Sorularınız

Aklınıza takılan her türlü soruyu buradan sorabilirsiniz.

Kaf dağı - Havas Okulu
Mobil Görünümdesiniz Klasik Görünüm için TIKLAYINIZ Kayıt ol
Havas Okulu
Etiketlenen Kullanıcılar

Sorularınız>Kaf dağı
SubZero 19:46 03.02.19
Masallarda ce uhruç duasında geçen kaf dağı nerededir hangi ailemdedir bir de bu kaf dağı div (dev) leri vardor kimdir bunlar
Dünyanın En Büyük Havas ve Gizli ilimler Sitesi
Facebook Twitter Google Digg LinkedIn tumblr Getpocket Reddit Email
Cevapla
Sakaryalı 19:53 03.02.19
Farklı bir boyutta benim nacizane yorumum
Dünyanın En Büyük Havas ve Gizli ilimler Sitesi
Cevapla
Torlak 23:13 03.02.19
DAĞ SEMBOLÜ

“Hakikatler aranırken yollar bulunur. Fakat aranılması gereken şey yollar değil, Hakikattir.”

Bedri Ruhselman

Dağların maddi olduğu kadar manevi yükselişin, yükseklik, yücelik ve büyüklük kavramlarını sembolize ettiğini bilmekte yarar vardır. Dağlar yer ve göğün birleşme noktasıdır. Yukarıdan aşağıya doğru bakıldığında, zirvesi dünyanın merkezi, aşağıdan yukarıya doğru bakıldığında ise tırmanılması gereken bir merdivendir. Zirvelerinin bazen buluttan bir hale ile çevrelenmesi dağlara kutsiyet atfeder. Bu bulutlar kutsal kabul edilir ve kutsallığı simgeler.

Örneğin Kibele bir dağ tanrıçasıdır. Bu açıdan her ülkenin mitolojisinde, kendine özgü bir kutsal dağ sembolü her zaman vardır. İslam kozmolojisinde Kaf Dağı böyle bir dağdır. Ararat dağı Nuh Peygamberle ilgilidir. Musa Peygamber, Tanrı’nın kendisine gönderdiği 10 emri Sina dağında almıştır. İbrahim Peygamber oğlunu Amoria Dağı üzerinde kurban etmek istemiştir. Filistin’deki Zeytin Dağı, İsa Peygamberin vaftiz edildiği ve şeytan tarafından denendiği dağlardan biridir. İncil’de adı geçen dağlara şöyle bir göz atarsak; Samariten’deki Garizim dağı, Kudüs yakınındaki İsa’nın çarmıha gerildiği Golgotha dağı, İsa’nın üzerinde transfigürasyon geçirdiğine inanılan Tabor dağı, Meryem’in ölümünden önce bir süre yaşamını geçirdiği ve sonra göğe yükseldiği Efes’teki Bülbül dağı ünlü dağlardandır. Muhammed Peygamber ilk vahyini Nur dağı üzerindeki Hira mağarasında almıştır. Arafat dağı, hacıların kurban bayramında ziyaret ettikleri kutsal bir dağdır.

İran ve Arap efsanelerinde ve çoğu kez birbir gece masallarında sözü edilen KAF DAĞI, GÖRÜNEN VE GÖRÜNMEYEN alemleri birbirinden ayıran, Tanrı’dan başka kimsenin onun arkasında kimin yaşadığı ve neyin bulunduğunu bilmediği, dünyanın çok çok uzaklarında bulunan ucunu noktalayan düşsel bir dağdır. Kaf dağı aslında ne kara ne de deniz yoluyla gidilemeyen bir yerdir. Bu dağ, dünyanın üzerinde oturduğu zümrüttür. Bu taş yerinden oynadığı zaman dünyanın devrileceği söylenir. Kaf dağı dünyadaki bütün dağların anasıdır. Öte yandan, Kaf dağının üstünde Zümrüt-ü Anka veya Simurg adı verilen bir kuş yaşar. Bazı mitolojilerde de, Kaf dağının Kafkas sıradağları üzerinde olduğu ve gerçekten var olduğu söylenir. Burnu kaf dağında demek, kibirli kimseyi beğenmeyen kaf dağından aşağıya inip, insana tenezzül etmeyen kişi demektir.

