Sorularınız

Aklınıza takılan her türlü soruyu buradan sorabilirsiniz.

Keşf esma ile mi ayet ile mi gerçekleşir? - Havas Okulu
Mobil Görünümdesiniz Klasik Görünüm için TIKLAYINIZ Kayıt ol
Havas Okulu
Etiketlenen Kullanıcılar

1 2 
Sorularınız>Keşf esma ile mi ayet ile mi gerçekleşir?
zyzz98 21:35 13.10.19
Selamun aleykum benim aklima takilan bir soru var bu kesf denilen olay esmaya mi tabidir yoksa ayeti kerimeleri calisarak mi oluyor?

Dünyanın En Büyük Havas ve Gizli ilimler Sitesi
Facebook Twitter Google Digg LinkedIn tumblr Getpocket Reddit Email
Yafes 22:59 13.10.19
Esma ile de olur , Belirli ayet-i kerimeler ile de olur dua ile de olur istemesini bilene her şekilde olur mübarek

Dünyanın En Büyük Havas ve Gizli ilimler Sitesi
zyzz98 23:13 13.10.19
Yafes Nickli Üyeden Alıntı:
Esma ile de olur , Belirli ayet-i kerimeler ile de olur dua ile de olur istemesini bilene her şekilde olur mübarek
Allah razi olsun

Dünyanın En Büyük Havas ve Gizli ilimler Sitesi
ebu ubeyde bin cerrah 23:14 13.10.19
Âyet-i kerîmelerde şöyle buyrulur:

“Allâh’a ve Peygamberʼe itaat edin ki size merhamet edilsin.” (Âl-i İmrân, 132)

“Ey îmân edenler! Allâh’a itaat edin, Peygamber’e itaat edin. Amellerinizi boşa çıkarmayın.” (Muhammed, 33)

TASAVVUFTA SÜNNETE RİAYET ÇOK ÖNEMLİ

Peygamber Efendimiz -sallâllahu aleyhi ve sellem- de, Vedâ Hutbesiʼnde şöyle buyurmuştur:

“…Haberiniz olsun ki, ben, önceden gidip Cennetʼte Kevser Havuzu’nun başında sizi bekleyeceğim! Diğer ümmetlere karşı, sizin çokluğunuzla sevineceğim. Sakın, (günah işleyerek) yüzümü kara çıkarmayınız!..

…Ey mü’minler! Size iki emânet bırakıyorum. Onlara sımsıkı sarıldıkça yolunuzu hiç şaşırmazsınız. Bu emânetler, Allâh’ın kitâbı Kur’ân ve O’nun Peygamberinin Sünnetiʼdir…” (Bkz. Müslim, Hac, 147; Ebû Dâvûd, Menâsik, 56)

TASAVVUF KEŞİF VE KERÂMETLERE ERME EĞİTİMİ DEĞİLDİR!

İşte gerçek tasavvuf da, bu iki mukaddes emânete lâyıkıyla riâyet edebilmekten ibârettir. Kurʼân-ı Kerîm ve Sünnetʼte bahsi geçen, ihlâs, takvâ, zühd, huşû, tevbe, rızâ gibi kalp amellerinin nasıl gerçekleşeceğini; buna mukâbil, riyâ, ucup, kibir, gıybet, haset gibi nefsânî marazların nasıl bertaraf edileceğini öğreten bir eğitim yoludur. Yoksa sadece riyâzet ve mücâhede gibi birtakım temrinlerle, keşif ve kerâmetlere erme eğitimi değildir.

KERÂMET MANEVİ İLERLEMENİN ÖLÇÜSÜ DEĞİLDİR!

Zaten keşif ve kerâmetlere ermek, mânevî ilerlemenin ölçüsü de değildir. Nitekim pek çok rivâyette[1] peygamberlerden sonra insanların en hayırlısı olduğu bildirilen Hazret-i Ebû Bekir -radıyallahu anh-ʼın da, fizikî ve zâhirî kerâmetine dâir, çok fazla bir mâlumat yoktur. Onun en büyük kerâmeti; Allah Rasûlüʼne olan eşsiz muhabbet ve sadâkatiyle müstesnâ teslîmiyet ve itaatidir.

ÖNEMLİ OLAN İSTİKAMET ÜZERE YAŞAMAKTIR!

Bu sebeple Allah dostları, fizikî kerâmetlere ehemmiyet vermemiş, hattâ gurur ve şöhrete sebep olan bu tip kerâmetleri ifşâ etmekten titizlikle sakınmışlardır. Bütün gayretlerini de, gerçek kerâmet olan; Kurʼân ve Sünnet istikâmetinde yaşayabilme üzerine yoğunlaştırmışlardır.

