Tasavvuf Sohbetleri

Rabıta yapmak değil, yapmamak şirktir, küfürdür. - Havas Okulu
Mobil Görünümdesiniz Klasik Görünüm için TIKLAYINIZ Kayıt ol
Havas Okulu
Etiketlenen Kullanıcılar

Tasavvuf Sohbetleri>Rabıta yapmak değil, yapmamak şirktir, küfürdür.
Hal 09:00 30.04.19
Rabıtasızlık müminin hali değildir. Mümin nasıl bağsız, bağlantısız olur? Mümin kuldur, Allah’ın kulu... Allah’ın cemaline kul-köledir mümin. Gönlü her an Rabbine bağlı olmayana mümin denir mi? Kul denir mi?

Müminin gönlü sahralarda, tenhalarda, dünyanın balçığı içinde dolanır mı hiç! Mümin Rabbine âşıktır ve gönlü sevgilisinden bir an dahi ayrılmaz. Gönlü zapt û rabt altında ve daimi irtibattadır.

Ve kelime anlamı olarak rabıta; bağdır, bağlantı kurmadır, ilgidir, ilişkidir, irtibat kurmaktır, irtibatta olmaktır, gönlü bağlamaktır, sevip kenetlenmektir.

Rabıta şirkten kurtulmak için yapılır. Dünyevi bağlarından, irtibatlarından, gönlü meşgul eden parazitlerden, nefsin arzu ve isteklerinden, şeytanın vesveselerinden, bedenin istek ve hazlarından kurtulmuş olup aşk haline erişebilmiş, aklı fikri Rabbinde olan, daimi olarak zikir halinde ve her an huzurdaki biri için bir Allah dostunun gönlü üzerinden rabıta halini kazanmasına tabi ki ihtiyaç yoktur. Fakat bu halimiz yoksa bu haldeki birinden bunu öğrenmek ve talim etmek hem bir zarurettir, hem de bir haktır.

Kaynağın başında olmak marifet değildir. Marifet, ağzını suya tutmaktır. Ve fakat bu yolun bir cilvesidir ki pınarın başındaki herkes ağzını tutmak yerine ensesini suya tutar.

Biz meşreb-i sufiyye ve tarikat-ı aliye erbabıyız ve yolumuzun olmazsa olmazı rabıtadır. Yani gönül bağıdır. Zikirsiz rabıta erdirir ama rabıtasız zikir asla erdirmez. Sadece sevap kazandırır. Ve gönül bağı, gönül bağlantısı olmayanların mürşitlerinden feyz ve muhabbet alıp nefislerinden temizlendikleri ve yolculuk yapıp ilerledikleri görülmemiştir.

Bununla beraber, kaynağa en yakın olanlar, gönül kovasını rabıta ile mürşidinin gönül pınarına dayamış olanlardır. Ve ancak kaynağa yakın olanlar, Allah’a yakın olabilirler.

Rabıta sadece Allah'a yapılır. Fenaya ermemiş, Allah’ta yok olmamış kişiye rabıta yapılmaz. Nefsinden kurtulmuş ve Allah'ın, zatıyla sıfatlarıyla ve esmasıyla tecelli etmiş olduğu mürşid-i kâmilin ilahi varlığına Allah adına rabıta yapılır.

Ve sahabenin Resulullah Efendimizi düşünmesi, onun derdini dert edinmesi, davasını dert edinmesi, onun işlerini takip etmesi, hizmetinde bulunması rabıtadır. Canından çok sevmesi rabıtadır. Uğrunda savaşması rabıtadır.

Resulullah Efendimiz’le beraber olan sahabelerin gönlü sürekli Resulullah Efendimiz’le meşgul olduğu ve sürekli irtibatta oldukları için Resulullah’a zahiri ve manevi yakınlık kazanmışlardır. Yani rabıta, sahabenin kendi dertlerini ve işlerini ikinci plana atıp Resulullah Efendimiz’le meşgul olmasıdır.

Ve ben rabıta derken hayal kurmayı kasdetmiyorum. Mürşidin resmine bakmayı ve ya da mürşidi hayal etmeyi kasdetmiyorum. Hakkın yolu haktır ve hakikattir. Öyle düşünmeyle, hayalle olmaz bu işler. Resulullah Efendimiz ve sahabesi nasıl uygulamışsa bizim de öyle uygulamamız lazım. Sahabenin Resulullah Efendimizi canından, malından, evladından daha çok sevmesini kast ediyorum. Sahabenin Resulullah Efendimiz’e "Anam babam sana feda olsun!" demesini kast ediyorum. Aradaki bu aşkı kast ediyorum. Bu gönül bağını, onların Efendimiz’i bir an bile unutamamasını, onsuz duramamalarını kast ediyorum. Bu gönül beraberliğini, bu kenetlenmeyi...

Ayette Rabbimiz der: “Ey iman edenler! Sabredin ve sabırda yarışın ve gönlünüzü bağlayıp kenetlenin!” ALİ İMRAN:200

Ve ayette Rabbimiz yine der: “De ki: Eğer Allah'ı seviyorsanız bana tabi olun ki Allah da sizi sevsin!” ALİ İMRAN:31

Ve Resulullah Efendimiz’in varisi olan, zikr-i daim halindeki mürşid-i kâmilin yoluna uyup ona tabi olmayı ve onu sevmeyi, gönlümüzü onunla meşgul etmeyi kast ediyorum.

