Peygamberler

Hz. Hızır A.S yaşıyor mu? - Havas Okulu
Mobil Görünümdesiniz Klasik Görünüm için TIKLAYINIZ Kayıt ol
Havas Okulu
Peygamberler>Hz. Hızır A.S yaşıyor mu?
Logos 10:19 19.11.19

“Hazret-i Hızır aleyhisselâm hayatta mıdır? Hayatta ise, niçin bazı mühim ulema hayatını kabul etmiyorlar?

Elcevap: Hayattadır. Fakat merâtib-i hayat beştir. O, ikinci mertebededir. Bu sebepten, bazı ulema hayatında şüphe etmişler.

Birinci tabaka-i hayat: Bizim hayatımızdır ki, çok kayıtlarla mukayyettir. (Boyutlar?)


İkinci tabaka-i hayat: Hazret-i Hızır ve İlyas aleyhimesselâmın hayatlarıdır ki, bir derece serbesttir. Yani, bir vakitte pek çok yerlerde bulunabilirler. Bizim gibi beşeriyet levazımatıyla daimî mukayyet değillerdir. Bazan, istedikleri vakit bizim gibi yerler, içerler; fakat bizim gibi mecbur değillerdir. Tevatür derecesinde, ehl-i şuhud ve keşif olan evliyanın Hazret-i Hızır ile maceraları, bu tabaka-i hayatı tenvir ve ispat eder. Hattâ makamat-ı velâyette bir makam vardır ki, “makam-ı Hızır” tabir edilir. O makama gelen bir velî, Hızır’dan ders alır ve Hızır ile görüşür. Fakat bazan o makam sahibi, yanlış olarak ayn-ı Hızır telâkki olunur.1

Bu ifadeye göre Hz. Hızır Aleyhisselâmın farklı bir hayat yaşadığı ortaya çıkıyor. Bir insan ve bir beşer olmasına rağmen insanlar gibi bazı şeyleri yapmaya mecbur değil. Şimdi insanlar yemek, su içmek, hava solumak, ışık ve ısı gibi temel hayat levazımatına sahip olmazlar ise yaşamaları mümkün olmaz. Bunun asıl sebebi ise dünya gibi bir mekânla ve zaman gibi bir süreçle kayıtlı olmalarından dolayıdır. Yani insan zaman ve mekânla sınırlı ve kayıtlıdır. Böyle bir sınır içinde ise belli bir ömre sahip olur ve bazı şartlar dahilinde hayatını devam ettirir. Ve ömrü bittiği zaman da ölür.

İşte Hızır Aleyhisselâm ve İlyas Aleyhisselâm bizler gibi bir hayat şartına sahip değillerdir. Yemeye içmeye ve hava solumaya ihtiyaçları yoktur. Vücutları nuraniyet sırrına sahip olduğu için bir anda bir çok yerde bulunabilir ve bir çok işi aynı anda gerçekleştirebilirler. Zaman ve mekânla kayıtlı değillerdir. Zaman ve mekân içinde ileri veya geri gidebilirler. Aslında Hızır Aleyhisselâm tam bir zaman yolcusudur. Zaman içinde ileri gidebildiği gibi geri de gidebilir. Yani bir anda 2017 yılında bulunurken, aynı zamanda 1017 yılına, hatta dünyanın ömrü var ise 2117 yılına da gidebilir. Yani insanlık tarihi içinde istediği bir zamanda olabilir. Biz bu sırrı Kehf Sûresi’nden anlıyoruz. Zamanla ilgili bir çok sırrı kıssalar yolu ile bize bildiren Kefh Sûresi, Hızır ile Musa (as) arasındaki kıssayı da bildirerek Hızır Aleyhisselâmın zaman içinde ileri ve geri gittiğini üç hadise ile insanlığa anlatır.

Kıssaya göre, Musa Aleyhisselâm ile arkadaşlığı süresince bir gemiyi deler, bir çocuğu öldürür ve iki yetime ait bir duvarı düzeltir.

