Tasavvuf Sohbetleri

Ben Rabbimizi istiyorum dediğinde, bütün isteklerin bitmesi gerekir - Havas Okulu
Mobil Görünümdesiniz Klasik Görünüm için TIKLAYINIZ Kayıt ol
Havas Okulu
Etiketlenen Kullanıcılar

Tasavvuf Sohbetleri>Ben Rabbimizi istiyorum dediğinde, bütün isteklerin bitmesi gerekir
Hal 11:52 30.04.19
Mürid, isteyen demek... İrade eden. Mürid Allah'ı istiyor, kendi özünü, kendi hakikatini istiyor. Müridin bununla beraber başka bir şey istememesi lazım. Ben Rabbimizi istiyorum dediğinde, bütün isteklerinin bitmesi gerekir, o anda gönlünün susması gerekir.

Dünyaya ait, bedenine ait isteklerinin bitmesi gerekiyor ki Allah o isteğini hissetsin. Kulunun kendisinden başka hiçbir şeye meyletmediğini, hiçbir şeyi arzulamadığını, sevmediğini aşkının sadece Allah’a ait olduğunu ve sadece Rabbini tercih etmiş olduğunu Allah görsün. Allah'tan başka bir şey görmediğini, onun gözünde ve gönlünde her şeyin silik olduğunu ve dünyaya karşı sarhoş olduğunu görmesi lazım.

Bu hali sana mürşid-i kâmil veriyor. Bu yüzden yola girdiğinde sana mürid deniyor, talip deniyor. Allah’ı talep eden... Önce mürid ve talip oluyorsun ki bu gerçek manada mümin olmaktır. Yoksa hiç Rabbini istemeyen mümin olur mu? Rabbine karşı kayıtsız olana mümin denir mi?

Ve Allah'ı talep ederken, onu irade edip isterken onun yanında başka şeyler de talep etmenin ismi ne oluyor? Şirk! Yani hem diyorsun benim ruhum Allah'tan gelmiş, ben Allah’a aidim ve Allah'ı istiyorum hem de onunla beraber şunları şunları da istiyorum. Olmadı. Eğer başka şeyleri de seviyor ve istiyorsak o şirk oluyor. Onu da seviyorum, onu da istiyorum seni de seviyorum seni de istiyorum. Olur mu böyle?

İyyake na'budu ve iyyake nestain.
Yalnız seni seviyoruz ve bir tek seni istiyoruz.

O sana geldiğinde, gönlüne tecelli ettiğinde ne istersen onunla istiyorsun ve bu ol emridir. Ona bırak! O senin için en güzeli ister ve en güzel olan O'dur, onun cemalidir. Onun sadece bir isminin bir tecellisini müşahede eden kişi artık yemeğe ihtiyaç duymaz, uyumaya isteği kalmaz, mutlu olmak zevk almak için hiçbir şey aramaz. Zira o artık neye baksa bu hayatta bir insanın en zevkli şeyden aldığı zevkten çok daha fazlasını alır.

Ve Rabbinin bir tecellisini müşahede eden, onun güzelliğinin bir zerresini gören artık hiçbir şeyi güzel göremez demiyorum, bilakis her şey ve herkes onun gözünde Rabbiyle daha da güzelleşir.

Şirk Allah'ı sever gibi başka şeyleri sevmektir. Tevhid ise gönlündeki aşkı Allah için birlemektir. Tek bir yere yöneltmektir.

Mürşid-i kâmil seni kabul ettiğinde senin gönlünde yüzlerce sevgi vardır. Bu yaşına kadar gönlün neye yönelmişse onu sevmişsin ve gönlün puthaneye dönmüş ama senin haberin yok. Ve sen o sevdiklerinle beraber sensin.

Gönül dediğimiz yer, sevgi fabrikasıdır; sevginin, aşkın üretildiği mekândır. Sevginin var edildiği yerdir. Aşkın yeridir. Sevdiğin her şey oraya doluyor, sevgiyle, muhabbetle baktığın her şey gönlüne doluyor ve bunların toplamı da sensin.

Neyi istiyorsan, neyi seviyorsan, o sevgiyle neyi içine almışsan sen onların toplamısın.

Mürşid-i kâmil senin o sevdiklerinin hepsini senden aldığında sen yok olursun. Bu yüzden bir anda almaz, bu yüzden seyr û sülukta bir zamana ihtiyacın var. Mürşid-i kâmil bir anda seni Hakk aşığı yapmıyor. Allah'tan başka gözü, gönlü bir şey görmeyen, Allah'tan başka bir şeyi sevmeyen bir varlık olmuyorsun hemen.

Derviş hatalı, kusurlu bir varlıktır, şirke sahip bir varlıktır. Yola girmeden önce gönlünün önünde isteklerinden ve sevdiklerinden oluşan kat kat perdeler var ve onlar gönlünü örtmüş. Hakiki varlığını örtmüş. Arkadaki o aşkın, Allah’a olan özlemin, Allah’a olan rağbet ve isteğin, ait olduğu yere gitme isteğinin barındığı alana mürşid-i kâmil müdahale ediyor ve deyim yerindeyse onun gönlünden tutup ön tarafa çekiyor. Ve sen bunu hissediyorsun.

