Tasavvuf & Tarikatler

nefs mertebeleri - Havas Okulu
Mobil Görünümdesiniz Klasik Görünüm için TIKLAYINIZ Kayıt ol
Havas Okulu
Etiketlenen Kullanıcılar

Tasavvuf & Tarikatler>nefs mertebeleri
insan-ol-evlat 13:28 24.12.16
nefs mertebeleri
Hiç bir şüphe ve tereddüt taşımadan, itmi`nân-ı kalple Allah`ı Rab kabul edip, O`nun peygamberlerinin getirdiği dini de hak din bilerek Allah`a teslim olan ve O`na ulaşan insanın nefsi (es-Seyyid eş-Şerif el-Cürcânî, et-Ta`rifât, İstanbul 1283, s. 165; el-Gazalî, İhya-u Ulumiddin, Beyrut (t.y.) III, 4).

Sufiler, Kur`an-ı Kerimin çeşitli ayetlerine dayanarak, insan nefsinin altı mertebesinin olduğunu ileri sürmüşler ve kendilerinden de yedincisi diye nefs-i kâmileyi ilave ederek yedi mertebeye çıkarmışlardır.

1- Nefs-i Emmâre: Allah`ın emirlerine uymayan, yasaklarını çekinmeden yapan ve zevkine tabi olan nefistir.

2- Nefs-i Levvâme: Allah`ın emirlerine bazen uyan, bazen uymayan, işlediği günahlardan dolayı üzülen ve sevaplardan dolayı sevinen nefistir.

3- Nefs-i Mülheme: Mümkün mertebe Allah`ın emir ve yasaklarına uyan nefistir.

4- Nefs-i Mutmainne: İmân esaslarına inanan, İslâm`ın emir ve yasaklarına uyan, bu konularda hiç bir şüphe ve tereddüdü olmayan, neticede Allah ile manevî bir bağ kuran ve bunun lezzetine ulaşan nefistir.

5- Nefs-i Radiye: Her yönüyle Hakk`a yönelen, Allah`tan gâfil olmama şuuruna eren ve O`ndan razı olan nefistir.

6- Nefs-i Mardiyye: Bütün benliği ile Hakk`a teslim olan ve böylece Allah`ın kendisinden razı olduğu nefistir (Elmalılı Hamdi Yazır, Hak Dini Kur`an Dili, İstanbul 1970, VIII, 5817).

7- Nefs-i Kâmile: Bütün kötülüklerden sıyrılıp manevi olgunluğa eren nefis. Bu mertebeye erişen bir kişinin bütün sıfatları güzeldir ve her hali ibadet sayılır (Süleyman Uludağ, Kuşeyri Risalesi tercümesi, s. 222, 277, 290).

Aslında nefs, bir şeyin kendisi, benliği, zatı ve hakikatıdır. Ona göre nefs-i mutmainne, o dereceye ulaşan insanın kendisi demektir (Elmalılı, Hak Dini Kuran Dili, VIII, 5814).

Nefs-i mutmainne, Kur`anda bir yerde geçmektedir:

Ey huzura eren nefis, sen Allah`tan ve O da senden razı olarak Rabb`ine dön!... (lyi) Kullarımın arasına gir!.. Cennetime gir!.. " (el-Fecr, 89/27, 28, 29, 30).

"Nefs-i mutmainne", genelde Türkçeye "huzura eren nefis" olarak tercüme edilmiştir. Bu dereceye ulaşmış olan bir insan, Allah Resulunün getirdiği her inanç ve ameli hak olarak kabul eder; Allah`ın dininin yasakladığından mecburen değil, seve seve kaçınarak uzak durur; Allah yolunda ne fedakârlık gerekiyorsa yapar; dünyanın İslâm dışı lezzet ve menfaatlerinden mahrum kaldığı halde, onları özlemez ve tersine bu konuda kalbi mutmain olarak hak dini takib edip çeşitli pisliklerden korunur. Nefs-i mutmainne dendiği zaman, bu vasıflara sahip olan insan akla gelir (Muhammed b. Cerir et-Taberî, Camiul-Beyân fi Te`vil`i Ayil-Kur`an, Mısır 1954, XXX,190 vd.; Muhammed b. Ahmed el-Ensârî el-Kurtubî, el-Câmiu li Ahkâmil-Kur`an, Kahire 1967, XX, 57 vd.).

