Telepati

Telepati nedir? Telepati nasıl yapılır? Telepati hakkında geniş bilgi - Havas Okulu
Mobil Görünümdesiniz Klasik Görünüm için TIKLAYINIZ Kayıt ol
Havas Okulu
1 2 3 
Telepati>Telepati nedir? Telepati nasıl yapılır? Telepati hakkında geniş bilgi
SiLence 22:07 02.02.17
Belki de parapsikoloji terimleri içerisinde en çok tanınan, en çok bilinen fenomen telepati fenomenidir. Birçok kişi telepati hakkında şöyle veya böyle birtakım bilgilere sahiptir. Farklı alanlar da bu fenomen değişik şekillerde kavramlaşmıştır. Örneğin bu yetenek için "zihin okuma, zihinden zihne haberleşme, düşünce transmisyonu" gibi ifadelerde kullanılmaktadır. Rusya ve eski Doğu Bloğu ülkeleri de Bio Enformasyon terimini kullanmayı tercih etmişlerdir.

Telepati düşünceler arasında doğrudan doğruya bağlantı kurulmasıdır. İki zihin veya ruh arasında imaj, fikir, sembol tarzında ortaya çıkan etki alış verişidir. Bilinen duyular, ya da herhangi bir araç kullanmaksızın, her türden düşünce ve duygunun zihinden zihne gönderilip, alınması tarzında yapılan bir haberleşmedir.

Telepatide, alıcı ve verici olmak üzere en az iki kişi vardır. Telepati esnasında düşüncesini yayan, gönderen kimseye ajan (agent) yani verici denir. Telepati deneylerinde alıcı ise, süje (Pêrcipiant) olarak geçer. Deneysel olabileceği gibi, kendiliğinden de ortaya çıkar. Parapsikolojide Duyular Dışı Algılama (DDA) ismi altında araştırma konusu olan telepati, insan zihninin ve psişik varlığının zamanla yozlaşmış bir yeteneğidir. Devamlı çalışmak suretiyle bu yetenek gelişebilir.

İngiliz Ruhsal Araştırmalar Derneğinin kurucularından olan F. Myers Yunanca tele (uzaktan) ve pathos (duygu, düşünce) kelimelerinden telepatiyi türetmiştir.

Telepati yeteneği hemen hemen herkeste bulunmasına rağmen, daha başarılı sonuçların alınmasında kişiler arasındaki heycansal uyumun yani sempatinin olumlu etkisi olduğu saptanmıştır. Birbirlerine aşık olan insanların, anne ve çocukların, çok samimi dostlukların, kardeşlerin veya buna benzer birbirleriyle sempatik bağları bulunan insanların birbirlerini, konuşmaksızın daha kolaylıkla anlayabilmelerinin aslında bir sebebi de budur.

Ezoterik bilgilere göre telepatinin kökeni insanoğlunun başlangıcına kadar dayanır ve o zamanlar telepati bir fenomen olarak kabul edilmezdi. Bugün modern dünyanın sakinleri olan bizler, nedense aklımızın ermediği ve alışamadığımız her şeye "'acayip' veya "'doğaüstü' damgasını vuruveriyoruz. Bu fenomen bir kez etüt edildiğinde, prensiplerinin tamamen mantıksal olduğu görülür.

Araştırmacılar Avusturalya'daki bazı orman kabilelerinin bir tür zihinsel iletişim metodunu kullandıklarını bildirmektedir. Bu araştırmacılardan biri olan Alexander Markey, Yeni Zelandalı Maoris'lerin günümüzde hala telepati kullanarak iletişim sağlayabildiklerini yazmış olduğu bir kitabında ifade etmektedir. Ormanda bir kabileden diğerine seyahat ederken, sözlerinin daha önce iletildiğini farketmişti. Gideceği yere varınca tüm kabilenin, kendisini beklediğini görmekteydi. Oysa bu haberin kabileye fiziksel bir vasıtayla ulaşması imkânsızdı.

Mistik tecrübeleriyle tandığımız Hindistan halkı, telepati ve benzer psişik yeteneklere çok yabancı değildir. Buradaki fakir, yogi ve keşişlerin kendilerini tanıma yolunda keşfettikleri yeteneklerini kimi zaman insanlara da sergilediklerini biliyoruz. Bu kimseler, konsantre olma üzerine hayatları boyunca çalışmaktadırlar. Dolayısıyla birtakım fenomenleri uygulamada oldukça başarılı olmuşlardır.

Afrika da bazı kabilelerin, DDA yeteneklerini kullanarak haberleşmelerini sürdürdükleri bilinmektedir. Büyük Sahra Çölü'ndeki vahalarda yaşayan bu kabileler, bulundukları vahaya yaklaşmakta olan kervan konvoylarını 1000 mil (yaklaşık 1600 km.) ötelerden, içindeki canlılar ve öteki ağırlıklarıyla birlikte algılayabilmektedirler. Araştırmak isteyenler için bu kabilelere örnek olarak Tabu yerlilerini söyleyebiliriz.

Gene, gizli bilimlerle uğraşanlarda (yani okültistlerde), teozofi ve tasavvufta ustalaşmak isteyenlerde, telepati yeteneğini geliştirip kullanmak, öteden beri yaygındır. Bu değişik ekollerin telapatları kendi bölgelerinde, "olgun ve keramet ehli" olarak değerlendirilirler.

Dünyanın En Büyük Havas ve Gizli ilimler Sitesi
SiLence 22:08 02.02.17
Birçok yerde psikokinezi gibi!
Ancak biz şimdi telepatide ne kullanılır,sistem nasıl çalışır, nelere çalışmalıyız gibi konulara biraz değinelim.
Arkadaşlar telepati beyin dalgalarının bilinçli bir şekilde yönlendirilmesidir.
Aslen astral seyahatin de temeli telepatiye dayanır. Çünkü astralde de bir beden bir başka yere gitmez ancak iyonosfer ile oraya gönderilen dalgalar, orada olup bitenleri bedenimizdeymiş gibi hissetmemizi sağlar.
Ancak dediğim gibi telepati sınırları olmayan büyük bir ilimdir.

İmajinasyon ve Telepati

Arkadaşlar bu çok önemli bir konudur. Birçok kişi aslında imgeleme yaparken telepati yaptığını bilmez. Siz imgelerinizi kullanarak telepatik dalgalara kontrol sağlayabilirsiniz! İmgeleme yaparken beyin her zaman yaydığı dalganın türünden daha farklı bir dalga yayar. Eğer beyninizi "teta" seviyesine indirebilirseniz imgeleme ile göndermiş olduğunuz telepatik dalgalar tam hedefini bulacaktır!
İmajinasyon herşeyde olduğu gibi telepatik dalgaları istediğiniz şekilde kullanabilir ve birçok şeyi yapabilirsiniz!
Şimdi beyin dalgalarınızı yönlendirerek neler yapabileceğimize bakalım...

a)Diğer Dalgaların Algılanması

Telepatinin her yerde yazan kısmıdır.
Sizin gibi tüm insanlar yaşarken bazı telepatik dalgalar yayarlar.
Siz telepatik dalgaların kontrolünü sağlayarak başkalarının yaydığı "düşünce" dediğimiz dalgaları algılayabilir ve başkalarının ne düşündüğünü anlayabilirsiniz.
Bu genelde belli çalışmalar sonucu telepati kanalının işler hale gelmesiyle oluşur.
Bunu başarabilmek için gerekli alıştırmaları vereceğiz...
Eğer bu dalga algılanması çift taraflı olursatelaptik muhabbetler bile oluşabilir. Telepatik dalgalar iyonnosfer sayesinde saniyenin yaklaşık 1/10 inde tüm dünyaya yayılır. Aradaki mesafe fark etmez. İstediğiniz zaman istediğiniz yerde arkadaşlarınızla telepatiklk sohbetler yapabilirsiniz...

Düşüncelere Etki

Evet geldik şimdi telaptik dalgalar doğrudan kişinin imajinasyonu ve girecek beynin korumasızlığına (genelde korumasız olur ancak bazı frekansları yayıyorsa ona uygulamanız çok zor olur) göre direkt olarak beyne işleyebilir.
Bu durum kişide düşüncesel farklılıklara yol açabilir.
Benim en sevdiğim telepati tründen birisidir.
Beyin kontrolü ve telepatik hipnoz bu sayede gerçekleşir. Bu konuda da imajinasyon büyük rol oynar!
İmgelediğiniz şeyleri belli bir kurala göre imgelerseniz kişilerin beynindeki düşüncelere sizde hükmedebilirsiniz!!!
Bu tahmin ettiğiniz kadar zor değildir.
Günlük belli bir miktar imgeleme ile bunu sizde kullanabilirsiniz...

Halüsünasyon Gösterme

Bu telepatik dalga yayma ve bunu kontrol etme konusunda uzman olan kişiler tarafıhndan gerçekleştirilebilir. Zor olduğu kadar eğlencelidir. Yine belirli imgelemeleri yaparak istediğiniz kişinin beyninde yaratacağınız bir etki ile ona halüsünasyon (gözler açık hayal) gösterebilirsiniz.
Bu konsantrasyonunuz, kontrolünüz ve imajinasyonunuza bağlı olarak çok gerçekçi olabilir. Ancak dediğim gibi bunu yapabilmek biraz zordur ama ben yardımcı olmaya çalışacağım...

