Kabala

Kabala ilmi Anahtar Kavramlar - Havas Okulu
Mobil Görünümdesiniz Klasik Görünüm için TIKLAYINIZ Kayıt ol
Havas Okulu
Kabala>Kabala ilmi Anahtar Kavramlar
Naim 11:35 13.06.19
Kabala, bu dünyada var olan yaratılmış varlıklara Yaratan’ı ifşa etme yöntemidir.
Kabala, Lekabel (almak) kelimesinden gelir. Bu dünyada yaşayanların amacı tüm
sonsuz hazzı almaktır ki bütün Yaratılış bunun için oluşturulmuştur.
Bir diğer kişi hissi sadece insanlarda geliştirilmiştir. Bu duygu kıskançlık, empati,
utanç ve manevi yükselme hissi verir. Başkalarını hissetme yeteneği Yaratan’ı
hissetmemize imkân vermek için içimizde yaratılmıştı.
Yaratan’ı hissetme, herkesin Yaratan’ı tam olarak arkadaşını hissettiği gibi
hissetmesi demektir. Musa’nın Yaratan’la “yüz yüze” konuştuğu söylenir. Bu şu demektir; o, Yaratan’la ilişkisinin yakınlık derecesine göre, bir arkadaş gibi, Yaratan’ın
mutlak edinimi hissine sahipti.
Hareketin sonu ilk düşüncede oluşur: Tıpkı, ev inşa eden bir insanın önce planı
yapması ve sonra nihai amaca uygun olarak ayrıntılar üzerinde çalışması gibi, kişinin
tüm eylemleri önceden belirlenmiş nihai amaç tarafından belirlenir.
Yaratılışın nihai amacına açıklık kazandırdıktan sonra, Yaratılışın ve onu kontrol etme
yollarının nihai amaca tekabül ettiğini anlıyoruz. Yönetimin amacı insanlığın aşamalı
gelişiminde yatar, ta ki Yaratan’ı dünyamızdaki diğer yaratılan varlıkları hissettiğimiz
gibi hissedene dek.
Yukarıdan aşağıya, maneviyatı aşamalı olarak edinmenin bir yoludur. Diğer bir
deyişle, bu bizim, kişinin bir diğerini tam olarak kendisini hissettiği gibi hissettiği ve
manevi nesneleri, fiziksel nesneleri hissettiği açıklıkta hissettiği ve buna Yaratan’ın
Kendisine kadar tüm seviyelerde devam ettiği noktaya kadar gelişimimizdir. Yaratılışın
Yukarıdan inişinde geçtiği ve aynı seviyeler boyunca ilerlediği, Yaratan’ın edinim sırası
budur. Bu şu demektir; bu yol zaten mevcuttur ve biz daha yüksek seviyeleri ifşa
ettikçe, bunlara tekabül eden daha alçak seviyeleri de tamamen ifşa ediyoruz.
Aşağıdan yukarıya, her iki dünyada da Yaratılışın sırasıdır: manevi olan ve bizim son
maddesel dünyamız.
Yaratılış yasalarının manevi olarak yerine getirilmesi: Yaratılışın amacını
gerçekleştirme düşünce ve arzusu, manevi mükemmelliği edinme yoludur.
Kabala’da dönemler: Yaratılışın başından beri ve İkinci Tapınağın yıkılışına kadar,
Kabalistler “açıkça” Kabala çalışmışlardır. Tüm manevi güçler dünyamızda daha somut
algılanıyordu ve özellikle Tapınak ve orada yürütülen hizmetler sayesinde, manevi
dünyalarla ilişkimiz daha yakın ve anlamlıydı.
Toplumun ahlak seviyesi düştü ve bizler değersizleştik (yani özelliklerimizin farklılığı)
ve manevi dünyaları hissetme yeteneğimizi kaybettik. Dolayısıyla, Tapınak yıkıldı ve
sürgün dönemi başladı. Kabalistler gizlice çalışmaya devam ettiler ve “layık olmayanlara” Kabala’yı erişilemez kıldılar.

