Tasavvuf & Tarikatler

Vücuttaki Letaiflerin yerleri (Görsel) - Sayfa 2 - Havas Okulu
Mobil Görünümdesiniz Klasik Görünüm için TIKLAYINIZ Kayıt ol
Havas Okulu
Etiketlenen Kullanıcılar

1 2 3 
Tasavvuf & Tarikatler>Vücuttaki Letaiflerin yerleri (Görsel)
Fakir111 09:24 18.11.19
Logos Nickli Üyeden Alıntı:
Açıklaması olsa , nedir bu letaif
Degerli kardeşim letaif ruhani merkezlerimizdir. Nasil insanin vucudunda böbrek var karaciger var. Ayni bunun gibo ruhani merkezlerimkz var. Bunlara letaif deniliyor.
Kalb ruh ... diye gidiyor.

Dünyanın En Büyük Havas ve Gizli ilimler Sitesi
Nun 14:01 18.11.19
Ben cok anlamadim bu letaifleri daha detayli anlatabilen anlaycgmiz sekilde basit sekilde olursa iyi olur

Dünyanın En Büyük Havas ve Gizli ilimler Sitesi
Logos 14:43 18.11.19
@[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...] aynen aynen

Dünyanın En Büyük Havas ve Gizli ilimler Sitesi
Fakir111 14:50 18.11.19
Nun Nickli Üyeden Alıntı:
Ben cok anlamadim bu letaifleri daha detayli anlatabilen anlaycgmiz sekilde basit sekilde olursa iyi olur
LETÂİF NEDİR?

Allah dostları, zikrin kalpte dâimî bir idrak hâlinde yaşanabilmesi ve insanın âdeta zikrin içinde kaybolup asıl mezkûr olan Cenâb-ı Hak’ta fânî olması için, tarih boyunca muhtelif usûl ve metotlar belirlemişlerdir. İşte bu metodlardan biri de insan vücudunun muhtelif bölgelerinde bazı letâifler (rûhânî merkezler) belirlemek sûretiyle zikr-i küllîye erişme yoludur.

Maddî vücûdumuzun hayâtiyetini devam ettirmesi için kalp, beyin, karaciğer, akciğer gibi birtakım cihazların sıhhatli çalışması ne kadar lüzumlu ise, mânevî dünyamızın uyanması ve hassasiyet kazanması bakımından da birtakım mânevî merkezlerin varlığı ve sıhhatli çalışması da son derece lüzumludur. İşte ehlullah hazarâtı, keşif ya da tecrübe yoluyla, vücutta bazı letâifler/rûhânî merkezler belirlemişlerdir. Bazı farklı değerlendirmeler var ise de genel kabul gören anlayışa göre bu letâifleri kısaca şöyle sıralayabiliriz:

LETÂİFLERİN YERLERİ NERELERDİR?

Kalp: Sol göğsün iki parmak altında çam kozalağı şeklinde bulunan et parçasını mahal edinen, yani maddî kalbin derûnunda hissiyatımızın merkezini teşkil eden mânevî latîfedir.

Ruh: Sağ göğsün iki parmak altında bulunan mânevî latîfedir.

Sır: Sol göğsün iki parmak üstünde bulunan mânevî latîfedir.

Hafî: Sağ göğsün iki parmak üstünde bulunan mânevî latîfedir.

Ahfâ: Göğsün tam orta kısmında ve diğer dört letâifin ortasında yer alan mânevî latîfedir.

Nefs-i nâtıka: Alnın tam ortasında iki kaşın arasından yukarıya doğru dik bir çizgi hâlinde bulunan bir latîfedir.

Zikr-i sultânî/Zikr-i kül: Zikrin, vücûdun bütün zerrelerine kadar yayılmasıdır. Diğer bir ifadeyle yukarıda zikredilen latîfelerin zikre alışması gibi, vücûdun bütün zerrelerinin birer latîfe hâline gelerek Allâh’ı zikretmesi hâlidir.