Sır

Hepiniz Sır adlı kitabı okumuşsunuzdur.
Peki kaçınız burada kullanılanın da aslında bir telepati olduğunu biliyordu?
Evet aslında burada kullanılan da bir tür telepatidir.
Burada kullanılan yine imgeleme ile telepati dalgalarının yönlendirilmesinden başka birşey değildir! Aslında siz isteyerek, buna inanarak beyninizin bir frekans yaymasını sağlıyorsunuz. Yaymış olduğunuz bu frekans evrende isteğiniz doğrultusunda gerekli titreşimleri oluşturarak size dileğinizi verir. Siz de bu teknik ile telepati dalgalarınızı yönlendirmeyi ve kullanmayı öğrenebilirsiniz...

Dünyanın En Büyük Havas ve Gizli ilimler Sitesi
SiLence 22:09 02.02.17
Konuşma ve Hareket olmaksızın zihinden geçenleri okuyabilme de ruha ait kabiliyetlerden birisidir.İnsanların birbirleriyle bildiğim kadarıyla iki türlü iletişim kurma biçimleri vardır.Birincisi konuşarak,diğeri ise konuşma olmadan,yani el ve vücut hareketleriyle,yüz veya mimikleriyle.Söz ile konuşma vasıtasına "dil"(Lisan) dediğimiz gibi bu hareket ve mimiklere de "vücut dili"deriz.

Çok az bilinen birşeyden bahsetmek istiyorum...Bir üçüncü iletişim biçimimizde vardır aslında buna da "zihin okuma" batıda ise "telepati" olarak ifade edilmektedir.

Örnek vermek isterim ki,Avustralyanın yerli halkı vardır bunlara Aborjinler denilmektedir.Şahsen Tv'de Ayna Adlı Bir Programda da izlemiştim.Kameralarda görünmek bile istememelerine ve bunlara karşı olmaları sebebiyle çekimde çekingenlik yapılıyordu...Aborjinler,hiç konuşmadan ve hiçbir harekette bulunmadan birbirlerinin zihinlerinden geçenleri rahatlıkla anlayabilmektedir.

Dikkat edilirse böyle kabiliyetlerin ortaya çıkması keşfedilmesi,insan fıtratının değişme olmadığı ve saflığın henüz bozulmadığı topluluklarda mümkün görünmektedir.Nitekim comancero bir nevi bunu ifade etmek istemiştir.Bunun İçin kendisine de teşekkür ederim..Manevi istidatların yani nefsin sükut edip susturulduğu batıda ise bu durumlar ender şekilde olmaktadır.

Bir Olay Anlatmak İsterim Tarihten...

1930'lu yıllarda Polonyalı olan Messing,İki ünlü bilim adamı olan Einstein ile Freud'u bir arada oldukları bir gün ziyarete gider.Freud deneyi gerçekleştirmek için aklından şunu geçirir..;

"Banyodan makası alsam, Einsteinin Bıyıklarını Kessem"

Messing bunun üzerine ;

"Yazık olur, hem makas banyoda değil" deyince de iki bilim adamı da hayretler içerisinde kalırlar...

İslam tarihinde özellikle Ermiş,ve Mümin Olan Menkibelerde ve Günümüzde zihin okuma örnekleri çoktur...

Bir tane örnek olarak anlatmak istiyorum...

Aziz Mahmud hüdai zamanın padişahı Sultan Ahmedi sarayında ziyaret etmektedir. Namaz Vakti yaklaştığında Hüdai Hazretleri Abdest almak istediğini padişaha söyler. Hemen su ve leğen getirilir. Padişah hürmetinden dolayı şeyhin eline bizzat su dökmektedir. O Esnada padişahın annesi valide sultan da elinde havlusu ile beklemekte ve içinden de "Şeyh hazretlerinin bir kerametini görebilseydim"diye düşünmektedir. Bu sırada abdestini tamamlayan Hüdai Hazretlerinin şöyle dediği duyulur;

"Ne garip! bazı kimseler bizden keramet göstermemizi isterler. Yeryüzünde en kudretli padişah elimize su dökerken ve muhterem valideleri de havlu tutarlarken, bundan büyük keramet aramaya gerek varmıdır?"

Mesele insanın önceden kendinin ve kabiliyetlerinin farkında olarak keşfetmesinde yatar... nefsi ve bedeni tutkularını bir kenara bırakarak, onları dizginleyerek kalbi ve ruhsal bir hayat biçimini tercih etmesi ve bu şekilde devam etmesiyle bu tür ruhsal kuvvetler açığa çıkmaktadır...

Dünyanın En Büyük Havas ve Gizli ilimler Sitesi
SiLence 22:25 02.02.17
Yazılarda ortam sessiz olsun, şöyle oturun böyle oturun, dikkatinizi dağıtan eşyaları kaldırın vs. yazıyor.Bunlar telepatiye başlarken önemli unsurlar olabilir ama ben bunların gerekli olduğuna inanmıyorum.Çünkü birinin düşüncelerini sezmek için ya da ona bi düşünce yollamak için her zaman bu ortam kurulamayabilir.

Hemen hemen herkes fark etmeden telepati yapar.”Bir şarkı düşünüyorum radyoda o çıkıyor, telefon çalarken bakmadan kim olduğunu bilebiliyorum, bu sabah düşündüğüm uzun zamandır görmediğim bi arkadaşımla yolda karşılaştım.” Vb.Bunları yapan çoğu insan telepati yaptığının farkında olmuyor.Ama neden bazıları uğraştığı halde telepati kuramıyor?İnsanlar farkına varmadan telepati yaparken sadece düşündüğü şeye odaklanıyor.Yani o işi düşünürken telepati yapacağım diye uğraşmıyor, sadece işi düşünüyor.Bu konu da Wishd’in farkındalık ve yeni başlayanlar için güçleri kullanma kılavuzu yardımcı olur diye düşünüyorum.

Gelelim telepatiye.İnsanlar farkında olmadan bile telepati yapabiliyorsa bu çok zor bi iş değildir diye düşünüyorum.Yani telepati yeteneği herkeste vardır bence.

Demek istediğim kısaca şu ki telepati yaparken telepati yapacağım diye uğraşmayın, düşünceye odaklanın.Eğer bunu başarabilirseniz telepati yapamamanız için bi engel kalmaz.

Şimdi bi teknik yazmak istiyorum ancak yazmakta istemiyorum.Tekniklere karşıyım çünkü insanlar genelde teknikleri yapacağım diye uğraşırken sadece teknik yapmış oluyor.Telepatinin teknik işi olmadığını düşünüyorum.Fakat buna rağmen bi teknik yazacağım.

Düşüncesini sezmek istediğiniz insandan size düşüncelerin aktığını hissedin.Düşünün demek istemiyorum çünkü bu sefer sadece düşüncenin aktığını düşüneceksiniz ama düşüncenin ne olduğunu anlamayacaksınız.O kişiye sadece bakın, hiç bişey düşünmemeye çalışarak bakın.Siz bi insana düşüncenizi yollamak isterseniz sizin düşüncelerinizin ona aktığını hisseedebilirsiniz.Ya da kendi tekniğinizi yaratabilirsiniz.Bu sizin için daha iyi olur.Yani mesela siz ve telepati kurmaya çalıştığınız insan arasında bi köprü olduğunu hayal edebilirsiniz.Hayal gücünüze kalmış.Farkına vararak telepati kurarsanız bu işin gerçekten zor olmadığını, kalıplaşmış tekniklere ihtiyaç olmadığını ve ne demek istediğimi daha iyi anlayacaksınız

Dünyanın En Büyük Havas ve Gizli ilimler Sitesi
SiLence 22:30 02.02.17
Bölüm 1

Günümüzde yüklü parçacıkların, dolayısıyla Elektrik, Manyetik ve Elektromanyetik alanların tüm insanlar ve canlılar üzerine olan etkileri (ister dısarıdan gelsin, isterse de canlılar tarafından üretilmis olsun, ölçümlenemeyen kısımları bir yana) yapılan laboratuar deneyleriyle ispatlanmıs bulunmaktadır. Çünkü tüm canlılar, sinir sistemlerinde hareket eden yüklü iyonlar ile çesitli nedenlerden ötürü vücutta biriken statik elektrigin olusturdugu statik elektrik, statik manyetik alanlar ile zamanla periyodik olarak degisen elektromanyetik alanlara sahiptir.

Yine yapılan arastırmalarda, dünyanın manyetik alanında büyük ve düzensiz degisimler oldugu zamanlarda hastanelere basvuranların sayısının arttıgı, çesitli hastalıklarla, ölümlerin çesitli zamanlarda bu alanda meydana gelen karısıklıklar arasında güçlü bir iliskinin var oldugu ortaya konmustur. Bunun gibi uzun süren arastırmalar sonunda, yerin manyetik alanındaki düzensiz degisimlerle jeolojik parametreler degisimi arasında da iliskiler oldugu ortaya çıkmıstır.