Dünyanın En Büyük Havas ve Gizli ilimler Sitesi
Naim 11:36 13.06.19
Zohar’da, Yaratan’ın arzusunun O’nun bilgeliğini dünyadan gizlemek olduğu yazar,
ancak dünya Mesih günlerine yaklaştıkça, çocuklar bile O’nun sırlarını ifşa edecekler.
Geleceği görüp, inceleyebilecekler ve o zaman geldiğinde O Kendisini herkese ifşa
edecek.
Raşbi, ön-sürgün döneminin son Kabalisti idi; dolayısıyla, Yukarıdan Zohar Kitabı’nı
yazmak için izin verilmişti.
Kabala on beş yüz yıla yakın yasaklanmıştı, ta ki Kabalist Ari (Rav İsak Luria) ortaya
çıkıp tüm Kabala’yı manevi olarak edinene dek. Çalışmalarında, Zohar’ı bize ifşa etti:
“....altıncı bin yılın 600 yılında, bilgeliğin kaynakları yukarıdan açılıp aşağıya akacaklar.”
Antik elyazmalarından birinde, Kabalist İbrahim Azulai (6.yüzyıl Milattan Sonra), şunu
buldu: “Yaratılışın 5300 (1539 yılı Milattan Sonra) yılından itibaren, herkesin açıkça
Kabala çalışmasına izin verilecek, yetişkinler ve çocuklar ve sırf bu yüzden, Kurtarıcı
gelecek.”
Günlerin sonunda yaşadığımızın bir işareti olarak, büyük Kabalist Yehuda Aşlag (Baal
HaSulam) bizim dönemimizde ortaya çıktı ve tüm Kabala’yı açık ve anlaşılabilir bir
dille, bizim ruhlarımıza uygun bir yöntem kullanarak, yorumladı.
Kabala ilminin yegâneliği, dünyamızla (yani tüm gizlilikleriyle bütün bilimler) ve
onun elementleriyle ilgili tam bilgi içermesi gerçeğinde yatar, çünkü dünyamızı kontrol
eden ve dünyamızın ortaya çıktığı kökleri inceler.
Ruh, herkesin hissettiği bir “Ben” dir. Daha yakından incelersek, ruh, bedenimize ona
hayat veren bir güç verir ki bu da “canlı” (hayvansal) bedeni yaratır. Aynı zamanda,
manevi bedenimize, “manevi” (ilahi) ruh denilen, bir arzu gücü verir ki bu da manevi
olarak gelişmemiş insanlarda hemen hemen mevcut değildir.

Fiziksel beden ve canlı (hayvansal) ruh, dünyanın ürünleridir. Bunlar, duyu
organlarımız aracılığıyla algılamamız için yeterlidirler. Manevi ruhu geliştirerek, “Ben”
in ötesini hissedebilme yeteneği kazanırız. Bu, egoist “Ben” in hükümsüzlüğünden
doğan manevi, özgecil “Ben” ortaya çıktığında olur. Dolayısıyla, ruhu bir “nokta” dan
alıp asıl kapasitesine geliştirene dek daha yoğun manevi titreşimler hissetmeye
başlarız.
Kabala’nın içsel özü, Yaratan’dan yayılan ve belli yasalara göre bize ulaşan O’nun
Işığının araştırmasıdır.
Kökler ve dallar yasası, dünyamızdaki yaratılışın tüm kısımlarını büyüyüp gelişmeye
sevk eden güçlerin çalışmalarını belirleyen yasadır. Kabala’da şöyle denir: “Aşağıda,
yukarıdaki meleği tarafından dokunulup “Büyü!” denilmeyen hiçbir tahıl tanesi yoktur.”
Dalların dili de aynı zamanda diğer dünyalarda meydana gelenler hakkında bilgi ifşa
etmeyi sağlarlar. Belli bir dünyayı dolduran yaratılanlar o dünyadaki nesneleri benzer
bir şekilde algılarlar ve böylece kendi dillerini kullanarak bilgi alış verişinde
bulunabilirler. Kişi aynı dili kullanarak, diğer dünyalarda neler olduğu hakkında
başkalarını bilgilendirebilir, ancak, aynı zamanda bunun bizim dünyamıza tekabül eden
başka bir dünyadaki nesnelerden bahsettiğini belirtmelidir. Bu, tam olarak Tora’nın
yazıldığı dildir.