Cü*neyd-i Bağ*dâ*dî -kud*di*se sir*ruh-:

“Bir ki*şi*yi ha*va*da uçar*ken gör*se*niz, hâ*li Ki*tap ve Sün*ne*tʼe uy*mu*yor*sa, bu bir (kerâmet değil) is*tid*raç*tır.” bu*yu*rmuştur.

ALLAH KATINDA EN DEĞERLİ OLANLAR, TAKVÂLI OLANLARDIR!

Bâyezîd-i Bistâmî Hazretleri’nin de şöyle dediği nakledilir:

“Bir gün Dicle Nehri’nin karşı yakasına geçecektim. Nehrin iki yakası bana yol vermek için kerâmeten birleşti. Derhâl kendimi toparladım ve Dicle’ye şöyle dedim:

«–Yemin olsun ki ben buna kanmam! Zira sandalcılar, insanı yarım akçeye karşıya geçiriyorlar. (Sen ise, otuz yıldan beri mahşer için hazırladığım amel-i sâlihlerimi istiyorsun.) O hâlde yarım akçe için, otuz yıllık ömrümü (kendimde bir varlık ve benlik hissetmeme sebep olacak bir kerâmet uğruna) ziyan edemem. Bana Kerîm gerek, kerâmet değil!»”[2]

Zira âyet-i kerîmede de Yüce Rabbimiz şöyle buyurmaktadır:

اِنَّ اَكْرَمَكُمْ عِنْدَ اللّٰهِ اَتْقٰيكُمْ

“…Muhakkak ki Allah katında en keremliniz (en değerli olanlarınız), en çok takvâlı olanlarınızdır (Oʼna karşı gelmekten en çok sakınanlarınızdır)…” (el-Hucurât, 13)

Dipnotlar: [1] Bkz. Ali el-Müttakî, Kenzü’l-Ummâl, XI, 549/32578; İbn-i Mâce, Mukaddime, 11/106; Ahmed, I, 127, II, 26. [2] Bkz. Attâr, Tezkiretüʼl-Evliyâ, s. 217, İlim ve Kültür Yayınları, Bursa 1984.

Dünyanın En Büyük Havas ve Gizli ilimler Sitesi
zyzz98 23:15 13.10.19
Yafes Nickli Üyeden Alıntı:
Esma ile de olur , Belirli ayet-i kerimeler ile de olur dua ile de olur istemesini bilene her şekilde olur mübarek
Peki bu kesifin seviyeleri var mi varsa biraz paylasabilir misin bizimle

Dünyanın En Büyük Havas ve Gizli ilimler Sitesi
zyzz98 23:19 13.10.19
ebu ubeyde bin cerrah Nickli Üyeden Alıntı:
Âyet-i kerîmelerde şöyle buyrulur:

“Allâh’a ve Peygamberʼe itaat edin ki size merhamet edilsin.” (Âl-i İmrân, 132)

“Ey îmân edenler! Allâh’a itaat edin, Peygamber’e itaat edin. Amellerinizi boşa çıkarmayın.” (Muhammed, 33)

TASAVVUFTA SÜNNETE RİAYET ÇOK ÖNEMLİ

Peygamber Efendimiz -sallâllahu aleyhi ve sellem- de, Vedâ Hutbesiʼnde şöyle buyurmuştur:

“…Haberiniz olsun ki, ben, önceden gidip Cennetʼte Kevser Havuzu’nun başında sizi bekleyeceğim! Diğer ümmetlere karşı, sizin çokluğunuzla sevineceğim. Sakın, (günah işleyerek) yüzümü kara çıkarmayınız!..

…Ey mü’minler! Size iki emânet bırakıyorum. Onlara sımsıkı sarıldıkça yolunuzu hiç şaşırmazsınız. Bu emânetler, Allâh’ın kitâbı Kur’ân ve O’nun Peygamberinin Sünnetiʼdir…” (Bkz. Müslim, Hac, 147; Ebû Dâvûd, Menâsik, 56)

TASAVVUF KEŞİF VE KERÂMETLERE ERME EĞİTİMİ DEĞİLDİR!