Mesela, Parisli Prof. Rochart tarafından yapılan ayrı bir çalısmada da manyetik alan degisimlerinin, kandaki molekül çekirdeklerinin, kemiklerdeki çekirdeklerden farklı frekanslarda titresmesine sebep oldugu bulunmustur. Ayrıca, dünyanın manyetik alanının yaklasık binde biri kadar bir alana bir yıl boyunca bırakılan farelerin ömürlerinin kısaldıgı, kısırlıgın meydana geldigi ve farelerin normal dısı vahsi, sert tepkiler gösterdikleri gözlemlenmistir.

Buna benzer alana bırakılan bakterilerin ise,kolonilerinde sayı ve ölçü olarak on bes kat azaldıgı, basit deniz yosunlarınınbüyüme oranının hızlandıgı ve düsük alana bırakılan yonca tohumlarının filizlenmeoranında da artıs görülmüstür. Bu tür manyetik alan ortamlarında, titresen bir ısıgı gözlemleyen insanlarda ise, ısıgın sürekli olmadıgını tanımlama yeteneklerinin azalmıs oldukları gösterilmistir.

Yine, yerin manyetik alanının canlılar üzerindeki etkisini açıklayan bir örnek de söyle:

Günesi kullanmadıkları zaman, bu manyetik alanı kullanan güvercinlere, yer alanının etkisini yok etmek için mıknatıs baglandıgında, bulutlu bir havada yollarını ve yuvalarını bulamadıkları görülmüstür. Bunun dısında bazı hayvanların ise yuvalarının manyetik alan yönünde oldugu, yer altında da bu alan vasıtasıyla yönlerini tespit ettikleri ispatlanmıstır. Çok ilginç bir bulgu da, insanların dislerindeki dolgu maddesini minyatür bir alıcı gibi kullanarak radyo dalgalarını hissedebildikleri gibi, diger baska nedenlerden ötürü direkt olarak da algılayabilmeleridir.

Bunu açıklayan olay ise, 1965 yılının yılbası aksamının bir gün öncesinde Ingiltere’ deki Barwell’ e düsen meteroidin düsmeden önce vızıltıya benzer veya ısık gibi gelen bir ses biçiminde algılanmasıydı (bu tür fenomenler dünyanın birçok yerinde aynı tarzda rapor edilmistir). Isin enteresan yanı, bu durumun, havası az olan bir ortamda ses dalgalarını olusturamamasına karsın, yine de duyulmus olmasıdır. Daha sonra yapılan deneylerde radar dalgalarının çok zayıf bir ısınına bırakılan pek çok insanın ıslık, vızıltı, çıtırtı veya tıkırtı gibi sesleri hissettikleri ortaya çıkartılarak meteorun algılanan sesinde üretilen elektromanyetik radyasyon tarafından meydana geldigi anlasılmıs oldu.

Benzer biçimde günesteki lekelerin ve patlamaların dünyadaki canlılar ve bilhassa bitkiler üzerindeki etkileri de kanıtlanmıstır. Ayrıca arastırmalar insanın radyo dalgalarına daha fazla olmak üzere, diger E-M radyasyonun frekanslarına duyarlı oldugunu açık olarak göstermektedir. Yani, 1 cm² basına 1 watt’ın milyonda birinden çok daha az bir seviyeye kadar tespit edebilmekte, kızılötesi ve görülen ısıgı deri ve gözler ile iyi bir dedektör gibi algılamakta, beyinlerimiz ise direkt olarak radyasyona karsı duyarlı olmakta, organlarımız düsük frekanslı akımlara cevap vererek sifa denilen olayı açıga çıkartmaktadır.

Enerji alanlarının en çok bilinen etkilerinden biri de, deprem öncesi ve sırasında milyonlarca tonluk topragın basınç altında olması ya da yarıkların sürtünmesi sırasında atomların elektron kaybederek statik elektrigin toprak yüzeyine çıkarak, evlere, binalara... çok genis bir alana yayılması ve bunun yanında, yine aynı nedenlerden dolayı bazı yüklerin de ivmeli hareketleri sonucu elektromanyetik alanları meydana getirmeleriyle olusmaktadır.

Bu yükler ve neden oldukları alanların hayvan ve insan vücudu-beyninde olusturdukları bir takım güçlü etkiler ise, genelde uyusukluk, huysuzluk, gerginlik, sinirlilik, bas dönmesi, mide bulantısı, stres, vücudun belli bölgelerinde sancı, agrıdır... ki hayvanlar hissettikleri bu tür baskılar nedeniyle yuvalarını terk etmekte, bulundukları yerlerden uzaklasmaktadırlar. Bazı hayvanların bu anlarda bagırıp çagırması, bu alanların olara verdikleri acı ve ızdıraptan kaynaklanmaktadır. Bunun en güzel örnegi, Endonezya depreminde hiç hayvan ölüsünün bulunmayısıdır. Hatta, bir filin bu sayede yirmi turisti mutlak ölümden kurtardıgı da ortaya çıkmıstır. Cihazlar ise, asırı elektriklenme sebebiyle kısa devre oldugundan, kimi durmakta, kimi de devrelerin yanmasıyla bozulmaktadır. Bunun yanında bu alanlar, insan beyinlerinde birtakım parazitler meydana getirmektedir.

Faylanmanın oldugu sınırlı belli bölgelerin, hattın negatif ley hatlarını olusturdugunu da söylemekte yarar var. Bunun yanında, elektrik yüklü havanın, rüzgarların insan fizyolojisi, metabolizması üzerine olan etkisi ise, artık bilinen bir gerçektir. Enerji alanlarının çesitli sekillerdeki etkilerine, Kısacası, hiç farkına varmadıgımız, etkilerini dahi yok saydıgımız birtakım enerji alanlarının aslında canlılar üzerinde fiziksel ve ruhsal olarak ne kadar büyük bir etkisi oldugu açıkça görülmektedir.

Simdi asıl konumuza dönebiliriz. Sezgi dedigimiz sey, çesitli merkezlerden gelen ilgili dalgaların beyin tarafından önceden degerlendirilmesidir. Mekânımızdaki ya da farklı boyutlardaki varlıklardan gelen dalgalar telepatiyi, bizden kaynaklanan dalgaların mekân ya da zaman ötesi boyutlardan yansıyarak yine bize gelmesi de duru görü dedigimiz seyi meydana getirmektedir. Duru görü, bulundugumuz boyuta ait sınırsız uzaya yönelik olabildigi gibi, geçmise ve gelecege dönük de olabilmektedir.

Yani, canlılar arasındaki baglantı Telepati, mesela, zamansızlık içerisinde mevcut bulunan boyutlardan gelecege ait olayların bilgisini tasıyan dalgaların beyin tarafından tekrardan degerlendirilmesi ise, önsezi yada kehanet denir. Telepatide sadece bilgi alıs verisi degil, enerji akısı da olabilmektedir. Dolayısıyla o kisiyi manevi ve maddi olarak etkileme söz konusudur.

Mesela, uzaktan sifa vermek gibi. Telepatideki algılamaların büyük bir çogunlugu direkt görüntü, ses... vs. iken, duru görüdeki bazı algılamalar yorumlanmaya muhtaç sembolik veriler olup bu da veri tabanlarına göre degisiklik arz ettiginden her beyinde farklı sekillerde açıga çıkmaktadır. Ayrıca, her iki tür baglantıdaki kötü, negatif olaylar, ani iç daraltıcı, bunaltıcı sıkıntı veren haller, kötü hissedisler, içe dogmalar ve hatta bas dönmesi, mide bulantısı, çesitli agrılar gibi fiziki rahatsızlıklarla da kendini gösterebildigi gibi, o anda bazı nesnelerin, aletlerin durması, bozulması, kırılması... seklinde de açıga çıkabilmektedir. Bunlardan sadece biri olabildigi gibi, birden fazlası da aynı anda olusabilmektedir.

Bununla birlikte, bildigimiz üzere bilgi almanın birkaç yöntemi vardır. Mesela, siz bir konu hakkında okuyarak da bilgilenebilirsiniz, biri tarafından size söylenmesiyle de o seyi ögrenebilirsiniz. Ya da olayı bizatihi isitip görerek de. Bu yüzden sezginin çok daha derin boyuttan ve kapsamlı olanı vardır ki, ilgili dalgaların beyne ulasmasından çok önce o sey bilinmektedir. Hem de bildigimiz anlamda görüntü olmaksızın. Daha dogrusu, bu tür algılamanın, telepati ya da duru görüdeki gibi beyne gelen dalga boyu ile bir ilgisi yoktur. Bu özden (enfüsten) olandır. Fetih ve Kesif sahiplerinde esas var olan budur.

Bu yüzden, direkt özdeki Kuantsal ya da Hologram boyutundaki frekanslara (bilgilere) vakıf olduklarından digerlerindeki gibi olayları parça parça birlestirerek degil, bir bütün olarak algılarlar. Ve bunlar, telepati ya da duru görü dedigimiz Afaktan olan sezgiyi de çok daha genis, kapsamlı ve detaylı olarak algılayıp degerlendirirler. Dolayısıyla onlar, sıradan insanlar veya deneyde kullanılan denekler gibi konsantre ya da belli hazırlıklar yapmaksızın çok rahat ve aynı anda çok sayıda telepati veya duru görü...vb baglantıları kurabilmektedirler.

