Tasavvuf & Tarikatler

Hablil veriyd - Şah damar - Arteria carotis communis - Havas Okulu
Mobil Görünümdesiniz Klasik Görünüm için TIKLAYINIZ Kayıt ol
Havas Okulu
Etiketlenen Kullanıcılar

Tasavvuf & Tarikatler>Hablil veriyd - Şah damar - Arteria carotis communis
Hal 12:02 30.04.19
Arteria carotis communis...
Biz anlamayız öyle! Şah damar diyeceksin.
Arapçası, hablil veriyd.

O damar, damarların şahıdır. Zira Şah'ımız (c.c.) bu damardan bize yakındır, akrabadır. Ve şimdi bu damarın Allah bilir ne havası vardır ayette ismi anılmış diye!

Kan bağı açısından bize yakın olanlara akraba deriz ve bu kelime Arapça'dan dilimize geçmiştir. Akraba!

Karib, yakın! Akreb, akraba; en yakın!

Ve Rabbimiz bize yakınlığını bu kelimeyle ifade eder.

"Ve nahnu AKRABU ileyhi min hablil veriyd." KAF:16
Ve biz ona şah damarından akrabayız.

O bizim karibimiz, o bizim akrabamız. Zira o bize kendi ruhundan üfledi. Ve biz onun ruhunu taşıyoruz.

“Onu şekillendirip içine ruhumdan üflediğim zaman ona secdeye kapanın!” SAD:72

Tüm melekler bize secde etti. Çünkü biz değerimizi bundan alırız. Allah'ın ruhunu taşıyor olmamızdan. Akrabalıktan!

Ve insan Allah ile arasındaki bu ruh bağını hissedip tattığında adı evliya olur. Allah dostu olur. Ve o zaman insanlar ona Allah'ın akrabası muamelesi yapar.

Ama bazen IQ'sü düşük bazı kardeşlerimiz der ki; Allah bize şah damarımızdan daha yakındır. Allah'a yakın olmak için fazladan bir şey yapmamıza, ve kimseye tabi olmamıza gerek yoktur.

Dikkat edin! Rabbimiz "siz Allah'a yakınsınız" demiyor, "Allah size yakın" diyor. Bu yakınlığı zevk etmek, bunu tatmak lazım. Allah bunu tadıyor fakat biz bu yakınlığı hissetmiyoruz maaalesef.

Onun sana şahdamarından yakın olması, senin ona kendi şah damarından daha yakın olman anlamına gelir. Lâkin bu yakınlığı hak ile tatmıyorsun ve bu yakınlığın kıymetini, değerini bilmiyorsun ve her anda bu yakınlığı hissetmiyorsun, onun senin üzerindeki nimetlerini görmüyorsun ve gereğini yapmıyorsun.

O halde bu konuda sana yol gösterecek, yardımcı olacak, sana bunu hatırlatacak bir Allah dostu gerekir. Bir mürlid-i kamil gerekir.

Bunu Rabbimiz söylüyor: "Ey iman edenler! Allah’a karşı takvalı olun ve O’na yaklaşmaya vesile arayın!" MAİDE:35

Anladın mı? Sen yakın olsan Allah niye vesile ara desin, niye secde et yaklaş desin!

Vesile vasıl eden demektir. Vasıl olmaya da vuslat denir. Yani ulaşma, erişme, kavuşma... Mürşidi vesile olarak görmeyenlere şunu içtenlikle sorun;

"Allahaşkına, senin dünyada Allah'a vasıl olma gibi bir niyetin ve çaban var mı?"

Vuslatı kabul etmeyen vesileyi mi kabul edecek! O ahdini, misakını unutmuş kardeşimiz bizdeki ilahi ruhun Allaha vuslatını aslında anlayacak ama eksik bişey var. Aslında Rabbimizin ben insana kendi ruhumdan üfledim ayetindeki ruhun bildiğimiz ruh olmadığını düşünüyor çünkü kendisindeki ilahiliği göremiyor ki iman etsin.

AYET: Onlar, misakından sonra Allah’a olan ahitlerini bozup Allah’ın kendisine vasıl edilmesini emrettiği şey ile arasını ayıran ve arzı ifsat edenlerdir. İşte onlar eksilip kaybedenlerdir. BAKARA:27

Ve maalesef çeviriciler ayetteki "yusale" yani vasıl olma kısmını hiç alakasız bir şekilde akrabalık bağlarının korunması olarak çevirirler ve ayet akraba ziyaretini teşvik manası kazanır.

Akrabayı bizim söylediğimiz manada düşünseler bunda da sorun yok aslında Konu almış başını gidiyor.

Rabbimiz ayette diyor ki; "Yaratan yarattığını bilmez mi?" Evet, O bilir bizim ne kadar aciz, unutkan ve nankör olduğumuzu.

"Muhakkak ki insan kendisine çok haksızlık edendir ve çok nankördür." İBRAHİM:34

Yoksa neden kendisine yaklaşmamız ve bu yakınlığı tatmamız için vesile arayın, desin?