Dağın mitolojik sembolizmi konusunda, Hitit Tanrı ve Tanrıçaları çoğu kez, Yazılıkaya’da görüldüğü gibi dağı simgeleyen sivri şekiller üzerinde dururlar. Sümer tapınakları dağ biçimindeki Zigguratlar’dan oluşur. Mısır çöllerinde ise dağların yokluğu piramitlerle eşleştirilir. Venüs için yapılacak törenlerde dağ gibi yüksek yerlere çıkılması şart koşulmuştur. Nedeninin yüksek tesirlere ulaşma çabası olduğu düşünülmektedir.

Dağ sembol dilinde hayatta varılması gereken hedefi simgeler. Bir dağa tırmanmak ya başarıyı; ya da uzun vadeli bir sorumluluk veya görevi simgeler. Bir dağın tepesinden görmek yaşamınızı incelemeyi; yaşama nesnel olarak, duygular işin içine katılmadan bakmayı işaret eder. Yüksek dağlar gizemli ve ulu bir his verebilir ve dolayısıyla günlük yaşamın sıradan amaçlarının üstüne çıkmayı; gerçek benliği ya da yaşamın anlamını anlamayı anlatır. Rüyanızda veya vizyonunuzda Dağ görmüşseniz, bu sembolü yeryüzünün maddi cazibesine ölmek, gökyüzünün yüksek ruhsal tesirlerine açılmak ve yaşamınızın gerçek gayesini nihayet bulmak olarak da yorumlayabilirsiniz. Başta Asya Şamanist tradisyonları olmak üzere pek çok tradisyonda rastlanan bir semboldür.

Dünya Dağı Yeryüzünün Göbeğinden Yükselir

“Dünya Dağı” fiziksel coğrafyadaki gerçek bir dağ değildir, sanal bir dağdır. Şamanizme göre bu, yeryüzünün “göbeğinden” yükselen bir dağdır.

Şamanların, ermişlerin, bilgelerin, kahinlerin, peygamberlerin mekanı ya da inziva yeri olan dağlar öteden beri yükseklikleri, göğe yakınlıkları ve erişilmelerinin zor oluşları ile yüceliğin, yüksekliğin, dikeyde duruşun sembolü olmuşlardır. Ezoterik tradisyonda dikeyde duruş, ruhsal bir yaşamı, madde cazibesinden uzak kalmayı; sevgi, merhamet, tolerans, iyilik, erdem, hoşgörü, anlayış gibi ruhsal ve asil kavramları ifade eder.

Dağlar, büyük mesafeli iniş ve çıkış kavramlarının en iyi ifade edilebileceği doğal oluşumlardır. Dağa tırmanıldıkça göğe yakınlaşılır ve görüş ufku artar. Dağın zirvesi hem fiziksel ortamın en yüksek noktası, hem göğe en yakın nokta, hem de görüş açısının en geniş olduğu noktadır. Bu dağın zirvesine tırmanmış bir yolcu için, zirvede bir ağaç varsa, ağaca tırmanılması yüksekliğin daha arttırılmasını sağlayacaktır. Bu yüzden kimi tradisyonlarda yaşam ağacı dağın tepesinde yer alır. Ruhları simgeleyen kuşlarda gökten indiklerinde ağacın üst dallarına tünemiş olarak tasvir edilirler. Dağın zirvesi, fiziksel ortamın terk edilmek üzere olunduğu noktadır, duyularla algılanabilir, alemden duyularla algılanamayan aleme geçilmek üzere olunan noktadır, zaman ve mekan kavramlarının değişmeye başladığı noktadır.

Dünya Dağı Şamanist Türk topluluklarının tradisyonlarında kazık denilen, Yer’in Eksen’i kavramıyla çok yakından ilgilidir. Dünya Dağı sembolünün kullanımına diğer tradisyonlardan şu örnekler verilebilir:

Sümer tradisyonunda kimi zaman üstündü üç yıldızla, kimi zamanda yay taşıyan bir ilahla birlikte tasvir edilir. Sümerlerin Gılgamış destanında, ölümsüzlük aranırken karşılaşıla ikiz dağ sembolü, ölümsüzlüğü ifade eder. Alacahöyük kapısı sfenskindeki iki başlı kartalın iki pençesinin altındaki iki dağ, herşeyin Rabbin koruyup kollaması altında olduğunu anlatır. Hem bu alem hem de öte alem açısından herşey kontrol altındadır.

