Paranormal Yetenekler

Cin'in bedene girme gerçeği - Havas Okulu
Mobil Görünümdesiniz Klasik Görünüm için TIKLAYINIZ Kayıt ol
Havas Okulu
Etiketlenen Kullanıcılar

Paranormal Yetenekler>Cin'in bedene girme gerçeği
SiLence 21:44 31.01.17
Hamd,Allah’adır. Salât ve selâm, Rasûlullah’a,âile halkına, ashâbına ve onun yoluna uyanların üzerine olsun.

Hicrî 1407 yılının Şaban ayında S. Arabistan’ın Riyad şehrinde bazı müslüman kadınların bedenlerine giren bazı cinlerin, benim yanımda İslâm’a girdikleri haberini bazı yerel gazeteler kısa, bazısı da detaylı olarak yayınladı.

Riyad’da ikâmet eden Abdullah b. Müşerref el-Amrî adlı kardeş, bedenine cin giren kadının üzerine okuduktan sonra, o cine hitap etmiş, ona Allah’tan korkmasını hatırlatıp nasihat etmiş, zulmün haram ve büyük günah olduğunu kendisine haber vermişti. Kadının bedenine giren cin, kendisinin budist bir kâfir olduğunu söyleyince, Abdullah kardeş o cini kadının bedeninden çıkmaya dâvet etmiş, kadının bedenine giren cin de onun bu dâvetini kabul etmiş ve Abdullah kardeşin huzurunda İslâm’a girdiğini ilân etmişti. Daha sonra Abdullah kardeş, cinin İslâm’a girdiğini bizzat işitmem için; kadının velîsiyle birlikte cinin yanıma gelmelerini istedi. Daha sonra yanıma geldiler. Ben de cine, kadının bedenine niçin girdiğini sorduğumda, o kadının bedenine niçin girdiğini bana kadının sesiyle anlattı. Fakat konuşması bir erkeğin konuşmasıydı, kadının konuşması değildi. Bedenine cin giren kadın, yanımdaki sandalyeye oturmuş, erkek ve kız kardeşi de adı geçen Abdullah kardeşle birlikte bazı hoca efendiler yanımdaydılar ve orada bulunan herkes olanları gözleriyle gördüler ve cinin müslüman oluşunu ve konuşmasını işittiler. Kadının bedenine giren cin, kendisinin Hindistan kökenli ve budizm dînine mensup olduğunu haber verince, ben de ona nasihat edip Allah’tan korkmasını,bedenine girdiği kadından çıkmasını ve ona zulmetmemesini nasihat ettim. Bunun üzerine o cin bana; “İslâm'ın hak dîn olduğuna kanaat getirdim” diyerek İslâma girdiğini açıkladı. Ben de kendisine, Allah Teâlâ'nın kendisine hidâyetinden sonra kavmini İslâm’a dâvet etmesini tavsiye ettim. O da bunu yerine getireceğine dâir bana söz verdi ve bedenine girdiği kadından ayrıldı. Ayrılırken de son söylediği söz;“Esselâmu Aleykum” oldu.Daha sonra kadın, alışılmış diliyle konuşmaya, yorgun ve bitkin bir durumdan selâmet ve rahata kavuştuğunu hissetmeye başladı. Bir ay veya bir aydan daha fazla bir süre sonra iki kardeşi, dayısı ve kız kardeşiyle birlikte tekrar geldiğinde, bana sıhhat ve âfiyet içerisinde olduğunu,Allah’a hamd olsun o cinin bir daha bedenine dönmediğini söyledi. Ben de ona cinin kendisinin bedenindeyken neler hissettiğini sorduğumda,dînimize ters gelen çok kötü şeyler düşün-düğünü, budizm dînine ve bu dîn hakkında yazılmış kitapları okumaya meylettiğini bana haber verdi. Allah Teâlâ kendisini cinden kurtarıp bu kötü düşünceler de ortadan kalkınca, bâtıl düşüncelerden uzaklaşarak eski hâline döndü.

Bana ulaşan habere göre, fazîletli âlim Ali Tantâvî böyle bir şeyin olamayacağını, bu olayın bâtıl ve yalan olduğunu, bu konuşmaların kadının sesinin kasete kaydedilmiş olabileceğini, gerçekte ise kadının konuşmadığını iddiâ etmiş, bunun üzerine ben, kendi konuşmasının kaydedildiği kaseti istedim ve kasette iddiâ ettiği şeyi öğrenmiş oldum. Cinin kendisine birçok soru sormama ve cevabını da almama rağmen, bu konuşmanın kadının sesinin kasete kaydedilmiş olabileceğini söylemesine çok şaşırdım. Onun bu davranışı, yanlışın en çirkini ve bâtılı da hak göstermektir.

