Peygamberler

Gadir i Hum Olayı - Havas Okulu
Mobil Görünümdesiniz Klasik Görünüm için TIKLAYINIZ Kayıt ol
Havas Okulu
Peygamberler>Gadir i Hum Olayı
sofi 00:50 09.06.16
Öncelikle bunu bir sitede okudum ama alttaki yorumları okuyunca şaşırdım anlayamadım bunda kötü ne var daha doğrusu ben yorumu yazanların neden kavga ettini anlamadım bilgili abilerim yorum yazarlarsa Allah razı olsun Resulullah (s.a.a) Hicretin onuncu yılında hacca gitmeyi kararlaştırmıştı. Bu kararı açıkladığında, Resulullah ile birlikte hacca gitmek için Medine"ye çok sayıda insan geldi. Bu hacca Haccet-ül Veda Haccet-ül İslam Haccet-ül Belağ Haccet-ül Kemal ve Haccet-üt Tamam da denilmektedir.[1]
Resulullah (s.a.a) gusledip, saçlarına yağ sürerek taradıktan sonra, iki çöl elbisesiyle Zilhicce ayından beş-altı gün önce Cumartesi günü (İzar ve Ridayla) Medine"den yola çıktı. Resulullah (s.a.a) Medine"den çıktığında onunla birlikte eşleri, Ehl-i Beyti, Muhacir, Ensar ve diğer Arap kabilelerinden büyük bir topluluk da yola çıktı.[2]
Resulullah (s.a.a) Medine"den yola çıktığı o günlerde Medine halkından bir çok kimse çiçek veya kızamık hastalığına yakalanmıştı. Bu yüzden birçok insan Resulullah (s.a.a) ile Hacca gitmek şerefine erişemediler. Buna rağmen çok büyük bir insan topluluğu onunla beraber Medine"den hareket etti.
Bazıları Resulullah"la birlikte hareket edenlerin sayılarının 90 bin kişi, bazıları 114 bin kişi, bazıları 120 bin kişi, bazıları 124 bin kişi, bazıları da bundan daha fazla olduğunu yazmışlardır. Bunlar Hz. Peygamberle birlikte hareket edenlerin sayısı olup Mekke"de olanlar, Yemen"den Hz. Ali (a.s) ve Ebu Musa ile gelenler de onlara eklenirse o zaman hacıların sayısı bu rakamların çok üzerinde olacaktır.[3]
Resulullah (s.a.a) pazar günü sabahleyin Yelemleme vardı, sonra hareket edip akşam yemeğini Şeref-us Seyalede yedi, akşam ve yatsı namazını da orada kıldı. Daha sonra (oradan hareket edip) sabah namazını Irkuz Zabyede kıldı. Sonra Revhaya indi. Daha sonra Revha"dan hareket edip ikindi namazını Munsarefte kıldı. Oradan da hareket edip akşam ve yatsı namazını Muteaşşada kıldı ve akşam yemeğini de orada yedi. Yine oradan hareket edip, sabah namazını Esabede kıldı. Salı gününün sabahı Arca (Akabet-ul Cuhfe"ye) vardı; orada deve kemiyi ile boynundan kan aldırdı. Çarşamba günü Sekyaya vardı, sabah namazını Ebvada kıldı. Sonra oradan hareket edip Cuma günü Cuhfeye vardı. Oradan da Kadide ulaştı ve cumartesi gününü orada istirahatla geçirdi. Pazar günü Usfanda idi. Sonra oradan hareket edip Gamime vardı; Gamim"de yayalar sıraya geçip yürümekten dolayı Peygambere şikayette bulundular. Resulullah (s.a.a) onlara, süratle yürüyün buyurdular. Onlar da böyle yaparak rahatladılar. Pazartesi günü Merr-uz Zahrana vardılar. İkindiyi orada geçirerek akşamleyin Serefe ulaştılar. Akşam namazını kılmadan Mekke"ye ulaştılar. Geceyi Mekke girişindeki dağın arasında geçirdiler ve salı günü sabahleyin Mekke"ye girdiler.[4]
Resulullah (s.a.a) hac amellerini yaptıktan sonra, Mekke"ye geldiği insanlarla Medine"ye geri dönerlerken, Medine, Mısır ve Iraklıların yol ayrımı olan Gadir-i Hum"a ulaştıklarında, Cebrail şu ayeti indirdi:
Ey Peygamber, Rabbi"nden sana indirileni tebliğ et. Eğer (bu görevini) yapmayacak olursan, O"nun elçiliğini tebliğ etmemiş olursun. Allah seni insanlardan koruyacaktır .[5]
Allah-u Teala bu ayetle, Resulullah"ın (s.a.a), Hz. Ali (a.s)"ı imam olarak halka tanıtmasını ve velayet hakkında nazil olanı, onlara tebliğ etmesini emretti ve ona itaat etmeyi herkese farz kıldı. Bu olay Zilhiccenin 18. Günü vuku buldu.