Letâiflerde yapılan zikir, cehrî bir zikir olmayıp, hafî zikirdir

Kaynak: Osman Nûri Topbaş, ÎMANDAN İHSÂNA Hak Yolculuğu

---------- Post added 18.11.19 at 14:51 ----------

Logos Nickli Üyeden Alıntı:
@[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...] aynen aynen
bir nakşibendi tarikatına intisab ederseniz daha iyi anlarsınız ve usule uygun ehil insanların gözetiminde manen terakki edersiniz biiznillah

Dünyanın En Büyük Havas ve Gizli ilimler Sitesi
Nun 15:37 18.11.19
Fakir111 Nickli Üyeden Alıntı:
LETÂİF NEDİR?

Allah dostları, zikrin kalpte dâimî bir idrak hâlinde yaşanabilmesi ve insanın âdeta zikrin içinde kaybolup asıl mezkûr olan Cenâb-ı Hak’ta fânî olması için, tarih boyunca muhtelif usûl ve metotlar belirlemişlerdir. İşte bu metodlardan biri de insan vücudunun muhtelif bölgelerinde bazı letâifler (rûhânî merkezler) belirlemek sûretiyle zikr-i küllîye erişme yoludur.

Maddî vücûdumuzun hayâtiyetini devam ettirmesi için kalp, beyin, karaciğer, akciğer gibi birtakım cihazların sıhhatli çalışması ne kadar lüzumlu ise, mânevî dünyamızın uyanması ve hassasiyet kazanması bakımından da birtakım mânevî merkezlerin varlığı ve sıhhatli çalışması da son derece lüzumludur. İşte ehlullah hazarâtı, keşif ya da tecrübe yoluyla, vücutta bazı letâifler/rûhânî merkezler belirlemişlerdir. Bazı farklı değerlendirmeler var ise de genel kabul gören anlayışa göre bu letâifleri kısaca şöyle sıralayabiliriz:

LETÂİFLERİN YERLERİ NERELERDİR?

Kalp: Sol göğsün iki parmak altında çam kozalağı şeklinde bulunan et parçasını mahal edinen, yani maddî kalbin derûnunda hissiyatımızın merkezini teşkil eden mânevî latîfedir.

Ruh: Sağ göğsün iki parmak altında bulunan mânevî latîfedir.

Sır: Sol göğsün iki parmak üstünde bulunan mânevî latîfedir.

Hafî: Sağ göğsün iki parmak üstünde bulunan mânevî latîfedir.

Ahfâ: Göğsün tam orta kısmında ve diğer dört letâifin ortasında yer alan mânevî latîfedir.

Nefs-i nâtıka: Alnın tam ortasında iki kaşın arasından yukarıya doğru dik bir çizgi hâlinde bulunan bir latîfedir.

Zikr-i sultânî/Zikr-i kül: Zikrin, vücûdun bütün zerrelerine kadar yayılmasıdır. Diğer bir ifadeyle yukarıda zikredilen latîfelerin zikre alışması gibi, vücûdun bütün zerrelerinin birer latîfe hâline gelerek Allâh’ı zikretmesi hâlidir.

Letâiflerde yapılan zikir, cehrî bir zikir olmayıp, hafî zikirdir

Kaynak: Osman Nûri Topbaş, ÎMANDAN İHSÂNA Hak Yolculuğu

---------- Post added 18.11.19 at 14:51 ----------



bir nakşibendi tarikatına intisab ederseniz daha iyi anlarsınız ve usule uygun ehil insanların gözetiminde manen terakki edersiniz biiznillah
Allah razi olsun senden.kardes buraya kadar anladim simdi. Peki bu letaifleri mesela bir zikir cektgmizde yada bir gunah isledgmizde etkilenme olayi varmidir nasildir varsa ?