Yine kendisi, bir insan aracılığıyla cinin İslâm’a girmesinin Allah Teâlâ’nın şu âyetine aykırı olduğunu iddiâ etmektedir:

ﮋﮫﮬﮭﮮﮯﮰﮱﯓﯔﯕﯖﯗﯘ...ﮊ[ سورة ص من الآية :35 ]

“(Nuh) dedi ki: Rabbim! Beni bağışla ve bana öyle büyük bir mülk ihsan et ki benden sonra hiç kimseye onun bir benzeri nasip olmasın.” [2]

Şüphe yok ki bu, onun hatasıdır. AllahTeâlâ kendisine doğru yolu göstersin.

Yine bu anlayış, -Allah kendisini doğru yola iletsin- bâtıl bir anlayıştır.Çünkü cinin müslümanın aracılığıyla İslâm’a girmesinde Süleyman -aleyhisselâm-’ın yaptığı duâya aykırı bir durum sözkonusu değildir. Nitekim birçok cin, Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-’in aracılığıyla İslâm’a girmiştir. Nitekim Allah Teâlâ, Ahkâf ve Cin sûrelerinde bu durumu açıklamıştır.

Ebû Hureyre’den -Allah ondan râzı olsun- rivâyet olunan hadîste, Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur:

(( إِنَّ الشَّيْطَانَ عَرَضَ لِي فَشَدَّ عَلَيَّ لِيَقْطَعَ الصَّلاَةَ عَلَيَّ، فَأَمْكَنَنِي اللهُ مِنْهُ فَذَعَتُّهُ، وَلَقَدْ هَمَمْتُ أَنْ أُوثِقَهُ إِلَى سَارِيَةٍ حَتَّى تُصْبِحُوا فَتَنْظُرُوا إِلَيْهِ فَذَكَرْتُ قَوْلَ سُلَيْمَـانَ عَلَيْهِ السَّلاَمُ فَرَدَّهُ اللهُ خَاسِئًا. ))

[3]

Başka bir rivâyette şöyle buyurmuştur:

(( إِنَّ عِفْرِيتًا مِنَ الْجِنِّ جَعَلَ يَفْتِكُ عَلَيَّ الْبَارِحَةَ لِيَقْطَعَ عَلَيَّ الصَّلاَةَ، وَإِنَّ اللهَ أَمْكَنَنِي مِنْهُ فَذَعَتُّهُ، فَلَقَدْ هَمَمْتُ أَنْ أَرْبِطَهُ إِلَى جَنْبِ سَارِيَةٍ مِنْ سَوَارِي الْـمَسْجِدِ حَتَّى تُصْبِحُوا تَنْظُرُونَ إِلَيْهِ أَجْمَعُونَ أَوْ كُلُّكُمْ ثُمَّ ذَكَرْتُ قَوْلَ أَخِي سُلَيْمَانَ فَرَدَّهُ اللهُ خَاسِئًا. )) [ رواه مسلم ]

“Dün gece cinlerden bir şeytan namazımı bozmak için ansızın üzerime hücûm etti. Ancak Allah beni ona üstün kıldı ve onu yakasından tutup öyle bir sıktım ki hepinizin onu görmesi için sabaha kadar onu mescidin direklerinden birisine bağlamaya azmettim.Bu arada kardeşim Süleymân -aleyhisselâm-’ın şu sözünü hatırladım: 'Rabbim! Beni bağışla ve bana öyle büyük bir mülk ihsan et ki benden sonra hiç kimseye onun bir benzeri nasip olmasın'. Sonra Allah Teâlâ onu zelîl bir şekilde geri çevirdi.” [4]

Nesâî de Buhârî’nin şartına göre Âişe’den -Allah ondan râzı olsun- rivâyet ettiğine göre, Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- namaz kılarken şeytan yanına gelince yakasından tutarak onu yere sermiş ve boğacak kadar boğazını sıkmıştı.

Nitekim Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- hadisin devamında şöyle buyurmuştur:

“Öyle ki şeytanın dilinin soğukluğunu ellerimde hissettim. Şayet Süleymân -aleyhisselâm-’ın duâsı olmasaydı,insanların onu görmesi için sabaha kadar bağlı kalırdı.”

