Tasavvuf Sohbetleri

Falan günahım nerede, onu neden sevaba çevirmedin? - Havas Okulu
Mobil Görünümdesiniz Klasik Görünüm için TIKLAYINIZ Kayıt ol
Havas Okulu
Etiketlenen Kullanıcılar

Tasavvuf Sohbetleri>Falan günahım nerede, onu neden sevaba çevirmedin?
Hal 11:29 03.05.19
Perde açılmış ve Resulullah Efendimiz belli ki manevi olarak bir şeyler izliyordu. Ve sahabeler ona bakıyorlardı. Yüzünde belli belirsiz bir ifade... Sonra tebessüm etti ve mescitte olduğunu hatırladı. Yüzünden sevinç ve mutluluk okunuyordu.

Efendimiz sahabelere döndü ve dedi: “Kıyamet günü Rabbimiz, birinin hesabını görürken hayatının bir kesitinde tevbe edip kendisine dönen bu kulunu affediyor. Ve bununla beraber onun geçmiş günahlarını da sevaba çeviriyor.

Ve fakat bu günahkâr kişi sevaba dönen günahlarına bakarken bir günahının sevaba dönmediğini farketti ve bir alacaklı gibi Rabbine dedi: “Falan günahım nerede, onu neden sevaba çevirmedin?” Ve bunun üzerine Rabbimiz gülümsedi. Ve işte o hal beni tebessüm ettirdi.

Arkadaşlarım, dinleyin! Ve beni dinleyin! Rabbimiz Erhamü'r Rahimindir. Ve onun yüz rahmeti vardır ki sadece birini yeryüzüne indirdi ve tüm dünyaya paylaştırdı. İşte o bir rahmet ile, kıyamet gününe kadar dünyadaki tüm insanlar birbirlerine merhamet ederler. Atlar o rahmet sebebiyle yavrularına basmamak için tırnaklarını kaldırırlar ve anneler yavrularına şefkat ederler. Ve yine o rahmet ve sevgi sebebiyle vahşi hayvanlar, böcekler, kuşlar, cinler ve insanlar birbirlerini sevip merhamet ederler.

Ve Allah kıyamet günü dünyaya göndermiş olduğu bu yüzde bir olan rahmeti alıp diğer doksandokuzu da üzerine bırakarak tümüyle kullarına muamelede bulunur.

Ashabım! Merhametli olunuz! Zira Rabbimiz, merhametli olanlara rahmetiyle muamele eder. Öyleyse, sizler arzda olanlara merhametli olunuz ki, semada bulunanlar da size merhamet etsinler.”

Bunun üzerine sahabeden biri dedi: “Ya Resulullah! Biz birbirimize karşı zaten merhametliyiz.”

Resulullah Efendimiz buyurdu: “Ben bunu söylerken, birinizin arkadaşına karşı gösterdiği merhameti kastetmiyorum. Bilakis, bütün insanlara ve hayvanlara karşı merhametli olmanızı istiyorum ve bunu kastediyorum.”

Evet, Allah saf aşktır ve saf rahmettir, merhamettir. Allah saf duygudur. “Allah’ın rahmetinden umudu kesmeyin!” Bu ayeti biliyorsun. Ve sen kesmezsin… Allah’ın rahmetinden umudunu kesmezsin. Ama o kadar çok yanlış yapar, hata yapar, o kadar Allah’a sırtını çevirir, arkanı çevirir ve dünyaya o kadar meyleder, o kadar koşar, o kadar dünyayla haşir neşir olursun ki; bile bile, inatla ve isteye isteye bunu yaparsın ki, bir süre sonra Allah senden umudu keser.

Rabbine karşı bu kadar kayıtsız olur ve ona karşı bu kadar ciddiyetsiz davranırsan, gün içinde onun hiç hesabını yapmaz ve hatırlamazsan o senden umudu keser. Ve bunun senin gönlündeki karşılığı, sen Allah’tan umudu kestin olur. Ve Allah senden umudu kestiğinde için kararır ve Rabbini düşününce o sana çok uzak gelir. Aranızda aşılmaz bir duvar vardır. Ve sen kendini kapkaranlık derin bir kuyuda bulursun. Artık istesen de o umut yok içinde... Umudun sönükleşip kaybolmuştur.

Yani gönlüne şimdi soruyorsun, “Ben Rabbimi istiyor muyum? Rabbime gitmek istiyor muyum? Rabbime yakın olmak, dost olmak gibi bir isteğim, bir ihtiyacım var mı? Ruhumun böyle bir ihtiyacı var mı?”