Dünyanın En Büyük Havas ve Gizli ilimler Sitesi
Fakir111 16:14 18.11.19
Nun Nickli Üyeden Alıntı:
Allah razi olsun senden.kardes buraya kadar anladim simdi. Peki bu letaifleri mesela bir zikir cektgmizde yada bir gunah isledgmizde etkilenme olayi varmidir nasildir varsa ?
amin ecmain

öncelikle hadis i şerif de (Bir kimse, günah işlediği zaman kalbinde siyah bir nokta hasıl olur. Eğer tevbe ederse, o leke silinir. Tevbe etmeyip tekrar günah işlerse, o leke büyür ve kalbin tamamını kaplar, kalb, kapkara olur.) [Harâiti]

buyruluyor. öyle olduğun için tabi günahlar etkiler (KÖRELTİR). PEYGAMBERİMİZ (S.A.S) EFENDİMİZ HİÇ GÜNAHI OLMADIĞI HALDE GÜNDE BİR RİVAYET 70 BİR RİVAYET 100 DEFA İSTİĞFAR ETTİĞİNE dair HADİSLER VAR.

öyle olduğu için kul istiğfar halinde olacak.

istiğfarda 3 çeşitlidir.

AVAM TABAKASI: GÜNAHLARINA TEVBE EDERLER.
HAVAS TABAKASI(SEÇKİN KULLAR): GÜNAHLARI TEKETMİŞ BİR ZÜMREDİR. GAFLETLERİNE TEVBE EDERLER. BİR ANLIK GALTEN ONLAR İÇİN ÇOK BÜYÜK GÜNAH GİBİ GELİR.
HAVASSUL HAVAS TABAKASI(seçkin kulların şeçkini): bu tabakada CENAB I HAKKA DAHA ÇOK YAKLAŞMAK İÇİN İSTİĞFAR EDERLER.

yani YA RABBİ SANA LAYIKIYLA ŞÜKREDEMİYORUM, ZİKREDEMİYORUM SANA LAYIK KULLUK YAPAMIYORUM BUNLARA İSTİĞFAR EDERLER.

İSTİĞFAR İNSANIN TEMİZLENMESİNE VESİLE OLAN ANAHTAR HÜKMÜNDEDİR. İSTİĞFAR İNSANIN FEYZİ ALACAK BİR HALE GETİRİR.

ŞİMDİ ZİKİR ÇEKMEK DE ETKİLER(FAYDALI YÖNDE).

AMA LETAİF ZİKRİYLE İLGİLİ AÇIKLAMAMI DİKKATLİCE OKURSANIZ LETAİF ZİKRİNİN HAFİ YAPILACAĞINI GÖRÜRSÜNÜZ.

HAFİ ZİKİR İSE NAKŞİBENDİLİKTE VAR.
FAKİRİN MENSUB OLDUĞU TARİKAT HEM NAKŞİBENDİ HEM KADİRİ İSE DE MEVCUT BİZİMKİNDE ELHAMDÜLİLLAH

ÖYLE OLDUĞU İÇİN HAKİKİ BİR NAKŞİBENDİ TARİKATINA GİRERSİNİZ.
İSTİHARE YAPTIRIRLAR GENELLİKLE
ONLAR SİZE BİZATİHİ GÖSTEREREK ÖĞRETİRLER.

MESELA YENİ TARİKATA GİRDİNİZ.

KALB LETAİFİNDE ZİKİR ALDINIZ ŞU KADAR ZİKİR ORDA HAFİ ÇEKECEKSİNİZ.

BUNU SİZE BİZATİHİ EHİL OLAN HOCAEFENDİ ÜZERİNDE NASIL ÇEKECEĞİNİZİ GÖSTERİR.

SİZDEN GECELERİ KALKMANIZI TEHECCÜD NAMAZI KILMANIZI VE DERSİ SEHER VAKTİ ÇEKMENİZİ TAVSİYE EDER.

BELLİ BİR SÜRE BU ZİKRE SAMİMİYETLE DEVAM EDİNCE KALB LETAİFİNİZ UYANIR VE SÜREKLİ ZİKREDER HALE GELİR. ALLAH ALLAH ALLAH DEMEYE BAŞLAR.

BU NASIL OLUR DERSENİZ ŞÖYLE DERİZ:
YEMEK YİYORSUNUZ MİDEMİZ ÇALIŞIYOR ONLARI SİNDİRİYOR. PEKİ SİZ FARKINDAMISINIZ. SİZ İŞİNİZLE MEŞGUL OLSANIZ DA O ÇALIŞMAYA SİNDİRMEYE DEVAM EDER.