Bazı âlimlere göre bu ayet, Hz. Osman (r.a) hakkında nazil olmuştur. Diğer bazı âlimlere göre ise, Hubeyb b. Adiy hakkında nâzil olmuştur. Mekkeli müşrikler onu idam edip yüzünü Medine`ye çevirdikleri zaman, Yüce Allah onun yüzünü Ka`be`ye doğru çevirmişti (el-Kurtubî, el-Cami`, XX, 58).

Nefs-i mutmainne derecesine ulaşan insan, dünyada bu şekilde Allah`a tam manasıyle teslim olmuş bir halde yaşar. Gönül huzuruna, ruhî saâdet`e ulaşır. Gam ve kederden uzak olur. Ahirette de Allah`ın iltifâtına nail olur. Yüce Allahın nefs-i mutmainne seviyesindeki insana yönelik bu

"Rabb`ine dön,

Dünyanın En Büyük Havas ve Gizli ilimler Sitesi
Facebook Twitter Google Digg LinkedIn tumblr Getpocket Reddit Email
SiLence 15:28 31.03.17
NEFS NEDİR, NİÇİN VERİLMİŞTİR?
Nefs; içimizdeki bütün kötü isteklerdir, süflî arzulara duyulan meyildir. İnsanı Allah’tan uzaklaştıran bütün şeytânî hisler, nefsten ibârettir. Dünya, yaratıldığı günden beri kulların kulluk değerinin tespit edildiği bir imtihan dershânesidir. Bu sebeple insanoğlu hem kötülüklerle donatılmıştır hem de iyiliklerle… Yine bu sebepledir ki nefsi tezkiye ve kalbi tasfiye, yâni tasavvufî eğitim şarttır.
NEFS OLMASAYDI NE OLURDU?
Nefs olmasaydı insan rütbesinde değil, melek olurduk. Oysa kâmil bir insanın rütbe ve değeri, meleklerden üstündür. Öyle ki Allah, insanı yarattığında bütün melekleri toplamış ve insana secde etmelerini emretmiştir. Kıskançlık ve kibir göstererek bu emri yerine getirmeyen şeytanı da huzurundan kovmuştur. Böyle yüce bir makâmın, yani insanlık şerefinin elbette ki büyük bir bedeli olmalıdır. Nitekim insanoğlu, işte bu bedeli ödemek ve özündeki bu cevheri parıldatmak için bu dünyaya gönderilmiştir. Tabiî kimi gayret içinde oluyor, kimi de olmuyor. İşte bunun en güzel şekilde tespiti için Cenâb-ı Hak bu dünyayı bir imtihan âlemi yapmıştır. Buyurmuştur ki: «O ki, hanginizin daha güzel davranacağını sınamak için ölümü ve hayatı yaratmıştır…» (el-Mülk, 2)
Nasıl ki altınla uğraşan erbap kimsenin mahâreti, yığın yığın onca topraktan bir gram altın üretmekte ise insanın mahâret ve değeri de nefsin çamurlarını takvâ ateşiyle temizleye temizleye gönlü pırıl pırıl hâle getirebilmesindedir. Bir başka ifâdeyle, hiçbir şey yapmadan varlıklar değerli olmaz. Bal yapmasaydı, arılara kim değer verirdi? İnsan da kulluk yolunda binbir imtihandan başarılı bir şekilde geçmeli ve Hakk’a aşk ile ibâdet hâlinde olmalı ki, bir değer ifâde etsin.
NEFSİ TEMİZLEMENİN YOLU NEDİR?
Nitekim insana, Cenâb-ı Hak müsbet ve menfî/olumlu ve olumsuz, iyi ve kötü, yaklaştırıcı ve uzaklaştırıcı birçok özellikleri bunun için vermiştir. Ve buyurmuştur ki:
«Nefsini (fücurdan/kötü olan ve Allah’tan uzaklaştıran her şeyden) tezkiye eden/temizleyen mutlaka kurtuluşa erer.»