Hitit kabartmalarındaki kimi zaman iki yay ile birlikte tasvir edilen iki Dünya Dağı vardır. İki dağdan biri, yeryüzü ile öte alem arasındaki irtibatı, diğeri öte alem (spatyom) ile “dört boyutlu alem” arasındaki irtibatı simgeler. Kimi Asur mühürlerinde, iki yanında kartal kafalı adamla tasvir edilen konik bir dağ vardır.

İskitlerde Yerin ekseninin tepesinde bir kılıçla simgelenen Dünya Dağı Sembolizmi vardır.

Eski İran tradisyonunda ölümsüzlük içeceği ya da yiyeceği homa ya da hoamanın edinilebileceği Dünya Dağı sembolü, Dağ ile Ölümsüzlük arasında bir bağ kurar.

Çin tradisyonunda ölümsüzlükle ilgili görülen Dağ sembolizmi, yeryüzünün orta dağını anlatır. Sekiz ölümsüz için kullanılan Sien sözcüğü, dağın ölümsüz adamları anlamına gelir ve bilgeliğin ölümsüzlüğünü, bilge kişilerin ölümsüz olduğunu anlatır.

Hristiyan tradisyonunda, kuzunun altındaki, dört ırmağın çıktığı bir dağ tepesi tasviri vardır. Yuhanna’nın Vahyi denilen vizyondaki dağdır bu. Ayrıca yeryüzünün merkezinde olduğu kabul edilen Golgotha Dağı, Hristiyanlar için kutsaldır.

Graal efsanelerinde, üstüne hilal, yıldız, taç, çiçek, merdiven, daire veya üçgen sembolü ile tasvir edilen Montsalvat-Kurtuluş Dağı, insanlığın kurtuluşunu ve birgün herşeyin, herkesin ruhsallaşacağını sembolize eder.

Yeryüzü ile spiritüel gök arasındaki irtibatı yani tezahür etmiş alemle ile tezahür ötesi alem arasındaki irtibatı birçok bakımdan simgeleyen dağ sembolü oldukça önemli bir semboldür. Ayrıca yer ile gök arasındaki irtibatta eksene çıkışı simgeler. Yani varlığın trans ile beden dışı bir deneyime başladığını ya da başlamak üzere olduğunu anlatır. Dağın zirvesi, fiziksel ortamın terk edilmek üzere olunduğu noktadır, duyularla algınabilir alemden duyularla algılanamayan aleme geçilmez üzere olunan bir noktadır. Dünyasal şuur halinden değişik şuur haline geçiş noktasıdır. Zaman ve mekan kavramının alışılmış dünyasal biçimlerinin yok olmaya başladığı noktadır.


Yüksek İdari Yönetimin hiyerarşik katmanları olduğunu simgeler. Ruhsal tekamülü ve tekamül edildikçe idrak düzeyinin artışını simgeler. Yolcu, dağı dolana dolana,yani spiral çizerek çıkar. Spiralin her halkası bir aşamanın tamamlanışını ve irtifa kaydedildiğinden görüş alanının artışını yani idrakin ve anlayışın artışını simgeler. Dağın zirvesine yakın biri ile dağın henüz eteklerindeki birinin görüş alanı bir değildir. Dağın zirvesi ise, Dünya okulundaki insanlar için ulaşılması gereken tekamül hedefini, Dünya Okulu Hakikatini simgeler.
Dünyanın En Büyük Havas ve Gizli ilimler Sitesi
Cevapla
bitter 23:21 03.02.19
Kâf Dağı’yla ilgili eski İran kaynaklarından alıntılayarak önemli ölçüde bilgiler veren Mutahhar b. Tâhir, eskilerin Kâf Dağı’na Elburz Dağı adını verdiklerini aktarır. Kur’ân’daki Kâf Sûresi adıyla bilinen sûrenin ilk kelimesinin “kâf” olması da özellikle Kur’ân yorumcularının dikkatlerini çekmiş, tarih boyunca Kâf ve o bölgeyle ilgili efsanevî anlatılar önemsenmiş, bu kelime etrafında oluşan rivayetler tefsir alanında kaleme alınmış eserlere de girmiştir.
Dünyanın En Büyük Havas ve Gizli ilimler Sitesi
Cevapla
Hal 23:22 03.02.19
ÂB-I HAYAT

Âb-ı Hayat nedir, nerededir?
Âb-ı Hayata yolculuk nasıldır?
Âb-ı Hayat Kâf Dağının ardında ise, Kâf Dağı nerededir?