KALB ZİKRE GEÇTİMİDE SİZ İSTER İŞTE OLUN İSTER ORDA O ÇALIŞIR BİİZNİLLAH(ALLAHIN İZNİYLE)

Letâifler, ancak çok zikretmekle uyandırılabilir. Son dönemin büyük âriflerinden Mahmud Sâmi -kuddise sirruh- bu konuda şöyle buyurur:

“Zikr-i dâimî, kalbi yumuşatacak ve tasfiye edecek birinci şarttır. Çünkü Cenâb-ı Hak; “Ey mü’minler! Allâh’ı çok çok zikredin.” (el-Ahzâb, 41) buyurmuştur. Zira az yapılan zikir, kalbin yumuşamasına kâfî gelmez, kalp ancak çok zikirle yumuşar. Hiçbir şey buna mânî olmamalıdır. İnsanın mükerrem oluşu, zikr-i dâimî ile tecellî eder, beden bununla nurlanır, temizlenir.”[1]

Sâhibü’l-vefâ Mûsâ Topbaş -kuddise sirruh- da, zikrullâhın mânevî terbiyedeki ehemmiyeti hususunda şu tespitlerde bulunur:

“Zikir, mühim bir aşk ve îmân ölçüsüdür. Seven sevdiğini çok zikreder, ara vermeden gece gündüz, her saatte, her anda zikreder, anmadan yapamaz. Zikrullâha vâsıl olan her şeye kavuşmuştur. Zikrullâhtan mahrum olan da her şeyi kaybetmiştir. Zikrullâh kalbin nuru, rûhun huzuru, gönlün cilâsı, aklın ölçüsüdür. Zikre devam edenin kalbi mâmur, fiil ve ahlâkı güzel, rûhu sevinçli olur.

Bir kalbe aşk-ı ilâhî girerse, o gönülde Allah zikrinden başka hiçbir şey kalmaz, hepsi yok olur. Evvelce geçirilen büyük mecâzî aşklar bile.

Kalbi zikirle meşgul etmeli, zikirle uyandırmaya, çalıştırmaya gayret etmelidir. İyi çalışıldığı takdirde zikir bütün letâiflere dağılır, nefse, sonra cesede.”[2]

AHİRETTE YÜZ AKI İÇİN

İnsan, bedeni itibâriyle türâbîdir, yani toprağa mensuptur ve neticede toprak olacaktır. Ruh itibâriyle ise Rabbânîdir ve ruh ölümsüzdür. Yeniden dirilişin gerçekleşeceği kıyâmet gününde, bu rûha yeni bir beden giydirilecektir. Bu bedenin keyfiyeti, dünyada iken rûhun kazandığı mânevî seviyeye göre nûrânî ya da zulmânî bir şekilde tezâhür edecektir. Nitekim âyet-i kerîmede şöyle buyrulur:

“O gün bazı yüzler ağarır, bazı yüzler de kararır. Yüzleri kararanlara; «Îmânınızdan sonra küfrettiniz ha? Öyle ise inkâr etmenize karşılık azâbı tadın.» (denecektir). Yüzleri ağaranlara gelince, (onlar) Allâh’ın rahmeti içindedirler. Onlar orada ebedî kalacaklardır.” (Âl-i İmrân, 106-107)

Letâiflerin ve hattâ bütün mânevî dünyamızın şu âlemde nurlanması, kıyamette yüz aklığının en müessir vesîlesi olacaktır. Bu itibarla ölmeden önce nûrâniyete bürünme adına tam bir mücâhedeye sarılmak zarûrîdir.

Dipnotlar:

[1] Mahmud Sâmi Ramazanoğlu, Bayram Sohbetleri, Erkam Yayınları, İstanbul 2005, sh. 44-45.

[2] Sâdık Dânâ, Altınoluk Sohbetleri-I, Erkam Yayınları, İstanbul 2004, sh. 66.