Hacdan dönenlerden ilk grup Cuhfe"ye yaklaştığında Resulullah (s.a.a) önde gidenlerin geri dönmesini ve geride kalanların da bu bölgede onlara ulaşmasını emretti. O bölgede bulunan, birbirine yakın beş büyük ağacın altında oturmaktan onları sakındırdı; bu ağaçların altını temizletti, öğle namazı için ezan okundu, daha sonra Resulullah (s.a.a) halkla birlikte o ağaçların altında namaz kıldı.
Hava çok sıcaktı; insanlar sıcaktan abalarının yarısını başlarına çekip, yarısını da ayaklarının altına seriyorlardı. Semure denen ağacın üzerine elbise vb. şeyleri atarak Resulullah (s.a.a) için gölgelik yaptılar.
Resulullah (s.a.a) namazını bitirdikten sonra cemaatın ortasında,[6] deve semerleri üzerine çıkarak[7] herkesin duyacağı şekilde yüksek bir sesle şöyle buyurdular:
Bütün övgüler Allah"a mahsustur; O"ndan yardım diliyor, O"na iman ediyor, Ona güveniyoruz. Nefsimizin şerlerinden, kötü amellerimizden Allah"a sığınıyoruz. Sapan kimseyi O"ndan başka kimse hidayet edemez; O"nun hidayet ettiğini ise kimse saptıramaz. Allah"tan başka ilah olmadığına, Muhammed"in Onun kulu ve elçisi olduğuna şehadet ediyorum.
Ve Sonra:
Ey insanlar! Latif ve Habir olan Allah bana haber verdi ki, hiçbir Peygamber, kendisinden önceki peygamberin ömrünün yarısından fazla yaşamamıştır; ben yakında Rabbimin davetine icabet edeceğim. Ben sorumluyum, siz de sorumlusunuz. O halde siz ne düşünüyorsunuz?
Halk: Biz senin tebliğ ettiğine, nasihatta bulunduğuna, çaba sarf ettiğine tanıklık ediyoruz. Allah sana mükafat versin.
Resulullah: Allah"tan başka ilah olmadığına, Muhammed"in O"nun kulu ve elçisi olduğuna, cennet ve cehenneminin hak olduğuna, kıyamet gününün geleceğine ve kabirde olanların dirileceğine şehadet ediyor musunuz?
Halk: Evet buna şehadet ediyoruz.
Resulullah: Allah"ım şahit ol.
Yine Resulullah: Ey insanlar! İşitiyor musunuz?
Halk: Evet işitiyoruz.
Resulullah: Ben sizden önce (Kevser) havuzun başına gideceğim, siz orada benim yanıma geleceksiniz. O havuzun genişliği San"a[8] ve Busra arası kadardır. O havuzda, yıldızlar sayısında kadehler vardır. Benden sonra sekaleyn[9] hakkında nasıl davranacağınıza bakın.
Halktan birisi: Ya Resulullah, sekaleyn nedir?
Resulullah: Değerli büyük emanet: Allah"ın kitabıdır; bir tarafı Allah"ın elindedir, diğer tarafı ise sizin elinizdedir. Ona sımsıkı sarılın, sapmayın. Değerli küçük emanet ise: Ehl-i Beyt"imdir. Allah-u Teala bana bildirdi ki, onlar havuzun başında bana ulaşıncaya kadar birbirlerinden ayrılmayacaklardır. Bunların birbirinden ayrılmamasını ben de Rabbimden istedim. Onlardan ne öne geçin ve ne de geride kalın; çünkü helak olursunuz.
Resulullah (s.a.a) daha sonra Hz. Ali (a.s)"ın elini tutup her ikisinin koltuk altları görülecek kadar kolunu yukarıya kaldırdı. Herkes onu görüp tanıdı; sonra şöyle buyurdu:
Ey İnsanlar! Mü"minlerin kendilerinden, onlara daha evla kimdir?