Âb-ı Hayattan ancak, elest meclisinde, Rabbin hitabını duyanlar ve "belâ-evet" diyenler mı nasiplenir?
Âb-ı Hayattan ikram eden Hızır kimdir?

Âl-i İmrân Sûresi 2: ......El hayy El kayyûm."Hayy olandır, varlığı diri tutan sürüp gidendir"

Â'râf Sûresi 172: "e lestu birabbikum, kâlû belâ şehidnâ"

Â'râf Sûresi 172: Onların kendi üzerlerindeki tecellileri onlara şahit göstererek, onların kendilerinden onlara her an seslenir: Sizi vücudlandıran Ben değil miyim? Hakikatlere şahit olanlar: Evet, biz ölünceye kadar tecellilerin senden olduğunu söyleriz,...

Âb-ı Hayat: Hayat suyu, sonsuz yaşam suyu, ölümsüzlük suyu, gibi anlamlara gelir.

Peki nedir Âb-ı hayat?
Nerededir bu Âb-ı hayat kaynağı?

Kâf Dağı’nın ardında olan "Ab-ı hayat"a nasıl gidilir?

Âb-ı Hayat; Hayy sıfatından gelir.

Hayy: Diri olan, canlı olan, ölümsüz olan demektir.
Varlığın ardında varlığı tutan, varlıkta hayy olan tüm kâinatın tek sahibi olan, tüm vücudları tutan zât ancak Allah'tır.

Âb: Su, ilim, yaşam kaynağı gibi anlamlara gelir

Âb-ı Hayat: Bizim vücudumuzu tutan, ölümsüz olan hayy sıfatının sırrıdır.
Her kim, bu sıfatı anlar, tüm varlığın bu sıfatla var olduğunu, bu sıfatla sürüp gittiğine şahit olursa, işte o kimse Âb-ı Hayata kavuşmuş olur.
Ve o kişi ölümsüz olanın, hayy olan olduğunu anlar.

Onun için Yunus Emre sultan;
"Ten fanidir can ölmez, gidenler geri gelmez,
Ölür ise ten ölür, canlar ölesi değil." demiştir.

Âb-ı Hayat, Kâf Dağının ardındadır denmesinin sırrı ise;
Kâf Dağı, kişinin vücudunun ten cihetidir, toprak cihetidir.
Kâf Dağının ardı ise teni tutan hayy cihetidir. Yani rûh cihetidir.

Her kim vücudunun enfûsî boyutuna adım atar, kendi özüne doğru idrak yolculuğuna başlarsa, ten dağı yani Kâf Dağının ardına yolculuk etmiş olur.
Kişi kendinde ölümsüz olan rûh boyutunu anlarsa, ölümsüzlük sırına ulaşmış olur.

Kâf Dağının ardına ulaşmak için, Hazreti Mûsâ gibi Hızır-ı aramak gerekir.
Nasıl ki Mûsâ, ona delil olan arkadaşı ile“iki denizin birleştiği yere" yolculuk etmiş ve Hızır-ı aramışsa, hakikati arayan kişi de Mûsâ gibi Hızır-ı aramalıdır.

İki denizden murâd; Mürîd ve Mürşîdin buluşmasıdır.
Biri Hızır'dır ki, o hakikatlere ârif olmuştur, diğeri Mûsâ'dır ki, o henüz kendindeki hakikatlere ârif olamamıştır.
Her ikisi de Hakk'ın sonsuz deryasıdır. Biri kendinde olan deryaya ârif olmaktadır, diğeri ise henüz ten boyutundadır.

İşte Hızır, Mûsâ'ya "Bezm-i Elest" sofrasını açar.
Ve Mûsâ'ın kendi enfûsî yolculuğu başlar.

Bezm: Bilgi sunma meclisi, sohbet meclisi, muhabbet yeri, meclis, teveccüh meclisi gibi anlamlar taşır.

Bezm-i Elest; teveccüh sırrıdır, insanın kendi vücududur, tüm varlıktır, tüm kâinattır.

Allah, insanın kendi vücudundan ve cümle varlıktan her an" Ben sizin Rabbinizim" diye kelâm eder.
Bunu can kulağıyla duyan"bela-evet" der.

Hızır'ın adı-makamı; Belyâ dır, yani "belâ" diyen, yani cümle varlıkta Hakk'a şahit olup, O'nun zikrini gönül kulağıyla duyup"belâ-evet" diyen, demektir.
Ancak belâ diyene, "Beliğ makamı" sunulur.

