Tasavvuf & Tarikatler

Tasavvufi hakikatlar-aşikare (cehri) ve gizli (hafi) zikir - Havas Okulu
Mobil Görünümdesiniz Klasik Görünüm için TIKLAYINIZ Kayıt ol
Havas Okulu
Etiketlenen Kullanıcılar

1 2 
Tasavvuf & Tarikatler>Tasavvufi hakikatlar-aşikare (cehri) ve gizli (hafi) zikir
Havasokulu 04:55 07.04.16
TASAVVUFİ HAKİKATLAR-AŞİKÂRE (CEHRİ) VE GİZLİ (HAFİ) ZİKİR :

Gizli olsun âşikâre olsun Allâh'ı zikrin meşruuiyetine şübhe yoktur. Nitekim, Resül-i Ekrem (SAV) efendimiz gizli ve âşikâre her iki yönü ile, zikre teşvik etmiştir. Ancak İslâm âlimlerinden bazıları, Riya korkusu olmadığı; Namaz kılan, okuyan ve uyuyan kimsenin bulunmadığı yerde bâzı delillere dayanarak aşikara zikrin efdal olduğunu söylemişlerdir. Bunlardar bazıları:

1 - Buhari'nin Ebû Hüreyre'den rivâyet ettiği hadis meâlinde: Allah'u Teâlâ Ben kulumun zannı üzereyim. Beni zikrettimi ben onunla beraberim. Kendi kendine beni zikrederse bende kendi zatımda onu zikrederim. Toplum arasında arasında zikrederse ben de daha iyi bir toplum arasında onu zikrederim.. Buyurmuştur. Şüphesiz toplum arasında zikir, âşikâre olur.
2 - Beyhaki'nin Zeyd b. Eslem'den rivâyetinde, İbni Edra demiştir ki; «Bir gece Resül-i Ekrem ile gidiyorduk, mescidde bir adama uğradık yüksek sesle zikrediyordu. Ben Resulü Ekrem'e, Bu adam riyakârdır, dedim. Resül-i Ekrem (SAV): " Hayır o temiz ve âh çeken bir insandır " buyurdu. .
3 - Buhari'nin İbni Abbas'dan rivâyetinde, İbni Abbas (R.A)'dan Rivayetinde ; «Resül-i Ekrem zamanında farz namazların sonunda ashabın aşıkâre zikrettiklerini hatırlıyorum, sesleri hala kullaklarımda çınlıyor» dedi.
4 - Ahmed, Ebû Dâvûd ve Tirmizi'nin Sâib'den gelen rivâyetlerinde Resül-i Ekrem şöyle buyurmuştur : Cebrail bana gelerek, «Ashabına söyle, tekbirde seslerini yükseltsinler» dedi.
Hâkimin Şeddad b. Evs'den rivâyetinde diyor ki : «Bir defa biz Resül-i Ekrem' in huzurunda bulunuyorduk. Bize : «Elinizi kaldırın ve LÂ İLAHE İLLALLAH» deyin" buyurdu. Bizler de öyle yaptık. Resül-i Ekrem : «Allâhım, sen beni bu kelimeler ile gönderdin, bunları söylememi emrettin ve bunla karşılık bana cenneti vâ'd ettin, sen ise vâ'd' inden dönmezsin» dedi ve sonra "müjdeler olsun Allah sizi affetti" buyurdu.
Bu konu ile ilgili pek çok hadisler vardır. ALLAME SUYUTI «NETİCETÜL FİKR FİL-CEHRİ BİZ-ZİKR» adlı eserinde bunlardan yirmi beş kadarını toplamıştır. Burada «Allâh Teâlâ'ya hamdü senadan ve Resûlüne salat ve selamdan son Allah seni mükâfatlandırsın, Sufilerin camilerde zikir halkası tertip edip âşikâre ve yüksek sesle zikirlerinin mekruh olup olmadığından soruyorsun.
Cevabında derimki: Bunda asla bir kerahet yoktur. Bunun müstehap olduğunu gösteren hadisler vardır. Hadislerin bir kısmı gizli, diğer bir kısmı da âşikâre zikrin efdal olduğunu söylerler. Bu hadisleri telif şöyledir : Bu, haller ve şahıslar itibariyle değişir. Bazılarının gizli ve bazılarının âşikâr zikkirleri uygun olur. Şimdi fasıl fasıl bunları açıklayalım, dedi ve sonra da : Bu husus ile ilgili bütün hadisleri anlattı ve devamla : "Getirdiğimiz bu hadisler üzerinde düşündüğün vakit artık âşikâre zikirde bir kerahet olmadığını kolaylıkla anlarsın. Hatta âşikâre zikrin müstehap olduğıına, sarahet veya iltizam yoluyla deliller de bulabilirsin. Nitekim yukarda buna işaret ettik, buyurdu.
Bütün bu rivayetler, Resül-i Ekrem'den rivâyet edilen " Zikrin hayırlısı gizli olanıdır." hadisi şerifine aykırı düşer dersen, bu, tıpkı Kuran-ı Kerim'i aşikare okumayı tavsiye eden hadisler ile, gizli okumayı ve sadakayı gizli vermeyi öğütleyen hadisler arasındaki muarazaya benzer. İmam Nevevi bunlan telif ederek der ki : Riya korkusu, Namaz kılan veya uyuyan kimseye eziyyet vermek gibi hallerde gizli, böyle bir korku olmadığı , vakit âşikâre okumak efdaldir. Zîra âşikâre zikirde daha çok yorgunluk vardır. Aynı zamanda dinleyenlere de faydası dokunur. Aşikâre zikir ve kıraat, okuyanın aklını başına aldırır, kalbini uyarır da okuduğuna ve zikrine kulak verir, âşikâre zikir, uykuyu uzaklaştırır ve hevesi artırır. Nitekim zâtın biri: «Bazan âşikâr ve bazan da gizli okumak müstehaptır. Çünkü bazan gizli okumaktan insan usanır da âşikâr okumak hevesini artırır. Bunun gibi, bazan da âşikâr okumaktan yorulur da gizli okumak daha hoşuna gider, yani kişinin değişik zamanlardaki haline göre bazan âşikâr ve bazan da gizli okumak nıüstahap olur. Zikir de böyledir ve bu suretle birbirine muareze eder gibi gözüken ayrı iki rivâyeti birleştirmiş oluruz.

