Tasavvuf Sohbetleri

Nefs ruhumuzdur - Havas Okulu
Mobil Görünümdesiniz Klasik Görünüm için TIKLAYINIZ Kayıt ol
Havas Okulu
Etiketlenen Kullanıcılar

Tasavvuf Sohbetleri>Nefs ruhumuzdur
Hal 11:36 03.05.19
Ey Rabbine kavuşmak için didinip çabalayan ve Rabbini murad ederek zor olana talip olan kardeşim!

Kendisini Allah'ın ruhu olarak görüp nefsini karşısına almış, nefsine savaş açıp ona istemediklerini yaptıran ve istediklerinden mahrum bırakan kardeşim!

Hasan-ı Basri Hazretleri dedi: Vallahi insanın işi çok zordur ve önündeki engel çetindir. Zor olan şudur ki, insanın nefsiyle, hevasıyla ve düşmanı olan şeytanla mücadele etmesidir.

Ayette Rabbimiz dedi: "Fakat o, sarp yokuşu aşmaya çalışmadı. Senin idrakinde sarp yokuş nedir? Tutsak bir boynu çözüp salıvermektir." BELED:11-13

Nefsi dünyevi bağlarından ve Allah'tan gayri olan her şeyden kurtarıp kendi zatının hakikatine yükselmesine izin vermektir. Rabbine vasıl olmasına destek olmaktır.

Biz nefs kelimesini olumsuz manada kullanırız. Emmare nefs... Halbuki nefs bizim hakikatimizdir. Özümüzdür, aslımızdır, zatımızdır. O biziz. Yani nefs ruhumuzdur. Bizim mana boyutumuz, batınımız tektir ve adı nefs'tir. Ve o nefs Rabbimizin nefsindendir ki önce kendisinden aynadaki sureti olan Hakikat-ı Muhammediyeyi yarattı ve onun nurunun zuhurundan da tüm nefisleri yani ruhları suret-i Rahman olarak halk etti.

Ve biz bedenle ilişkilendirilmiş olan nefsimizin Allah'a bakan aydınlık tarafına ruh diyoruz; dünyaya bakan karanlık tarafına ise nefs diyoruz.

Haddizatında karanlık, varlık değildir, var değildir. Sadece ışıktan, nurdan mahrumiyettir. Yani o bir vehimdir. Nefsin karanlık tarafı ıslah olup Rabbinin nuruyla aydınlandığında içimizdeki savaş biter ve sadece tek bir varlığımız kalır ki buna ruh desek de doğrudur, Nefis desek de...

Resulullah Efendimiz dedi: Kim nefsini tanıdı, o Rabbini tanıdı.

Temizlenip arınmış, Allah'ın nuruyla aydınlanıp asli hüviyetini bulmuş olan nefs, ayetin tabiriyle göğüslerimizin zatındaki Rabbimizdir. Fakat bunun hakikatini tadana kadar kendimizi Allah'ın ruhu olarak görüp nefsimizin kötü sıfatlarından kurtulmaya çalışmak için mücahede etmemiz gerekiyordu.

Allah'tan bedenimize gelmiş olan ruhumuzun bedene bakan tarafı kendisini dünyaya çeker ve Allah'a bakan tarafı ise Allah'a çeker.

Dünyaya meyleden, toprağa, çamura, ete, ekmeğe aşık olan nefsimizle mücadele etmek, mücahede etmek güzeldir ve uzun vadede müşahedeye vesiledir.

Bununla beraber dervişin doğru bir bakışa sahip olması gerekir ki her ne kadar kendisini ruh olduğunu bilip nefsi kendisine düşman olarak görse de, bilmelidir ki nefis de bizim bir parçamızdır, tarafımızdır, cenahımızdır.

Rahman, Rahim, Allah adına ipleri ele almış olan derviş kendisini Allah'ın nefsi olarak görmeli, ondan ayrı gayrı bağımsız görmemelidir. Ve Cenab-ı Allah'a yakışmayan her türlü tavır ve renge, her türlü seyyie ve zulümata düşmanlık yapmak yerine ondaki nakıslık ve karanlığa hayıflanıp acıyarak merhamet etmeli ve şefkatle ıslahına çalışmalıdır.

Nefis zekidir. Dünyanın geçici olduğunu ve verilen değere değmediğini, Allah'tan başkasını dost edinmemizin ne kadar mantıksız olduğunu, günahların ve hazların kalıcı olmayıp içimizde derin yaralar açarak bizi huzursuz ettiğini eninde sonunda anlayacaktır.

Nefsimizin karanlık tarafı dünyaya, masivaya tutkuyla bağlanıp şeytan tarafından uyuşturulmuş ve birkaç parça zevk için vermiş olduğu tavizler yüzünden aklı rehin alınarak şeytanın ele geçirmiş olduğu boynu bağlı bir esirdir.

Kendi içinde kavgalı olanın dışarıya faydalı olması mümkün değildir.