Tüm dünyalar bir birine benzerdir; fark sadece yaratılmış oldukları maddesel
içeriktedir – dünya ne kadar yüksek ise maddesi o kadar “saf” tır (arı). Bununla
beraber, onların işlev ve içerik yasaları aynıdır ve her izleyen dünya bir öncekinin (kök)
kopyasıdır (dal).
Belli bir dünyayı dolduran yaratılmış varlıklar sadece o dünyanın sınırları
içindekileri algılayabilirler, çünkü duyu organları sadece o muayyen dünyayı
algılarlar. Sadece insanlar eşzamanlı olarak tüm dünyaları edinebilirler.
Edinim seviyeleri, Yaratan’ı algılamanın bir birini izleyen dereceleridir. Sanki
dünyamızdan manevi dünyalara yükselen bir merdiven oluşturuyor gibidirler. Bu
merdivenin alt basamağına “Mahsom” (bariyer) denilir. Tüm manevi güçleri bizden öyle bütünüyle gizler ki onların hiçbir algısına sahip değiliz. Dolayısıyla, biz dünyamızda
Kaynağı ve hayatın amacını bulmaya çalışırız.

Dünyanın En Büyük Havas ve Gizli ilimler Sitesi
Naim 11:37 13.06.19
Manevi dünyalardaki Işık: Bilgi, hisler ve zevkler, “Işık” (dünyamızda hayat ve ısı
veren ışıkla ya da düşünce, açıklık ve aydınlanmayla ilgili ışıkla karşılaştırdığımızda)
denilen manevi gücün genişleyip daralmasıyla iletilirler.
Var olma hakkı: Dünyamızdaki iyi, kötü, hatta en zararlısı da dâhil, her şeyin var
olma hakkı vardır. Düzeltmeler ve iyileştirmeler yapmak için bir fırsat verildik.
Dünyamızda gereğinden fazla ya da gereksiz hiçbir şey yoktur. Her şey, doğrudan veya
dolaylı insanlığın iyiliği için yaratılmıştır. Öyleyse kendimizi düzelterek (ıslah ederek),
her türlü zararlı etkileri tesirsiz bırakırız.
Islah: Yaratan dünyamızı yaratmayı bitirmedi; onu tamamlama ve mükemmelleştirme
görevi bize emanet edildi. Biz dünyamızı olgunlaşma sırasında acı olan bir meyve gibi
görüyoruz ve bizim görevimiz onu düzeltip tatlandırmaktır.
Islahın iki yolu:
1. Islahın manevi yasalarının herkes tarafından kabulü yoluna “Işık yolu” denilir.
Yaratan’ın bakış açısından tercih edilen budur çünkü O’nun amacı O’nun
yarattığı varlıklara varoluşun tüm aşamalarında zevk ihsan etmektir. Böylece,
meyvenin acılığını hissetmeyiz.
2. Istırap yolu: 6ooo yıl boyunca deneme ve yanılmalar vasıtasıyla, insanlık bir
şekilde Yaratılışın yasalarını yerine getirme ihtiyacını anlar.
Ödül hazdır (olgun meyvenin tadı). Bizler sadece kendimizi etkileyebiliriz, kendimiz
dışında hiçbir şeyi etkileyemeyiz. Dolayısıyla, ıslah sadece herkes kişisel mükemmellik
üzerine çalışırsa olur.
Bir Kabalist, dünyamızda Yaratan’a benzerliği edinen her hangi bir kişidir. Manevi
yasaları çalışıp yerine getirerek, kendimizi manevi olarak öyle bir boyuta kadar
geliştiririz ki manevi dünyaların bir parçası haline geliriz.

