Sorularınız

Aklınıza takılan her türlü soruyu buradan sorabilirsiniz.

Cifir ve ebced Günah mı? - Havas Okulu
Mobil Görünümdesiniz Klasik Görünüm için TIKLAYINIZ Kayıt ol
Havas Okulu
Etiketlenen Kullanıcılar

1 2 
Sorularınız>Cifir ve ebced Günah mı?
srdr1985 13:27 05.06.15
cifir ve ebced günah mıdır?
@[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]
Facebook Twitter Google Digg LinkedIn tumblr Getpocket Reddit Email
Cevapla
Sin 14:33 05.06.15
“Kur’an her şeyi kuşatan bir ilimden gelmiştir. İnsanların cüz’î ve dar havsalalarından çıkan ifadeleriyle kıyaslanamaz. Müfessirlerin binler hakikatleri ifade eden tefsirleri bunun delilidir. Bununla beraber onların açıklayamadıkları Kur’an’ın daha pek çok hakikatleri özellikle, harflerinde ve sarih manasından başka işarî manasında pek çok mühim ilimler vardır.”

Cifir ilmi, diğer adıyla ebced hesabı, çok eski bir tarihî geçmişe sahiptir. Âlimler tarafından kadim zamandan beri var olduğu belirtilmektedir. Kendine has bir cazibeye sahip olan bu ilme pek çok âlim, bu özelliğinden olsa gerek ilgi duymuş ve bu konu üzerinde esaslı çalışmalar yapmışlardır. Günümüz âlimlerinden, Sakarya Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Arap Dili ve Belagatı Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Niyazi Beki de ilm-i cifir konusunda uzman isimlerden biri.

Niyazi Beki hocamızla gerçekleştirdiğimiz bu sohbetimizde cifir ilminin ortaya çıkışından ebced harflerinin taşıdığı sayı değerlerine; İslam dininin cifir ilmine bakışından bu hesaplamayla elde edilen bilgilerin doğruluk derecesine; Üstad Bediüzzaman Said Nursî’nin cifiri kullanışından ve bu ilme bakış açısına kadar pek çok konuyu konuştuk.



Ebced hesabı nedir, ilk ortaya çıkışı ve gelişim süreci nasıldır?

Ebced hesabının kaynağı çok eskiye dayanmaktadır. Tahirü’l-Mevlevî’ye göre, Arap ebcedinin İbranî ve Arâmî alfabesinden alındığına şüphe yoktur. Nitekim Arap edebiyatının ünlü isimlerinden Müberred ve Sîrâfî gibi âlimlere göre de Arap ebcedi, yabancı menşelidir.

İbn Aşûr gibi bazı âlimlerin bildirdiğine göre ise, ebced hesabı, kadim zamandan beri kullanılagelen bir sistemdir. Hz. Davud’un (a.s.) kitabındaki bazı neşideler bu hesabın simgelerini taşıyor. Yine Romalıların bu sistemle rakamlar kullandıkları bilinmektedir. Bu sistemin Araplara, Romalılar veyahut Yahudiler tarafından geçtiği tahmin edilmektedir.

Ebced düzenini “Arap alfabesinin ilk tertibi; harflerin taşıdığı sayı değerlerine dayanan hesap sistemi” şeklinde tarif eden İslam Ansiklopedisi’nin verdiği bilgiler de, bu sistemin, İbranîce ve Arâmîce’nin de etkisiyle Nabatîce’den Arapça’ya geçmiş bulunduğu ve Hz. Peygamber (a.s.m.) devrinde de olduğu gibi kullanıldığı şeklindedir.

İslam öncesi dönemde “Ebced, Hevvez, Huttî, Kelemen, Sa’fas, Karaşet” şeklinde altı kelimeden meydana gelen bu sistemin harf sayısı 22 idi. İslam’ın gelmesinden sonra bu sayıya “Sehaz, Dazığ” kelimeleri eklenmiş ve bu kelimelerde yer alan altı harf ilave edilerek toplam harf sayısı Arap alfabesine uygun olarak 28’e çıkarılmıştır.