Nefisler ancak fücûrun zıddı olan takvâ ve ihlâs ile temizlenir. Takvâ, her şeyden önce nefsânî arzuları köreltmektir. Fıtrattaki Allâh’ın vermiş olduğu istîdat ve güzellikleri inkişâf ettirip Allâh’a güzel bir kul olabilmektir. Yâni takvâ, Kur’ân ve Sünnet’i hayatın her safhasına aksettirmek ve böylece Cenâb-ı Hak’la huzur bulabilmektir…
İnsan düşünmeli: Varlık nedir? Sahibi kimdir? Ben kimim? Bu âlemde vazifem nedir? Niçin hayattayız, ölüm niye var?
Bu gibi esaslı sorulara tatminkâr cevaplar aramak, tabiî bir ihtiyaçtır. İslâm dîni, bu mühim soruların cevabını vermiş; Peygamber Efendimiz’in 23 senelik peygamberlik hayatı bu cevapların net ve muhteşem bir örneği olmuştur.
Peygamber Efendimiz, her meçhûlü aydınlatan ilâhî bir nur ve sonsuz saâdete nâil eyleyen bir hidâyet rehberi olmuştur.
CEHENNEMDEN KURTULMAK İÇİN NE YAPMALI?
Kur’ân, birtakım yasaklar bildirir. Bu yasaklara aldırmayanlar cennete giremezler. Çünkü günah kirleriyle perişan olmuşlardır. Dolayısıyla ölmeden evvel temizlenmek îcâb eder. Diğer taraftan her günah, rûha saçılan bir zehir gibidir. Ancak güzel ameller, cehennemden kurtulmaya vesîledir.
Maddî ve nefsânî nîmetlerin çoğunda hayvanlarla müşterekliğimiz vardır; yemek, içmek ve korunma ihtiyacımız gibi… Bu hususta onlardan farkımız pek azdır. Bizi hayvanlardan ayıran, bizi insanlığımız ve vicdânımızla baş başa bırakan asıl nîmetler, rûhânî nîmetlerdir. Bize bu rûhânî nîmetleri idrâk ettirecek olan da, ancak dînin sesidir.
İnsan, bu dünyaya geldiğinde âdeta boş bir kaset gibidir. Üzerine ne doldurursa ona göre bir hayat sürer. Kıyâmet günü «İkra’ Kitâbeke: Kitâbını oku!..» emriyle o kaset önüne açılacak ve insana hayat senaryosu seyrettirilecek!.. Bu itibarla dünya ve ahret saâdetini kazanma gayreti içinde olan her insan, gönlünü Kur’ân’ın feyz ve rûhâniyeti ile doldurmaya mecburdur. Çünkü gönül, Kur’ân ile yoğrulduğu nisbette «ahsen-i takvîm»e, yani en güzel yaratılış sırrına nâil olur. Kur’ân’ın sonsuz hikmetlerinden, ancak canlı bir Kur’ân olarak yaşarsa nasip almaya başlar.
İnsan, bu sâyede fıtratındaki menfîlikleri köreltir. Rabbinin lutfettiği meziyetleri inkişâf ettirerek fazîletler ve güzellikler menbaı hâline gelir.
KALBİN TEDAVİSİ
Ancak unutmamalı ki insan kelimesi, ünsiyet ve nisyan kelimeleriyle alâkalıdır. Bir kalp, hayır veya şer, ne ile ünsiyet ederse, onun istikâmetine girer. Bunun için, ömrümüz boyunca kalbimizi bilhassa nisyandan, yani Allâh’ı ve kendimizi unutmaktan korumamız zarûrîdir. Zîra nisyan; nefse mağlûbiyettir, kulun kulluğunu unutmasıdır.
Cenâb-ı Hak buyurur:
«(Rasûlüm!) Nefsânî arzularını kendisine ilâh edinen kimseyi gördün mü? Ona Sen mi vekil olacaksın?» (el-Furkan, 43)