Dünyanın En Büyük Havas ve Gizli ilimler Sitesi
Nun 16:18 18.11.19
Fakir111 Nickli Üyeden Alıntı:
amin ecmain

öncelikle hadis i şerif de (Bir kimse, günah işlediği zaman kalbinde siyah bir nokta hasıl olur. Eğer tevbe ederse, o leke silinir. Tevbe etmeyip tekrar günah işlerse, o leke büyür ve kalbin tamamını kaplar, kalb, kapkara olur.) [Harâiti]

buyruluyor. öyle olduğun için tabi günahlar etkiler (KÖRELTİR). PEYGAMBERİMİZ (S.A.S) EFENDİMİZ HİÇ GÜNAHI OLMADIĞI HALDE GÜNDE BİR RİVAYET 70 BİR RİVAYET 100 DEFA İSTİĞFAR ETTİĞİNE dair HADİSLER VAR.

öyle olduğu için kul istiğfar halinde olacak.

istiğfarda 3 çeşitlidir.

AVAM TABAKASI: GÜNAHLARINA TEVBE EDERLER.
HAVAS TABAKASI(SEÇKİN KULLAR): GÜNAHLARI TEKETMİŞ BİR ZÜMREDİR. GAFLETLERİNE TEVBE EDERLER. BİR ANLIK GALTEN ONLAR İÇİN ÇOK BÜYÜK GÜNAH GİBİ GELİR.
HAVASSUL HAVAS TABAKASI(seçkin kulların şeçkini): bu tabakada CENAB I HAKKA DAHA ÇOK YAKLAŞMAK İÇİN İSTİĞFAR EDERLER.

yani YA RABBİ SANA LAYIKIYLA ŞÜKREDEMİYORUM, ZİKREDEMİYORUM SANA LAYIK KULLUK YAPAMIYORUM BUNLARA İSTİĞFAR EDERLER.

İSTİĞFAR İNSANIN TEMİZLENMESİNE VESİLE OLAN ANAHTAR HÜKMÜNDEDİR. İSTİĞFAR İNSANIN FEYZİ ALACAK BİR HALE GETİRİR.

ŞİMDİ ZİKİR ÇEKMEK DE ETKİLER(FAYDALI YÖNDE).

AMA LETAİF ZİKRİYLE İLGİLİ AÇIKLAMAMI DİKKATLİCE OKURSANIZ LETAİF ZİKRİNİN HAFİ YAPILACAĞINI GÖRÜRSÜNÜZ.

HAFİ ZİKİR İSE NAKŞİBENDİLİKTE VAR.
FAKİRİN MENSUB OLDUĞU TARİKAT HEM NAKŞİBENDİ HEM KADİRİ İSE DE MEVCUT BİZİMKİNDE ELHAMDÜLİLLAH

ÖYLE OLDUĞU İÇİN HAKİKİ BİR NAKŞİBENDİ TARİKATINA GİRERSİNİZ.
İSTİHARE YAPTIRIRLAR GENELLİKLE
ONLAR SİZE BİZATİHİ GÖSTEREREK ÖĞRETİRLER.

MESELA YENİ TARİKATA GİRDİNİZ.

KALB LETAİFİNDE ZİKİR ALDINIZ ŞU KADAR ZİKİR ORDA HAFİ ÇEKECEKSİNİZ.

BUNU SİZE BİZATİHİ EHİL OLAN HOCAEFENDİ ÜZERİNDE NASIL ÇEKECEĞİNİZİ GÖSTERİR.

SİZDEN GECELERİ KALKMANIZI TEHECCÜD NAMAZI KILMANIZI VE DERSİ SEHER VAKTİ ÇEKMENİZİ TAVSİYE EDER.

BELLİ BİR SÜRE BU ZİKRE SAMİMİYETLE DEVAM EDİNCE KALB LETAİFİNİZ UYANIR VE SÜREKLİ ZİKREDER HALE GELİR. ALLAH ALLAH ALLAH DEMEYE BAŞLAR.

BU NASIL OLUR DERSENİZ ŞÖYLE DERİZ:
YEMEK YİYORSUNUZ MİDEMİZ ÇALIŞIYOR ONLARI SİNDİRİYOR. PEKİ SİZ FARKINDAMISINIZ. SİZ İŞİNİZLE MEŞGUL OLSANIZ DA O ÇALIŞMAYA SİNDİRMEYE DEVAM EDER.