Şâyet, Allâh'u Teâlâ :"Rabbını içinden yalvararak ve korkarak (fakat) yüksek olmayan bir sesle sabah ve akşam an, zikret" buyurduğuna ne dersin? dersen:
Derim ki; buna üç yönden cevap verilir :
1 - Bu âyet isra sûresindeki "Namazında çok bağırma sesini de o kadar kısma (İsra : 110) Ayetinde olduğu gibi, (bu âyet Mekke'de nazil oldu) nuzülü sırasında Resül-i Ekrem Kur'an-ı âşikâre okuyunca Mekke müşrikleri Kur'an-a ve indirene küfrediyorlardı. Onlara bu fırsatı vermemek için gizli okunması ile emrolundu. Nitekim yine onlara, Allâh'a kötü söyleme imkân ve fırsatı verilmemek için: "Allah'dan başkasını tanrı edinerek çağıranlara sövmeyin, sonra onlar da haddi aşarak nâdanlıkla Allah'a söverler." (En'am : 108) âyeti celîlesiyle o zaman onların putlarına kötü söylemekten men' edilmişlerdi. Bu yasak bu sebeblere dayanıyordu. Sonra mani zail oldu. Nitekim İbni Kesir tefsirinde buna işaret etmiştir.

2 - İkinci cevapta şöyledir : İmam Malik'in hocası Abdurrahman b. Zeyd ve İbni Cerir gibi müfessirlerden bazı zatlar, zikri gizli yapmayı emreden âyeti celîle, Kur'an okumakla da ilgilidir. Yani âşikâre Kur'an okunurken sen zikrini gizli yap, demektir ki, bu, Kur-an'a bir saygıdır. Nitekim hemen ardından nazil olan :

" Kur'an okunduğu vakit susun ve onu dinleyin" (A'raf : 204) âyeti celîlesi bunu açıkca ortaya koymaktadır. Ayeti celîlede sükût ile emrederken, tembelliğe meyletme korkusu olduğu için hemen ardından "GAFİLLERDEN OLMA" Mealinde ki, ayeti celîle nazil oldu. Yani kulak ile Kur'an-ı dinlerken kalb ile zikir bakidir.