Halk: Allah ve Resulü daha iyi bilir.
Resulullah: Allah-u Teala benim mevlamdır, ben de mü"minlerin mevlasıyım; ben onlara kendilerinden daha evlayım. Öyleyse ben kimin mevlası isem, Ali de onun mevlasıdır. Resulullah bu cümleyi üç defa tekrarladı. (Hanbeli"lerin imamı Ahmed b. Hanbel"e göre, dört defa tekrarlamıştır.) Daha sonra şöyle buyurdular: Allah"ım, onunla dost olana dost, ona düşman olana düşman ol; onu seveni sev, ona buğzedene buğzet; ona yardım edene yardım et, ondan yardımını esirgeyenden yardımını esirge; o nereye dönerse hakkı onunla döndür. Biliniz ki, bu sözleri hazır olanlar hazır olmayanlara bildirmelidirler.
Halk henüz dağılmadan Allah-u Teala şu ayeti indirdi: Bu gün dininizi kemale erdirdim, nimetimi size tamamladım ve din olarak İslam"ı size beğendim.
Bunun üzerine Resulullah (s.a.a) şöyle buyurdular: Allah-u Ekber! Din kemale erdi, nimet tamamlandı, Allah benim risaletime ve benden sonra Ali"nin velayetine razı oldu.
Daha sonra orada bulunan insanlar Hz. Ali (a.s)"ı tebrik etmeye ve kutlamaya başladılar. Ebu Bekir ve Ömer, Hz. Ali (a.s)"ı ilk kutlayan kimselerdendirler. Onlardan her biri; Bu makam sana kutlu olsun ey Ebu Talibin oğlu! Sen, her mü"min erkek ve kadının mevlası oldun diyorlardı.
İbn-i Abbas da; Vallahi bu velayet herkesin üzerine farz oldu. dedi.
Hassan da şöyle dedi: Ya Resulullah! Bana izin ver de Ali hakkında, halkın duyması için bazı beyitler okuyayım.
Resulullah (s.a.a) buyurdular: Allah"ın bereketi üzerine söyle.
Hassan ayağa kalkıp şöyle dedi: Ey Kureyş"in büyükleri! Peygamber (s.a.a)"in huzurunda mezkur velayet hakkında şöyle diyorum:
Hum"da Gadir günü Peygamberleri onlara sesleniyor.
Herkesin duyacağı şekilde yüksek bir sesle.
Bu anlatılanlar, Gadir olayı hakkında özet bir bilgidir; tafsilatı ise ileride gelecektir. Bütün ümmet bunda ittifak etmiştir ve İslam tarihinde bundan başka bir Gadir olayı yoktur. Gadir olayı denince bu konu akla gelir. Gadir-i Hum denince de, Cuhfe yakınlarındaki meşhur ve tanınan yer hatırlanır ve araştırmacılardan hiç kimse Gadir-i Hum olarak ondan başka bir yer tanımazlar.[10]
[1]- Haccet-ül Veda"ya Haccet-ül Belağ denilmesinin sebebi, Ya eyyuhe"r- Resulü belliğ ma unzile ileyke. ayetinin inişidir. Haccet-ül Kemal ve Haccet-üt Tamam denilmesinin sebebi de, El-yevme ekmeltu lekum dinekum ve etmemtu aleykum ni"meti ayetinin inişidir.

Dünyanın En Büyük Havas ve Gizli ilimler Sitesi
İlkcan 13:08 11.04.17
ebu ubeyde bin cerrah 22:57 10.09.20
GADİR-İ HUM MİZANSENİ
(ŞİA'YA REDDİYE)
Talha Hakan ALP HOCA
Gadir-i Hum hadisesi İmamiyye şiasıyla Ehl-i sünnet arasında kadim bir tartışma konusudur. İmamiyye’ye göre Efendimiz Gadir-i Hum’da bütün sahabenin huzurunda Hz. Ali’yi kendisinden sonra halife-imam ilan etmiştir.
Bu itibarla Şîî çevrelerin geneli bugünü bayram kabul eder, her sene olayın gerçekleştiği 18 Zilhicce’yi Gadir-i Hum Bayramı adıyla kutlarlar.
Türkiye’de İmamîliğin propagandasını yapan belli çevreler hadiseyi imamet meselesi olarak takdim ederken sünnî kaynaklarda da olayın böyle geçtiğini iddia ederler.
