Tasavvuf Sohbetleri

benim Rabbim Allah'tır sözü Ene'l Hak sözünden daha haktır - Havas Okulu
Mobil Görünümdesiniz Klasik Görünüm için TIKLAYINIZ Kayıt ol
Havas Okulu
Etiketlenen Kullanıcılar

Tasavvuf Sohbetleri>benim Rabbim Allah'tır sözü Ene'l Hak sözünden daha haktır
Hal 11:54 30.04.19
"Firavun ehlinden imanını gizlemekte olan mümin bir adam dedi: Benim Rabbim Allah'tır diyen bir adamı mı öldürüyorsunuz? Oysa o, size Rabbinizden beyyinelerle geldi." MÜMİN:28

Nasip olursa bu ayeti biraz açacağım. Biz insanlar Allah bizim Rabbimizdir deriz. O bizi eğitir, terbiye eder, olgunlaştırır, tekamül ettirir, mürebbilik yapar. Fakat Allah resulleri benim Rabbim Allah'tır derler ve "men aref" hadisi mucibince nefsini tanıyanın Rabbini tanımış olduğunu bilirler. Bunun Türkçesi şudur; senin Rabbin senin özündür, zatındır, aslındır. Safiyete erdiğinde Rabbine ermiş, aslını bulmuş olursun ve kendini bilmiş, bulmuş ve gerçek manada kendin olmuşsundur. O rabbindir.

Yani benim Rabbim Allah'tır sözü Ene'l Hak sözünden daha haktır.

"Benim Rabbim Allah'tır" diyen birini öldürmeye kast edenler dinsiz olmalılar diye düşünürüz fakat tarihte hiç bir zaman dinsiz bir kesim yoktur. Ve her din savaşını yerleşik dine karşı verir. Dine karşı din... Bize anlatıldığı gibi Firavun dinsiz imansız bir ateist değildir. Bilakis bir inancı, felsefesi ve yolu vardır ve o kendisine tabi olanları rüşde çağırır, irşad edeceğini vaad eder.

Hud Suresi: 96-98 Ve andolsun ki Musa’yı ayetlerimiz ve mübin olan sultan ile gönderdik. Firavun ve onun ileri gelenlerine… Fakat onlar, Firavun’un emrine tabi oldular. Ve ama firavunun emri irşad edici değildi. Kıyamet günü kavminin önüne geçerek onları ateşe vardıracak. Ve ne kötü bir yerdir, vardırılan yer!

Aynı şekilde Mekke müşrikleri adlarından da anlaşılacağı üzere inançsız değil müşriktirler. Yani Allah'ın astında ilahlaştırmış oldukları kişiler ya da şeyler mevcuttur. Kur'anda sıkça vurgulanan ve Allah'tan başkasını ilah edinmek ya da Allah dışında ilahlar diye çevrilen ayetlerdeki "min dûnillah" hâşâ Allah'ın dışı ya da ondan başkası değildir. Ondan yakını, berisi, astı diye çevrilmesi daha uygun olur ki "ilahen min dûnillah" ilahlaştırıp onu kendine Allah'tan daha yakın hissettiğin varlığı ifade eder.

Zümer:3- Dikkat edin! Halis din Allah'ındır! Ve O'ndan başkasını veliler edinenler… Biz ancak onlara, bizi Allah'a yaklaştırmaları için abd oluyoruz.

İşte Rabbimiz buna kızar. Bakın şunu iyi anlayalım; ezeli, ebedi ve sonsuz olan Allah'ın dışı yoktur ve başkası kelimesi haddizatında ona hakarettir. Sonsuz olan varlık kendisi dışında bir şey yaratırsa sonsuz değilmiş olur, içinde yaratırsa eksilmiş olur ve her yerin dışında bir yer olursa o zaman o heryer, heryer olmaz. Öncelikle bakışımızın düzgün olması gerekir.

Hatırlayalım! İkilik yok birlik var, yalnız bunda dirlik var, yalnız bir din bir ilah, la ilahe illallah.

Allah'ın velisini, o Allah'tan başkası değil diye veli edinirsin ki bu Allahı veli edinmenin kapsamındadır. Rabbimiz benden başkasını dost edinme derken, akabinde ısrarla müminler müminlerin velileridir der ve Allah'ı, Resulünü ve müminleri veliler edinmemizi emreder.

Sahabeler Resulullah Efendimizi anasından, babasından, eşinden, çocuklarından ve hatta kendi nefislerinden daha fazla ve aşkla sevdikleri için sahabe oldular ki onların fedakarlık ve gözü karalıkları bir müşriğin taptığı putuna beslediği sevgiden daha taparcasınadır fakat Rabbimiz buna abd olma tabirini kullanmaz bilakis tabiiyet ve itaat diye tanımlar.