Beliğ makamı; Hakk'ın hakikatlerinin bilgilerini tebliğ edebilme makamıdır.
Tebliğ edebilen kimse; belâgat sahibi kimse, yani hakikatin bilgilerini açıklamaya mükellef olan kimse demektir.
İşte bu kimse "Hızır" dır. Yani Mürşîd-i Kâmildir.

Hızır: Arapça hḍr-hadara kökünden gelir "خضر " yeşillik, yaş meyve, canlılık, hazır olan, hazerât, hızır, gibi anlamlara gelir.
Burada anlaşılması gereken mesaj, her varlıkta her an canlı olan, her an hayy olan, diri olan Allah'tır şuuruyla yaşayana "Hızır" denir.

Hızır kelimesinden; Hâzerat, hazır olan, Halk, gibi anlamlar doğar.
Her varlıkta her an hazır olan Allah'tır şuurunu taşımak "Hızır" şuurunda olmaktır.
Hızır şuuru Muhammedî şuurdur.

Hızır; tüm resûl ve nebîlere yol gösteren"Muhammed nuru"dur.
Hazreti Mûsâ'ya yol gösteren, kendindeki ve cümle varlıktaki Hakk'ın nûrudur.
İşte bu nûr Muhammed'dir.

Her kim kendindeki Muhammed nurunu bulursa, o kişi o nûrla yol bulur ve o, Kâf Dâğının ardındaki Âb-ı Hayata kavuşur.

Mûsâ'nın Hızırı arama yolculuğunda balığın suya dalıp kaybolması, Mûsâ'nın vardığı ilim meclisinde duyduklarının gönlüne uygun gelmesidir. Yani gönlünün o mecliste kalmasıdır.
Daha sonra Mûsâ, o dinlediği kişiye geri döner yani Hızıra geri döner ve ona tâbi olur ve kendini bilme yolculuğu başlar.

Mûsa Hızırla buluştuğunda, kuru bir dal olan asasını yani değneğini, Hızırın yanında olan kaynayan suyun yanındaki yumuşak toprağa diker, o asa o kaynayan suyla hayat bulup yeşerir.
Kuru dala can veren suya "Âb-ı Hayat" denir.

Kuru dal, yani âsa, yani değnek, kişinin kendisidir, kişinin boş bilgileridir, ne zaman ki kişi, kendini anlar, bildiği boş bilgileri bırakır, Hakk bilgilerine sarılırsa, dal yeşerir, kendisi Hayy sıfatıyla müşerreflenir ve kişi Âb-ı Hayata kavuşur.

İşte Âb-ı Hayat; her varlıkta hayy olan Allah şuurunun idrakinde olmaktır.
Âb-ı Hayata yol bulmak, kendi ten vücudunun ardında rûh hakikatine ulaşmaktır.
Âb-ı Hayattan içenin ölümsüzlüğe kavuşması demek; ölümsüz olan hayy sıfatıyla sıfatlanmak demektir.

İnsan makamına gelen ölümsüzdür.

Ölmek, olmak aynı kelimedir.
Öl, ol, ölmek, olmak; yani bir boyuta olmaktır.
Yani suyun buz boyutundan eriyip sıvı boyutunda olması gibi.
Suyun sıvı boyutundan buhar boyutuna olması gibi.
Buz ölmüştür, sıvı olmuştur.
Su kaynamıştır, buhar olmuştur.

Ölüm diye bir şey yoktur. Olum, oluşmak, dönüşmek vardır.
Bir boyuttan bir boyuta olmak gibi.
Bu da Allah'ın sonsuz tecellisinden başka bir şey değildir.

Âl-i İmrân Sûresi 2: ......El hayy El kayyûm."Hayy olandır, varlığı diri tutan sürüp gidendir" ayetinde belirtildiği gibi, Hayy olan sürüp giden Allah'tır.

Ölümsüz olan Hayy olandır, Hayy olan da Allah'tır.

İşte kim kendindeki Âb-ı Hayata ulaşırsa, ölümsüz olana ulaşır.

Kişinin kendi varlığı kendine ait değildir, Hayy olana aittir yani ölümsüz olana aittir, yani Allah'a aittir.

İşte Âb-ı Hayat; Hayy olabilme, Hayy kalabilme şuurudur.
Dünyanın En Büyük Havas ve Gizli ilimler Sitesi
Cevapla
Cevapla Up

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146