Ahmed ve Ebû Dâvûd’un Ebû Saîd el-Hudrî’den -Allah ondan râzı olsun- rivâyet ettikleri hadîste şu ibâre de vardır:

“Ellerimi uzattım ve boğazını sıkmaya devam ettim. Öyle ki salyasının soğukluğunu baş parmağım ile işâret parmağımın arasında hissettim.”

Ebû Hureyre’nin -Allah ondan râzı olsun- rivâyet etti hadiste, o şöyle der:

“Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Ramazan'da toplanan zekât mallarını muhafaza etmem için beni tayin etti.Birisi yanıma geldi ve zekat malından avuçlamaya başladı. Bunun üzerine onu tuttum ve kendisine: 'Allah’a yemîn ederim ki seni götürüp Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-’e şikâyet edeceğim, dedim. Bana: 'Muhtaç durumdayım ve bakmakla yükümlü olduğum âilem olduğu için buna çok ihtiyacım var', deyince kendisini serbest bıraktım.Sabah olunca, Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- bana: ‘Ey Ebu Hureyre! Dün geceki esirin ne yaptı?’ diye sorunca, ona: 'Ey Allah’ın Rasûlü! Bana çok ihtiyacı olduğunu ve bakmakla yükümlü olduğu âilesi olduğunu söyleyince, acıdım ve kendisini serbest bıraktım,' dedim.

Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-:

‘Bil ki o sana yalan söyledi, tekrar dönecektir.’ deyince, Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-’in sözü gereği, onun tekrar döneceğini anladım ve dönüşünü beklemeye başladım. Nitekim geldi ve zekât malından tekrar avuçlamaya başladı. Bunun üzerine onu tuttum ve kendisine: 'Allah’a yemîn ederim ki seni götürüp Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-’e şikâyet edeceğim,' dedim. Bana; beni bırak, buna muhtacım ve bakmakla yükümlü olduğum âilem olduğu için buna çok ihtiyacım var ve bir daha dönmeyeceğim, deyince acıdım ve kendisini serbest bıraktım.Sabah olunca, Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- bana: ‘Ey Ebu Hureyre! Dün geceki esirin ne yaptı?’diye sorunca, ona: ‘Ey Allah’ın Rasûlü! Bana çok ihtiyacı olduğunu ve bakmakla yükümlü olduğu âilesi olduğunu söyleyince, acıdım ve kendisini serbest bıraktım, dedim. Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-:

‘Bil ki o sana yalan söyledi, tekrar dönecek’ deyince, Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-’in sözü gereği, onun tekrar döneceğini anladım ve dönüşünü üçüncü defa beklemeye başladım. Nitekim geldi ve zekât malından tekrar avuçlamaya başladı. Bunun üzerine onu tuttum ve kendisine: 'Allah’a yemîn ederim ki seni götürüp Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-’e şikâyet edeceğim,' dedim. Bana: Beni bırak da Allah’ın sana onunla fayda vereceği birkaç söz öğreteyim, dedi. Ben de: ‘O sözler nelerdir?’ diye sordum. Bana: ‘Uyumak için yatağına uzandığında Âyetel-Kürsî’yi sonuna kadar oku. Çünkü Âyetel-Kürsî’yi okuduğun sürece Allah tarafından gönderilen bir melek seni korur ve sabahlayıncaya kadar şeytan sana asla yaklaşamaz’ deyince onu serbest bıraktım.Sabah olunca, Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- bana:

‘Ey Ebu Hureyre! Dün geceki esirin ne yaptı?’ diye sorunca, ona şöyle dedim: 'Ey Allah’ın Rasûlü! Allah’ın bana onunla fayda vereceği birkaç söz öğreteceğini iddiâ etti.Ben de onu serbest bıraktım. Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- bana:

‘O sözler nelerdir? diye sordu.

Ben de dedim ki: Bana, uyumak için yatağıma uzandığımda, Âyetel-Kürsî’yi başından sonuna kadar okumamı söyledi ve bana: ‘Böyle yaparsan, Allah tarafından gönderilen bir melek sabahlayıncaya kadar seni korur ve şeytan sana asla yaklaşamaz’ dedi.

Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-:‘Bil ki o sana doğruyu söyledi, fakat kendisi çok yalancıdır. Üç gecedir kiminle konuştuğunu biliyor musun Ey Ebu Hureyre! diye sorunca, ben Ona: ‘Hayır’ dedim.

Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-:

‘O şeytandır.” [5] buyurdu.

Sahâbe -Allah onlardan râzı olsun- iyilik olan her şeyi elde etmeye gayret ederlerdi.