Edinim, doğayı ve manevi nesnelerin özelliklerini inceleyerek kendi üzerimizde
yaptığımız içsel çalışma sayesinde meydana gelir. Biz, psikolojik duyulardan,
hayallerden, ya da önerilerden bahsetmeyiz. Burada söylenilen, tüm insan psikolojik
algısının üstünde ve ötesinde, özü manevi olan bir dünyaya hakiki yükseliştir.
Haz, sadece arzu ve istek varsa hissedilebilir. Bir arzu sadece sonucu olan haz
biliniyorsa varolabilir. İstek sadece, belli bir anda hazzın yokluğunda mümkündür.
Hapishaneden çıkmamış bir insan özgürlükten zevk alamaz ve yalnızca hasta bir insan
iyi sağlığın gerçek değerini bilebilir. Hem arzuları hem de istekleri Yaratan’dan alırız.
Yaratılmış olan ve Yaratan’da mevcut olmayan tek şey eksiklik hissidir. Kişi ne kadar
gelişmişse bunu o kadar daha keskin hisseder. Bu eksiklik basit insanlarda ve
çocuklarda daha ziyade sınırlıdır. Gerçek bir insan tüm dünyayı ister. Akıllı bir insan
sadece bizim dünyamızı değil tüm diğer dünyaları da ister.
Arzu ve isteğin bileşimine Kabala’da Kli (kap) denir. Hazzın kendisi, Or (Işık),
Yaratan’dan yayılır.
Haz hissi: Kap Işığın girişini, kabın ve Işığın özelliklerinin benzerliğine bağlı olarak
hisseder. Bu özellikler ne kadar benzer ise, kap o kadar çok ihsan edebilir, sevebilir ve
zevk verebilir ve alma arzusu o kadar küçülür. Kap Işığa ne kadar yakın ise Işığı ve
hazzı o kadar fazla hisseder.
Manevi dünyalarda varolma: Yaratan’ı (Işık) hissetme ya da hissetmeme
yeteneğimiz sadece O’na yakınlığımıza bağlıdır, bu da Onunla özelliklerimizin eşitliğine
dayanır. Bunun sebebi her birimizin birer kap olmasındandır. Kap, ihsan etmek,
başkalarını düşünmek, onlar için acı çekmek, kendi arzularını hiçe sayarak onları
sevmek ve yardım etmek için en küçücük bir arzuya sahip olduğu sürece, bu kap
manevi dünyalarda varolur ve onun özellikleri hangi dünyada bulunacağını belirler.
Kötülüğün farkına varılması: Bir kap ihsan etme niyetinden yoksun olduğunda,
kendisini bu dünyada algılar. Sadece kendisiyle ilgilenme arzusu olan böyle bir kaba
kişinin “beden” i denir. Bir başkası için özgecil olarak bir şey yapma yeteneğini hayal
bile edemeyiz. “Kötülüğün farkına varılması”ndan geçerek, - kendinin kusursuz ve özenli bir analizi – kişi bir başkası için özgecil olarak bir şey yapma yeteneksizliğini
tespit edebilir.

Dünyanın En Büyük Havas ve Gizli ilimler Sitesi
Naim 11:50 13.06.19
Kabın mükemmelliği: Kap (Kli) öyle bir yaratılmıştır ki Işıkta var olan tüm hazların
arzularını ihtiva eder. Sınırlamalar ve kapların kırılmasından dolayı, belli sayıda ayrı
ayrı kaplar oluşmuştur. Bu kapların her biri bir durumdan (dünya) diğerine geçer, ki bu
da ayrılığa (ölüm) sebep olur.
Herkes bu dünyada yaşarken kabının özelliklerini Işığa benzer hale getirmek, tekabül
eden miktarda Işık almak ve tamamen Işıkla (haz) dolu tek bir kap oluşturmak için
diğer kaplarla (ruhlar) birleşmek zorundadır. Gelecekteki bu duruma Gimar Tikun
(Islahın Sonu) denilir.
Işığın kaba girişi: İnsanlar arasındaki fark onların arzularının büyüklüğünden
kaynaklanır. Manevi zorlama ve cinayet üzerindeki yasağın empoze edilmesi çok açıktır.