KALB ZİKRE GEÇTİMİDE SİZ İSTER İŞTE OLUN İSTER ORDA O ÇALIŞIR BİİZNİLLAH(ALLAHIN İZNİYLE)

Letâifler, ancak çok zikretmekle uyandırılabilir. Son dönemin büyük âriflerinden Mahmud Sâmi -kuddise sirruh- bu konuda şöyle buyurur:

“Zikr-i dâimî, kalbi yumuşatacak ve tasfiye edecek birinci şarttır. Çünkü Cenâb-ı Hak; “Ey mü’minler! Allâh’ı çok çok zikredin.” (el-Ahzâb, 41) buyurmuştur. Zira az yapılan zikir, kalbin yumuşamasına kâfî gelmez, kalp ancak çok zikirle yumuşar. Hiçbir şey buna mânî olmamalıdır. İnsanın mükerrem oluşu, zikr-i dâimî ile tecellî eder, beden bununla nurlanır, temizlenir.”[1]

Sâhibü’l-vefâ Mûsâ Topbaş -kuddise sirruh- da, zikrullâhın mânevî terbiyedeki ehemmiyeti hususunda şu tespitlerde bulunur:

“Zikir, mühim bir aşk ve îmân ölçüsüdür. Seven sevdiğini çok zikreder, ara vermeden gece gündüz, her saatte, her anda zikreder, anmadan yapamaz. Zikrullâha vâsıl olan her şeye kavuşmuştur. Zikrullâhtan mahrum olan da her şeyi kaybetmiştir. Zikrullâh kalbin nuru, rûhun huzuru, gönlün cilâsı, aklın ölçüsüdür. Zikre devam edenin kalbi mâmur, fiil ve ahlâkı güzel, rûhu sevinçli olur.

Bir kalbe aşk-ı ilâhî girerse, o gönülde Allah zikrinden başka hiçbir şey kalmaz, hepsi yok olur. Evvelce geçirilen büyük mecâzî aşklar bile.

Kalbi zikirle meşgul etmeli, zikirle uyandırmaya, çalıştırmaya gayret etmelidir. İyi çalışıldığı takdirde zikir bütün letâiflere dağılır, nefse, sonra cesede.”[2]

AHİRETTE YÜZ AKI İÇİN

İnsan, bedeni itibâriyle türâbîdir, yani toprağa mensuptur ve neticede toprak olacaktır. Ruh itibâriyle ise Rabbânîdir ve ruh ölümsüzdür. Yeniden dirilişin gerçekleşeceği kıyâmet gününde, bu rûha yeni bir beden giydirilecektir. Bu bedenin keyfiyeti, dünyada iken rûhun kazandığı mânevî seviyeye göre nûrânî ya da zulmânî bir şekilde tezâhür edecektir. Nitekim âyet-i kerîmede şöyle buyrulur:

“O gün bazı yüzler ağarır, bazı yüzler de kararır. Yüzleri kararanlara; «Îmânınızdan sonra küfrettiniz ha? Öyle ise inkâr etmenize karşılık azâbı tadın.» (denecektir). Yüzleri ağaranlara gelince, (onlar) Allâh’ın rahmeti içindedirler. Onlar orada ebedî kalacaklardır.” (Âl-i İmrân, 106-107)

Letâiflerin ve hattâ bütün mânevî dünyamızın şu âlemde nurlanması, kıyamette yüz aklığının en müessir vesîlesi olacaktır. Bu itibarla ölmeden önce nûrâniyete bürünme adına tam bir mücâhedeye sarılmak zarûrîdir.

Dipnotlar:

[1] Mahmud Sâmi Ramazanoğlu, Bayram Sohbetleri, Erkam Yayınları, İstanbul 2005, sh. 44-45.

[2] Sâdık Dânâ, Altınoluk Sohbetleri-I, Erkam Yayınları, İstanbul 2004, sh. 66.
Cok tesekkür ederim kardesim saolun ögrenmeme vesile oldunuz.