Artık senin Allah ile bir derdin var. Allah’a karşı bir iştiyak oluştu sende... Tasavvuf yoluna intisab eden, tarikate girmiş, Allah’a inabe etmiş, gönlü Allah’a yönelmiş olan bir derviş bakıyorsun ki bir anda tertemiz oldu.

Fudayl Bin İyâd Hz. buyurmuştu: Allah aşkının, Allah’a iştiyakın alameti odur ki seni nefsaniyetten, nefsinin isteklerinden bir annenin çocuğunu sütten kesmesi gibi keser.

Mürşid-i Kâmil onun gönlünü, gönlünün arka planındaki ruhun o iştiyakını öne çıkardığında derviş zannediyor ki dünya onun gözünde ve gönlünde bitti. Tertemiz oldu.

Artık dünyaya karşı bir isteği yok. İçinde müthiş bir aşk oluşmuş. Her anda Rabbinin hesabını yapıyor ve tüm mahlûkata bakarken sevgiyle bakıyor, aşk ile bakıyor.

Sonra bakıyorsun kısa bir zaman geçiyor ve o yeniden normal bir insana dönüştü. Ama artık o iki yönlü bir varlık ve bunun ayrımı keskin. Hem dünyaya meyleden bir nefsi var ve hem de artık içinde Allah’ın aşkı da var. Onun artık ruhunun Allah’a olan özleminin olduğu tarafa destek vermesi gerekiyor. İradesini o yönde kullanması lazım.

Eğer derviş ilk zamanki halini koruyabilmiş olsaydı, ilk tabi olduğu halini korumuş olsa ve nefsi ile mücahede etmiş olsaydı, bedenine biraz yüklenmiş olsaydı, zikir, rabıta, tefekkür ve ibadetlerle vaktini geçirip nefis tarafını komple kapatabilmiş olsaydı o Allah’a vasıl olmuştu. Ruhundaki iştiyak onu bir şimşek gibi yukarı çekerdi. Fakat tabi bu istisnai bir durumdur.

Aslolan seyr'dir. Yolculuktur. Sindire sindire hazmede hazmede yaşayarak, tadarak olgunlaşmaktır.

Gönlümüzdeki aşkı, iştiyakı harlayıp nefisten uzak durmak lazım. Ve o aşk büyüyüp tüm gönlü sardığında, bir kor gibi orayı yaktığında yani ateşe atılmış bir demir gibi korlaşıp kızıllaşarak ateşleştiğinde orası artık Allah’ın tecelligahı olmaya hazırdır. Zira nefsin istekleri, benlik yanmış yok olmuştur.

Artık onun gözünde dünya yok. Dünyaya ait istekler yok. Mürşid-i kâmil bu haldedir ki sana bu hali verebilmiş. Mürşid-i kamilde insan bu hali hisseder. Ben bu dünyaya ait değilim der. Ben ahiretteyim der. Bakışı öyledir, ben ahiretteyim size ordan sesleniyorum siz de buraya gelin der. Ben huzur-i ilahideyim, arş-ı aladayım siz de buraya gelin der. Bu onun oturuşuna, bakışına, her sözüne yansır ve insan bunu hisseder.
O aşk makamındadır. Allah’ın varlığındadır. Dervişin bu hale gelebilmesi için mürşidiyle ünsiyet peyda etmesi lazım. Onun varlığının mürşidinin varlığına alışması lazım ki ondaki o güzellik ona sirayet etsin. Sürekli mürşidini hatırında tutması lazım ki ondaki o hal ona da sirayet etsin. Ama eğer biz mürşidimiz dışında başka şeylerle beraber olmaya, onlarla muhabbet etmeye, yakınlaşmaya devam edersek onların hali bize bulaşır.

Dünyadan bir şeylere yakınlaşıp onlarla vakit geçirirsek onların hali, kokusu bize bulaşır, üstümüze siner. Bu yüzden dervişin buraya ait olmayan, Allah ehli olan, Allah’a mensub olan, Allah’ın varlığında olan, varlığını Allah’ın varlığında eritip yok etmiş birinin huzurunda durmayı öğrenmesi lazım. Onun yanında olmaya çalışması lazım. Onunla beraber olmaya çalışması lazım.

Mürşid-i kâmil huzur-i ilahidedir ve senin de sürekli onunla beraber Allah'ın huzurunda durmaya çalışman gerekir. Onunla olduğun kadar onun kokusu, onun hali, onun ahlakı sana sirayet eder ve Rabbimizin istediği gibi bir kul olursun. Sevdiği, razı olduğu bir kul... Allah dostu.

Allah bizi güzelliği ile güzelleştirsin ve kendi boyasına boyasın inşallah!
Dünyanın En Büyük Havas ve Gizli ilimler Sitesi
Facebook Twitter Google Digg LinkedIn tumblr Getpocket Reddit Email
Cevapla
Cevapla Up

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146