Ebced harflerinin sayı değeri nasıl belirlenmiştir ve hesaplama biçimi nasıldır?

Yukarıda verilen sistem çerçevesinde her harfin bir sayı değeri vardır. Örneğin “Ebced, Hevvez, Huttî” kelimelerinde on harf bulunmaktadır. Bu harflerin sayı değeri de 1’den 10’a kadar şöyle sıralanmaktadır: Elif: 1, Be: 2, Cim: 3, Dal: 4, He: 5, Vav: 6, Ze: 7, Ha: 8, Tı: 9, Ye: 10.

Bundan sonraki harflerin her birinin değeri onar onar yukarıya çıkmaktadır. “Kelemen” kelimesinde yer alan Kef: 20, Lam: 30, Mim: 40, Nun: 50 sayı değerini ifade etmektedir. “Sa’fas” kelimesinde yer alan Sin: 60, Ayın: 70; Fe: 80; Sad: 90 rakam değerini ifade etmektedir.

Bundan sonraki kelimelerde yer alan her bir harfin sayısı yüz basamağı üzerinden hesaplanır. “Karaşet” kelimesindeki Kaf: 100, Ra: 200, Şın: 300, Te: 400’dür. “Sehaz” kelimesindeki Se: 500, Hı: 600, Zel: 700; “Dazığ” kelimesindeki Dat: 800, Zı: 900, Ğayın: 1000’dir.

Prensip olarak herhangi bir ifadede yer alan harflerin bu sayı değeri alınıp toplanır ve ortaya çıkan yekundan bir sonuç elde edilir. Mesela, Allah’ın Latîf isminin ebced değeri: Lam: 30, Tı: 9, Ye: 10, Fe: 80, toplam 129’dur.



Her isteyen kişi ebced hesabını yapabilir mi? Yoksa bu işi sadece ehil kişiler mi yapabilir?

Her isteyen bu harflerin değerine bakabilir. Ancak, Kur’an’dan bir işareti çıkarmak için konulara vakıf olmak gerekir. Özellikle, ebced hesabı veya diğer işarî tefsir yoluyla ortaya konulacak bir anlamın ilgili ayetin asıl zahirî manasına yabancı olmaması gerekir. Ayrıca, bir işaret olarak istihraç edilen bir hususun kişinin heva ve hevesine göre değil, ayetin manevî münasebetiyle ilişkisi kurularak yapılmalıdır. Bu gibi hususlar göz önüne alındığında, herkesin rastgele el yordamıyla, ebced hesabını kullanarak işarî bir istihraçta bulunmasının çok kolay olmadığını söylemek mümkündür. Nitekim, ortada dolaşan bu gibi istihraçların çoğunun yanlışlığı bu gerçeğin bir göstergesidir.



Cifir ilmiyle ilgilenen, bu alanda nam yapmış âlimler kimlerdir?

Başta İmamü’l-Müfessirin olarak şöhret bulmuş İbn Cerir-i Taberî’den ta muasır tefsir alimi Tantavî’ye kadar bir çok tefsir âlimi, eserinde özellikle mukattaat harflerinin geçtiği yerlerde, bilhassa Bakara Suresi’nin başındaki bu harfler münasebetiyle bu konuyu işlemişlerdir.

Şüphesiz bu gibi işarî konular bir fakihin, bir hadisçinin, bir kelamcının önemli işleri arasında yer almaz. Bu konu bazı tefsir âlimleri yanında daha çok Kur’an’ın esrarını öğrenmeye ve işaretler çıkarmaya çalışan tasavvuf ehli, esrar-ı huruf ilmiyle uğraşan âlimlerin sahasına girer.