Bu iddiayı bir köşe yazısının imkanları ölçüsünde değerlendirmeye çalışacağım.
Söze girerken hadiseyi tanıklarından biri olan ünlü sahabi Zeyd b. Erkam’ın dilinden aktaralım:
‘Efendimiz Mekke ile Medine arasında dalları sık, beş büyük ağacın bulunduğu bir mevkide konakladı. İnsanlar ağaçların altlarını temizlediler. Sonra Efendimiz insanlara namaz kıldırdı. Ardından kalktı ve onlara hutbe verdi. Allah’a hamd ve senada bulundu, zikretti ve insanlara öğüt verdi. Sonra Allah ne dilediyse onları dedi ve ardından şunları söyledi: ‘Ey insanlar! Ben ardımdan size iki şey bırakıyorum, onlara uyduğunuz sürece yoldan sapmazsınız. Bunlar Allah’ın kitabı ve ehl-i beytimdir.’ Sonra üç defa şunu tekrarladı: ‘Benim müminlere canlarından daha yakın/evla olduğumu biliyor/itiraf ediyor musunuz?’ Orada bulunanlar “evet” diye cevap verdiler. Bunun üzerine Efendimiz buyurdu ki, ‘ben kimin mevlâsı ise Ali de onun mevlâsıdır.’ (Hâkim, el-Müstedrek)
Aynı sahabiden gelen bir başka rivayette hadisenin Veda Haccı’ndan dönüşte ve Gadir-i Hum denen mevkide olduğu bilgisi yer alıyor. Yanı sıra Efendimiz ‘zannediyorum ki bana ahiretten çağrı geldi ve ben de kabul ettim’ diyor. Ardından şöyle devam ediyor: ‘Size biri diğerinden daha büyük iki ağır emanet (sekaleyn) bırakıyorum: Allah’ın kitabı ve ehl-i beytim. Bakın bakalım, onlara karşı bana nasıl haleflik edeceksiniz. Havz-ı Kevser’e gelinceye kadar o ikisi birbirinden ayrılmayacak.’ Efendimiz şu sözleri de ekliyor: ‘Allah benim mevlamdır, ben de her müminin mevlasıyım.’ Peşinden Ali’nin elini tutuyor ve ‘Ben kimin mevlâsı isem muhakkak ki bu da (Ali) onun velisidir. Allah’ım, ona dost (veli) olana dost, ona düşman (adüvv) olana da düşman ol! ‘ (Hakim, el-Müstedrek)
Gadir-i Hum olayı hadis kaynaklarında bu minvalde yer alıyor. Ne var ki imamîlerin dilinde hadise çok farklı bir anlatıma kavuşur. Ehl-i sünnetten ayrıldıkları diğer birçok meselede olduğu gibi burada da anlatımları sahih bir senede/aktarım zincirine dayanmamaktadır. Bilakis sahih hadis rivayetlerinin başına ve sonuna eklemeler yapmak suretiyle Gadir-i Hum hadisesini, Efendimiz sanki orada ümmete imam-halife seçmiş gibi kurgulayarak imamet deklarasyonuna dönüştürmüşlerdir.
İmamî anlatıda hadise şöyle cereyan eder: Bir süredir Efendimiz’e Hz. Ali’nin hilafetini açıklaması için ilahi talimat geliyordu. Efendimiz insanlar inkâr eder korkusuyla bu talimatı yerine getirmekten çekiniyordu. En son Veda Haccı dönüşü Gadir-i Hum mevkiinde tebliğ ayeti (Maide, 67) nazil oldu. Bu ayette Efendimiz’e eğer Allah’ın risaletini/mesajını tebliğ etmezse elçiliğin hakkını vermemiş olacağı ihtar edilmekte ve insanlardan korkmaması, kendisini Allah’ın koruyacağı bildirilmektedir. Bunun üzerine Efendimiz sayıları 100 bini bulan sahabeyi hemen durdurur ve bir hutbe vererek Hz. Ali’nin kendisinden sonra halifeliğini-imamlığını ilan eder. Peşinden dininin tamamlandığını bildiren ikmal ayeti (Maide, 3)nazil olur. Bütün insanlar bölük bölük gelip Hz. Ali’yi tebrik ederler.