Mü’minlerin annesi Safiyye’den -Allah ondan râzı olsun- rivâyet elunan hadîste, Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur:

((إِنَّ الشَّيْطاَنَ يَجْرِي مِنِ ابْنِ آدَمَ مَجْرىَ الدَّمِ. ))[ متفق عليه ]

“Hiç şüphe yok ki, kanın insanın damarlarında dolaştığı gibi şeytanın vesvese ve hîlesi de insanın damarlarında (öylece) dolaşır.” [6]

Osman b. Ebîl-Âs -Allah ondan râzı olsun-, Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-'e şöyle şikâyet etmiştir:

(( يَا رَسُولَ اللهِ! إِنَّ الشَّيْطَانَ قَدْ حَالَ بَيْنِي وَبَيْنَ صَلاَتِي وَقِرَاءَتِي يَلْبِسُهَا عَلَيَّ. فَقَالَ رَسُولُ اللهِ r : ذَاكَ شَيْطَانٌ يُقَالُ لَهُ خَنْزَبٌ، فَإِذَا أَحْسَسْتَهُ فَتَعَوَّذْ بِاللهِ مِنْهُ وَاتْفِلْ عَلَى يَسَارِكَ ثَلاَثًا، قَالَ: فَفَعَلْتُ ذَلِكَ فَأَذْهَبَهُ اللهُ عَنِّي. )) [ رواه مسلم ]

“Ey Allah’ın Rasûlü! Şeytan, kılmakta olduğum namazımda ve okuduğum Kur’an’da bana eziyet veriyor ve bundan haz duymama engel oluyor ve beni bunlarda şüpheye düşürüyor. (Bu durumda ne yapayım diye sordu).

Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- buyurdu ki:

“O, Hanzeb adındaki şeytandır. Bunu hissettiğin zaman onun şerrinden Allah’a sığın ve sol tarafına hafifçe üç defa tükür” buyurdu.

Osman b. Ebîl-Âs -Allah ondan râzı olsun- şöyle dedi ki:

“Bunu yapınca, Allah -azze ve celle- onu (sıkıntıyı) benden giderdi.” [7]

Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-’den rivâyet olunan sahîh hadislerde sâbit olduğu üzere, her insanla bir melek ve bir şeytan beraber olur. Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- bile böyledir. Fakat Allah Teâlâ ona yardım etmiş, onunla beraber olan şeytan müslüman olmuş ve Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-’e hayırdan başka bir şey emretmemiştir.

Cinin, insanın bedenine girebileceğine ve onu baygın hâle getirip yere serebileceğine Allah -azze ve celle-'nin kitabı, Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-’in sünneti ve ümmetin oybirliği delâlet ettiğine göre, ilim ehli olan birisi nasıl olur da böyle bir durumu ilimden ve hidâyetten yoksun bir şekilde inkâr edebilir? Aksine bu durum, ehli sünnet vel-cemaate aykırı hareket eden bazı bid’atçıları körü körüne taklit etmektir.

Bu durumu Allah Teâlâ'ya havâle ederiz.



Kıymetli Okuyucu Kardeş,

Âlimlerin bu konudaki görüşlerini ve müfessirlerin Bakara Sûresinin 275. âyeti hakkındaki açıklamalarını Allah Teâlâ'nın izniyle sana zikredeceğim.

[ سورة البقرة من الآية :275 ]

“Fâiz yiyenler, (kıyâmet günü kabirlerinden) şeytan çarpmış kimselerin cinnet nöbetinden kalktığı gibi kalkarlar.” [8]

Ebû Câfer İbn-i Cerîr et-Taberî -Allah ona rahmet etsin- bu âyetin tefsîrinde şöyle der:

“Yani (fâiz yemesi sebebiyle) şeytan onu dünyada aklını ifsad eder. Onun boğazını sıkarak

ﮋﭜﭝ ﮊ“delirmesinden” dolayı yere seren, yine şeytandır.”

İmam Beğavî de bu âyetin tefsîrinde şöyle der:

“Fâiz yiyenler, (kıyâmet günü kabirlerinden) şeytanın çarpıp deli ettiği kimselerin kalktığı gibi kalkarlar.”

ﮋﭜﭝ ﮊlafzını ise “delilik” olarak tefsîr etmiştir. Bir kimse delirdiği zaman, onu cin çarptı denir.

İbn-i Kesîr de bu âyetin tefsîrinde şöyle der:

“Fâiz yiyenler,kıyâmet günü kabirlerinden sar'aya yakalanan ve şeytanın çarptığı kimselerin kalktıkları gibi kalkarlar. Bu durum, kabrinden çirkin bir şekilde kalkacak olmasından dolayıdır”.