Bu üç hadiseye de itiraz eden Hz. Musa’ya sonunda şu cevabı verir:

Kıssaya ait Kehf Sûresi 79-82. âyetler:

79. “Gemi var ya, o, denizde çalışan yoksul kimselerindi. Onu kusurlu kılmak istedim. (Çünkü) onların arkasında, her (sağlam) gemiyi gasbetmekte olan bir kral vardı.”

80. “Erkek çocuğa gelince, onun ana-babası, mü’min kimselerdi. Bunun için (çocuğun) onları azgınlık ve nankörlüğe boğmasından korktuk.”

81. (Devam etti “Böylece istedik ki, Rableri onun yerine kendilerine, ondan daha temiz ve daha merhametlisini versin.”

82. “Duvara gelince, şehirde iki yetim çocuğun idi; altında da onlara ait bir hazine vardı; babaları ise iyi bir kimse idi. Rabbin istedi ki, o iki çocuk güçlü çağlarına erişsinler ve Rabbinden bir rahmet olarak hazinelerini çıkarsınlar. Ben bunu da kendiliğimden yapmadım. İşte, hakkında sabredemediğin şeylerin iç yüzü budur.”

İşte bu üç olayda da Hz. Hızır zaman ve mekân içinde ileri doğru gitmiş, olabilecek olumsuz neticeyi görmüş ve yine zaman içinde geri dönerek olaya müdahale etmiştir. Bu durum da doğrudan zaman içinde yolculuğun en açık göstergesidir. Zaten Hz. Hızır Aleyhiselâmın en önemli özelliği budur. Zaman içinde ileri ve geri doğru hareket edebilmesidir. Hz. Hızır Aleyhisselâmın fiilen yaşadığı bu hali bu gün bilim teorik olarak hem kabul etmekte, hem de ispat etmektedir. Buna İzafiyet Teorisi adı veriliyor. Bu teoriye göre zaman izafidir. Yani mekân ve hıza göre zaman değişebilir. Zaman ışık hızı altında ileriye doğru akar. Yani dün bugün ve yarın diye zamanı tarif ederiz. Eğer ışık hızında hareket edilebilse idi zaman o zaman sıfır olur idi. Işık hızının üstüne çıkıldığı zaman zaman geriye doğru çalışmaktadır. Yani önce yarın sonra bugün ve en son olarak da dün gelmektedir. Zaman oku bildiğimiz zamanın tersine işlemektedir. Bilim bu gün bu teoriyi ikizler örneği ile açıklar. İkiz iki insan olsun. İkizin birisi dünyada yaşamaya devam etsin, diğeri ise ışık hızına yakın bir hızla uzaya gönderilsin. Işık hızına yakın bir hızla hareket eden kişinin yaşlanması yavaşlayacak ve dünyadaki ikizi çok yaşlandığı halde uzaya giden ikiz genç kalacaktır. Zaman dediğimiz kavram doğrudan cismin hızına bağlı ve hıza göre değişkenlik durumu gösterdiği için ne kadar hızlı hareket edilir ise o kadar az yaşlanılır ve genç kalınır.

İşte bu teorinin verilerine göre ışıktan hızlı hareket eden kişi hiç yaşlanmaz ve daima genç kalabilir.

Hızır Aleyhisselâm da ışıktan hızlı hareket etme kabiliyetine sahiptir. Mezkûr ifadede geçen “bir vakitte pek çok yerlerde bulunabilirler” tabiri buna işaret eder. Zaten peygamberlerin cisimleri ruhlarına tabi olduğu için hareketleri de ruh sür’atinde gerçekleşir. Ruh sür’ati ise ışıktan çok daha fazla bir sür’at demektir. Peygamberimizin (asm) Mi’rac hadisesi böyle bir hızla vuku bulmuştur. Risale-i Nur’da bu hususa on ibreli bir saat misali ile dikkat çekilir.