İslam tarihinde bu işin en büyük üstadı Hz. Ali’dir. O Celcelutiye ve Ercuze gibi kasidelerini ebced hesabına göre tanzim etmiş ve bu hesapla önemli bazı gaybî haberlere imza atmıştır. Sonra, Cafer-i Sadık (r.a.) ve Muhyiddin-i Arabî, İmam-ı Rabbanî gibi esrar-ı gaybiye ile uğraşan zatlar ve esrar-ı huruf ilmine çalışanlar, Bediüzzaman Said Nursî gibi âlimler bu hesab-ı ebcedîyi gaybî bir düstur ve bir anahtar kabul etmişlerdir.



İslam dininin ebced ilmine bakışı nedir? Peygamber Efendimizde (a.s.m.) uygulaması var mıdır?

Bir gün Yahudi âlimlerinden bir kısmı Peygamber Efendimizin (a.s.m.) huzurunda Bakara Suresi’nin ve Meryem Suresi’nin başlarında bulunan şifreli harflerden cifir ilmine göre tarih çıkararak, “Ya Muhammed! Senin ümmetinin müddeti az olacaktır” demişlerdi. Allah Resulü de (a.s.m.) sair surelerin başlarında bulunan şifreli harfleri cifir ilmine göre yorumlayarak, “Az değil; daha var” buyurdu. (İbn Kesîr, Tefsîrü’l-Kur’ani’l-Azîm: 1/38; Şuâlar, s. 613)

Kadı Beydavî, Kur’an’da ebced hesabının varlığını kabul edenlerin, kabul gerekçelerini şöyle özetlemiştir: “Her ne kadar ebced hesabı, yabancı kaynaklı olsa da, Araplar dahil insanlar arasında, o kadar meşhur bir yere sahip olmuştur ki, adeta yabancı kökenli olan mişkât, siccîl, kıstas kelimeleri gibi artık Arapçalaşmıştır. Onun için onun göstereceği delaletler, diğer Arapça ifadeler gibi makbuldür.”

Bediüzzaman’ın da ifade ettiği gibi, Kur’an-ı Kerim’in pek çok açıdan mucizevî yönleri olduğu gibi, kelimelerinde, cümlelerinde ve nazmında da birçok harikalar vardır. Madem ki Kur’an’ın ayet ve kelimelerinin gösterdiği hakikatlerde mucize izleri vardır, elbette o ayet ve kelimeleri teşkil eden harflerinde de onun mucizevî işaretleri olacaktır. Kudret sıfatının kelimeleri olan moleküller ve harfleri olan atomlar Allah’ın birliğini ve sonsuz kudretinin mucizelerini gösterdiği gibi, elbette kelam sıfatından gelen Kur’an’ın molekülleri hükmünde olan kelimeleri ve atomlar hükmünde olan harfleri de çok manidar icaz işaretlerini göstereceklerdir.

Çünkü Kur’an her şeyi kuşatan bir ilimden gelmiştir. İnsanların cüz’î ve dar havsalalarından çıkan ifadeleriyle kıyaslanamaz. Müfessirlerin binler hakikatleri ifade eden tefsirleri bunun delilidir. Bununla beraber onların açıklayamadıkları Kur’an’ın daha pek çok hakikatleri özellikle, harflerinde ve sarih manasından başka işarî manasında pek çok mühim ilimler vardır.

İşarî tefsir metodu İslam âlimlerinin büyük çoğunluğu tarafından kabul görmüştür. Ebced hesabı da işin uzmanı olanlar tarafından bu işarî tefsir metodu çerçevesinde değerlendirilmiştir.

Allah’ın, sonsuz ilmiyle her şeyi nasıl kuşattığını ve her şeyi nasıl bir bir saydığını gösteren tevafuk tablolarını ve kelimelerin aritmetik değerlerinin Kur’an nazarındaki değerini anlamak için Kur’an’ın kendisine bakmak yeterlidir.



Konuyu açacak birkaç misal verebilir misiniz?