Abdullah b.Abbâs -Allah ondan ve babasından râzı olsun- bu konuda şöyle der:

“Fâiz yiyen kimse, kıyâmet günü boğazı sıkılan deli gibi haşr olur”.

İbn-i Ebî Hâtim de şöyle der:

“Avf b. Mâlik ve Saîd b. Cubeyr, Suddî, Rabî’ b. Enes, Katâde ve Mukâtil b.Hayyân gibi kimselerden buna benzer şeyler rivâyet edilmiştir.” [9]

İmâm Kurtubî de yukarıdaki âyetin tefsîrinde şöyle der:

“Bu âyet, cinin insanı sar’aya tutabileceğini inkâr eden, bu fiilin insanın tabiatından olduğunu, şeytanın insanın içerisine giremeyeceğini ve insanı çarpamayacağını iddiâ edenin sözünün geçersiz olduğunu gösterir.”

Müfessirlerin bu anlamdaki sözleri pek çoktur. Dileyen bu sözleri arayıp bulabilir.

Şeyhul-İslâm İbn-i Teymiyye -Allah ona rahmet etsin- “Îdâhud-Dilâle fî Umûmir-Risâle lis-Sekaleyn” (Mecmûul-Fetâvâ, cilt: 19, sayfa: 9-65’te bulunan sözünün devamında) şöyle der:

“Bundan dolayı, Mu’tezile’den Cubbâî, Ebû Bekir Râzî ve başkaları sar'aya yakalanmış birisinin bedenine cinin girebileceğini inkâr ettiler. Fakat cinin varlığını inkâr etmediler. Çünkü onlar bu konuda hatalı da olsalar, cinin insanın bedeninde görünmesi konusunda Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-’den naklolunan haberler, cinin görünmesi konusunda haber verilen naslar gibi değildir. Bundan dolayı, Ebul-Hasen Eş’arî “Makâlâtu Ehlis-Sünneti vel-Cemaah” adlı eserinde şunu zikreder:

“Ehli Sünnet vel-Cemaat, Allah Teâlâ’nın:

[ سورة البقرة من الآية :275 ]

“Fâiz yiyenler, (kıyâmet günü kabirlerinden) şeytan çarpmış kimselerin cinnet nöbetinden kalktığı gibi kalkarlar.” [10]

Emri gereği, cin çarpmış birisinin bedenine cinin girebileceğini söylerler.

İmam Ahmed’in oğlu Abdullah der ki:

“Babama, bazı insanlar, cinin insanın bedenine giremeyeceğini iddiâ ediyorlar, dedim.”

Bana: “Oğulcuğum! Onlar yalan söylüyorlar, kendi diliyle konuşan cinin tâ kendisidir, dedi.”

Bu konu adı geçen kitapta detaylı olarak açıklanmıştır.

Şeyhul-İslâm İbni Teymiyye -Allah ona rahmet etsin- “Mecmû'ul-Fetâv┠adlı eserinde 24. cildin 276 ve 277. sayfalarında yine şöyle der:

“Cinin varlığı, Allah’ın kitabı Kur’an ve Rasûlünün sünneti, ilk müslümanlar ve imamların ittifakıyla sâbittir. Aynı şekilde cinin insanın bedenine girebileceği, ehli sünnet âlimlerinin ittifakıyla sâbittir. Nitekim Allah Teâlâ bu konuda şöyle buyurmuştur:

[ سورة البقرة من الآية :275 ]

“Fâiz yiyenler, (kıyâmet günü kabirlerinden) şeytan çarpmış kimselerin cinnet nöbetinden kalktığı gibi kalkarlar.” [11]

Buhârî ve Müslim’in sahîhlerinde rivâyet olunan hadiste Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur:

((إِنَّ الشَّيْطاَنَ يَجْرِي مِنِ ابْنِ آدَمَ مَجْرىَ الدَّمِ.))[ متفق عليه ]

“Hiç şüphe yok ki kanın insanın damarlarında dolaştığı gibi şeytanın vesvese ve hîlesi de insanın damarlarında (öylece) dolaşır.” [12]

İmam Ahmed’in oğlu Abdullah yine şöyle der:

“Babama; bazı insanlar, cin çarpmış birisinin bedenine cinin giremeyeceğini iddiâ ediyorlar, dedim.”