Dünyanın En Büyük Havas ve Gizli ilimler Sitesi
Fakir111 16:21 18.11.19
nun Nickli Üyeden Alıntı:
cok tesekkür ederim kardesim saolun ögrenmeme vesile oldunuz.
rica ederim cenab ı hakk hayırlı kapılar açsın sizlere

bizlere de

Dünyanın En Büyük Havas ve Gizli ilimler Sitesi
Jared615 17:00 18.11.19
Fakir111 Nickli Üyeden Alıntı:
Değerli kardeşim
tasavvuf: takva hayatıdır. Gönül alemimizi Rasulullah efendimizin gönül alemine yakinlastirabilmektir.

Şimdi neden gerekli misallerle gidelim.

Mesela bir insan tıbbı bitirmeden , tib kitablarinii okuyarak ameliyat yapabilir mi? Yapamaz.
Liyakatli bir doktor olabilmek için nasil iyi bir tıbbi eğitim şartsa makbul bir kulluk için de manen tezkiye(arinma) ve tasfiye zaruridir.

Nasil her dersin bir hocasi varsa bu yolun hocalari da mürşidi kamiller de nefsin temizlenmesi kalbin tasfiyesi hususunda bir hoca mesabesindedir.

Bir denizde yüzerek ilerlemek var bir de ehil bir kaptanin gemisinde, rahatça o deniz üzerinde seyretmek var.

YANİ ÖYLE BIR SEY KI bir su birikintisinde boğulmamak lazım. Kalb okyanuslara açılmasi lazim.

Yani bir benlik gelmiyecek. Benlik bertaraf edilecek. Hiclik idrak edilecek. Ahlaki vasiflar zirveleşecek. Rasulullah efendimizin ahlakina benzeyecek.

Bir hasta ne yapar? Bir doktara gider. Bir hasta bir ilaci hangi dozda ne araliklarla kullanacagini bilmez. Kendi kendine ilac kullanmaya kalkarsa zarar olur.
Bir tarikata intisab edip oradan alinan evrad u ezkar da bir reçete gibidir. Mürşidi kamil doktot mesafesindedir.

Insanin hastaligina gore recete sunarlar.

Mesela namazlardan sonra tesbihat çekiyoruz. 33 er bir insan bunu ben daha fazla sevaba gireyim diye 40 çekse olur mu? Olmaz. Çunku bu bir reçetedir.

Evrad ezkar da bunun gibi hudutlarina dozajina dikkat edilmezse insani meczublaga goturebilir. Onun icin bu hususta ehil kimselerden istifade etmek zaruridir.


Kisacasi tasavvufun masadi ve gayesi , takva deriliği ile ihsan ufkunda şer i ölçüler dahilinde bir hayat yaşayabilmektir.

Tarikat ise bu tahsilin yapildiği medrese gibidir. Yani takva hayatini bu ihsan şuuruna ulaşmayi kolaylaştiran hakiki mektebdir.

Imam rabbani hazretleri de 3 şey lazim diyor. 1-Ilim 2- amel 3-ihlas

Ilim tahsil ettin amelde ediyorsun yeterli mi? Yok kafi degil. Ihlas elde etmen lazim. Gonlun nefsin arinmasi lazim. Guzel ahlakla suslenmesi lazim. Ihlas lazim. Bu da tarikatta kazaniliyor biiznillah. Tabi bir yola girince verilen vazifeyi yaparsa guzelce biiznillah Cenab ı HAKK lutfeder.

Mesela soyle dusunun. Namaz kiliyorsunuz . Peki soralim namaz da dünyevi dusunceler su bu geliyor mu?
Iste bu dusuncelerin bertaraf olmaz icab ediyor. Ve namazdayken namaz disinda her an Rabbimiz ile beraber olma şuuruna ermek gerekiyor. Bu da hak bi yola intisab orada manevi terakki ettikçe insan bu hasletleri kazaniyor biiznillah.