Mesela; Abdullah b. Mesud şöyle diyor: “Besmelenin harfleri, cehennem zebanilerinin sayısı kadar olup 19 tanedir. Dolayısıyla, bu 19 zebaniden kurtulmak isteyen, 19 harfli besmeleyi okusun. Bunu okuyan kimse için Allah, bu harflerden her birisini, bir zebaniye karşı bir zırh yapar. Cehennem meleklerinin kendileri de bütün işlerini besmele çekerek yaparlar. Bütün güçlerini de besmeleden alırlar.” Görüldüğü gibi, İbn Mesud, sayısal bir tevafuk tablosuna göre bir tefsir yapmıştır. Aslında bu çeşit tefsirler, “merfu” olarak, yani Hz. Peygamber’den (a.s.m.) öğrenilerek yapılır. Çünkü, gaybî bir mesele olan zebanilerin durumunu ve besmele ile ilgilerini başka şekilde kesin olarak bilmek imkânsızdır.

İbn Atiyye ve Savi gibi müfessirlerin anlattığına göre, Kadir Suresi’nde Ramazan ayının günleri sayısı kadar, yani 30 adet kelime yer almıştır. Bu kelimelerden Kadir Gecesi’ne ait bir zamir olan “hiye (o)” edatının, surenin 27. kelimesi olarak zikredilmesi, Kadir Gecesi’nin Ramazan’ın 27. gecesinde olacağına bir işaret sayılmıştır. Bazı âlimlere göre “Kadir Gecesi” anlamındaki “Leyletü’l-Kadr” terkibinin 9 harfi vardır ve bu terkip surede üç defa tekrarlanmıştır. 3×9=27 yapar. Bu tevafuk da Kadir Gecesi’nin Ramazan’ın 27. gecesinde olduğunu gösterir.



Ebced hesaplamasıyla elde edilen bilgilerin doğruluk derecesi nedir?

Tevafukların, bir kasıt, bir irade ve bir ilmi gösterdikleri ölçüde bir değer ifade edecekleri açıktır. Kur’an’da, tesadüfün imkânsız olduğunu düşünenler için, bütün tevafukların ilmî bir değer ifade etmesi tabiîdir. Mutezilelerin, Batınilerin, Cehmiyelerin vb. yanlış fırkaların dayanakları da çoğu zaman Kur’an olduğuna göre, elbette ölçüsüz bir şeyler aramak ve el yordamıyla hareket etmek yanlıştır.

Ancak şunu da unutmamak gerekir ki, bir hakikati yanlış değerlendirenlere küsüp de gerçeği inkar etmek akıl kârı değildir. Mesela; bir kimse, bir hadis-i şerife yanlış bir mana verse, hadisi inkar mı, yoksa hadisin asıl manasını göstererek onun haysiyetini ve şerefini korumak mı gerekir? Elbette bu sorunun cevabı bellidir. Aksi takdirde, hadislerde uyulması emredilen ümmetin büyük ekseriyetini teşkil eden ve “sevad-ı azam” denilen ehl-i sünnetin inzivaya çekilip meydanı ehl-i bid’ate bırakması lazım gelir. Bu ise realitelere terstir.

Bazıları da hak bildikleri bir takım gerçeklerin, ehliyetsiz ve yanlış bir yolda gidenlerin elinde gördükleri için onu inkâr etmekte bir beis görmezler. Bu davranış, Hz. Ali’nin meşhur tavsiyeleri arasında yer alan, “Önce hakkı tanıyın, sonra insanları hak ölçüsüne göre tanımaya çalışın” tavsiyesine aykırıdır.