Kalpteki menfî hasletler, insanın Kur’ân ile doğru buluşmasına mânî olur. Hattâ Kur’ân’ın rahmeti, şifâsı ve hidâyeti ile buluşamayanlar tam aksine murdarlığa dûçâr olurlar.
İnsanın bu menfî hâle düşmesine sebep, ten esareti altında yaşamasıdır. Çünkü insan, bedeni itibâriyle türâbîdir, yani topraktan gelmiştir ve toprak terkibinden çıkanlarla gıdalanır. Böyle olunca gaflete dûçâr oldukça nefsâniyete temâyül eder. Nihayet rûhun bedeni terk etmesiyle de toprağa döner.
Ancak insan, rûhu itibariyle de Allâh’a mensuptur. Dolayısıyla kulluğunu unutan, yani nisyana düşen her kalbin tedâvîsi, rûhun mensûb olduğu Rabbini çokça zikretmektir. Cenâb-ı Hak âyet-i kerîmede şöyle îkaz buyurur:
«Allâh’ı unutan ve bu yüzden Allâh’ın da onlara kendilerini unutturduğu kimseler gibi olmayın. Onlar yoldan çıkan kimselerdir.» (el-Haşr, 19)
Bu ilâhî îkazın ehemmiyetini çok iyi idrak etmemiz lâzımdır. Çünkü bir insanda nefsânî arzular gâlip gelince, kul Allah’tan uzaklaşmakta, rûhânî duygular gâlip gelince de Allâh’a yaklaşmaktadır. Bu itibarla Cenâb-ı Hakk’ın bütün nîmetleri, iki ağızlı bir bıçak gibidir. Allâh’ı unutup da ilâhî ikramları nefsinde zehre dönüştürenleri perîşan eder. Ancak Cenâb-ı Hakk’ı dâimâ şükürle yâd edip de ilâhî lutufları gönlünde şifa ve berekete dönüştürenleri iki cihan saâdetine nâil eder. Dolayısıyla bu âlemde bize emanet ne varsa hiçbirini nefsimize mâl etmemeli ve hepsini sadece birer vasıta ve imtihan olarak görmeliyiz.
BU CİHAN NİÇİN YARATILMIŞTIR?
Âyet-i kerîmede buyrulur:
«Nihayet o gün (dünyada yararlandığınız) nîmetlerden elbette ve elbette hesaba çekileceksiniz.» (et-Tekâsür, 8)
Şu bir gerçektir ki bu fânî dünya, ebedî âleme giden yolda sadece bir istasyondur. İstasyonda uyumak da perişanlık ve pişmanlıktır.
Er ya da geç, ama birgün mutlaka ölüm kapısından geçerek ebediyet yolcusu olacağımız için, mezar ötesi âleme dâir hazırlıkta bulunmak, her akıl, iz’an ve vicdan sahibi için mecbûrî bir ihtiyaçtır.
Cihan, Allâh’a kulluk için yaratılmış, ince hakikatler ve lezzetlerle doldurulmuş bir ibâdethâne; bir vicdan ve irfan mektebidir.
Balıklar deniz vasatında hayat bulur. Karadakiler de atmosfer vasatında yaşar. İnsan rûhu ise, Kur’ân vasatında saâdete kavuşur. Bunun için lâzım olan en mühim malzeme de muhabbettir. Hakîkî muhabbetin kaynağı, Allah Teâlâ ve Peygamber Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem-’dir. Bu kaynağa kavuşabilmek, katlanılan güçlükler, gösterilen samîmî gayretler ve yapılan fedâkârlıklar nisbetindedir.
Allah’tan geldik, O’na döndürüleceğiz. Asıl felâket, dünyada O’ndan uzak kalmaktır. Çünkü bu uzaklık, insanı ebedî mahrûmiyete dûçâr eder. Asıl saâdet de dünyada iken O’na yakınlıktır. Çünkü bu yakınlık, ebedî yakınlığa mazhar eder.
KAYNAK: Osman Nuri TOPBAŞ, 40 Soru 40 Cevap, Erkam Yayınları, 2011, İstanbul