İşte Hızır Aleyhisselâm da ışıktan hızlı hareket ederek zaman içinde ileri ve geri gitme kabiliyetine sahip bir Zat-ı Nuranîdir. Zaman içinde hareket etmesi ile daima genç kalabilmektedir. Ancak ömrü yine sınırlı bir ömürdür. Çünkü dünya ömrü ne olursa olsun sınırlı bir ömürdür. Nasıl ki Resulullah (asm) dünya hayatı ile milyarlarca yıl sürebilecek Mi’rac hadisesine rağmen yine 63 yaşında ömrünü tamamlamıştır. İşte Hazret-i Hızır da bize göre yüzlerce yıl gibi görünen hayatını sonunda hakikî ömrü sona erdiğinde tamamlamış olacaktır. Belki onun ömrü de 60-70 yıldır. Sadece çok yüksek bir hızda hareket ettiği için zamanı kısaltabilmesi dolayısıyla bize göre uzun, kendine göre normal bir hayat sürmüştür. Tıpkı Ashab-ı Kehf kıssasında olduğu gibi. Zira kıssaya göre Ashab-ı Kehf bize göre 309 yıl yaşadığı halde, belki de kendi hayatlarına göre bir gün geçmiştir.

Çünkü zaman izafidir. Kişiye, hıza ve mekâna göre değişiklik gösterir. Zamanın izafi olduğu hem Mi’rac Risalesi ve hem de Üçüncü Lema’nın üçüncü nüktesinde geniş bir şekilde izah edilir. Bu hususta daha geniş bilgi almak isteyenleri bu bölümleri dikkatli bir şekilde okuyup müzakere etmeye dâvet ediyoruz. O zaman mezkûr bölümlerde zamanın bir çok fenni teorilerinin de izah edildiği de açıkça görülecektir.

Dipnot: 1- Mektubat, s. 25.

Dünyanın En Büyük Havas ve Gizli ilimler Sitesi
Torlak 10:44 19.11.19
Hızır, Allah Teala'nın Kehf suresinde anlattığı gibi salih bir insandır. Hz. Musa, onunla dostluk kurmuş ve ondan ilim öğrenmiştir. Hızır, Hz. Musa ile dostluk kurarken, O'na bir takım zorluklara karşı sabretmesi gerektiğini şart koşunca Hz. Musa bunu kabul etmişti. Bunun üzerine Hızır (as): "...bilgice kavrayamadığın bir şeye nasıl dayanabilirsin? dedi." (Kehf, 68) Yine de bir süre beraber arkadaşlık etmişlerdir.

Hızır, Allah'ın kendisine katından rahmet ve İlmi ledün verdiği bir kimsedir. Hz. Musa ile birlikte yola çıktılar. Bir gemiye bindiklerinde Hz. Musa, Hızır'ın gemiyi deldiğini görmüş ve şöyle demişti: "Sen gemide bulunanları batırmak için mi deldin?" Musa (as) Hızır'ın davranışlarını gayet tuhaf karşılayınca o da yaptığı işlerin sebeplerini açıklamıştı.

Kehf suresinde kısmen de detaylandırılarak kıssa anlatılmaktadır. "Ben bunları kendiliğimden yapmadım. İşte dayanamadığın işlerin iç yüzleri budur." (Kehf, 82) Yani bunları, Allah'ın emirleri doğrultusunda yaptım.

Bazı insanların Hızır hakkındaki sözlerine gelince onlar; Hızır (as) ın, Hz. Musa ve Hz. İsa döneminden Hz. Muhammed (sav) kadar yaşamış olduğunu, günümüzde de hala yaşadığını ve kıyamete kadar da yaşayacağını söyler dururlar. Onun falan kimseyle karşılaştığım, falancaya hırka giydirdiğini ve falancalara da söz verdiğine dair çeşitli hikayeler, masallar ve rivayetler anlatırlar. Hatta Allah Teala'nın Hızır'ı yeryüzüne yetkili bir kişi olarak indirdiğine dair uydurma efsaneler dahi anlatırlar.