Bediüzzaman’ın da belirttiği gibi, eğer bir tevafuk, değişik yönlerden bir hadiseye baksa, ona uygun düşse, makam ve manaya münasip olsa, böyle bir tevafuk işaret derecesine çıkar. Böyle durumlarda “Bu tevafukla şu ayet, şu hadiseye işaret ediyor” denilebilir. Yine, bir ifadenin içerisinde yer alan kelimelerin diziliş şekilleri ve harfleri, o ifadenin anlamına ne kadar yakın olsa, ne kadar münasebet ipçikleriyle bir örgü kurabilse, o ifadenin ulvileşmesine o ölçüde katkı sağlar. Bu husus, belagat ilminin önemli bir kaidesidir.

İşte, Kur’an’ın kelime ve harflerinde değişik şekilde görülen ve doğru olarak gösterilebilen tevafuklar, bir belagat ve edebî sanat ifade ettikleri gibi, aynı zamanda gaybî haberler veren birer işaret lambaları görevini görürler. Şu var ki, dikkatsizler, bu manevî trafik lambalarını görmeden geçebilecekleri gibi, manevî kazalara da sebebiyet verebilirler. Allah’tan bu gibi manevî ifrat ve tefrit kazalarından bizi korumasını dilerim.



Üstad Bediüzzaman Said Nursî eserlerinde ebced hesabını zaman zaman kullanıyor. Bu konuda neler söylersiniz?

Üstad Bediüzzaman Said Nursî bu işi çok iyi bilen âlimlerden biridir. Onun zahirî ilimler yanında batınî ilimler alanında da söz sahibi olduğu tartışmasızdır. Özellikle vehbî ilimlere de sahip olduğunu onu yakından tanıyanlar kabul etmişlerdir. Hayatında kaynak sayılan doksandan fazla eseri hıfzına alan bir şahsın ilminden kimsenin şüphe etmeye hakkı olmadığı gibi, hayatı boyunca Kur’an dükkânının bir dellalı olarak Allah’ın rızasından başka hiçbir şeyi, hatta cennet ve cehennemi dahi düşünmeyen ve bunları ihlasa aykırı bulan bir zatın takvası da elbette tartışmasızıdır. Zaten Şarkta ve Garptaki İslam âlimlerinin kendisine Bediüzzaman unvanını layık görmelerinin gerekçesi de onun bu harika durumudur. Üstad manevî cihadında her türlü ilmî silahı kullandığı gibi, ebced hesabının lazer silahlarını da kullanmayı ihmal etmemiştir.

Evet, şu bir gerçektir ki, z
ihinlerin çatallaştığı, düşüncelerin ayrıştığı, fikirlerin çatıştığı, duyguların kirlendiği, akılların körleştiği, gönüllerin çekiştiği, bilimlerin çeliştiği, pusulaların şaştığı, trafiğin alt üst olduğu şu ahirzaman kavşağında oturan Risale-i Nur, şaşmaz bir trafik lambasıdır. Kırmızı lamba yaktığı her yol bir çıkmaz sokak, yeşil ışık yaktığı her geçit ferdî ve içtimâî hayat akışı bakımından en uygun, en güvenli yol, en işlek bir cadde-i kübra olduğu, yetmiş yıllık bir tecrübeyle sabittir.



EBCED HESABIYLA AYETLERDEN ÇIKARILAN BAZI HADİSELER

Hz. Ali ile Muaviye arasındaki hadise: İzz b. Abdüsselam’ın bildirdiğine göre, Hz. Ali, Şûrâ Suresi’nin başında yer alan “Ha Mim Ayın Sin Kaf” harflerinden, Muaviye ile kendisi arasında vuku bulan hadiseleri çıkarmıştır.

Mısır’ın fethi: Enbiya Su
resi’nde geçen, “Andolsun Zikir’den sonra Zebur’da da, ‘Yeryüzüne iyi kullarım vâris olacaktır’ diye yazmıştık” mealindeki ayetten İbn Kemal, Sultan Selim’in Mısır’ın Osmanlı ülkesine ilhak tarihini çıkarmıştır. Ayette Tevrat yerinde kullanılan “ez-Zikr” kelimesi, ebced hesabı ile konunun düğümünü çözen anahtar kelimedir. Ayette “ez-Zikr’den sonra” tabiri kullanılmıştır. Bu kelimenin ebced değeri (okunmayan lam hariç) 921’dir. Mısır’ın fetih tarihi ise, hicrî 922’dir. Demek ki ayet işarî manasıyla hicrî 921’den sonra fethin gerçekleşeceğini ifade etmiştir.