İşte bu yüzden ey eşref-i mahlukat olan hazret-i insan!

Içimizle barışacağız. Zira biz Allah'ın ruhuyuz, nefsiyiz. O bize kendi ruhundan üfledi ve esmaül hüsnası ile manamızı terkip etti.

Biz Allah'ın Rab ismiyle nefsimizin kötü tarafını alıp kucaklayıp ona şefkatle, merhametle terbiyesini verip edeplendireceğiz. İnsana, mümine, aşığa, kula yakışmayan hallerine mani olacağız ve onu Rabbimizin ahlakıyla güzelleştireceğiz.

Rabbimizin bize verdiği şeref ve değeri hissetmeyeçalışacak ve büyük durarak Rabbimizin kadrini bilecek ve kendimizi rüsva duruma düşürmeyeceğiz.

Rabbimizin bize verdiği kuvvet ve kudretin farkında olacak ve birkaç tane küçük günahı, hatası, zaafı ve meyli yüzünden böyle giderse Rabbinden mahrum kalacak olan şeytan sütü emmiş ağzı salyalı minik nefsimizin ıslah olması için bir çaba ve gayret içinde olacağız. Biraz zorlanacak ve fakat o da ianlayacaktır.

Nefsi kötü yerlerden ve kötü arkadaşlarından koparıp zikrullah meclislerindeki cennet bahçelerine alıştıracağız. Rabbinin kokusunu alıp mana aleminin zevkini ve Allah ile muhatap olmanın tadını aldıktan sonra nefis işi anlayıp biraz uslanacak ve inşallah sorun çıkarmak yerine bize yardım edecek, kendisini değiştirecek ve bize benzeyecektir.

Nefsimize acıyalım! O bilmiyor, ona öğretelim! O kördür, gözlerini açıp ona gösterelim! Bir bebeği sever gibi... Bir çocuğa acır gibi... O biraz şımarmış, o biraz ukala...

Olsun! Akıllanıp düzelecek inşallah. Sakin olacağız, hemen öyle üstüne gidip karşımıza alıp ona sen cahilsin, bilmiyorsun, küçüksün ve ukalasın demeyeceğiz. Ona ondan daha büyük, daha azim, daha kerim olduğumuzu göstereceğiz. Ondan daha melik, daha malik, daha aziz, daha hakim...

Rabbimize olan aşkımız ve sevdamız ile sarp yokuş bizim için bir engel değildir. Zira biz meleklerin secde ettiği ve tüm varlığın emrine verilerek kendisine boyun eğdirildiği Hak aynası hazret-i insanız. Ve yol bilmez nefsimizin boynundaki bağları ve halkaları çözüp onun elinden tutarak dünya zindanından ve esaretten kurtarıp Rabbimizin huzuruna çıkarmak bizim en önemli asli vazifemizdir.

Evet! Sarp yokuşu aşmaya çalışacağız. Çünkü Allah bizi güçlü görmek ister. Bizi izlerken kudretini üzerimizde görmek ister. Onun için çabalarken ona olan sevgimizi görmek ister. Rabbimiz her an bizi izler ve gönlümüzde mümine yakışır bir aşkı görmek ister.

Zavallı serkeş ve biçare nefsimizin bize ilahlık taslayıp hükmetmeye çalışması ve bizim ondan Rabbimizmiş gibi çekinmemiz Rabbimizi üzer, şeytanı sevindirir.

Uğraşalım, didinelim, gereğini rıfk ile ve merhametle yapalım. Eğer nefsimizle baş edemiyorsak bu durumda o çocuğun her dediğini yapıp her istediğini vererek fazla büyütmüşüz demektir ki gücümüz yetmiyorsa bir gücü yetene götürüp onu teslim edelim.

Nefislerin celladı sahib-i zülfikar bir mürşid-i kamile götürüp bende yapalım, yola koyalım ki tedavisine başlasın. Sonrası mürşidimize ait. O ne yapacağını bilir. Hayat kısa, elimizi çabuk tutalım yoksa bu halimizle gidersek Rabbimizin cemalinden mahrum kalacağız.

Burada kör olanlar ahirette de kördürler ve körle yatan şaşı kalkar.

Yani demem o ki; eğer sen atını yemyeşil çayırlara, çimenlere, akarsulara, ormanlara götürmezsen, o seni ahıra götürür.

Allah bizi her anda kendine davet ediyor. Rabbimiz bizi davetine karşı kör ve sağır davrananlardan eylemesin. Bizi kendisini ciddiye alanlardan eylesin. İnşallah şu kısacık ömrümüzü Rabbimizin güzelliğine ve onun bizden istediklerine kurban edelim ki hakikatimize erelim ve Rabbimizi sevindirelim.
Dünyanın En Büyük Havas ve Gizli ilimler Sitesi
Facebook Twitter Google Digg LinkedIn tumblr Getpocket Reddit Email
Cevapla
Cevapla Up

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146