Dünyanın En Büyük Havas ve Gizli ilimler Sitesi
Tuana 11:05 09.04.17
Emeğinize sağlık çok güzel bir konuya değinmişsiniz

Dünyanın En Büyük Havas ve Gizli ilimler Sitesi
madlen 12:18 06.05.17
Nefsin yedi sıfatı/mertebesi vardır. Bu mertebeler şöyle sıralanır.
1- Nefs-i Emmare
2- Nefs-i Levvame
3- Nefs-i Mülhime
4- Nefs-i Mutmaine
5- Nefs-i Raziye
6- Nefs-i Mazriye
7- Nefs-i Safiye
Her tarikatın/yolun müntesiplerinin yetişmesini, kemale gelmesini sağlayan mertebe ve makamları vardır. (fenafillah’ta talim edilenler mertebe, bekabillah’ta talim edilenler de makam diye adlandırılırlar) bunu örneklendirecek olursak: Mesela, Halvetilik’te nefsin yedi mertebesinin her birinde ayrı esma tarifini görürüz.
1- Nefs-i Emare: Lâ ilâhe illâllah
2- Nefs-i Levvame: Allah, Allah, Allah
3- Nefs-i Mülhime: Hu
4- Nefs-i Mutmaine: Hak
5- Nefs-i Raziye: Hay
7- Nefs-i Safiye: Kahhar
6- Nefs-i Mazriye: Kayyum
Halveti’lik uygulamasında nasıl kemale gelindiğini Hasan Özlem Efendi’nin bir sohbetinden alıntı yaparak izah etmeye çalışalım. Peygamberlerin kırk yaşında Nebi olmalarının hikmeti nedir? diye sorulan bir soru üzerine yapılan sohbet:
Bütün Nebi’ler anadan peygamber oldukları halde, kırk yaşına gelmeden nebiliklerini izhar etmediler.
“Fahri âlem erdi kırk yaşına
Kondu ta ki nübüvvet başına”
Pir Muhammed Nûrul Arabî Hazretleri Mısri Niyazi divanı şerhinde bu hususu beyan ediyor.
“Bin dört yüz kanat açtım
Altı üz dahi koştum
Tâ on beş dek uçtum
Bu halete (hâl) erince
Niyazi Mısri Hazretleri, bu mısralarda Halvetilikten bahsediyor. Halveti’likte Melami’likte talim edilen yedi makamın karşılığı olarak yedi esma talimi yapılır. (yukarıda bahsi geçtiği üzere bu makamları, Melamilik mertebe ve makamları ile birlikte tekrar hatırlayalım.
Melami mertebe ve makamları Halveti mertebe ve makamları
Tevhîd-i Ef’al Lâ ilâhe illâllah
Tevhîd-i Sıfat Allah, Allah, Allah
Tevhîd-i zat Hu
Makam-ı Cem Hak
Hazretü’l Cem Hay
Cem’ul Cem Kayyum
Ahadiyetü’l Cem Kahhar
Esma-i Hüsna doksandokuzdur. Bir de Allah ismi eder yüz. Yüz zâhirî, yüz de bâtınî eder iki yüz. Melamet’te talim edilen Tevhid-i Ef’al mertebesinin karşılığı olarak Halveti’lik’te talim edilen “Lâ ilâhe illâllah” kelime-i tevhidi yüz defa çekiliyor. Bunun yüz defası zahir, yüz defası da batın olmak üzere, eder ikiyüz. Aynı şekilde yukarıdaki diğer esmaların da yüz defasının zahir, yüz defasının da batın olarak çekildiği hesaplandığında toplamı bin dört yüz eder. Niyazi Mısri Hazretleri işte bu sebeple “bin dört yüz kanat açtım” diyor. Tarikat-ı Halveti’yede halife tayin edilecek şahıslara, yedi esma talimine ilave olarak Ya Vedüd, Ya Settar, Ya Gaffar esmaları talim ettirilir.
Ya Vedüd: Muhabbet-i ilahiyeye mazhar olmaktır. Vedüt, Allah’ın muhabbetini izhar edici bir esmasıdır.
Ya Settar: Allah’ın ayıpları örtücü esmasıdır.
Ya Gaffar: Allah’ın mağfiret edici, günahları bağışlayıcı esmasıdır.