Onların iddia ettikleri gibi Hızır'ın yaşayıp yaşamadığına dair kesin deliller mevcut değildir. Hatta yaşamadığına dair rivayetler vardır. Hızır (as)'ın yaşamadığına dair Kur'an'dan, sünnetten, mantıki delillerden ve muhakkik alimlerin icmalarından deliller vardır. İbn-i Kayyım'ın "Menar munif fi hadis-i sahih ve zaif" adlı kitabında bu konuyla ilgili paragrafları nakletmekle yetineceğim.

İbn-i Kayyım kitabında dinde asla kabul görmeyen mevzu hadislerin tespit edilmesine dair kuralları sıralamıştır. Bu kurallar ve kaidelerden bir tanesi şöyledir. "Hızır (as) hakkında ve onun yaşadığına dair rivayet edilen bütün hadisler yalandır. Hayatta olduğuna dair tek bir hadis bile mevcut değil. Bu uydurma rivayetlerden bazıları şunlardır: Allah Resulü mescitte iken bir takım sesler duyuldu. Bunun üzerine sahabeler sesin geldiği tarafa kalkıp baktıklarında Hızır'la karşılaştılar."
Başka bir hadis "Hızır ve İlyas her sene bir araya gelip buluşurlar." Ve yine bir hadis daha "Cibril, Mikail ve Hızır (as) Arafat'ta buluşurlar."

İbrahim Harbi'ye, Hızır'ın hayatta olup olmadığım sorduklarında, O şöyle cevap vermişti. "Bu tür şeyleri insanlar arasına şeytandan başka kimse atmaz." İmam Buhari'ye de Hızır ve İlyas'ın yaşayıp yaşamadıkları sorulunca O da şu cevabı vermişti. "Bu nasıl olur? Allah Resulü şöyle demektedir: "Yüzsene içinde bugün yeryüzünde bulunan hiçbir kimse kalmayacak." (Buharı ve Müslim) Buhari ve İbrahim Harbi dışında daha birçok alim bu mesele hakkında yöneltilen sorulara Kur'an'ı Kerim'den şu ayetlerle cevap vermişlerdir: "Ey Muhammed! Senden önce hiç kimseyi Ölümsüz kılmadık. Sen öleceksin de onlar baki mi kalacaklar?" (Enbiya, 34)

Şeyh-ul İslam İbn-i Teymiyye'ye bu konu sorulduğunda şu cevabı vermiştir. "Şayet Hızır yaşamış olsaydı Peygamber (sav)'in yanına gelir onunla birlikte cihat eder ve ondan ilim öğrenirdi. Bedir gününde Peygamber (sav) şöyle buyurmuşlardı "Yarabbi eğer Sen bu (Mücahitler) grubunu helak edersen artık yeryüzünde sana ibadet eden kalmaz." Bu kimseler yaklaşık üç yüz on üç kişiydi. İsimleriyle ve babalarıyla ve hatta kabileleriyle tanınmaktaydılar. Peki, Hızır nerede? Kuran, Sünnet ve muhakkik alimlerin görüşleri; Hızır (as.)'m hayatta olmadığını gösteriyor. Kur'an şöyle diyor: "Ey Muhammedi Senden önce hiç kimseyi ölümsüz kılmadık. Sen öleceksin de onlar baki mi kalacaklar."

Eğer Hızır (as) bir beşerse, ebedi olması imkansızdır. Çünkü Kur'an ve Sünnet beşerin ebedi kalmasını kabul etmiyor. Şayet Hızır yaşıyor olsaydı Peygamber (sav)'in yanına gelmesi ve Onunla birlikte olması beklenirdi. Peygamber (sav) şöyle buyurmuştur "Şayet Musa yaşamış olsaydı bana tabi olmaktan başka bir şey yapamazdı." (Ahmet bin Hanbel, Cabir b. Abdullah'tan rivayet etmiştir.) Şayet Hızır (as) bir peygamberse Hz. Musa'dan daha faziletli olamaz, yok eğer veli ise o zaman da Hz. Ebu Bekir'den daha faziletli olması beklenemez.