Mesela hepimiz şahit olmuşuzdur ki birinin birinci dercede yakını, yani akrabası vefat ettiğinde o kişinin adeta aklı başından gider, mantığını kaybeder, adeta sarhoş olur, adeta narkozlu olur. Kendisini kaybeder. Kendisini derin bir kuyunun içinde bulur. Ortam seslerini tam olarak algılayamaz. Utanma duygusunu kaybeder, ne dediğini bilmez, bedeninin acısını hissetmez. Boş boş bakar, çok derinlere bakar.

Ve herkes o vefat eden kişinin en yakınına gidip ona sürekli telkinlerde bulunur, kendine gel, ölenle ölünmez, senin ayakta durman gerekiyor, işte şöyle sorumlukların var, çocukların için, bunun için, şunun için der ve sağduyu telkin eder. Yani herkes ona buraya gel der, ortama gel der.

Yakınını kaybeden biri bu haldedir. Çünkü kaybettiği yakınıdır.

İşte mürşid-i kamil de insanlara der ki; "sen en yakınını ve aslında tek yakınını kaybettin, sen Rabbini kaybettin! Sana senden daha yakın olan Rabbini kaybettin, sen aslını kaybettin ve ama sen akrabanı kaybettiğinde duyduğun acının çeyreğini Rabbin için hissetmiyorsun."

Bu yüzden mürşid-i kamil, sana unutmuş olduğun o acıyı hatırlatır. Onun sözlerinin içi doludur. Zira o Rabbi ile seslenir sana. Onun sana dokunması Rabbinin sana dokunmasıdır.

Allah bir kula dokunacak ve o kişi gaflet uykusundan uyanmayacak, Rabbine olan yakınlığı tatmayacak öyle mi? Mümkün müdür bu?

Rabbimizi kendi üzerimizden tanıyacağız. Sevdiğimiz birinin bize aşk ile seslendiğini düşün! Annemizin ya da mesela sevgilimizin...

Ahh işte bu yakınlık ve duygunun binlerce kat daha yakını ve içtenliği ile Rabbimiz bize gelir ve o geldiğinde "ben hiç kimseye benzemem" der, "ben senin o sahte ilâhlarına benzemem" der, "senin asıl mabudun, maşukun benim" der.

Ve sen bunu tadarsın, gönlüne tecelli eden Rabbini her zerrende tadarsın ve o sana senin gibi, senin cinsinden biri ile gelip seslenir.

Ve fakat o sesi duyduğunda, sen ete kemiğe bürünmüş birini görmezsin ki!

Bu, senin elinde değildir ve işte o an gönlün secdeye iner ve sen eğildikçe ruhunun "Alemlerin Rabbine hamd olsun!" dediğini, hatta haykırdığını duyar ve kendini yedi kat göğün üzerinde bulursun.

Ahhh, seven sevdiği ile buluştu çünkü. Buna hamd edilmez mi! Şükürler edilmez mi! Sevinç naraları atılmaz mı! O vecd halinin göğsü zorlayan elektriği insana sayhalar attırmaz mı! Allah kudret eliyle sana dokundu ve onun kudreti buna kadir! O her şeye muktedir!

Yeter ki iste! Bu şerefi, bu yakınlığı tatmak iste! Sen kendini ondan perdelersin ama o kendisini senden perdelemez.

Aslında bu kadar fazla yakın olmasan, bize biz kadar yakın olmasan hepimiz seni görecektik Rabbim!

Ve Pirimiz Muhammed Hüseyin Hazretleri der ki: "Bir kul Allah diyecek de perdeler kalkmayacak öyle mi! Kalkmamak perdenin haddine mi düşmüş?"

İşte gaflet uykusundan kalkmak budur. "İnsanlar uykudadır, ölünce uyanacaklar" hadisindeki uyanmanın ölmeden önce olanı budur!

AYET: Andolsun ki sen bundan habersizdin. Şimdi perdeni kaldırdık, artık bugün gönül gözün keskindir. KAF:22

Ölmeden önce ölmek ve Rabbiyle dirilmek budur! Kurbiyet budur, karibiyet budur, mukarreb olmak budur!Yakınlık ve en yakınlık, hakiki akrabalık budur!

Korkan biri için korkusu ona şah damarından daha yakındır, üzgün biri için üzüntüsü...

Mutlu biri için mutluluğu ona şah damarından daha yakındır, âşık biri için aşkı...

İnsan heyecanlanırken heyecana boğulmaz mı?
Mahcubiyet ve utangaçlık insanı içten ve dıştan sarıp ısıtmaz mı Allahaşkına!

Peki, duygusuyla duyumsayıp, tadıyla tatmadan nasıl şah damarından daha yakın olur ki Allah insana!

Evet! Sen kendine şahdamarın kadar yakın olduğunda, sana şah damarından daha yakın olana yakın olabilirsin.

Ve eğer şah damar denince göbeğini yoklarsan işte böyle Allah'tan uzak kalırsın.

Boğazını tut ve "ben" dediğin yeri yokla!
Ben dediğin yer!
Dünyanın En Büyük Havas ve Gizli ilimler Sitesi
Facebook Twitter Google Digg LinkedIn tumblr Getpocket Reddit Email
Cevapla
Heartway 01:22 19.05.19
Güzel paylaşım şah damarın latinceside muazzam
Dünyanın En Büyük Havas ve Gizli ilimler Sitesi
Cevapla
Cevapla Up

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146