Bu üç esmanın da, yüz adet olarak, üç yüz adet çekilmesi zahir ve batınıyla altı yüz eder.
“Bin dört yüz kanat açtım
Altı üz dahi koştum
Tâ on beş dek uçtum
Bu halete (hâl) erince
Bir insanın buluğa erme yaşı ortalama onbeştir. Onun için “tâ on beşe dek uçtum” diyor.
“Biz beş er idik çıktık
Bir demde yola girdik
Kırk yılda Pir’e erdik
Bu sohbete erince
Burada bahsi geçen beş erden murat:
1- Hafi
2- Ruh
3- Nefis
4- Kalp
5- Sır
Biz beş arkadaşla yola çıktık. Ancak kırk yaşına gerlince, kemal mertebesine ulaşmak suretiyle Pir’e erdik.
Pir Efendimiz Muhammed Nur’ul Arabî Hazretleri bu konuda kemal yaşının kırk olduğunu söylüyor. Kırk yaşının menzili Kurb-i Feraiz’dir. Yani makam-ı Cem’dir. Bu makamın kemal mertebe olması, salikin Hakk’ın vücuduyla vücutlanmasından dolayıdır.
Mevlevilik’teki uygulamayı da bir Mevlevi büyüğünden dinleyelim.
Mevlevi büyüklerinden ve Kulekapı Mevlevihanesi şeyhlerinden Galip Dede’ye göre mukabeledeki hal ve hareketler Allah’a o’nun yüce esmasına dalalet etmektedir. Şöyle ki:
1. Mesnevi okumak , Kelimei Tevhidi remzeder
2. Na’t-ı Mevlana, İsm-i Celali
3. Ney taksimi, Hu ismini
4. Kudum vurması, Hakk ismini
5. Devr-i veledinin birinci turu Hayy ismini
6. Devr-i veledinin ikinci turu Kayyum ismini
7. Devr-i veledinin üçüncü turu da Kahhar ismini remz eylemektedir.
“Böylece nefsin 7 mertebesinin terbiyesinde tavsiye olunan yedi esmada semadaki yedi hal ile temsil edilmiş olur. Nefsin bu yedi halini ve mertebesini izahta fayda vardır: önce şunu da arz edelim: bu yedi derecenin her birinde salik, nefis murakebesinde veya rüyasında bazı tecelli nurları görebilirler. Rüyada sık sık ve yoğun biçimde görülen renk kesafeti, dervişin hangi mertebede olduğunun ipuçlarını verir, denilir”.. (Alıntı) Şimdi de teferruatıyla nefis mertebelerine bir göz atalım.
1- Nefs-i Emare: Aşk, sevgi ve muhabbetten yoksun, hakikatten/tevhitten habersiz, ene/ben duygusunun esareti altında kalmış, dünya ve dünyalıktan başka düşünmeyenlerin nefsi. Kötülüğü emreden nefis. Bu nefis sahipleri, manevi feyizlerden mahrum; şehvet, kin, nefret, yalan ile dünyalarını kuranların nefsi. Bu mertebedeki nefis tamamen negatiftir. Bu nefis sahipleri hak hukuk, ırz namus tanımaz. Bu nefsin esaretinden kurtulmak deveyi hendekten atlatmaktan daha zordur!. Bu mertebe hakkında Yusuf suresi 53. ayette şöyle buyrulmaktadır: “Nefis olanca şiddetiyle kötülüğü emreder.” “Bunların gördüğü nurun rengi mavi olur.”
2- Nefs-i Levvame: Levmeden yani kınayan nefis. Bu nefis kötülüğe sevk halinden yani emretmekten kurtulup, kendini kınayan ve sorgulayabilen bir nefistir. Bu nefis ismini “Kendini kınayan (pişmanlık duyan) nefse yemin ederim ki (dirilip) hesaba çekileceksiniz” (Kıyame, 75/1-2) ayette geçen levvame kelimesinden alır. “Tecellisinin rengi sarıdır.”