Mesela, istedikleri kisi ya da kisilerin bir anda beyinlerini okuyabilmekte, ruhlarındaki kayıtlarına, akasalarına göz atabilmekte, insanların Siretleriyle sohbetler yapabilmekte ve tüm bunları uzakta bir yerlerdeki kisiler (dolayısıyla olaylar) üzerinde de aynen yapabilmekte, geçmis ve simdiye ait olanın ötesinde, gelecege ait bilgilere de vukuf saglayabilmektedirler. Üstelik bu türden seyler onlar için olaganüstü olaylar yerine, sıradan seyler olarak görünmektedir.

Bu yüzden bir Veli, her seyi bilir, ama sistemin geregi olarak hiç bir sey bilmiyormus gibi davranır. Bu özelliklerini de belli görevleri dısında kesinlikle dısa vurmazlar. Sunu da hemen belirtmek gerekir ki, sezginin özden olanı, afaktan olanı da kapsar, ancak Fetih ya da Kesif özellikleri gerçekte telepati, duru görü... veya benzeri seyler degildir. Özden gelenle, Afaktan geleni birlestirip bir sentez yapmıs olsalar da. Evet bu özellikler daha gelismis sekliyle vardır, fakat Fetih ya da Kesif dedigimiz sey, evrensel sisteme, kendi Hakikatına olan Allah’a dönük olarak farklı seyleri bünyesinde barındırır ki, Sufizm iste bunu anlatır. Yani, bu özellikler kiside Hakikati olan Allah’ı bilmeyi, hissetmeyi ve onda yok olarak onun özellik ve vasıflarıyla vasıflanıp bunlara ait güçlerle varlık aleminde yasamayı getirir, idrak ölçüsü nispetinde, olaganüstü olayların olusmasını degil. Bu ayrımları çok iyi yapmak, sınırları iyi belirlemek gerekir.

Ayrıca, afaktan olan sezgiye ait olaylar kisinin bir dahli, kontrolü olmaksızın aniden ve her an, her yerde olusabildigi gibi, bazılarında bu, beyin açılımlarına göre kontrollü bir biçimde istege baglı olarak da gerçeklestirilebilmektedir. Yine beynin yapısı dolayısıyla bazılarında bu olaylar, daha belirgin ve sık görülmektedir. Ama az ya da çok, kisi fark etsin ya da etmesin, her insanda bu özellikler mevcuttur. Bu yüzden, basına az sonra gelebilecek olaylarda beyin daha önceden bu durumu algıladıgından otomatik olarak bedeni harekete geçirebilmekte, basına gelebilecek bu kazalardan kisi son anda kurtulabilmektedir. Büyük çogunlukla, olaylar yaklastıkça sezgi kendini daha güçlü ve yogun olarak göstermektedir.

Ancak tüm bunlar kaderin izin verdigi yani, kisilerin programlarında var olmasıyla meydana gelen olaylardır. Bununla birlikte birbirleri arasında güçlü duygusal bagları olan canlılar arasında duyu dısı baglantıların varlıgı çok daha belirgin ve daha sık görülmektedir. Mesela çok yakın arkadas, dost veya ebeveynlerin (bilhassa yeni dogum yapmıs annelerin) çocukları, kendi ana babaları ya da varsa hayvanları arasında. Keza, paranormal yetenekleri fazla olan kisiler arasında da bu baglar güçlüdür.

Hayvanlar üzerinde yapılan sayısız incelemelerde, aralarında genetik akrabalık, baglantı bulunmayan ve birbirlerinden de tamamen uzakta yer alan hayvanların birkaçında meydana gelen karmasık yeteneklerin diger hayvanlarda da çabucak gelistigi, ortaya çıktıgı görülmüstür. Mesela bunların birinde, çok uzun bir süre gerektiren kompleks bir beceriyi yapmaya sartlandırılan birkaç güvercindeki bir yetenegin, hiçbir baglantısı olmayan diger bazı güvercinlerde çok kısa süreler içinde ögrenildigi laboratuar deneylerinde tespit edilmistir. Ingiliz bir biyolog olan Dr. Rupert Sheldrake, bu olayı hologram teorisiyle aynı anlama gelen uzay-zamandan bagımsız “morfik rezonans” adını verdigi (M)alanlarıyla açıklamaya çalısmıs ve her bir türün, hem kendi içinde hem de diger türlerle baglantılı oldugu bir (M) alanına sahip oldugunu belirtmistir.

Bununla ilgili birkaç can alıcı örneginn ilkinde de, kasabaya inen ve ev sahibini sessizce bekleyen köpegin durup dururken birden garip davranıslar sergileyerek cama dogru gittigi, kapının önünde bekledigi ve her defasında da kısa bir süre sonra sahibinin geldigi görülmüstür. Bunun üzerine daha detaylı bir arastırma yapıldıgında ise, köpekteki bu degisikligin sahibinin kasabadan eve dönmeye karar verip hemen arabaya bindiginde ortaya çıktıgı bazen de sahibinin çok daha uzak mesafelerde iken ve hatta günün çesitli saatlerinde orada kalıs süresinin degisik olmasına ragmen bunu yaptıgı gözlemlenmistir.

Bununla ilgili daha baska örnekler de bulunmaktadır. Bunun yanında kedi, köpek...vb evcil hayvanların sahiplerinin baska sehirlere tasınması veya bu hayvanların yüzlerce km. uzaklıkta unutulmaları... vs. durumunda da aradan haftalar, aylar geçmis olsa da hiç tanımadıkları, bilmedikleri yerlerden geçerek sahiplerini bulabilmektedirler (ne kadar hassas olursa olsunlar bunu koku yoluyla basarmaları imkansızdır, en azından bu yöntemle bulamayacaklarıyla ilgili örnekler oldukça mevcuttur).

Yine bilimsel olarak kayıtlara geçmis birçok olayda da sahiplerinin basına bir sey geldigi ya da öldügü sırada bunu bilmemesi, kendilerine hiçbir bilgi ulasmamasına ragmen günlerce havlayan, inleyen ya da çesitli davranıslar sergileyen köpeklerin durumu da tespit edilmistir. Yine hayvanlar üzerine yapılan bazı arastırmalarda terbiye edilmis olan hayvanların, onu terbiye eden kisinin önceden düsündügü görevleri, seyleri yaptıkları ortaya çıkmıstır.

Eski Sovyet Rusya’nın (ki, maddeyi esas alan komünist bir ülke olmasına ragmen, metafizik deneylerinin en çok yapıldıgı yerdir.) yaptıgı ilginç deneyde de, bilim adamlarından olusan ekip, nükleer bir deniz altı içine koydukları yavru tavsanlarla denize açılır. Karadaki arastırma merkezinde ise, anne tavsana elektrotlar baglanarak EEG leri yani beyinsel aktiviteler kaydedilir. Deniz altı iyice suya dalıp uzaklastıktan sonra tavsan yavruları belli aralıklarla öldürülür ve her tavsan yavrusu öldürüldükçe de bunun tepkisi anne tavsanın beynindeki degisen aktiviteyle gözlemlenir. Bir taraftan hayvanlarda bu tür baglantılar mevcut iken, diger taraftan ondan çok daha gelismis yapılı insanlarda bu tür baglantıların olmaması elbette düsünülemez.

Dünyanın En Büyük Havas ve Gizli ilimler Sitesi
SiLence 22:42 02.02.17
Telepati, düşünceler arasında doğrudan doğruya bağlantı kurulması, iki zihin veya ruh arasında imaj, fikir, sembol tarzında ortaya çıkan etki alış verişidir. Bilinen duyular, ya da herhangi bir araç kullanmaksızın, her türden düşünce ve duygunun zihinden zihine gönderilip, alınması tarzında yapılan bir haberleşmedir.


Telepatiyi, ünlü metapsişikçi ve spirit araştırmacısı J. L’homme’nun ağzından şöyle tarif edebiliriz: Kendisinde bir içgüdü, bir imaj, bir koku ve bazen de sesler halinde olan, bir fikri alma kabiliyeti. Telepati mantal seviyedeki birçok psişik ve spirit olayların, fenomenlerin esası olmasından dolayı önemlidir. Ruhsal irtibatlar, -medyomsal celse çalışmalarında olduğu gibi- derin telapatik bir birleşmedir. Telepati, evrensel bir bilgi iletişim aracıdır.


Telepatide, alıcı ve verici olmak üzere en az iki kişi vardır. Telepati esnasında düşüncesini yayan, gönderen kimseye Ajan (Agent) yani verici denir. Alıcı (Percipiant) ise telepati deneylerinde süje olarak geçer. Parapsikolojide DDA kapsamında araştırma konusu olan telepati, insan zihninin ve psişik varlığının zamanla körelmiş bir yeteneğidir. Devamlı çalışmak suretiyle bu yetenek gelişebilir.