3 - Sufiyye'nin dediği gibi emir Resül-i Ekrem'e mahsus idi. Diğerlerinin kalbi vesvese ve âdi hatıraların yeri olduğu için onlar âşikâre zikir ile memurdurlar. Zîra âşikâre zikir vesveseyi daha çok önler.

Yine derim ki, Bezzar'ın Muaz b. Cebel'den rivâyet ettiği şu hadis bıı dâvayı kuvvetleştirir. Resül-i Ekrem : Gece namazı kılanlar (Akşam, yatsı ve sabah namazları) âşikâre okusun, çünkü melekler de onunla kılar ve kıraatını dinlerler. Hatta Cinniler de aynı şekilde ona uyar ve dinlerler. Aynı zamanda âşikâre okumakla etraftaki fâsid cinler ve murd şeytanlar da dağılıp giderler.
Şâyet, Allâh'u Teâlâ :
" Rabbınıza yalvara yakına gizlice dua edin. Doğrusu Allah haddi aşanları sevmez." (A'raf : 55) buyurmuştur." Buna ne dersiniz? dersen.
Derim ki, buna iki şekilde cevap verilir :
1 - "Allah mu'tedinleri sevmez buyurulmaktadır. Bu "İ'TİDA", kelimesi, âşikâr okumak anlamından ziyade, haddi tecavüz ve emrolunanı geçmek anlamında olması veya şeriatte aslı olmayan bir duayı îcad anlamında kullanılmasıdır. Buna göre burada gizlilik anlamı yoktur. Nitekim Hâkim, Mustedrek'inde sahih olarak tahric ettiği Ebû Nüâme'den gelen rivâyetinde, Abdullah b. Miğfal, Oğlunun : "Allâh'ım, senden cennetin sağ köşesinde beyaz bir köşk isterim" dediğini duyunca, oğluna demiştir ki, Resül-i Ekrem :
" Yakında ümmetim arasında öyle kimseler olacak ki, duada i'tidad edecek, yani haddi aşacaklar" buyurdu. Yani itidad, duada lıaddi aşmaktır, demek istedi ki, bu, sahâbi"lerin tefsiridir. Ashab bu gibi kelimelerden murad olan manâyı daha' iyi bilirlerdi.
2 - İkinci cevap ta teslimdir. Yani i'tidadın âşikâr anlamında olduğunu kabul ettikten sonra deriz ki, ayeti celîle Dua ile ilgilidir, Zikir ile değil, Gizli yapılan duanın daha makbul olduğunda şüphe yoktur. Zîra icabete daha yakındır. Bunun içindir ki Allâhu Teâlâ :
"O Rabbine gizlice niyaz ettiği zaman" (Meryem : 3) buyurmuştur. Namazda istiaze, dua olduğu için o da gizli okunur. Şâyet rivâyet edildiğine göre, İbni Mes-ud Mescidde âşikâr tehlil edenleri gördüğü vakit, "sizin bu yaptığınız bid'atten başka bir şey değil" diyerek onları mescidden çıkarmıştır. Buna ne dersiniz? dersen,
Derim ki, Önce bu rivâyetin senedini ve hadis hafızlarına göre rivâyet edilip edilmediğini araştırmak lazım. Bununla beraber rivâyetin sâbit olduğu anlaşılsa da, yukarda rivâyet edilenler ile muaraza eder. Bunları karşılaştırdığımızda, o rivâyetler üstün gelir. Aynı zamanda bu rivâyetin İbni Mes'ud'dan geldiğini red eden başka rivâyet de vardır. Şöyleki : İmam Ahınet b. Hanbel "Kitab ez-Zühd" adlı eserinde, Hüseyin b. Muhammed'i Mes'udi'den, O da Amir b. Şefikten, rivâyetlerinde Vâil diyor ki : "Bunlar Abdullah b, Mes'ud'un Camilerde âşikâr zikri yasakladığını sanıyorlar, Halbuki ben Abdullalı b. Mes'ud'la nerede bulundumsa, orada zikretmiştir." dediğini yazmıştır. Yine «ZÜHD» Adlı eserinde Ahmed'in Sabit'i Benanî'den gelen rivâyetinde," Zikir ehli, bir çok günahları oldukları halde zikre otururlar ve sonunda üzerlerinde günahtan bir şey kalmadığı halde oradan kalkarlar" demiştir.