Dikkatinizi çektiyse hadisenin ilgili ayetlerle ilişkilendirilmesi, Hz. Ali’nin halifeliğini, behemehâl tebliğ edilmesi gereken ve eksik bırakıldığında dinin eksik kalmasına yol açan bir esasa dönüştürüyor.
Yukarıda yer verdiğim rivayetlerde de görüleceği üzere hadisenin ne başında ne sonunda herhangi bir ayet nazil olmuştur. Dolayısıyla hadiseyi tebliğ ve ikmal ayetleriyle ilişkilendirmek sadece bir kurgudur. Sahih rivayetler ilgili ayetlerin başka zamanlarda ve başka yerlerde nazil olduğunu göstermektedir.

Sahabe ve Tabiinden Kuran ayetleriyle ilgili rivayet ve yorumları bulabileceğimiz temel kaynaklardan Taberî tefsirindeki bilgilere göre, tebliğ ayeti kendinden önceki ayetlerde uzun uzun konusu geçen Ehl-i kitapla ilgilidir ve Efendimiz’in vefatından 3 ay önce vuku bulmuş Gadir-i Hum’da değil, Medine’de nazil olmuştur. Bir diğer görüş ayetin Kureyş’le ilgili olduğu yönündedir. Bu görüşe göre sure Medine’de nazil olduysa da ilgili ayet Mekke’de nazil olmuştur.
İkmal ayetine gelince yine Taberî’de yer alan rivayetler ayetin Veda haccında, Arafat’ta, Cuma günü, Gadir-i Hum hadisesinden 9 gün önce indiğini söylemektedir. (Taberî, Camiu’l-Beyan)Diğer kaynaklarda geçen rivayetler de Taberî’nin verdiği bilgileri teyid etmektedir.
Ayrıca Gadir-i Hum’da toplanan sahabenin sayısı değil 100 bin, 10 binleri bile bulmamaktadır. Çünkü Gadir-i Hum mevkii Mekke’nin 160 kilometre kuzeyinde Medine yolundadır. Burası sahabe nüfusunun büyük çoğunluğunu oluşturan Mekke, Yemame, Yemen, Tâif ve badiyede yaşayan toplulukların güzergahında değil, sadece Medine’de ikamet eden sahabenin güzergahındadır. Dolayısıyla Veda Haccı’ndan sonra Mekke’de ikamet etmekte olan sahabe Mekke’de kalmış, diğer bölgelerde ikamet eden sahabe toplulukları kendi güzergahlarını kullanarak memleketlerine gitmiş, Efendimiz’le birlikte Gadir-i Hum’dan sadece Medine’de mukim sahabe geçmiş, ilgili hutbe de sadece onlara hitaben verilmiştir.
Şu halde Gadir-i Hum hutbesi bütün sahabeye hitaben yapılmış bir hutbe değildir. Aslında İmamiyye Gadir-i Hum günü için kurguladığı kalabalıkla imamet gibi bir dinî esasının bütün sahabeye deklare edilmesi gerektiğini zımnen ikrar etmiştir. Ne var ki zamanlama yanlıştır, çünkü o kalabalık Gadir-i Hum’da değil, 9 gün önce Arafat’ta toplanmıştır. İmamet dinin bir esası olsaydı Efendimiz, Arafat’ta tıpkı bütün Müslümanları bağlayan birçok meseleyi ilan ettiği gibi bu meseleyi de orada ilan ederdi.
Burada son olarak cevaplanması gereken iki soru var: Birincisi, hadiste geçen “mevlâ” kelimesi ne anlama gelmektedir? İkincisi, Efendimiz bu konuşmasını neden bir başkası için değil de Hz. Ali için yapmıştır?
Mevlâ kelimesi hadisleri aktarırken de belirttiğim gibi ‘dost’ demektir. Aslında bu kelimenin birçok anlamı vardır. İbnü’l-Esîr meşhur hadis sözlüğü en-Nihaye’de “mevlâ” lafzının yaklaşık 10 manasını zikreder. Kelime bağlamına göre bu manalardan herhangi birine delalet eder. Burada da bağlama uygun düşen mana dosttur. Zira hadisin sonunda Efendimiz ‘Allah’ım, Hz. Ali’ye veli olana veli ol, ona düşman olana düşman ol’ diyor. Efendimiz’in düşman kelimesini kullanmış olması meselenin hilafet-imametten çok dostluk-düşmanlık zemininde cereyan ettiğini gösteriyor.