Telepati yeteneği hemen hemen hepimizde bulunmasına rağmen, daha başarılı sonuçların alınmasında kişiler arasındaki heyecansal uyumun olumlu etkisi olduğu saptanmıştır. Birbirlerine aşık olan insanların, anne ve çocukların, çok samimi dostların, kardeşlerin veya buna benzer birbiriyle sempati bağları bulunan insanlarınbirbirlerini, konuşmaksızın daha kolaylıkla anlaşabilmelerinin bir sebebi de budur.

Dr. I. Kogan’a göre: “Telepatik alış veriş sırasında telepatik verici, bir fikri kendi zihninden alıcının zihnine yansıtırken daha çok bu fikri içeren bir enformasyonu aktarmaktadır. Bu enformasyonlar, alıcının zihnine bir psi alanı vasıtasıyla aktarılır.” Psi alanı vasıtasıyla aktarılan enformasyon özel dalgalar halinde yayılmaktadır; telepati olayını bilimin henüz bilemediği bir güç sağlamaktadır.

Telepati zamanla ve mekanla sınırlnamaz. Telepatik tesirler zihinsel ve ruhsal güçlerin kapasiteleri oranında, uzay ve zamansızlık içinde her yere ve her yöne yönlendirilebilir. Örneğin, radyo dalgaları, televizyon dalgaları, eski çağlarda da mevcuttu. Fakat, her ikisi de keşfedilip ortaya çıkarılıncaya kadar yok gibiydiler. Kulaklarımızın algılayamadıklarının bir kısmını, örneğin telsiz ve radyo gibi araçlarla; gözlerimizin algılayamadıklarının bir kısmını da, yine örneğin televizyon gibi araçlarla algılayabiliyoruz.

Nitekim hayvanlarda algılama sınırları insanlardan farklı olduğundan, bir araca, bir gerece gerek duymadan, örneğin bir köpek, bizlerin kulaklarımızın duymadığı tiz bir düdük sesini duyup, ona uyabilir. Yine çoğu evcil hayvalarımızla, bazı diğer hayvalar, depremlerden önce, deprem tesirlerini algılayıp, bir takım huzursuzluk belirtileri gösterebilirler. İşte bunlar gibi, beş duyumuzla algılayamadığınız ruhsal tesirlerden biri de telepatiyi oluşturmaktadır.

Psişik yetenekler insanla ilgili olduğuna göre, hepsinin tarihi insanlığın başlangıcına kadar indirmek mümkündür. Fakat yazılı kayıtların hepsinde, değişik değişik zamanlamalar rastlanmaktadır. Örneğin 19. yüzyıla kadar telepati için “düşünce nakli (transmisyonu), zihin okuma, zihinsel haberleşme” gibi adlar kullanılagelmiştir.

--------

Belki de parapsikoloji terimleri içerisinde en çok tanınan, en çok bilinen fenomen telepati fenomenidir. Birçok kişi telepati hakkında şöyle veya böyle birtakım bilgilere sahiptir. Farklı alanlar da bu fenomen değişik şekillerde kavramlaşmıştır. Örneğin bu yetenek için “zihin okuma, zihinden zihne haberleşme, düşünce transmisyonu” gibi ifadelerde kullanılmaktadır. Rusya ve eski Doğu Bloğu ülkeleri de Bio Enformasyon terimini kullanmayı tercih etmişlerdir.

Telepati düşünceler arasında doğrudan doğruya bağlantı kurulmasıdır. İki zihin veya ruh arasında imaj, fikir, sembol tarzında ortaya çıkan etki alış verişidir. Bilinen duyular, ya da herhangi bir araç kullanmaksızın, her türden düşünce ve duygunun zihinden zihne gönderilip, alınması tarzında yapılan bir haberleşmedir.

Telepatide, alıcı ve verici olmak üzere en az iki kişi vardır. Telepati esnasında düşüncesini yayan, gönderen kimseye ajan (agent) yani verici denir. Telepati deneylerinde alıcı ise, süje (Pêrcipiant) olarak geçer. Deneysel olabileceği gibi, kendiliğinden de ortaya çıkar. Parapsikolojide Duyular Dışı Algılama (DDA) ismi altında araştırma konusu olan telepati, insan zihninin ve psişik varlığının zamanla yozlaşmış bir yeteneğidir. Devamlı çalışmak suretiyle bu yetenek gelişebilir. İngiliz Ruhsal Araştırmalar Derneğinin kurucularından olan F. Myers Yunanca tele (uzaktan) ve pathos (duygu, düşünce) kelimelerinden telepatiyi türetmiştir.

Telepati yeteneği hemen hemen herkeste bulunmasına rağmen, daha başarılı sonuçların alınmasında kişiler arasındaki heycansal uyumun yani sempatinin olumlu etkisi olduğu saptanmıştır. Birbirlerine aşık olan insanların, anne ve çocukların, çok samimi dostlukların, kardeşlerin veya buna benzer birbirleriyle sempatik bağları bulunan insanların birbirlerini, konuşmaksızın daha kolaylıkla anlayabilmelerinin aslında bir sebebi de budur.

Ezoterik bilgilere göre telepatinin kökeni insanoğlunun başlangıcına kadar dayanır ve o zamanlar telepati bir fenomen olarak kabul edilmezdi. Bugün modern dünyanın sakinleri olan bizler, nedense aklımızın ermediği ve alışamadığımız her şeye ‘acayip’ veya ‘doğaüstü’ damgasını vuruveriyoruz. Bu fenomen bir kez etüt edildiğinde, prensiplerinin tamamen mantıksal olduğu görülür. Araştırmacılar Avusturalya’daki bazı orman kabilelerinin bir tür zihinsel iletişim metodunu kullandıklarını bildirmektedir. Bu araştırmacılardan biri olan Alexander Markey, Yeni Zelandalı Maoris’lerin günümüzde hala telepati kullanarak iletişim sağlayabildiklerini yazmış olduğu bir kitabında ifade etmektedir. Ormanda bir kabileden diğerine seyahat ederken, sözlerinin daha önce iletildiğini farketmişti. Gideceği yere varınca tüm kabilenin, kendisini beklediğini görmekteydi. Oysa bu haberin kabileye fiziksel bir vasıtayla ulaşması imkânsızdı. Mistik tecrübeleriyle tandığımız Hindistan halkı, telepati ve benzer psişik yeteneklere çok yabancı değildir. Buradaki fakir, yogi ve keşişlerin kendilerini tanıma yolunda keşfettikleri yeteneklerini kimi zaman insanlara da sergilediklerini biliyoruz. Bu kimseler, konsantre olma üzerine hayatları boyunca çalışmaktadırlar. Dolayısıyla birtakım fenomenleri uygulamada oldukça başarılı olmuşlardır.

Afrika da bazı kabilelerin, DDA yeteneklerini kullanarak haberleşmelerini sürdürdükleri bilinmektedir. Büyük Sahra Çölü’ndeki vahalarda yaşayan bu kabileler, bulundukları vahaya yaklaşmakta olan kervan konvoylarını 1000 mil (yaklaşık 1600 km.) ötelerden, içindeki canlılar ve öteki ağırlıklarıyla birlikte algılayabilmektedirler. Araştırmak isteyenler için bu kabilelere örnek olarak Tabu yerlilerini söyleyebiliriz.

Gene, gizli bilimlerle uğraşanlarda (yani okültistlerde), teozofi ve tasavvufta ustalaşmak isteyenlerde, telepati yeteneğini geliştirip kullanmak, öteden beri yaygındır. Bu değişik ekollerin telapatları kendi bölgelerinde, “olgun ve keramet ehli” olarak değerlendirilirler.

Telepati deneylerinin yapılabilmesi için laboratuvar koşulları şart değildir; halk arasında veya aile içinde yapılan telepati deneyleri arasında en bilinen yöntem şöyle açıklanır: Dış uyaranların az olduğu (sessiz, pek ışık almayan, soğuk olmayan vs.) bir odada birkaç kişi gevşeme ve zihinsel konsantrasyona girer. Bu kişilerden biri “verici”, diğerleri “alıcı”dır. Deneyde herhangi bir aldatmaca olmaması için verici kişi deneyden önce diğerlerine aktarmak istediği şey (imaj, örneğin bir elma) neyse onu bir kağıda diğerlerinden gizli olarak yazmış olmalıdır. Beş veya on dakika süren konsantrasyon süresince verici kişi başka hiçbir şey düşünmeden aktaracağı imaja konsantre olmalı, yani hep onu düşünmeli ve onu zihninde net ve berrak bir şekilde canlandırmalıdır. Alıcılar ise, vericiden gelen tesir yayınının zihinlerinde yer edebilmesi için hiçbir şey düşünmemeye, zihinlerini tümüyle boş tutmaya azami derecede dikkat etmelidirler. Başarı, vericinin konsantrasyon derecesine bağlı olduğu kadar, alıcıların her türlü kaygı ve kişisel düşüncelerden uzak bir biçimde zihinlerini boş tutabilmelerine bağlıdır. Konsantrasyon bitiminde tüm alıcılar kendi önlerinde bulunan kağıda zihinlerinde hangi imajın belirdiğini yazarlar ve sonuçlar karşılaştırılır. Gözlemler her beş kişiden birinin iyi bir alıcı olduğunu ortaya koymuştur.