Abdulkadir İsa-isimli kitaptan alıntı.

Facebook Twitter Google Digg LinkedIn tumblr Getpocket Reddit Email
Cevapla
Nani 09:20 07.04.16
Nakşi tarikatlerinde gizli zikir vardır ve gizli zikir ruha daha çok kuvvet verir. Konu paylaşımı için saolun.
Cevapla
Burush 15:37 16.05.16
size cok tesekkur ederim bu paylasim icin
Cevapla
sofi 11:46 17.05.16
Allah razi olsun
Cevapla
aşk 16:05 17.05.16
Kalpler yalnız ALLAH'ın zikri ile mütmain olur.
Cevapla
NisaNur 09:29 18.05.16
Konu çok güzel ifade edilmiş emeğinize sağlık Allah'ın rahmeti üzerinize olsun inşallah
Cevapla
Cin 07:41 30.08.16
Allah Razı Olsun
Cevapla
Ejder 16:53 29.09.16
Allah razı olsun
Cevapla
Devrimci 03:55 20.10.16
Değerli üyelerimiz lütfen forumdaki konulara yorumlar yazınız,sorular sorunuz,konular açınız,Konulara mesajlar yazınız ve chat bölümündeki sohbetlere katılınız.
Cevapla
madlen 12:33 06.05.17
(ZİKR-İ CERHİYİ= YANİ SESLİ ZİKRİ KİMLER YAPABİLİR)

Hace Mahmud incir-i Fagnevi ks
Hocası Ârif-i Rîvegerî'den icâzet alıp, insanları doğru yola irşâd ile vazifelendirilince, vaktin gereği sesli zikre başladı. Sesli zikre ilk başlaması, hocası Hâce Ârif-i Rîvegerî'nin vefât hastalığı sırasında, Rîveger tepesi üzerinde olmuştu. Hâce Ârif bu zaman;

-"Şimdi vaktidir." buyurdu. Bu sözünü, kabûlüne işâret tutmuşlardır. Hâce Ârif Rîvegerî'nin vefâtından sonra, Kale Kapısı önündeki mescidde sesli zikre devâm eyledi. Vaktinin büyük âlimlerinden Hâce Muhammed Pârisâ'nın dedelerinden Mevlânâ Hâfızuddîn, âlimlerin üstâdı Şemsüleimme Hulvânî'nin işâreti ile, Buhârâ'da, o zamanın en büyük imâm ve âlimlerinin huzûrunda, Hâce Mahmûd'a;

-"Siz hangi niyetle cehrî (sesli) zikr ile meşgûl oluyorsunuz? " diye sordu. Cevâbında;

-"Uyuyanları uyandırmak, gâfillere işittirmek ve insanları dînin ana caddesi ve doğru yolu üzerinde yürütmek, hakîkate teşvîk etmek, böylece insanların, bütün iyiliklerin anahtarı, her saâdetin esâsı olan tövbeye ve bir büyüğe bağlanmalarına sebeb olmak istiyorum." buyurdu. Bunu duyunca, Mevlânâ Hâfızuddîn ona;

-"Niyetiniz böyle dürüst olunca, böyle zikr etmeniz helâl olur." dedi. Ve hakîkatın mecâzdan ayrılma hudûdunun olması için, sesli zikrin sınırını (şartını) ricâ etti. Bunun üzerine Mahmûd-i İncirfagnevî şöyle buyurdu:

-"Sesli zikri ancak, dili yalandan ve gıybetten, boğazı, mîdesi haram ve şüpheliden temiz, kalbi riyâdan ve gösterişten uzak, sırrı Rabbinden başka her şeye teveccühden münezzeh olan yapabilir." buyurdu
Cevapla
Etiketler:cehri, gizli, hafi, hakikatlarasikare, tasavvufi, zikir
1 2 
Cevapla Up

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143