İşte gerçek tasavvuf da, bu iki mukaddes emânete lâyıkıyla riâyet edebilmekten ibârettir. Kurʼân-ı Kerîm ve Sünnetʼte bahsi geçen, ihlâs, takvâ, zühd, huşû, tevbe, rızâ gibi kalp amellerinin nasıl gerçekleşeceğini; buna mukâbil, riyâ, ucup, kibir, gıybet, haset gibi nefsânî marazların nasıl bertaraf edileceğini öğreten bir eğitim yoludur. Yoksa sadece riyâzet ve mücâhede gibi birtakım temrinlerle, keşif ve kerâmetlere erme eğitimi değildir.

KERÂMET MANEVİ İLERLEMENİN ÖLÇÜSÜ DEĞİLDİR!

Zaten keşif ve kerâmetlere ermek, mânevî ilerlemenin ölçüsü de değildir. Nitekim pek çok rivâyette[1] peygamberlerden sonra insanların en hayırlısı olduğu bildirilen Hazret-i Ebû Bekir -radıyallahu anh-ʼın da, fizikî ve zâhirî kerâmetine dâir, çok fazla bir mâlumat yoktur. Onun en büyük kerâmeti; Allah Rasûlüʼne olan eşsiz muhabbet ve sadâkatiyle müstesnâ teslîmiyet ve itaatidir.

ÖNEMLİ OLAN İSTİKAMET ÜZERE YAŞAMAKTIR!

Bu sebeple Allah dostları, fizikî kerâmetlere ehemmiyet vermemiş, hattâ gurur ve şöhrete sebep olan bu tip kerâmetleri ifşâ etmekten titizlikle sakınmışlardır. Bütün gayretlerini de, gerçek kerâmet olan; Kurʼân ve Sünnet istikâmetinde yaşayabilme üzerine yoğunlaştırmışlardır.

Cü*neyd-i Bağ*dâ*dî -kud*di*se sir*ruh-:

“Bir ki*şi*yi ha*va*da uçar*ken gör*se*niz, hâ*li Ki*tap ve Sün*ne*tʼe uy*mu*yor*sa, bu bir (kerâmet değil) is*tid*raç*tır.” bu*yu*rmuştur.

ALLAH KATINDA EN DEĞERLİ OLANLAR, TAKVÂLI OLANLARDIR!

Bâyezîd-i Bistâmî Hazretleri’nin de şöyle dediği nakledilir:

“Bir gün Dicle Nehri’nin karşı yakasına geçecektim. Nehrin iki yakası bana yol vermek için kerâmeten birleşti. Derhâl kendimi toparladım ve Dicle’ye şöyle dedim:

«–Yemin olsun ki ben buna kanmam! Zira sandalcılar, insanı yarım akçeye karşıya geçiriyorlar. (Sen ise, otuz yıldan beri mahşer için hazırladığım amel-i sâlihlerimi istiyorsun.) O hâlde yarım akçe için, otuz yıllık ömrümü (kendimde bir varlık ve benlik hissetmeme sebep olacak bir kerâmet uğruna) ziyan edemem. Bana Kerîm gerek, kerâmet değil!»”[2]

Zira âyet-i kerîmede de Yüce Rabbimiz şöyle buyurmaktadır:

اِنَّ اَكْرَمَكُمْ عِنْدَ اللّٰهِ اَتْقٰيكُمْ

“…Muhakkak ki Allah katında en keremliniz (en değerli olanlarınız), en çok takvâlı olanlarınızdır (Oʼna karşı gelmekten en çok sakınanlarınızdır)…” (el-Hucurât, 13)

Dipnotlar: [1] Bkz. Ali el-Müttakî, Kenzü’l-Ummâl, XI, 549/32578; İbn-i Mâce, Mukaddime, 11/106; Ahmed, I, 127, II, 26. [2] Bkz. Attâr, Tezkiretüʼl-Evliyâ, s. 217, İlim ve Kültür Yayınları, Bursa 1984.
ALLAH raxi olsun kesif kerametle isim yok aklima geldikce sizin gibi degerli kisilerden hakkim oldugu kadariyla ogrenip anlamaya calisiyorum

Dünyanın En Büyük Havas ve Gizli ilimler Sitesi
Yafes 23:25 13.10.19
zyzz Nickli Üyeden Alıntı:
Peki bu kesifin seviyeleri var mi varsa biraz paylasabilir misin bizimle
Mübarek çok ucu açık bir soru oldu İnsan, yaratılış gereği çok farklı şekillderde keşif veya istihare yapabilir, Misal ruh un serbest kalması ile, riyazat ile halvet ile vesaire, bunun haricinde dediğimiz gibi ayetler, esmalar da var. Evet seviyeleri var misal bir belirli konu da bilgi sahibi olmak için yapacağın istihare çeşitleri kimisi çok çabuk kesin sonuç verip detaylı şekilde gösterilirken kimisi sadece renkler ile gösterilir

