Tasavvuf Sohbetleri

Yere ait varlığımızdan kurtulup göklere mensup varlığımıza erişme - Havas Okulu
Mobil Görünümdesiniz Klasik Görünüm için TIKLAYINIZ Kayıt ol
Havas Okulu
Etiketlenen Kullanıcılar

Tasavvuf Sohbetleri>Yere ait varlığımızdan kurtulup göklere mensup varlığımıza erişme
Hal 11:24 03.05.19
Biz gerçek ehl-i sünnetiz. Suudi sünnilerinin ehl-i sünneti değil. Onlar bizim tatsız ve ruhsuz halimizdir. Onlar bizim tekamül etmemiş ilkel halimizdir. Onlar bizim hak ile bakmayan kör halimizdir.

Esasen Türkiye sünniliği yüzyıllarca Aleviyyül meşrep olan tarikatler ve Alevilik ile harmanlanıp törpülenmiş kıvamlanıp tatlanmış olduğu için hakka ve hakikate daha yakındır. Ve sır olmayan bir şey vardır ki; Suudi Arabistan'ın sünnileri, İranlıları ve Türkleri müslüman olarak görmezler. Onların nazarında biz vehhabi sünniliği ile alevi-şii karması şirk dolu bir mezhebin mensuplarıyız.

Resulullah Efendimizin sünneti aşktır. Rahmettir, sefkattir, muhabbettir. Resulullah Efendimizin sünneti güzel ahlaktır.

Resulullah Efendimizin sünneti herkesi ve her şeyi sevmektir, ahireti dünyaya tercih etmektir, her şeye ve herkese Allah'ın nazarıyla bakmaktır. Güzel bakmaktır. Aşkla bakmaktır.

O mütevazidir. Hoşgörülüdür. Merhametlidir, şefkatlidir, yumuşak huyludur, affedicidir, güler yüzlüdür. Kulların değil Allah'ın hesabını yapar. Halk arasında ama Hak iledir. Ve işte gerçek sünnet budur!

Ehl-i sünnet olmak demek güzel bir ahlaka sahip olmaktır. Rabbinin her an bizi görüp gözettiğinden emin olmaktır. Söz konusu Rabbimiz olduğunda akan suların durmasıdır.

Allah'ı her şeyden çok, canından çok sevmendir. Her anda Rabbinin hesabını yapmandır.

Allah kadının başını örtmek için din göndermez. Erkeğin sakalını uzatmak için din göndermez, peygamber göndermez. Din, kılık kıyafet yönetmeliği değildir. Allah ibadetlerin şekillerini belirlemek için peygamber göndermez. Hangi elinle yemek yemen gerektiğini ve hangi ayakla tuvalete adım atacağını öğretmek için Allah kutsal kitap göndermez. Insanları müminler ve kâfirler olarak ayırıp birbiriyle savaştırmak için din göndermez. Dinin aslı bu değildir.

Ala-i illiyinde, ahsen-i takvim suretinde yaratılıp buraya, en aşağıya, esfel-i safiline gönderilmiş olan ruhunu istiyor Allah. Ruhunun arınıp temizlenerek yükselmesini ve Rabbine yakın olmasını ve kendisine vasıl olmasını istiyor Rabbimiz.

Din budur! Yere ait varlığımızdan kurtulup göklere mensup varlığımıza erişme... Beşerlikten insanlığa terfi etme...

Allah'ın ehli olmayan ehl-i sünnet olamaz.
Kur'anın ehli olmayan ehl-i sünnet olamaz.
Ehl-i Beyte düşman olan ehl-i sünnet olamaz.
Evliyaullaha düşman olan ehl-i sünnet olamaz.
Peygamber varislerine düşman olan ehl-i sünnet olamaz.

Ehl-i sünnet demek İmam Ali Efendimize karşı çıkıp onunla savaşan taraf olmak değildir. Ümeyyeoğulları ve Yezid'in tarafında olmak ehl-i sünnet olmak değildir. Kur'anla çelişen hadisleri kabul edip savunmak ehl-i sünnet olmak değildir. Akaid ve mezhep imamlarını yanlış yapmaz, yanılmaz, dokunulmaz ve sorgulanmaz olarak görmek ehl-i sünnet olmak değildir.

Biz ehl-i sünnetiz. Ve sünnet Resulullah Efendimizin sünnetidir, onun uygulamalarıdır. Hiçbir şeyhin, hocanın, imamın, alimin fikri ve uygulaması bizim için bağlayıcı değildir ve biz Allah'tan başkasını rab edinmeyiz, ilah edinmeyiz. Körü körüne bir mezhep imamına uyup her konuda onun her düşüncesini kabul ederek onu kendimize ilah yapmayız.

Mesela Allah zina yapan kadına ve zina yapan erkeğe yüz celde vurun demişse, Kuranın hükmü buysa ve mezhebimiz bu ayet bekarlar içindir, evli olursa recm edilir derse ve biz buna katılmadığımız için biri çıkıp siz onlar kadar mı bileceksiniz diye tutturursa onların bizden fazla bilmesine değil Allah'tan daha iyi bilmelerine ve Allah'tan daha fazla değer görmesine üzülürüz.