Maddi kaplar (insanlar), manevi kapların özelliklerini çalışarak, ona benzeme arzusunu
harekete geçirirler. Ve manevi dünyadaki arzu hareketi oluşturduğundan, kendimizi
aşamalı olarak değiştirerek Işığın kabımıza girmesine izin veririz. Işık kabın içindeyken,
onu arındırır çünkü Işığın doğası “ihsan etmek” tir. Bu özellik sayesinde, Işık aşamalı
olarak kabın özelliklerini de değiştirir.
Birinci Sınırlama (Tzimtzum Alef), ilk, ortak manevi kabın ortaya çıkmasının
hemen ardından kendi üzerine empoze ettiği bir yemin, bir yasaktır. Bu şu anlama
geliyor; Yaratan’ın tek arzusunun kabı hazla doldurmak olmasına rağmen, kap kendi
üzerine bir koşul yükledi, kendisi için değil sadece Yaratan için zevk alacaktır.
Dolayısıyla, sadece düşünce değişti, hareketin kendisi değil. Bu, kabın Işığı almasının
kendi isteğinden değil, ancak Yaratan’ın isteğinden dolayı olduğu anlamına gelir. Bu
nedenle, bizim amacımız alma arzusunu, haz isteğini Yaratan’ın kap için istediği şekilde
gerçekleştirmektir.
His, Işığın, son derece küçük parçalarının bile, varlığına ya da yokluğuna tepki verme
özelliğidir. Prensip olarak, tüm hayatımız sadece his dönemlerinden oluşur. Genellikle,
neyden zevk aldığımızın bizim için bir önemi yoktur, sadece zevk olmadan yaşayamayız. Tanınma ve ün sadece bir his sağlar, fakat zevk bizim için çok önemlidir!
Halimiz, dünyanın durumu ne olursa olsun, psikolojik durumumuza ve çevremizi nasıl
algıladığımıza bağlıdır. Hislerimizin hiç biri kendi içsel dünyamızın ve çevrenin etkisinin
ürünü değildir, çünkü bunların kaynağı, her his Işıktan ya da yokluğundan
oluştuğundan dolayı, Yaratan’ın Kendisidir.
Biz manevi durumumuza bağlı olarak, ya kendimizi ya da Yaratan’ı ya da her ikisini de
hissederiz. Sadece kendimizi hissederken, Yaratan’ın varolduğuna ve bizi etkilediğine
inanabiliriz. Kendimizi bağımsız yaratılanlar olarak algılamamız gerçeği, ve sadece
bizim varolduğumuza inanmamız bile Yaratan’dan manevi farkımızın ve O’ndan
uzaklığımızın neticesidir.
Niyet (Kavana), insanın yaptığı her hareketinin tek ve en önemli şeyidir. Bu böyledir
çünkü manevi dünyada bir düşünce hareketi oluşturur. Benzer şekilde, fiziksel
dünyamızda da, zarar vermek için bir başkasını bıçakla kesen bir kişi cezalandırılırken,
bir başkası, ameliyatta olduğu gibi, bıçağı iyileştirmek için kullanır ve ödüllendirilir.
Eğer manevi dünyaların kesin yasalarına göre hüküm verilirse, o zaman her kötü
düşünce için insanın manevi olarak cezalandırılması lazım. Gerçekten de, maneviyatta
aynen böyle olur.
Psikolojik durumumuz ve sağlığımız da niyetimize bağlıdır, işimizin ya da maddi
durumumuzun zorluğuna ya da özelliğine değil. Sadece fiziksel hareketlerimizi kontrol
edebiliyorken, duygularımızı da sadece manevi dünya aracılığıyla değiştirebileceğimizi
dikkate almamız gerekir.
Bu nedenle, dua fevkalade önemlidir; dua aslında bütün yaratılan varlıkların eşit
olduğu ve arzulandığı, varolanların tümünün kaynağına, Yaratan’a, her yakarıştan
oluşur (sözsüz olup kalpten gelenlerden bile).

Dünyanın En Büyük Havas ve Gizli ilimler Sitesi