Dünyanın En Büyük Havas ve Gizli ilimler Sitesi
Tuana 23:59 24.03.17
Telepatide işe alışmak bakımından önce basitten başlamak gerekir; ondan sonra da çalışmanın seyrine göre eğer başarılı bir gidiş varsa o şekillerden ayrı olarak yavaş yavaş kartpostallara da dönülebilir veya manzara imajları aktarılabilir.

Telepatik bir tecrübe yapmak isteyen iki arkadaş yan yana gelse, gerek ortam, gerek kendileri bakımından, gerek kullandıkları araçlar bakımından nasıl bir çalışma yapmaları gerekir?

Bunun için, başarının ilk şartı olarak sempatizasyonun ilk adım olduğunu söyleyebiliriz, bu şekilde daha kolay sonuçlar alabilirler. İki arkadaş arasında, alıcı-verici süjeler arasında sempatizasyon, yani sevgi düzeyinde birbirlerini anlayacak şekilde olumlu bir iletişim varsa, bu iş kolaylaşır. O bakımdan telepati yapacak olanlar ilk adım olarak bu arkadaşlarını bu şekilde seçmelerinde yarar vardır. Ondan sonra tabiî dürüst olacaklar, hem kendilerine karşı, hem birbirlerine karşı, hem de bu işin bilimine karşı.

Yapılacak şey önce basit görüntülerden başlamaktır. Yani alınacak ve verilecek, düşünce gücü ile gönderilecek nesnenin yahut görüntünün basit olması lâzım. Bunun için son derece sade işaretler kullanmak mümkündür. Meşhur Zener kartları bu iş için yapılmış ve parapsikoloji tarafından da bugün kullanılmakta olan kartlardır. Bunlar artı, eksi, dalgalı, yıldız, üçgen, yuvarlak şeklinde çok sade şekillerden meydana gelmiştir. Beş şekil beş ayrı renkte yirmi beş karttan oluşur bir Zener kart seti. İşte ilk çalışmalarda bunlar kullanılabilir.

Alıcı ve verici arkalarını dönmek suretiyle de oturabilirler ya da birbirlerini görmeyecek şekilde araya bir ekran koyabilirler. Alıcı durumunda çalışacak olan kişi önce bir gevşeme denemesi yaparak kendisini bir rölaksasyon hâline sokmalıdır. Kendisini mümkün olduğu kadar fiziksel etkilerden, beş duyudan gelen etkiden yalıtmış olmalıdır.

Zaten rölâksasyondan da amaç, alıcı duruma geçecek olan bir kimseyi alfa ritmine getirmektir. Çünki alfa ritmi zihnin, her türlü medyomsal yeteneğe tamamen elverişli hâle getirilmiş hâlidir. Tabiî verici durumunda olan şahıs da kendisini çeşitli fiziksel etkilerden yalıtmış, gevşemiş olması lâzım ama verici ve aktif rolünü unutmamalıdır. Öbür arkadaş pasif ve alıcı durumda olacaktır, o rolü oynayacaktır. Verici, zener kartlarını kullanacaksa, o şekillerden birisine gevşemiş hâlde, hiç kendisini zorlamadan, aşağı yukarı yarı uyur uyanıklık hâlinde, hatta yarı kapalı gözlerle konsantre olacak. Bunu gözünü kapayarak da yapabilir, yani bir an için -meselâ artı işaretine bakar, ondan sonra gö*zünü kapar ki zihninde canlandırabilsin- gözünü kapadığı zaman zihninde canlandırmak daha kolay olur.

Eğer o zihindeki imajı kaybederse tekrardan bakabilir ve bunu yaparken zaten imajları yani telepatik tesirleri, düşünce etkisini göndermeye başlamıştır. Karşıdaki arkadaşı da eğer alfa ritminde ya da ona yakın durumda ise, almaması için bir neden yoktur. Aldığı işareti de kendilerine göre aralarında işaretleşirler, örneğin masaya vurmak şeklinde gönderdim anlamında bir kere kalemle vurulur, o da kalem sesini duyduktan sonra aldım tarzında masaya vurur.

Bu çalışmalar çok zorlanmadan, haftada birkaç kez tekrarlanabilir. Ama bu deney şartlarını gerçekleştirmek şarttır. Çünki her şeyin bir usulü vardır, bunun da usulü budur; son derece iyi niyetle ve bunun şartlarına uymak sureti ile yapmak gerekir.

Telepati ile ilgili olarak, aşağı yukarı parapsikolojinin yaklaşımıyla evde de uygulanabilecek olan deneyler, çalışmalar bunlar olabilir. Bu denemelerde gözlemciler bulunursa daha iyi olur, ama ilk çalışmalarda, hem işin şartlarına hem birbirlerine alışmaları bakımından önce iki süjenin kendileri başlamaları uygun olacaktır. Beş, altı çalışmadan sonra gene kendilerine uyum sağlayabilecek, sempatize olan yakınlarından, birini oraya çağırmaları mümkündür. Hatta kayıtları tutan kişinin gözlemcilerden biri olması daha iyi olur.

Ama o celsedekilerin herhangi bir zihnî telkini veya süjenin o celsedekilerden etkilenerek, kendi kendine yaptığı bir telkin tehlikesi vardır. Gözlemci şahıslar konunun içine sokulduğu zaman bunun da göz önüne alınması lâzım. Bu durum spiritik celselerde de aynı şekilde söz konusudur; zaman zaman çalışmanın aksamasına sebebiyet verebilir. Onun için gözlemci durumunda olan şahıslar tam anlamı ile gözlemci ve pasif durumda olmalıdırlar; unutmamalıdır ki hiçbir şey düşünmediği zaman bile zihnimiz devamlı yayın halindedir; bu durumda iken hassas süje bunları da alır. O bakımdan mümkün olduğu kadar -usuldendir- gözlemciler pasif hâlde bulunmalıdır. Deney şu şekilde bitecek, iyi olsun, arkadaşım da başarılı olsun diye düşünmeleri de konuyu aksatır. Yani olumlu yönde düşünse bile bir işe yaramaz.

Güya diğer arkadaşlar süjeyi koruyor ve ona yardım ediyordur ama "Ben de tesir yolluyorum süjeye, aman keşke bu telepatik emirleri alabilsin" diye işi iyice karıştırıyorlar. Halbuki buna hiç de gerek yoktur. Etrafta bulunan seyirci yahut gözlemci mahiyetinde olan kimseler çok derin bir şekilde nötr hâlde, pasif kalması lâzımdır. Hele süjeye karşı en ufak bir alâka dahi göstermemeleri gerekir, derhal atlamalar olur böyle. Olay uzar, gereken telepatik alışveriş aksar, isabet ihtimali düşer. Onlara yardım etmek amacı altında kendilerini tatmin etmek için böyle şeyler yapmasınlar.

Telepatide işe alışmak bakımından önce basitten başlamak gerekir; ondan sonra da çalışmanın seyrine göre eğer başarılı bir gidiş varsa o şekillerden ayrı olarak yavaş yavaş kartpostallara da dönülebilir veya manzara imajları aktarılabilir. Hatta verici süje kendi kendisini yapay olarak veya kasten bir ilâç alarak fizyolojik bir duruma sokar, o duygularını da aktarabilir.

Meselâ mide bulantısı geçirebilir, kasten midesini bulandırabilir, tam gerçekçi olsun diye; -bunun yapılmış çalışmaları da vardır literatürde- bakarsınız karşıda alıcı süjenin de midesi bulanmaya başlar, hatta kusması da söz konusu olmuştur.

Basitten başlayarak gittikçe karmaşık duyguların da aktarılması mümkündür. Soyut isim ve duyguları nakletmek daha zordur ama ilerleyen çalışmalar içinde bunları da aktarmak mümkündür. Bir cümleyi aktarmak mümkündür.

Özellikle parapsikolojinin, duyular dışı algılamaların casusluk ve askerî amaçlarla kullanıldığı yerlerinde, şifre kelimelerin telepatik yolla aktarıldığını görüyoruz. Bu olay Edgar Mitchell'in başından geçmiştir. Uzaya çıktığı vakit NASA'daki bir telepat verici vasıtası ile kendisine bazı şifreler nakledilmiştir. Amaç ise binmiş olduğu uzay gemisinde bir arıza olduğunda çalışamaz hâlde bulunan bazı mekanizmaların harekete geçirilebilmesi idi çünki o anda telsiz yoluyla ve başka bir yolla irtibat kuramayacaktır. Bu şekilde, doğrudan doğruya iki kişi arasında bir takım rakamlar intikal ettirilmek suretiyle hangi tedbirleri alacağı da kendisine öğretilmiştir. Edgar Mitchell bunu yapabilen biridir.