Bunun için insan kendi basina 3 zikir cekse tabi faydasi olur. Cenab ı HAKK cok zikretmemizi istiyor. Ama bir de bir mürşide intisab ettikten sonra 3 bin zikir cekse arada dağlar kadar cok fark olur. Neden biri 3 bin zikir cekiyordur. Ama kalb nerede? Digeri kalbi Allah ile beraber olarak cekiyordur. Birde Cenab ı HAKK veli kullarina tasatruf yetkisi veriyor. Manen tasarruflari altinda oluyorsun biiznillah.

Biraz uzun oldu hakkinizi helal ediniz.
uzun olması benim için çok daha güzel oldu hocam, uzunca anlattığınız için ben teşekkür ederim,zahmet verdim,Anladım hocam evet haklısınız gercekten namaz kılarken aklıma ara sıra geliyor dünyevi düşünceler bertaraf etmeye çalışıyorum ama tabi edebildiğim kadar,aynı şekilde ahlakımı imanımı güzel tutmaya gayret ediyorum,araştıracağım konuyu daha detaylı inşallah,teşekkür ederim

Dünyanın En Büyük Havas ve Gizli ilimler Sitesi
Logos 20:45 18.11.19
Fakir111 Nickli Üyeden Alıntı:
LETÂİF NEDİR?

Allah dostları, zikrin kalpte dâimî bir idrak hâlinde yaşanabilmesi ve insanın âdeta zikrin içinde kaybolup asıl mezkûr olan Cenâb-ı Hak’ta fânî olması için, tarih boyunca muhtelif usûl ve metotlar belirlemişlerdir. İşte bu metodlardan biri de insan vücudunun muhtelif bölgelerinde bazı letâifler (rûhânî merkezler) belirlemek sûretiyle zikr-i küllîye erişme yoludur.

Maddî vücûdumuzun hayâtiyetini devam ettirmesi için kalp, beyin, karaciğer, akciğer gibi birtakım cihazların sıhhatli çalışması ne kadar lüzumlu ise, mânevî dünyamızın uyanması ve hassasiyet kazanması bakımından da birtakım mânevî merkezlerin varlığı ve sıhhatli çalışması da son derece lüzumludur. İşte ehlullah hazarâtı, keşif ya da tecrübe yoluyla, vücutta bazı letâifler/rûhânî merkezler belirlemişlerdir. Bazı farklı değerlendirmeler var ise de genel kabul gören anlayışa göre bu letâifleri kısaca şöyle sıralayabiliriz:

LETÂİFLERİN YERLERİ NERELERDİR?

Kalp: Sol göğsün iki parmak altında çam kozalağı şeklinde bulunan et parçasını mahal edinen, yani maddî kalbin derûnunda hissiyatımızın merkezini teşkil eden mânevî latîfedir.

Ruh: Sağ göğsün iki parmak altında bulunan mânevî latîfedir.

Sır: Sol göğsün iki parmak üstünde bulunan mânevî latîfedir.

Hafî: Sağ göğsün iki parmak üstünde bulunan mânevî latîfedir.

Ahfâ: Göğsün tam orta kısmında ve diğer dört letâifin ortasında yer alan mânevî latîfedir.

Nefs-i nâtıka: Alnın tam ortasında iki kaşın arasından yukarıya doğru dik bir çizgi hâlinde bulunan bir latîfedir.

Zikr-i sultânî/Zikr-i kül: Zikrin, vücûdun bütün zerrelerine kadar yayılmasıdır. Diğer bir ifadeyle yukarıda zikredilen latîfelerin zikre alışması gibi, vücûdun bütün zerrelerinin birer latîfe hâline gelerek Allâh’ı zikretmesi hâlidir.

Letâiflerde yapılan zikir, cehrî bir zikir olmayıp, hafî zikirdir

Kaynak: Osman Nûri Topbaş, ÎMANDAN İHSÂNA Hak Yolculuğu

---------- Post added 18.11.19 at 14:51 ----------



bir nakşibendi tarikatına intisab ederseniz daha iyi anlarsınız ve usule uygun ehil insanların gözetiminde manen terakki edersiniz biiznillah
Nakşibendiyim de o konuları daha görmedik

Dünyanın En Büyük Havas ve Gizli ilimler Sitesi
1 2 3