Bana: “Oğulcuğum! Onlar yalan söylüyorlar, kendi diliyle konuşan cinin tâ kendisidir, dedi.”

İmam Ahmed’in dediği şey,bilinen bir şeydir. Çünkü cin çarpan kimse, konuştuğunda ne dediği anlaşılmaz. Öyleki onun vücûduna vurulan büyük darbenin aynısı, bir deveye vurulmuş olsa, devenin vücûdunda büyük bir iz bırakırdı. Bununla birlikte cin çarpmış kimse, kendisine vurulan darbeyi hissetmez ve ne konuştuğu şeyi de anlamaz. Cin çarpmış kimse, yanında bulunan sağlam insanla birlikte üzerinde oturduğu halıyı bile çeker,aletlerin yerini değiştirir, bir yerden başka bir yere nakleder ve bunun gibi daha pekçok şeyi yapar. Bunu gören kimse, cin çarmış birisinin diliyle konuşanın ve bu eşyaları yerinden hareket ettirenin insandan başka bir varlık olduğunu yakînen bilir.

Cin çarpmış birisinin bedenine cinin girebileceğini hiçbir İslâm âlimi inkâr etmemiştir. Her kim, bunu inkâr eder ve şeriatın bunu yalandığını iddiâ ederse, İslâm şeriatına iftirâ etmiş olur. Şeriatta bunun olamayaca-ğına dâir hiçbir delîl yoktur.

İmam İbn-i Kayyim -Allah ona rahmet etsin- “Zâdul-Meâd” adlı kitabının cilt: 4, sayfa: 66-69’da şöyle der:

“Sara iki türlüdür:

Birincisi: Yeryüzündeki kötü rûhlar yâni cinlerin insanın bedenine girmesi ile vukû bulan sara (cin çarpması) hastalığı.

İkincisi: Kötü karışımlar yâni zehirlenme ve buna benzer hastalık gibi, insanın bedenine giren hastalıklar sebebiyle vukû bulan sara hastalığı.

Bu ikinci kısmın (zehirlenme ve buna benzer hastalık gibi, insanın bedenine giren hastalıklar sebebiyle vukû bulan sara hastalığının) nedeni ve nasıl tedâvi edilmesi gerektiği hususunda doktorlar gerekeni açıklamışlardır.

Yeryüzündeki kötü rûhlar yâni cin şeytanlarının insanın bedenine girmesiyle vukû bulan sara hastalığına gelince, ileri gelen doktorlar ve akıl sahipleri bunu reddetmeyip kabul etmekte ve bunun tedâvisinin cinlerin tesirlerini ortadan kaldırmak sûretiyle onların fiillerine karşı koymak ve bu filleri boşa çıkarmak, ancak cinlerin kendilerinden kaçtığı melekleri kullanmakla mümkündür. Bu ise, Allah’a ibâdet etmek ve Kur’an okumak gibi, insanı Allah Teâlâ'ya yaklaştıran amelleri yerine getirip şeytanların amellerine karşı koymakla mümkündür. Bokrat, bazı kitaplarında bu konuya değinmiş ve bazı sara hastalıklarının tedâvisi hakkında şöyle der: Bu tedâvi şekli, ancak kötü karışımlar yâni zehirlenme ve buna benzer hastalık gibi, insanın bedenine giren hastalıklar sebebiyle vukû bulan sara hastalığının tedâvisinde yararlı olur.

Yeryüzündeki kötü rûhlar yâni cinlerin insanın bedenine girmesi ile vukû bulan sara hastalığına gelince, bunun tedâvisinde bu ilâç (günümüzde kullanılan tıbbî ilaçlar) yararlı olamaz.

Bilgisiz, hakîr ve sefil doktorlara ve inkârcılığın fazîlet olduğuna inananlara gelince, bunlar yeryüzün-deki kötü rûhların yâni cinlerin, insanın bedenine girmesiyle vukû bulan sara hastalığını inkâr etmekte ve cinlerin,cin çarpmış kimsenin bedeninde etkili olabilece-ğini itiraf etmemektedirler.Bu, onların bilgisizliğinden kaynaklanmaktadır. Bu sebeple tıbben üretilen ilaçlar bu hastalığı gideremez. Görünen ve varolan şey, bunu göstermektedir. Sara hastalığının, bazı kötü karışımlar yâni zehirlenme ve buna benzer hastalık gibi, insanın bedenine giren hastalıklar sebebiyle olduğunu söylemeleri, her yönüyle değil de sadece bir yönden doğrudur..........”