Ay yolculukları sırasında astronotlarla dünya arasında telepati denemeleri başarı ile yapılmıştır. Soyut duyguların nakli meselesi var ki bu çok önemli. Bilhassa Sovyetler, parapsikolojik çalışmalar içerisinde, telepatik emirlerin alınıp verilişlerine çok büyük önem vermiştir. Mide bulantısı, baş ağrısı, hatta diş ağrısı gibi hastalık duygularını birbirlerine nakledebilecek güçteydiler. Gerçekten diş ağrısı çeken bir verici, kendi süjesinin aynı yerdeki dişinin ağrımasına ve mide bulantısına sebep olmuştur. Hatta Verici süje uyuyor, aynı şekilde karşı tarafı da uyutuyor, o da uykuya düşüyor. Bu derecede geliştirilmiş bir programla bu işleri yürütüyorlar.

Telepatide mesafenin hiç önemi yok. Dediğimiz gibi Ay yolculukları sırasında, binlerce kilometre uzaklıktan yapılmıştır. Ondan sonra Nautilus denizaltısı ile yapılmıştı. Denizaltı Moskova ile Kuzey Kutbu arasında bulunduğu zaman, yavru ve anne tavşanlar arasında telepatik bağlantının var olduğu kanıtlanmıştır. Telepati, zihinsel yahut ruhsal etkidir, dolayısıyla zaman ve mekân burada geçerli değildir.

Bir elektrik enerjisi için de aynı şeyi söyleyebiliriz. Bütün haberleşme, elektrik enerjisiyle, dalgasıyla beraber anında iletilmektedir. Telepati çalışacak kimseler, öncelikle deney öncesi şartları gerçekleştirmelidir. Az önce deney sırasındakileri belirttik. Deney öncesinde tamamen karnını doyurmuş olarak otururlarsa yapamazlar.. Çünki vücut, zihin, hatta sinir sistemi de büyük ölçüde midesi ile meşguldür, solar pleksüs, sinir ağı dolayısıyla; o bakımdan buna dikkat etmelidirler. Ya da uyaranlar almamış olmalıdırlar. Zihni tembih edici içkiler, alkol, çay, kahve vs. dahil olmak üzere bu gibi şeyleri almamış olmaları lâzımdır.

Mümkün olduğu kadar doğal şartlarda deneye hazırlanmış olmaları gerekir; hem beslenme hem psikolojik hem de fizyolojik açıdan. Herhangi bir şeye üzülmüş olmamaları, beşerî olaylardan etkilenmemiş olmaları ya da böyle bir sorunları varsa önce onları halletmiş, ondan sonra masanın basma oturmuş olmaları gerekir. Kısaca deneye girerken, hem deneye tamamen konsantre olmuş, hem de bu doğal olan psikolojik ve fizyolojik şartlan kendi üzerlerinde gerçekleştirmiş olmalıdırlar. Ve gene temel şart olarak da kendi aralarında belli bir düzeyde sempatizasyon olması lâzımdır ki, bu alışveriş doğal olarak gerçekleşsin. Çok ustalaşmış durumlarda, belki sempatizasyona da gerek olmayabilir.

Bir süjenin telepat olduğunu ispatlayıcı tahkik metotları da vardır.
Meselâ Zener kartlarıyla telepati çalışmaları yapılabilir. Bu denemelerde yirmi beş adet Zerier kartı elden geçirildikten sonra belli bir yüzdenin üstündekiler artık tesadüf değildir. Belli bir ortalamanın, üzerindekiler şansla açıklanacak durumda değildir; besbelli ki arada alıp verilen, gelip giden bir düşünce, form yahut ne gönderiliyorsa o söz konusudur; yani telepatinin gerçekliği ortadadır.
Ayrıca deney şartları olarak daha sıkı önlemler de alınabilir; gözlemci getirilebilir fakat gözlemciler önceden de belirttiğimiz belirli kurallara uymak zorundadırlar. Gözleri bağlı olarak şahısların çalışmaları mümkün olabilir.

Kendi üzerleri de dahil olmak üzere kullanacakları araç gereç önceden tamamen kontrol edilebilir. Hatta resim çekilebilir, video bandına alınabilir, ondan sonra bunlar incelenebilir, yani her türlü araştırma yapılması mümkündür. Zaten bugünkü parapsikoloji son derece sıkı bir şekilde, bu önlemleri her defasında almaktadır; Telepati, durugörü ve öteki duyular dışı algılamalar artık kanıtlanmış olmasına rağmen yıllardan beri gene de bugünkü çalışmalar, özellikle Ganzfelt adını verdikleri, şartları kontrol altına alınmış çalışmalar yapılmaktadır. Bu bakımdan, bu sıkı kontrollere rağmen pek çok sonuçlar almıyorsa, telepati kanıtlanmış demektir. Zaten yıllardan beri kanıtlanmış vaziyettedir. Hatta insanların ötesinde diğer canlılar arasında, bitkiler de dahil olmak üzere bir etki alışverişi mümkündür. Düşünce gücü ile bitkileri, hayvanları etkilemek mümkündür; hatta hayvanların ve bitkilerin birbirini etkilemesi mümkündür. Bunlarla ilgili pek çok literatür var.

Birçok çiçek sever kişinin onları severek, onlarla konuşmak yoluyla da çok çeşitli çiçeklerin hem sağlıklı olmalarını, hem de daha hızlı büyümelerini temin ettikleri bilinir. Yani çok hoşlandıkları bitkiler daha hızla büyümektedir; bu telepatik bir alışverişten ibarettir, başka bir şey değil. Sadece kuru kuruya bir manyetik etki yoktur burada.

Parapsikologların kullandığı tarzda aletler kullanmadan da tecrübeler yapabiliriz. Bunları kolaylaştırabilmek için de önceleri o iki kişi yan yana oturduğu gibi, karşılıklı da oturabilir. Bu arada meselâ temiz bir havluyu bükerek karşılıklı olarak uçlarından tutabilirler. Çünki sanki o havlu parçası, pamuklu bez kablo vazifesini görüyormuşçasına, belki de telkini bir yardım olmak sureti ile telepatik emirler karşılıklı alınıp verilebilir. Sonra bunu bezden çıkarıp bir gazete ile de yapmak mümkündür.

Ama alıcı ile verici arasındaki sempatinin kurulması çok şart. Rastgele iki insan arasında olursa, meselâ sokaktan geçen bir adamı getirip "Şuraya otur bakalım, sana telepatik emir vereceğiz, bunları alacaksın." deseniz bir şey olması mümkün değildir. Yani her şeyin bir olabilirliği vardır. Bu imkânları biraraya getirmek lâzım.

Ayrıca temassız telepatiler vardır. Süjenin arkasında, ensesine bakmak suretiyle de çok basit emirler vermek mümkündür. Sizden iki üç metre ileride bulunan bir kim*senin sırtı size dönüktür, siz vericisinizdir. Onun sadece ensesine doğru sabit bir konsantrasyon içerisinde kalarak zihninizde meydana getirmiş olduğunuz, -tabiî uzun çalışmalar neticesinde elde etmiş olduğunuz imajinasyon kabiliyetinize bağlı olarak- herhangi bir sahneyi, herhangi bir ismi, herhangi bir şekli, bir rengi ona projekte edebilirsiniz, bu şekilde de bir telepati tecrübesi yapılabilir.

Yan yana olması da şart değil, binanın bir ucunda o, diğer bir ucunda siz olmak şartıyla telepatik emir alındığı vakit, insan zihninde hemen değişik bir dalga meydana geliyor. Bunları da beyindeki bu dalgaları kaydeden cihazlarla, telepatik emrin süje tarafından alınmış olduğunu anında tespit edebiliyorsunuz. Şu anda bu alınmıştır, şu kadar sürmüştür, bakıyorsunuz ki orada verici de aynı durumdadır. Zile basıyor, o zille veya o ışıkla beraber, aynı anda hepsi biraraya geliyor, yani sonradan nakletmek gibi bir durum yok. İki kişi arasında muhakkak bunlar oluyor.

Dünyanın En Büyük Havas ve Gizli ilimler Sitesi
Tuana 00:23 25.03.17
Beyinlerin ürettiği dalgasal iletişim...
-Beyin dalgalarından meydana gelen-mesafe kavramı olmaksızın iki beyin arasındaki iletişim...
-Beynin yaydığı mikrodalga verilerin herhangi bir uygun frekansı algılayan beyne ulaşması...
-Herhangi bir kişiyi düşündüğün anda, otomatik olarak, o kişinin beyniyle senin beynin arasında kurulan bağlantı...

Nasıl, “telepati” dediğimiz olay beyinlerin ürettiği dalgasal iletişim ise, “ruh” da aynı şekilde beynin ürettiği dalgalardan oluşmuş ikinci bir bedendir!.

“TELEPATİ”Yİ GERÇEKLEŞTİREN, BEYİNDİR!

Telepatinin, iki beyin arasındaki karşılıklı gönderilen dalgalar olduğunu da biliyoruz.. Yani beynin belli dalgalar göndererek bir diğer beyine ulaştığını; ona çeşitli mesajlar verdiğini biliyoruz!. Fakat bu kopuk kopuk bildiğimiz hususları biraraya getirip bir sonuca varmayı genelde hiç düşünmüyoruz!.
“Telepati” dediğimiz olayı gerçekleştiren, beyin!