Tatsız, tuzsuz, ruhsuz şekilci bir din bizim dinimiz değildir, Resulullah Efendimizin yolu ve sünneti değildir.

Sünnetin sahibi Resulullah Efendimizdir. Bir mezhep Kur'anla ve Resulullah Efendimiz ile mutabık olduğu ölçüde ehl-i haktır ve ehl-i sünnettir. Ve hiçbir mezhep ve meşrep yüzde yüz hak değildir. Eksiği, hatası, kusuru vardır ve olması normaldir.

El-Kaide, El-Nusra, Taliban, Deaş gibi örgütlerin yaptıkları melanetlerin kaynağı da bizim ehl-i sünnet kaynaklarımızdaki uydurma hadislerdir. Ve uydurma hadise uydurma değildir demek Resulullah Efendimize yapılmış iftiraya ortak olmaktır.

Bizim dinimiz, imanımız, mezhebimiz, meşrebimiz, yolumuz, virdimiz, zikrimiz Allahtır. Biz ehlullahız, ehl-i Resulullahız, ehl-i Kur'anız. Ve ehl-i sünnet olmak bundan başka bir şey değildir. Çünkü sünnet ve hadis Kuranın tamamlayıcısı değil, uygulayıcısı ve açıklayıcısıdır.

Bununla beraber, tasavvuf ve tarikat ehli olan her kardeşimiz şu sözü mutlaka duymuştur: “Şeriatsiz tarikat olmaz, önce şeriat sonra tarikat, şeriate uymayan tarikat ve marifet zındıklıktır, şeriate uymayan hakikat küfürdür.”

Evet, bu doğrudur ve Resulullah Efendimiz’den bugüne kadar tarikat erbabı olan marifet ehli evliyaullah ile mürşitler ve pirler bu sözü kabul ve tasdik etmişlerdir. Ki fitneye, tefrika ve ihtilafa sebep olunmasın.

Fakat şu da gözden kaçmamalıdır ki; tarikat ehlinin ilim ve irfanına, marifet ve hakikatına muğayir ve muhalif olan şeriat ahkâmının kaynağı da Kur'an ve sünnet değil, Emevi uygulamaları ve uydurma hadislerdir.

Yani gerçek bir Allah dostunun, bir mürşid-i kâmilin uygulamalarına uymayan din, Resulullah Efendimiz’in dini değildir.

Gerçek bir mürşidi kâmilin yoluna ters olan ve fakat bir mezhebe ait olan görüş iyice tetkik edilirse bunun Kur'an dışı bir anlayış olduğu görülecektir. Ve zaten dikkat edilirse böylesi bir durum, zayıf kaynaklı bir hadisin uygulanması ve ya da haddini zorlayan nakilci bir din bilgininin naslaşmış görüşleri ile ortaya çıkmıştır.

Saflaşmış gönül fıtratına rücu eder. İlk haline... Ve Hakikat-ı Muhammedinin menbaına erişmiş Allah dostunun her bir fikir ve uygulaması sağlamasının yapılmasına ihtiyaç duyulmaksızın bizatihi Kur'an ve sünnetle mutabık olur.

Zahiri hiçbir ilme sahip olunmasa dahi durum budur. Allah’ta fena bulmuş ve Allah'ın zatıyla, sıfatıyla ve esmasıyla tecelli ettiği bekabillah mertebesindeki arif, mezhepler ve meşrepler üstüdür. Ona mezhebi ve meşrebi sorulmaz.

Allah ile gören, onunla işiten, her an Rabbiyle olan ve her işini Rabbiyle yapan birine kural dayatılmaz ve bir mezhep ya da görüşün altına alınmak istenerek biat ettirme edepsizliğine kalkışılmaz.

Sahte tarikatlerin yaygınlaşmış olmasının bir oto kontrol mekanizmasına ve sınırları çizilmiş bir mihenge ihtiyaç hüsule getirdiği doğrudur. Fakat bu durum edebi aşıp bir Allah dostunu katı ve tutucu mezhep normlarına uydurma ve dinin zahiriyle insan-ı kâmilin maneviyatını test etmeye ve hizaya getirmeye uzanmamalıdır.

Tarikat ve marifet, özüne inilmiş rengi, kokusu ve tadı olan derinlikli şeriattir. Allah bizi korusun! Hepimiz müminiz, müslümanız, kardeşiz. Ve bir müminin Rabbine karşı yapabileceği en büyük terbiyesizlik, kendisini dinde otorite olarak görüp onun kulları hakkında hüküm vermektir.

Resulullah Efendimiz dedi: Kıyamet günü Allah buyuracak "Benim kullarım hakkında hüküm verenler nerede? Onlar tek hâkimin ben olduğumu bilmiyorlar mıydı? Onları benim huzuruma değil alevli ateşin huzuruna götürün!"
Dünyanın En Büyük Havas ve Gizli ilimler Sitesi
Facebook Twitter Google Digg LinkedIn tumblr Getpocket Reddit Email
Cevapla
Cevapla Up

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146