Şu başlığa göz gezdir inşAllah, sormak istediğin bir şey olursa yine buradayız inşAllah
[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]

Dünyanın En Büyük Havas ve Gizli ilimler Sitesi
ebu ubeyde bin cerrah 23:31 13.10.19
ibn Haldûn’a göre duyulardan oluşan perde riyâzet, halvet ve zikirle yavaş yavaş açılır, böylece keşf hali gerçekleşir. Keşf ile varlığın hakikati idrak edilir ve birçok olay meydana gelmeden önce bilinebilir. Velîler, himmetleri ve nefislerinde var olan kuvvetle varlıklar üzerinde tasarruf eder, eşya da onların iradelerine boyun eğer. Fakat kâmil velîler keşf ve tasarruf haline iltifat etmez, bu yolla bir şeyin hakikatini haber vermezler. Çünkü bu onların görevi değildir. Kâmiller, kendilerinde böyle bir şey zuhur etse bunu bir sınama sayıp Allah’a sığınırlar. İbn Haldûn, keşfin sağlıklı ve geçerli olması için sûfîlerin takvâya ve istikamete dayanmayı şart koştuklarını ifade ettikten sonra riyâzet ehli sihirbazların da keşf yoluyla bazı şeyleri haber verdiklerine dikkat çeker (Şifâʾü’s-sâʾil, s. 30-39; Muḳaddime, s. 422, 1100-1113) ve perdenin kalkması, kalp gözünün açılması maksadıyla riyâzet yapmayı sakıncalı bulur.

Dünyanın En Büyük Havas ve Gizli ilimler Sitesi
zyzz98 23:31 13.10.19
Yafes Nickli Üyeden Alıntı:
Mübarek çok ucu açık bir soru oldu İnsan, yaratılış gereği çok farklı şekillderde keşif veya istihare yapabilir, Misal ruh un serbest kalması ile, riyazat ile halvet ile vesaire, bunun haricinde dediğimiz gibi ayetler, esmalar da var. Evet seviyeleri var misal bir belirli konu da bilgi sahibi olmak için yapacağın istihare çeşitleri kimisi çok çabuk kesin sonuç verip detaylı şekilde gösterilirken kimisi sadece renkler ile gösterilir

Şu başlığa göz gezdir inşAllah, sormak istediğin bir şey olursa yine buradayız inşAllah
[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]
Allah razi olsun tatmin oldum vakit ayiripta cvp verdegin icin cok tesekkur ederim

---------- Post added 13.10.19 at 23:34 ----------

ebu ubeyde bin cerrah Nickli Üyeden Alıntı:
ibn Haldûn’a göre duyulardan oluşan perde riyâzet, halvet ve zikirle yavaş yavaş açılır, böylece keşf hali gerçekleşir. Keşf ile varlığın hakikati idrak edilir ve birçok olay meydana gelmeden önce bilinebilir. Velîler, himmetleri ve nefislerinde var olan kuvvetle varlıklar üzerinde tasarruf eder, eşya da onların iradelerine boyun eğer. Fakat kâmil velîler keşf ve tasarruf haline iltifat etmez, bu yolla bir şeyin hakikatini haber vermezler. Çünkü bu onların görevi değildir. Kâmiller, kendilerinde böyle bir şey zuhur etse bunu bir sınama sayıp Allah’a sığınırlar. İbn Haldûn, keşfin sağlıklı ve geçerli olması için sûfîlerin takvâya ve istikamete dayanmayı şart koştuklarını ifade ettikten sonra riyâzet ehli sihirbazların da keşf yoluyla bazı şeyleri haber verdiklerine dikkat çeker (Şifâʾü’s-sâʾil, s. 30-39; Muḳaddime, s. 422, 1100-1113) ve perdenin kalkması, kalp gözünün açılması maksadıyla riyâzet yapmayı sakıncalı bulur.
Allah hepinizden razi olsun harika cevaplar gercekten

Dünyanın En Büyük Havas ve Gizli ilimler Sitesi
Celcelutiye 23:35 13.10.19
Keşif esmasi Esmanul Husna içinde yoktur,cevşen-i kebir in içinde vardır bununla ilgili bazı esmalar.

Ayetlerde vardır,kimi vakit ikisi kimi vakit birisi uygulanır ama istihare sonucuna göre hareket etmen hızlı yol almana sebep olur.

Dünyanın En Büyük Havas ve Gizli ilimler Sitesi
1 2