Ardından şöyle der:

“İnkârcı doktorlar çıkmış ve sadece zehirlenme ve buna benzer hastalıklar gibi, insanın bedenine giren hastalıkların olabileceğini söylemişlerdir.

Cinleri ve onların etkileri hakkında aklı ve bilgisi olan bir kimse bu doktorların bilgisizliğine ve akıllarının yetersizliğine gülüp geçer.

Bu hastalığın tedâvisi iki yönden mümkündür:

Birincisi: Cin çarpmış kimse yönünden.

İkincisi:Cin çarpan kimseyi tedâvi etme yönünden.
Dünyanın En Büyük Havas ve Gizli ilimler Sitesi
Facebook Twitter Google Digg LinkedIn tumblr Getpocket Reddit Email
Cevapla
SiLence 21:44 31.01.17
Cin çarpan kimsenin tedâvisi, onun bedenen güçlü, cinleri yaratan Allah Teâlâ’ya karşı doğru bir îmâna sahip olması ve şeytanın şerrinden Allah’a sığınılan sahîh duâ ve zikirleri okurken diliyle kalbi birbirine uyması yâni diliyle okurken kalbinin ona mutabık olması gerekir. Bu, bir tür savaştır. Çünkü düşmanına karşı savaşan kimse, şu iki şeyle silahlanmazsa, düşmanına gâlip gelemez:

Birincisi: Bedensel yönden sağlıklı ve silahının iyi olması.

İkincisi: Bileğinin güçlü olması gerekir.

Bu iki silahtan birisi olmazsa, o silah düşmana pek fazla tesir etmez.

Bir silah düşmana tesir etmediğine göre, iki silahtan mahrum olan ve kalbi tevhidden, Allah Teâlâ'ya tevekkülden ve O’na yönelmekten uzak bir şekilde harabe hâline gelmiş ve silahsız kalmış bir kimsenin hâli nice olur.

İkincisi: Cin çarpan kimseyi tedâvi edenin de yukarıda belirttiğimiz iki silahla silahlanması gerekir. Öyle ki cin çarpan hastaları tedâvi eden bazı kimseler, onları tedâvi ederken, hastanın bedenine giren cine; 'Onun (hastanın) bedeninden çık' veya 'Bismillah' veyahut da 'Lâ havle velâ kuvvete illâ billâh' demekle yetinmektedirler. Nitekim Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- cine hitâben şöyle derdi:

“(Bunun) çık. Ey Allah’ın düşmanı! Ben Allah’ın elçisiyim.”

Şeyhimiz İbn-i Teymiyye’yi cin çarpmış kimsenin bedenine giren cinle konuşmak için birisini yolladığına şâhit oldum. O kimse, cine şöyle dedi: Şeyhimiz sana (onun bedeninden) çıkmanı söyledi.Çünkü böyle yapman sana helâl değildir. Bunun üzerine cin çarpan kimse kendine gelirdi. Kimi zaman şeyhimiz bizzat kendisi cinle konuşur, kimi zaman da cin inatçı olur ve ancak ona vurmakla hastanın bedeninden çıkardı. Cin çarpan kimse kendine geldiğinde hiçbir acı hissetmediğini bizimle birlikte başka kimseler de birçok kez şâhit oldular.”

İbn-i Kayyim -Allah ona rahmet etsin- şöyle devam eder:

“Özetle söylemek gerekirse, bu tür sara hastalığını ve tedâvi şeklini ancak ilim, akıl ve bilgi yönünden nasibi olmayan kimse inkâr eder.

Cinler genellikle, dîni yönden zayıf, kalbi Allah’tan uzak,dilleri zikirden, şeytanın şerrinden Allah’a sığınılan nebevî duâlardan ve îmândan yoksun olan kimselere musallat olurlar. Böyle olunca cin, insanı silahsız olarak yakalar.Kimi zaman da onu çırılçıplak bir halde bulur ve onun bedenine girerek ona tesir eder.” [13]

Cinin insanın bedenine girebileceğine dâir zikrettiğimiz şer’î deliller ile ehli sünnet âlimlerinin bu konudaki icmâı, cinin insanın bedenine girebileceğini inkâr eden kimsenin sözünün geçersiz ve fazîletli âlim Ali Tantâvî’nin bunu inkâr etmekte hatalı olduğunu okuyanlara gösterir.

Fazîletli âlim Ali Tantâvî, kendisine ne zaman gerçeği gösterecek birisi olursa, hakka döneceğine söz verdi.Zikrettiğimiz şeyleri okuduktan sonra kendisinin doğruya döneceğini ümit ederim. Allah Teâlâ’dan, bizi ve kendisini hidâyet ve başarıya iletmesini dilerim.

