gelirler. Benzer şekilde, bedenden kesilmiş bir
organ gibi, insan Yaratan’dan ayrıdır. Bir birlerinden o kadar uzaktırlar ki insan
Yaratan’ı hiçbir şekilde hissetmez. Gerçekten de, mesafe o kadar büyük ki insan O’nu
bilemez, sadece O’na inanabilir.
Dolayısıyla, eğer özelliklerimizi O’nunkine eşitleyerek birlik edinirsek (yani manevi
yasaları benimseyip bizi Yaratan’dan ayıran egoizmi özgecilliğe dönüştürerek), O’nun
düşüncelerini ve arzularını ediniriz. Hem de Kabala’nın gizemlerini, Yaratan’ın
düşüncelerini evrenin gizemleriymiş gibi ifşa ederiz!
Kabala’nın iki kısmı vardır: ifşa olmuş ve gizlenmiş. Her ikisi de Yaratan’ın
düşüncelerinden oluşur. Kabala, egoizm denizinde boğulan bir insana yukarıdan atılmış
bir halat gibidir. Manevi yasaları benimseyerek, kişi ikincisi için hazırlanır, esas aşama
olan benimseyen ile zorlayanın manevi olarak birleşmesi.
Manevi kuralları benimseyenler beş seviyeden geçerler: Nefeş, Ruah, Neşama, Hayâ
ve Yehida. Her seviye beş alt-seviyeden meydana gelir ki bunlarda sonra beş ek alt-
seviyeye bölünür. Tamamı, manevi yükseliş merdiveni, ya da Yaratan’a yakınlık, 125
basamaktan oluşur. Bu merdivenin 5 ana basamağına “dünyalar” denir. Bunların
Sefirot’tan oluşan alt-seviyelerine Partzufim denir.
Belli bir manevi dünyada varolan her şey o dünyadaki nesneleri ve alt dünyalardakileri
algılar. Ancak, bir üst dünyadan her hangi bir şeyi ne hayal edebilir ne de
hissedebilirler. Dolayısıyla, 125 seviyenin birine ulaşan bir kişi orada geçmiş, mevcut
ve gelecek nesillerden varolan tüm ruhları edinir ve orada onlarla kalır. Sadece bizim
dünyamızda varolan bizler ise diğer seviyelerde ya da dünyalarda var olan hiçbir şeyi,
onların sakinleri de dâhil olmak üzere, ne hayal edebiliyor ne de hissedebiliyoruz.
Yaratan’a doğru yollarında belli bir seviyeye ulaşan Kabalistler bulundukları seviyeyi
sadece o seviyeyi edinmiş insanların anlayabileceği ifadelerle tanımlarlar. Bahsedilen seviyeyi edinmemiş kişilerin bu tanımlardan dolayı kafaları karışabilir ve doğru
kavrayıştan uzaklaşabilirler.
Yukarıda dediğimiz gibi Yaratan’a yolumuz 125 seviyeye/dereceye bölünmüştür, ancak
kişi ıslahını tamamlamadan önce onların hepsine yükselemez. Tüm nesiller ile son,
tamamen ıslah olmuş nesil arasında iki belirgin fark vardır:
1. Sadece son nesilde tüm 125 seviyeyi edinmek mümkün olacak.
2. Geçmiş nesillerde sadece birkaç insan diğer dünyaları edinebildi. Son nesilde,
herkes manevi seviyelerden yükselip Yaratan’la birleşebilecek.
“Son nesil” terimi 1995’ten sonraki tüm nesillerden söz eder, çünkü Zohar Kitabı’na
göre, bu zamandan itibaren insanlık, Son Islah denilen, yeni bir safhaya girdi.
Kabala’da bu döneme, insanlığın en alt durumdan çıkacağının tayin edildiği “kurtuluş
zamanı” denir.
Raşbi ve onun öğrencileri tüm 125 seviyeyi çıktılar. Bu nedenle dünyaların tüm 125
seviyesini içeren Zohar Kitabı’nı yazabildiler. Dolayısıyla Zohar’da, kitabın sadece
“günlerin sonunda” ifşa edileceğini söyler, yani ıslahın sonunun arifesinde. Diğer
nesiller ıslahın sonuna ulaşamadılar. Dolayısıyla, bu kitabı anlayamadılar çünkü Zohar
Kitabı’nın yazıldığı tüm 125 seviyenin üstesinden gelemediler. Bizim neslimizde hepimiz
125. seviyeye ulaşabiliriz; o vakit hepimiz Zohar Kitabı’nı anlayabiliriz.
Çağdaş bir Kabalist’in Zohar Kitabı’nı tamamıyla yorumlamayı başarması gerçeği, son
neslin eşiğinde olduğumuzun ve herkesin Zohar Kitabı’nı anlayabileceğinin işaretidir.