3- Nefs-i Mülhime: İlham olunan nefistir. Yani kendisine iyilik ya da kötülüklerin ilham olunduğu, kötülüklerden sakınan, hayrı ve şerri seçebilen nefistir. Şems suresi 8. ayette “Nefse ve onu düzgün bir biçimde şekillendirip ona kötülük duygusunu ve takvasını (kötülükten sakınma yeteneğini) ilham edene andolsun ki, nefsini arındıran kurtuluşa ermiştir.” Buyrulmaktadır. “Bu nefis mertebesinin tecelli rengi kızıl olur.”
4- Nefs-i Mutmaine: Şüphelerden arınmış, tam manasıyla inanmış Hak’la tatmin olmuş nefistir. Bu mertebedeki nefiste adını (Fecr, 89/27-30) ayetlerinde geçen “mutmein” kelimesinden alır: (Gönlü imanla dolu olduğu halde, inkara zorlanan kimse müstesna, inandıktan sonra Allah’ı inkar edip, gönlünü kafirliğe açanlara Allah katından bir gazap vardır. Büyük azapta onlar içindir” “ey mütmain olmuş, huzuru bulmuş nefis, sen O’ndan, O senden razı olarak rabbine dön (seçkin) kulların arasına katıl ve cennete gir) “Bu mertebenin tecelli rengi siyahtır.”
5- Nefs-i Radiye: Allah’tan razı olan nefis demektir. Allah’ın her hükmünü, her tecellisini şüphesiz bir teslimiyet ve tevekkül ile karşılayan nefistir. Tecelli rengi yeşildir. Yeşil murat rengidir. Bu mertebe ve renkle, mertebe sahibinin mana iklimine bahar gelir de gönül alemini rengarenk çiçekler süsler. Her taraf güllük gülistanlık olur.
6. Nefs-i Merdiyye: Allahın kendisinden razı olduğu nefistir. Bu mertebenin bir adına da Ebubekir mertebesi denir. Rivayete göre, Allah Rasulü, bir sefer için orduyu techiz maksadıyla, ashabı yardıma teşfik eder. Hz. Ömer “kardeşim Ebu Bekr, yardım hususunda beni hep o geçip duruyor. Bu defa malımın yarısını getirip bağışlayayım da kardeşim Ebu Bekr’i geçeyim“ düşüncesiyle malının yarısını getirip Rasulullahın huzuruna arz ediyor. Birde ne görsün : Ebu Bekr malının tamamını getirmiş. Görüldüğü gibi Ebu Bekr, Ömer, Osman, Ali olmakta böyle olur. Böylesine yücelebilmek için böyle fedakarlıkların, böylesine bir mefkurenin eri ve hizmetkarı olmak gerekir. ALLAH RASULÜ, Ebu Bekr’e “malının hepsini getirdin, peki evine ailene nafaka olarak ne bıraktın” diye sorunca Ebu Bekr “Allah’ın Rasulünün rızasını bıraktım” der ve peşinden de “Ya Rasulallah, Allah benden razı mıdır?” diye sorar. Allah senden razıdır.. Pekala ya sen Allah’tan razı mısın?deyince böylesine bir müjde ile sarhoşa dönen mübarek .”ene razi, ene razi (ben razıyım, ben razıyım)” diyerek döne döne , şakır şakır oynar. Hatta sema Ebu Bekr’in bu sevinç dönmesi ile başlamıştır da denir.
7- Nefs-i Safiye: Nefsin son mertebesidir. Gönlünde, tamamen arınmış, ruhunda leke kalmamış. Ruh, Allahtan geldiği gibi olmuş, gayriyetten, masivadan kurtulmuş ve muradına ermiştir. Nefsin iradesi yok olmuş, Allah’ın iradesinden başka bir şey kalmamış nefis, fenafillah, bekabillah mertebe ve makamlarını aşmış, Hak ile Hakk olmuş ve mutlak sukûnete ermiştir. Rengine gelince renksizdir.
Cenab-ı Allah cümlemizi bu zevkleri tadan kullarından eylesin. Selam, sevgi ve saygılarımla.

Dünyanın En Büyük Havas ve Gizli ilimler Sitesi
Minecag 09:03 11.09.19