Peki, iddiada bulunanların söyledikleri gibi, Hızır (as)'m uzun asırlar boyunca dağlarda, çöllerde ve kurak arazilerde yaşamasının sırrı ne olabilir? Bunun gerisinde ne akli ne de dini hiç bir fayda yoktur. İnsanlar daima garip, tuhaf, hikayelere ve masallara meyilli varlıklardır. Kendi zihni tasavvurlarından çıkardıklarına dini içerik kazandırırlar. Tabi bu tür hikaye ve masallar basit insanlar nazarında oldukça ilgi ve alaka görür. Sonra da bunların dinden olduğunu savunmaya başlarlar. Oysa bu tür uyduruk rivayetlerin ve hikayelerin dinde hiç bir yeri yoktur. Hz. Hızır hakkında anlatılan hikayeler mesnetsiz ve asılsız, uydurma hikayelerden ibarettir.

Hızır nebi midir, veli midir? Sorusuna yanıt verecek olursak, \u00c2limler bu meselede ihtilaf etmişlerdir. Ama en belirgin görüş onun nebi olması yönündedir. Kehf süresindeki "Ben bunları kendiliğimden yapmadım" ayet de onun nebi olduğuna delildir. Çünkü O bunları kendiliğinden değil de Allah'ın emri doğrultusunda yapmış. Yani Allah kendisine vahyetmiştir. En tercihe şayan görüş, O'nun nebi olması yönündedir

Dünyanın En Büyük Havas ve Gizli ilimler Sitesi
Naim 14:11 29.09.20
Günlerden bir gün oturmuş, ALLAH'ı Zikretmekle meşgul Hızır (a.s.)ın canını almak için yanına Ölüm Meleği Azrail (a.s) gelir. Hz. Hızır (a.s) durumu anlayınca hüngür hüngür ağlamaya ve çırpınmaya başlar. Bir ALLAH dostunun ölüm karşısında gayet metin ve soğukkanlı olmasını bekleyen Azrail (a.s)
''Bu ne telaş, bu ne telaş ey!
Hızır, ne kadar yufka yürekliymişsin, ne bu gözyaşları, Ölümden mi, yoksa Dünyadan ayrılacağından mı korkuyorsun'' diye sorunca Hızır ( a.s) Hayır der:
"Tek korkum;
Öldüğümde ALLAH'ı biraz daha fazla Zikretmekten uzak kalışımdır. Çünkü ardımdan insanlar ALLAH'ı anarlarken, bol bol ibadet ve taatte bulunurlarken, ben bu eşsiz zevkten mahrum kalacağım.
Halbuki ben kıyamete kadar ALLAH'ı anmayı ve Ona gece gündüz ibadet etmeyi diliyorum.´ Bunun uzerine ulu
ALLAH (c.c) Azrail (a.s)'a Ey Azrail;
Hızır'ın ruhunu alma. Bırak yaşasın..
Çünkü o yaşamayı kendisi için değil, benim için, beni daha çok anmak için istiyor. Bırakta kıyamete kadar yeryüzünde beni ansın, bana yalvarıp yakarsın diye emreder.
İste o yüzdendir ki;
Hızır (a.s) yeryüzünde kıyamete kadar hayatı sürecek olan tek varlıktır. Ve devamlı olarak Allah'ı anmakla meşguldur.
Yüce ALLAH cümlemizi, yüce adını yüreğinden ve dilinden düşürmeyen gerçek müminlerden eylesin... AMİN

Dünyanın En Büyük Havas ve Gizli ilimler Sitesi
Cevapla Up