Sahabe Resulullah Efendimizi ölümüne severek ona tapmış olmadı, sadece tabi olmuş oldu, itaat etmiş oldu. Zira resule itaat Allah'a itaattir ve mümin tevhid ehlidir. Birler, bir görür. Üst sıraya Allah'ı alıp astında ikinci sıraya resulünü almak ve onu Rabbinden ayırmak şirktir. İşte o zaman min dûnillah olur. Bu yüzden sufi mürşidini, peygamberini Rabbinde birler, ayrılık görmez. Zira Allah'ta fena bulmadan nebi olunmaz, nebide fena bulmadan mürşid olunmaz. Bu manada fena fiş şeyh, fena fir resul ve fena fillah tek makamdır ve aynı andadır. Mesele mürşidimizde yok olmaktır, onun gibi olmaktır, o olmaktır.

Konu fazla dağılmadan, Resulullah Efendimiz dine karşı din ile mücadele etmiştir. Kafirun Suresi'ndeki "Ben sizin taptıklarınıza tapmam, siz de benim taptığıma tapmazsınız" ayeti bu duruma işaret eder.

Allah dostlarından biri demişti; Alemde aşık yoktur, çünkü aşk kendisini tamamladığında aşık maşukta yok olur, maşuk olur. Yani çekilirsen aradan geri kalır yaradan.

Evet, Allah’a kul olmak demek onun aşkına kul köle olmaktır. Tapmak demek taparcasına sevmektir ve Allah’a "ilahım" demek gözümüz kararırcasına onu aşkla sevmektir. Maalesef duygusuz, aşksız din adamlarının dilinde din içi boş hissiz ve duygusuz bir hale geldi.

Aşkla ve iştahla yapılan secde mi makbuldür yoksa cebren ve isteksiz olarak sadece kul ya da köle olma şuuruyla duygusız bir şekilde yapılan secde mi?

Resulullah Efendimiz sahabelerine "Ahir zamandakiler sizi görselerdi size deli derlerdi ve siz onları görseydiniz bunlar müslüman değil derdiniz." buyurmuşlardı.

Çünkü onların hali saf aşktı. Ve müşrikler Efendimiz’e mecnun derlerdi. Yani deli... Oysa bize Resulullah Efendimiz ve sahabesinin deliliklerinden hiç bahsedilmez. Sizce ne deliliğini gördüler de öyle dediler? Onların kafası leyla, gönülleri mecnundu.

Ve Resulullah Efendimiz sürekli Hira'ya gitmeye başlayıp artık insanlardan uzak durduğunda Mekkeliler onun için "Muhammed Rabbine âşık oldu" demişlerdi. Ve bunu kötü manada söylemiyorlardı. Bu bir takdir edişti. O Rabbine âşık olmuştu. Ve Hira Mağarası Efendimiz’in gözyaşlarıyla, sevgilisine yaptığı ilan-ı aşkla, feryad û figanla, âh û eninle doludur.

Ve ne zaman ki insanların ilahlarına dokunmaya başladı, o zaman müşrikler arasında adı "âşık" yerine "mecnun" oldu. Ve aşkı bilenler mecnunun halini âşıklık diye tefsir ederken, aşktan habersiz olanlar ona deli derler.

Ve sûfilik, Habibullah’ın yani Allah'ın Sevgilisi’nin sevgililik vasfını kazanma metodudur. Allah’a sevgili olma, ona dost olma metodudur. Çünkü dinden gaye budur. Daha doğrusu din budur. Din hayatın kendisidir. Din hayatın ne için yaşandığıdır. Kim için yaşanıp kime adandığıdır. Hayatın kime feda edilip kurban edildiğidir. Yani din kime âbd olduğumuz ve hayatımızı kime has kılıp özgülediğimizdir.

Din gönülde yaşanır ve gönüldekiyle yaşanır. Gönlünde kim varsa o senin aşkındır ve onunla yaşadığın aşkın adıdır din...

İnsan gönlü, sınırsız bir aşk yanardağıdır. Ve gönlümüzü neye çevirirsek oraya akar, oraya dolarız. Ve biz dolduğumuz şeyiz. Neyi istiyor, arzuluyor, peşinden koşuyorsan sen o'sun. Neyi kendine hedef yapmışsan, ne uğruna yaşıyorsan değerin onun kadardır.

Ve aşk kurallara ve prensiplere düşmandır. Aşk protokolleri sevmez. Bu yüzden bizim dinimiz kurallarla değil aşkla yaşanır.

İman aşktır. Ve aşka düşen talip Rabbine kör kütük müslim olur, sırılsıklam mümin olur. Dünyaya karşı sarhoştur ve aklı bir karış havadadır. Ve o, Rabbine karşı ayık, uyanık ve her daim teyakkuzdadır. Müminin gözü, gönlü, aklı, fikri Rabbindedir. Hedefi gayesi Allah'tır. Ve hedefe kitlenmiş okçu gibi hedefi net görür, geriye kalan her şeyi silik ve bulanık...

Müminin dostu, ahbabı, yareni, yardımcısı, şehidi, şahidi, bileni, duyanı, göreni, vekili, hâdi'si, velisi, mevlası Allah'tır.

En azından konuya giriş yapmış olduk. Başta yazdığım ayetteki beyyine kelimesi ile devam edecem inşallah. Allah sizden razı olsun ve hayırlı sabahlar olsun.
Dünyanın En Büyük Havas ve Gizli ilimler Sitesi
Facebook Twitter Google Digg LinkedIn tumblr Getpocket Reddit Email
Cevapla
Cevapla Up

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146