TELEPATİ, MESAFE KAVRAMI OLMAKSIZIN
İKİ BEYİN ARASINDA OLUŞAN İLETİŞİMDİR

Beyinde dalgasal enerjiye dönüştürülen anlamlar, bir yandan dışarıya yayılır, “Telepati” dediğimiz olayın kaynağı bu. “Telepati” dediğimiz olay, beyin dalgalarından meydana geliyor ve mesafe kavramı olmaksızın iki beyin arasındaki iletişimi oluşturuyor.

Demek ki beyin bu tür dalgalar yayabildiğine göre başka tür dalgalar da yayabiliyor ve bu dalgaları yayabilen beyin başka dalgaları da alıp deşifre edebiliyor!

TELEPATİ, BEYNİN YAYDIĞI MİKRODALGA VERİLERİN,
O FREKANSI ALGILAYAN BEYNE ULAŞMASIDIR

Beyin hücrelerimde mevcut olan, programlanmış olan o kavramlar ayrıca sese dönüşmemiş bir noktada beynim tarafından mikrodalga yayın olarak sizin beyinlerinize de ulaşıyor. Çünkü insan beyninin sadece 5 duyuya dönük faaliyeti değil; direkt mikrodalga yayın olarak dışarıya faaliyeti de söz konusudur. Bunun en basit örneği de “telepati” dediğimiz olaydır.

“Telepati” , beynin yaydığı mikrodalga verilerin herhangi bir uygun frekansı algılayan beyne ulaşmasından ibarettir

Bu, farkedilir veya farkedilemez... Ama böyle bir olgu mutlak olarak söz konusudur. Bunu da batı ilmi tesbit etmiş. Ve uzun yılladır Japonlar bir cihaz geliştirmeye çalışıyorlar ki; geçmişteki insanların beyinlerinden uzaya yayılan, atmosfere yayılan mikrodalga kimliği ele geçirip o kişinin tüm yaşamını ekranlarda seyredebilmek! Özellikle Japonlar bunun için çok büyük gayretler sarfediyorlar.

-Sen herhangi bir kişiyi düşündüğün anda, otomatik olarak, "telepati" dediğiniz bir biçimde o kişinin beyniyle senin beynin arasında bir bağlantı kurulur..

Dünyanın En Büyük Havas ve Gizli ilimler Sitesi
Tuana 00:59 25.03.17
Telepati: İki beyin arasındaki paranormal bilgi alış verişine verilen addır.Telepatiyle zihin okumayı birbirine karıştırmamak lazımdır.Telepatide bilgiyi alan kişi, veren kişi bilgiyi verdiği sürece alır.Bunun haricinde bilgi alamaz.Fakat zihin okumada alıcı kişi karşısındaki insanın haberi olmadan aklından geçenleri algılayabilir.Telepati yasal olan diğeri ise yasal olmayan diyebileceğimiz bir hadisedir aslında.

İkinci olana bi nevi MindHacking ve ya BrainHacking diyebiliriz.Telepati ayrıca duygu yönüyle birbirlerine bağlı insanlarda çok görülen bir hadisedir.Hepimiz istemeden bir çok kez bunu başarmışızdır ama farkında değilizdir.Örneğin, severek beraber olduğunuz bir arkadaşınızı düşündüğünüzde onun sizi o an telefonla araması buna bir örnektir.Siz ona en düşük seviyede sinyaller göndermişsinizdir ve o sinyaller bu kişiyi uyarmış,O da sizi aramıştır.Siz bunun bir tesadüf olduğunu sanarsınız.

Telepati her insanın çalışarak geliştireceği bir yetenektir ve çeşitli çalışma platformları vardır.Bu platformlardan en basiti de Zener kartları dediğimiz, birbirine benzemeyen 5 şekilden oluşan kartlardır.Bu şekiller Kare,Daire,Artı,Dalga ve Yıldızdan oluşumaktadır.Yıllarca süren telepati araştırmaları ve gelişim için bu kartlar kullanılmıştır.

Alıştırmalara Geçiş

Öncelikle size lazım olan şey alıcı mı yoksa verici mi olmak istediğinizdir.Bu kararı verdikten sonra sessiz bir mekanda telepati çalışması yapacağınız eşinizle bir süre zihninizi boşaltmanızdır.Hiç birşey düşünmeyin.Hiç bişey düşünmeyeceğinizide düşünmeyin! Sadece rahatlayın ve kendinizi salıverin.vücudunuz ve beyniniz çok rahat olmak zorundadır.Stres ve sıkıntı gibi negatif duygu dolu bir gün geçirmişseniz o gün bu çalışmayı yapmayın.Şimdi zener kartlarını hazırlayalım.PC den çizip yazıcıdan çıkarırsanız daha düzenli bir kart detesi elde edersiniz.Her şekilden 5 tane ve toplamda 25 tane kartınız olmalıdır.

Bu olayı yaparken her iki tarafta da bir kağıt ve bir kalem olmalıdır.Alıcı odanın bir ucunda ve verici de diğer ucunda bir masada ve ya uygun bi yerde oturmalılar.Verici kalmle masay vurarak ilk kağıdına konsantre olmalıdır.Kalemin sesini duyan alıcı şekli algıladıktan sonra tahminini kağıda yazıp yadığını belirtmek için o da kalemle işaret vermelidir.Buradaki amaç ortamda sessizliğin ve sukunetin bozulmadan 25 tahmini gerçekleştirmektir.Daha sonra verici ve alıcının kağıtları karşılaştırılıp sonuçlara bakılır.Konsantrasyon sırasında verici o şeklin alıcının zihninde olamsını istemeli ve düşünmelidir.Hızlı tahminler yapmayın ve gerçekten bi şeklin aklınızda canlanmasını ve ya içinize doğmasını bekleyin.

Sonuçlar

1) 5 doğru tahmin matematiksel olarak mümkündür ve rastlantısal sonuç sınıfına girer.
2) 5-10 doğru tahmin telepatik yeteneğin su yüzüne çıkmaya başladığını gösterir.
3) 10-15 adet doğru tahmin telepati yeteneğinizin olduğunu gösterir.

4) 15-20 adet doğru tahmin alıcınında vericininde iyi uyum sağladığı ve güçlü telepati yapabildiklerini gösterir.
5) 20-25 adet doğru tahmin profesyonellik aşamasıdır ve pek sık rastlanmaz.


Üstteki oranlarla bir defaya mahsuh karşılaştıysanız sonuçta bu şans olabilir.Bu oranların bir kaç defaya mahsus birbirlerine çok yakın değerlere sahip olması durumunda geçerlilik kazanacağını unutmayın.aşağıda gördüğünüz linkteki tabloyu print edip, keserek kendi kart destenizi oluşturabilirsiniz. Çalışmalarınızda başarılar.

Dünyanın En Büyük Havas ve Gizli ilimler Sitesi
aşk 01:37 25.03.17
Telepatiyi kısaca sözsüz konuşma olarak tanımlayabiliriz. Birçok çeşidi verdır ve telapati zihnimize bağlı olduğu için telepati ile yapılacakları hayal gücümüz dahilinde çeşitlendirebiliriz. Ben kısaca konu başlıklarını ve birkaç yöntemi vereceğim.

Düşünce gönderme:telepati ile kendi hislerimizi düşüncelerimizi insanlara iletebiliriz. Bunu yapmak için iletiyi göndermek istediğiniz kişiye odaklanın. onun yüzünü karşınızda görün. Sonra göndereceğiniz bir düşünce ise aranızda bir enerji köprüsü oluştuğunu ve ona aktığını düşünün. eğer bir cimle gönderiyorsanız sanki onun yüzüne gerçekten söylemişsiniz gibi imajine edin. bir süre sonra başaracaksınız...

Düşünce okuma: Yine aynı şekilde düşüncelerini duymak istediğiniz kişinin yüzünü önünüzde görün sonra rahatlayın ve benliğinizi ona açın. tam konsantre olduğunuzda bir an bir düşünce bir cümle yada his belirebilir aklınızda ama bunu ayırt etmek önceleri çok zordur. çünkü bunu aldığınız an beyniniz buna yeni düşünceler ekler. zaman ve bol pratik sayesinde uzun süre uğraşmadan insanların düşüncelerini okumaya başlayacaksınız...


şimdi de notlarımı düşmek istiyorum:

*Ben yapamıyorum işte olmuyor uzun konsantre olamıyorum diyen arkadaşlarım bu çalışmaları yapmadan önce farkındalığınızın belirli bir düzeye gelmiş olması gereklidir. bu çalışmaları yapmadan önce meditasyon ve imajine çalışmaları yapınız lütfen yoksa sadece yerinizde sayarsınız...

*Yukarıda söylediklerimi yaptınız ve bu çalışmalara başladınız aynı gün sonuç alamazsınız. Belki birinden bir düşünveyi almanız haftalar doğru düzgün zihin okumaya başlamanız aylar sürebilir ben yapamıyorum deyip bırakmak yok...

Dünyanın En Büyük Havas ve Gizli ilimler Sitesi
1 2 3