Ayrıca, S. Arabistan’da yayınlanan Nedve gazetesinin 14.10.1407 hicri yılında Dr. Muhammed İrfan’dan naklettiği habere göre, Dr. Muhammed İrfan, cinnet sözcüğünün tıbbî sözlüklerden kaldırıldığını, cinin insanın bedenine girmesinin ve bedenine girdiği insanın diliyle konuşmasının ilmî olarak yüzde yüz yanlış olduğunu iddiâ etmesinin hepsi bâtıldır.

Bütün bunlar, adı geçen doktorun ehli sünnet âlimlerinin kabul ettiği şer’î ilimler hakkındaki yeterli bir bilgiye sahip olmamasından kaynaklanmaktadır. Pek çok doktorun bunu bilmemesi,cinin insanın bedenine giremeyeceğine delil teşkil etmez.Aksine doğruluk, emânete riâyet ve dînî konularda yeterli bilgiye sahip olmakla bilinen İslâm âlimlerinin bu konuda bilgili olduklarına, kendilerinin de büyük bir cehâlet içerisinde olduklarına delil teşkil eder.

Şeyhul-İslâm İbn-i Teymiyye’nin naklettiği gibi, ehli sünnet âlimleri bu konuda oybirliğine varmışlardır.

Aynı şekilde Ebul-Hasen Eş’arî’den nakledildiğine göre, ehli sünnet âlimlerinden de böyle nakletmiştir.

Yine, Hanifî âlimlerinden Ebû Abdillah Muhammed b. Abdillah eş-Şelebî’nin (ölümü: Hicrî 799) “Âkâmul-Mercân fî Ğarâibil-Ahbâr ve Ahkâmil-Cân” adlı kitabının 51. bâbında Ebul-Hasen el-Eş’arî’den bunu nakletmiştir.

İbn-i Kayyim’in -Allah ona rahmet etsin- daha önce zikredilen sözünde olduğu gibi, doktorların ileri gelenleri ile akıl sahipleri bu olayı inkâr etmeyip kabul etmektedirler. Bu durumu, doktorlardan bilgisiz, seviyesiz ve münâfık olanlar ancak inkâr ederler.

Okuyucu Kardeş!

Hak olarak zikrettiğimiz şeylere sımsıkı sarılman ve bunu böyle bilmen gerekir. Bu konuda bilgisizce konuşan doktorlara, Mu’tezile ve onlar gibi bid'at ehli olan grupları taklit eden bilgisiz doktorlarla başkalarına aldanmamalısın.

Her işte yardım yalnızca Allah Teâlâ’dan dilenir.







[1] Hicrî 3.11.1408 yılında Ali Tantâvî’ye gönderilen reddiye.



[2] Sâd Sûresi:35



[3] Buhârî



[4] Müslim



[5] Buhârî,sahîhinde 4. cilt, 487. sayfada yorumsuz olarak rivâyet etmiştir.



[6] Buhârî ve Müslim



[7] Müslim



[8] Bakara Sûresi:275



İbni Ebî Hâtim’in sözü burada bitmektedir.

[10] Bakara Sûresi:275



[11] Bakara Sûresi:275



[12] Buhârî ve Müslim



İbn-i Kayyim’in -Allah ona rahmet etsin- sözünden kastedilen şey burada bitmektedir.
Dünyanın En Büyük Havas ve Gizli ilimler Sitesi
Cevapla
Drogo 14:20 20.03.17
Allah razı olsun bu güzel paylaşım için.
Dünyanın En Büyük Havas ve Gizli ilimler Sitesi
Cevapla
Tuana 12:40 21.04.17
PayLaşım İçin TeşekküRLeR..
Dünyanın En Büyük Havas ve Gizli ilimler Sitesi
Cevapla
007 12:41 21.04.17
Paylaşım için teşekkürler kardeşim
Dünyanın En Büyük Havas ve Gizli ilimler Sitesi
Cevapla
Havasokulu 08:55 08.06.18
Sayın SiLence, konu paylaşımınız için teşekkür ederiz.
Dünyanın En Büyük Havas ve Gizli ilimler Sitesi
Cevapla
Mübarek 03:56 16.02.19
Allah raz olsun aydinlatici
Dünyanın En Büyük Havas ve Gizli ilimler Sitesi
Cevapla
Etiketler:bedene, cinin, gercei, girme
Cevapla Up

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146