Gerçekten de, bizim zamanımızdan önce Zohar Kitabı üzerine tek bir tefsir bile ortaya
çıkmadı. Bugün, Baal HaSulam tarafından yazılmış Zohar Kitabı üzerine açık ve tam
Sulam tefsiri mevcuttur, tam da son nesilde olması gerektiği gibi.
Ancak, manevi eylemlerin fiziksel eylemler gibi ortaya çıkmadığını anlamalıyız: yani,
sebep ve sonuç hemen bir birini izlemez. Bizim zamanımızda, dünyaların manevi
durumu Mesih’in (Yaratılışı egoizmden çıkarıp özgecilliğe götüren güç) gelişi için
hazırdır. Ancak bu sadece bize edinim için bir fırsat verir, asıl edinim ise bize ve manevi
seviyelerimize bağlıdır.

Dünyanın En Büyük Havas ve Gizli ilimler Sitesi
Naim 11:07 13.06.19
Yaratan’la kendi özelliklerimizi, arzularımızı ve hedeflerimizi O’nunkiler ile eşdeğer hale
getirerek, egoizmi tamamen yok edip özgecil olarak iyi şeyler yaparak, birleşebiliriz.
Ancak bir soru ortaya çıkar: tam bir egoist (kişisel fayda sunmayan hiçbir manevi ya
da fiziksel hareketi yapamayan kişi) başkaları için yaşama güç ve motivasyonunu
nereden bulacak?
Bu sorunun cevabı hayattan bir örnekle kolaylıkla anlaşılabilir:
Sizin gözünüzde önemli olan, sevdiğiniz ve saygı duyduğunuz birine tüm kalbinizle
hediye vermek istediğiniz bir durumu hayal edin. Farz edin bu kişi hediyenizi kabul
etmeye, ya da evinize yemeğe gelmeye razı oldu.
Para harcamanıza ve önemli misafiri iyi ağırlamak için çok çalışmanıza rağmen, siz
değil de sanki misafiriniz sizin iyiliğinizi kabul etmeyi onaylayarak size verip,
eğlendiriyor, lütufta bulunuyormuş gibi zevk alırsınız. Dolayısıyla, eğer Yaratan’ı saygı
duyduğumuz biri gibi hayal edebilirsek O’nu seve seve memnun ederiz.
Evrenin yasalarını sadece Yaratan’ın yüceliğini edinirsek gözlemleyebiliriz. O zaman,
O’nun uğruna çalışıp ihtişamını anladığımızda, sanki O’ndan alıyormuş gibi oluruz.
Ancak, düşünceler toplumun ve sosyal çevrenin etkisine bağlı olduğundan, toplumun
övdüğü her şey bireyin gözünde de yükselmiş olur. Dolayısıyla, en önemli olan şey
mümkün olduğunca Yaratan’ı yücelten kişilerin arasında olmaktır.
Eğer çevremiz Yaratan’ı layık olduğu seviyeye çıkartmıyorsa bizim maneviyatı
edinmemize izin vermeyecektir. Bir öğrenci, tüm öğrencilerin içinde kendisini en
önemsiz olarak görmelidir. Bu yolla, öğrenci toplumun görüşlerini kendine katabilir, bu
durumda, öğrenci toplumun görüşlerini önemli sayar. Bu nedenle herkesçe bilinen
gerçek “Kendine bir dost satın al” ortaya çıkar. Gerçekten de ne kadar çok insan
düşünceleri ile beni etkilerse Yaratan’ı hissetmek adına, egoizmimi ıslah etmek için
kendi üzerimde o kadar çok sabırla çalışmam mümkün olur.
Her kişinin Kökü, ruhunun kaynağını, edinmesi gerektiği söylenir. Başka bir deyişle,
son hedef Yaratan’la tamamen birleşmek olmalı. Yaratan’ın özelliklerinden Sefirot diye
bahsedilir. Bu nedenle, Sefirot’u ve onların eylemlerini çalışırken, bu özellikleri öğreniyor, onlarla kaynaşıyor, Yaratan’ın aklı ile birleşiyor ve Yaratan’la bir oluyor
gibiyizdir. Kabala’nın önemi, onu çalıştıkça dünyaların nasıl yaratıldığını ve yönetildiğini
öğrenmemiz gerçeğinden kaynaklanır. Yaratan’ın eylemlerini ve özelliklerini çalıştıkça,
Onunla birleşmek için nasıl olmamız gerektiğini keşfederiz.

Dünyanın En Büyük Havas ve Gizli ilimler Sitesi
Cevapla Up