İkinci soruyla ilgili şunlar söylenebilir: Gadir-i Hum hadisesi gerçekleşmeden çok kısa bir süre önce Hz. Ali bir seriyye ile birlikte Yemen’e gönderilmiş, Halid b. Velid komutasında savaşmakta olan gazilere ganimetleri taksim edip, humusu almakla görevlendirilmişti. Burada Hz. Ali ile gaziler arasında ganimet taksimiyle ilgili bir anlaşmazlık baş gösterdi ve bir grup sahabi Hz. Ali’nin kararına razı olmadılar. Halid b. Velid olayı Efendimiz’e bir mektupla rapor etti. Yanı sıra ilgili sahâbîler teker teker Hz. Ali’yi Efendimiz’e şikayet ettiler. (Tirmizî, Nesâî, İbn Hibbân)
Hz. Ali Veda Haccı’na yetiştiğinde Efendimiz’in kendisinden rapor istemesi, onun da yaşanan bu tatsızlıktan söz etmesi kuvvetle muhtemeldir.
Ayrıca Hz. Ali Yemen’den dönüşte Veda Haccı’na yetişmek için ordudan ayrılıp hızlı hareket etmek zorunda kalmış, yerine birini emir seçerek önden gitmişti. Yerine emir seçtiği kimse Hz. Ali’nin talimatlarına uymayıp askerlerin humus payı içindeki deve ve elbiseleri kullanmalarına izin verdi. Hz. Ali onları karşıladığında kendilerini azarladı ve ellerinden develeri de elbiseleri de geri aldı. Buna kızan askerler Hz. Ali’den şikayetçi oldular. (İbn Hişam)

Zaten bir süredir Medine’de Hz. Ali aleyhine bir kamuoyu oluşturulmaya çalışılıyordu. Nitekim Hz. Aişe’ye malum iftira atıldığında Efendimiz’in istişare yaptığı kimseler arasında Hz. Ali de vardı. Hz. Ali Efendimiz’e, ‘size başka kadın çok’ demiş, bu cevap Hz. Aişe’ye ağır gelmişti. Daha sonra Hz. Aişe’nin beraatı ayetle ilan edilince bazı münafıklar bu durumu Hz. Ali aleyhine kullanmak niyetiyle ondan berî olduklarını söyleyerek Hz. Ali aleyhine kamuoyu oluşturmaya çalıştılar. (Kurtubî)
Dolayısıyla Medine’de, kısmen kişisel nedenlerle kısmen münafıkların öncülük ettiği ve bazı sahabilerin de belirttiğim tartışmalar sebebiyle katıldığı Ali karşıtı bir kamuoyu olduğunu söylemek zor değil.
Dolayısıyla Efendimiz’in, bütün bunlar üzerine o sırada vuku bulan Yemen’deki husumeti vesile edinerek Gadir-i Hum’da bu konuşmayı yapmasında anlaşılmayacak bir taraf yok.

Dünyanın En Büyük Havas ve Gizli ilimler Sitesi
CennetOrdusu 14:10 11.09.20
Kadir'i Hum olayı, yıllardır yanlış anlatılır. Maalesef şianın etkisi bunda çok büyüktür.

Ancak ondan daha büyük sorun ise, ehl-i sünnet alimlerin bu konuya hiç yoğunlaşmamasıdır.

Dünyanın En Büyük Havas ve Gizli ilimler Sitesi
Modern Sofi 20:48 11.09.20
Affedersinizde Peygamber (s.a.s) Kabe evinin ziyaretinin dönüşünde her kesi "Ey Cemaat! Her kes bilsin ki, Ali benim dostumdur" demek için o Arabistanın şiddetli dayanılmaz çöllerinde esir etsin ? buna ancak aklı kıt bir kes inanır. Ahli Sunnah inancımızda çokca sahih hadisi gözardı etmekteler alimlerimiz halbuki, her şey apacık ortada, puzzle'ları birleştirmekle dogru cevaba ulaşa biliriz.
Güvenilir kaynaklardan yola çıkarak anladım ki, yıllardır bazı "büyük alimlerimiz" tarafından kandırılmışız. "Bunlar alimler onlardan iyimi bilicez" demekle aklımızı, zihnimizi bunlara itibar etdik ve güzelde kandırıldık asırlarca.

Dünyanın En Büyük Havas ve Gizli ilimler Sitesi