Eğer sönük ve silik olarak “Evet, olsa iyi olur” diyorsan durum henüz çok fazla kötü değil! Hâlâ Allah seni seviyor. Hâlâ Allah seni istiyor. Ve henüz hâlâ Allah: “Bu kulum tamamıyla dünyaya dönmüş, dünyaya meyletmiş, dünyaya tapıyor, bu kulum bana dönmez, benim sevgime, benim aşkıma cevap vermez, karşılık vermez.” deyip umudu kesmemiştir. Demek ki hâlâ bir umut var, hâlâ ışık var yani…

Bir Arap atasözünde denir ki: “Vakit nakittir ve zaman kılıçtır, sen onu kesmezsen o seni keser.”

Hayat kıldan ince ve kılıçtan keskindir. Bir köprü yani! Seni Rabbine götüren bir köprü... Ama eğer derdimiz o köprünün üzerine evler yapmak, bineklere sahibi olmak, lüks içinde yaşamak, mutlu ve sorunsuz bir hayat sürmekse bunun yeri köprünün üstü değil köprüden sonrasıdır.

Fakat eğer çok fazla dünyaya değer veriyorsak, işimiz gücümüz, içimiz dışımız dünya olmuşsa, para olmuşsa, altın olmuşsa, makam olmuşsa, bir yerlere gelmek olmuşsa, insanlara kendimizi beğendirmek, sevdirmek olmuşsa, Rabbimizi unutmuşsak, Rabbimizi istemiyorsak, Rabbimiz niye bizi istesin ki artık.

Yani Allah’ın da sabrının bir sınırı var ve biz belki de bu yaşımıza kadar o sabrı çok fazla zorlamışız. Bile bile, isteye isteye “Yarabbi ben seni sevmiyorum, seni istemiyorum.” demişiz bu yaşımıza kadar.

Gerçekten insanın Allah’a ihtiyacı olsa; diretir insan, inat eder. Gerekirse sabahlara kadar namaz kılar, sabahlara kadar secdede olur, ağlar, feryat eder, tövbe, istiğfar eder.

İhtiyaç duyar yani Allah’a... Allah’a ihtiyacı olduğunu hissettirir. Bunu sadece birkaç hareketle yapar. Ve bunu yapan herkes mutlaka aynı sonucu alır. Sadece iki saat başını secdeye koyup biraz Rabbiyle konuşan insan; başını kaldırdığında Allah onun gönlünü sarmış, onun gönlünü ihata etmiş, onun gönlüne esmasıyla kurulmuş olur deyim yerindeyse...

O mutluluğu, o huzuru tadıyorsun… Sükûnet halini, o Allah’a yakınlık halini, gönlümüzden dünyanın çıkmış olmasının zevkini, hazını tadıyorsun hemen. Yakınlık halini tadıyorsun yani… Sadece bir-iki saat...

Yani yirmi yıl, otuz yıl, kırk yıl Allah’tan uzak kalmışsın ve ona sadece bir-iki saat yöneliyorsun; o yirmi, otuz yıllık, kırk yıllık bütün o günah kiri komple gidiyor. Allah onun yerine sevgisini veriyor senin içine… Aşkını veriyor içine ve diyor ki; “Sana bunu vereyim ki buradan ayrılma, diğer tarafa dönme! Bak buradaki huzur, buradaki zevk çok daha fazla. Dünyaya dönme! Burası daha güzel, benim yanım daha güzel!”

Sana bunu tattırıyor, oradan ayrılmaman için. “Benim yanımda kal!” diyor, “gitme” diyor, “bir daha gidip kaybolma, uzaklaşma benden! Tekrar dünyaya yönelme, beni sever gibi başka şeyleri sevme, başka şeyleri ilah edinme, senin ilahın benim, senin mabudun, maksudun benim, matlubun benim, maşukun benim. Senin benden başka ilahın yok! Başka yöne gitme ve ömrünü başka yerde bensiz tüketme!”

Yani deyim yerindeyse sana rüşvet veriyor. Yaşayacağın güzellik ve temizliğin avansını veriyor sana… Sana tattırıyor. Bak iki saatlik sermayeni ona verdin, karşılığında bir huzur aldın, sükûnet aldın, bir itminan hali aldın, bir rıza hali aldın. İç huzuru ve neşe aldın. Gönlün coşkulu bak! Şimdi daha fazlasını ver ve çok daha fazlasını al!

Ayet: “Allah ile yaptığınız ticaretten dolayı sevinin!”
Dünyanın En Büyük Havas ve Gizli ilimler Sitesi
Facebook Twitter Google Digg LinkedIn tumblr Getpocket Reddit Email
Cevapla
Cevapla Up

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146