Ayette Rabbimiz der: “Gönlünü bana yöneltmiş olan kimsenin yoluna tabi ol!” LOKMAN:15

Zaten bu sufiliğin özüdür, esasıdır. Nefisten kurtulmanın tek yolu budur. Nefsi aradan çıkarmanın, kendi benliğimizden kurtulmanın tek yolu nefse "Ben" yerine "Sen" demeyi öğretmektir. Allah Resulünü ve onun davasını, şahsını ve ona dair her şeyi önceleyerek kendimizi geri plana atmaktır. Kendi arzu ve isteklerimizden kurtulmaktır.

Çekilirsen aradan geri kalır Yaradan. Bu kendimizi aradan çekmektir. Gönlümüzü Allah’a bağlamaktır. Gönül arşımızı Rabbimize teslim etmektir. Mürşid-i kâmilin gönlündeki Allah’a inabe edip, yönelmektir. Ve bu bir sevgi bağıdır. Allah’ın sadık kullarıyla bağ kurmak ve onlarla beraber olmaktır.

Ayette Rabbimiz der: “Ey iman edenler! Allah'a karşı takvalı olun ve sadıklarla birlikte olun!” TEVBE:119

Ve maalesef bilip öğrenmeden, künhüne vakıf olmadan rabıta hakkındaki yanlış uygulamaları esas alarak rabıtayı Allah ile kul arasına girmek olarak değerlendirenler sababe-i kiram efendilerimizin Resulullah Efendimiz’le olan bu bağlarına, iritibatlarına, aşklarına ve fedakârlığına o gün şahit olsalardı sahabelere müşrik derlerdi. Ve Resulullah Efendimiz’e "Allah’ın kitabı varken neden Allah ile kul arasına giriyorsun?" deyip onu tekfir ederlerdi.

İşiyle, eviyle, arabasıyla, sevgilisiyle, parayla, dünyayla yüzlerce gönül bağı olan insanların Resulullah Efendimiz’in tabiriyle "görüldüğünde Allah hatırlanır" dediği, her an huzurda olan ve zikr-i daim halinde, daimi ihsan halindeki velilerine, dostlarına dil uzatmasını anlamak gerçekten mümkün değil!

Rabbini hiç unutmayan, Onu her zerresinde tadan, her döndüğü yerde Rabbini gören bir kul... Bu haldeki biri gelip rabıtaya şirk demez. Diyenlere bakın, göreceksiniz ki Rabbinin dinini sindirerek yaşayan değil, edebiyatını yapan bir kardeşimizdir ve çoğu zaman yüzünde meymenet yoktur. Ve dersini gönlümüzdeki sırat-ı müstakimin üzerine oturup Allah ile aramıza girmiş olan şeytandan almıştır.

Evet! Dinini Martin Luther King'den öğrenenler "Allah ile kul arasına kimse giremez." derler. Hâlbuki Allah dostları, Allah ile kul arasına girmeden Allah ile kulu arasındaki perdeleri kaldırır ki, zavallı gundi Luther bunu ne bilsin!

Ve biz her halukarda dinimizi Kur'an'dan öğrenelim.

Rabbimiz der: “Kim Allah'a ermişse, hidayetteki odur. Ve birini delalette bırakırsa, o kimse için veli olan mürşidi bulamazsın!” KEHF:17

Rabbimiz bizi kendisine dost olanlardan eylesin! Yakınlığını tadanlardan eylesin! Bizi sarıp kuşattığını tadanlardan eylesin! Bize bizden daha yakın olduğunu tadanlardan eylesin! Bizi bir an bile nefsimizle baş başa bırakmasın! Bir an bile zatından gafil ve mahrum eylemesin!

Diğer bir yanlış algı da şudur ki; bazı insanlar zanneder ki, bir mürşide tabi olanlar istediklerini artık Allah’tan değil de mürşidinden isterler. Hâlbuki derviş mürşide isteklerinden, emellerinden, arzularından, hırslarından kurtulmak için tabi olur.

Ve oysa derviş, sadece Rabbini ister, onu özler, onu arzular.

Bazıları der ki; Aracı kullanma! İstediklerini direk Rabbinden iste!

Zannederler ki, dervişler de onlar gibi "Şuyum olsun, buyum olsun, onu ver, bunu ihsan et, şunu lütfet, bunu ikram et! Ha bi de şunu bi zahmet!" diye dua ederler.

Bilakis dervişin tek bir duası vardır ve o şudur: "Yalnız seni seviyorum ve bir tek seni istiyorum."

Ve mürid; irade eden, isteyen demek... Rabbini isteyen. Bu yüzden "istediklerini Rabbinden iste!" diyenlere bir sözü vardır dervişin;

"İstediklerini bırak, Rabbini istemeye bak! Zira O sende olunca her şey senindir."
Dünyanın En Büyük Havas ve Gizli ilimler Sitesi
Facebook Twitter Google Digg LinkedIn tumblr Getpocket Reddit Email
Cevapla
Cevapla Up

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146