İstanbul’un fethi: Molla Camî, Sebe’ Suresi’nin 15. ayetinde geçen “beldetün tayyibetün” ibaresinden ebced hesabına göre hicrî 857 (miladî 1453) tarihini çıkarmış ve İstanbul’un fethinin bu ayetle de müjdelendiğini haber vermiştir.



RİSALE-İ NUR’DA CİFİRLE İLGİLİ ÖRNEKLER

Bediüzzaman Said Nursî, Fil Suresi’nin zahirî manasının Ebrehe’nin Kâbe’ye saldırısını anlattığını, bu surenin işarî manasının ise sonraki asırlarda Fil Hadisesi’ne benzer olaylara işaret ettiğini söylemektedir. Surenin “Onlara ateşten pişirilmiş taşlar attılar” mealindeki ayetinin ebced hesabıyla 1359 (miladî 1940) ettiğini belirtmekte; bu tarihte ise İkinci Dünya Savaşı cereyan etmektedir. Bediüzzaman’a göre bu ayet, dünyayı dine tercih eden ve insanlığı yoldan çıkaran medeniyetçilerin başlarına semavî bombalar ve taşlar yağdırılmasına tevafuken işaret etmektedir. (Sikke-i Tasdik-i Gaybî, s. 73)

Yine Bediüzzaman’a göre Asr Suresi’nin cifir ilmiyle yorumlanmasında da asrımıza işaret eden manalar görülmektedir. “Yemin olsun asra. İnsan muhakkak hüsrandadır” ayetinin ebced hesabıyla makamı 1324 (miladî 1906) etmektedir. Bu dönem ise Balkan ve Trablusgarb Savaşı’na, Birinci Dünya Savaşı’nın alt yapısının oluşmaya başladığı yıllara, şeair-i İslamiye’nin tahrip edildiği dönemlere rastlamaktadır. “Ancak iman eden, güzel işler yapan müstesna…” ayetinin ebced değeri 1358 (miladî 1939) etmektedir. Bu dönem de İkinci Dünya Savaşı’na rastlamaktadır. Bu dönem belki de insanlık tarihinin en karanlık günleridir. Bu hasaret zamanının tehlikelerinden kurtulmanın tek çaresi ise “iman etmek” ve “güzel işler” yapmaktır. Bediüzzaman’a göre hasaretin tek nedeni şükürsüzlük, küfür ve küfran, fısk ve sefahettir. (Sikke-i Tasdik-i Gaybî, s. 70) Doç. Dr. Niyazi Beki


alıntı
Cevapla
zivali28 12:31 10.06.15
Allah razi olsun abi guzel cevap
Cevapla
halildogan66 18:45 17.04.16
allah razı olsun kardeşim
Cevapla
lokmn 16:01 20.04.16
Allah razi olsun
Cevapla
Ahmet Can 12:14 05.06.16
Allah razı olsun
Cevapla
Bendis06 21:21 31.08.16
Bence günah hemde alakasız
Cevapla
Sin 21:58 31.08.16
Bendis06 Nickli Üyeden Alıntı:
Bence günah hemde alakasız
Matematikte günah o zaman değil mi... kimya tıb değil mi
Cevapla
PARADOX 23:01 31.08.16
bence günah degil diye düşünüyom..çümkü her ayetin sayısı vardır...
Cevapla
kaplantirnova 16:14 29.12.16
çok faydalı bilgiler bence
Cevapla
Etiketler:cifir, ebced, gunah
1 2 
Cevapla Up

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143