islam & islami Konular

Kibir ! - Havas Okulu
Mobil Görünümdesiniz Klasik Görünüm için TIKLAYINIZ Kayıt ol
Havas Okulu
Etiketlenen Kullanıcılar

1 2 
islam & islami Konular>Kibir !
Astra 09:18 02.04.18
Kibir, büyüklük, ululuk manasına gelir. Dinî bir tabir olarak, kişinin kulluk edebine uymayacak şekilde kendisini diğer insanlara karşı ululaması, onları hakir görmesidir. Aslında insanın Allah'ın bir mahluku olarak, diğer mahlukata karşı da büyüklenmeye hakkı yoktur. Kul ve mahluk olma cihetiyle bir eşitlik mevcuttur. Ancak Allah Teala hazretleri, insana, hilafet ve emanet gibi bazı ziyade mesuliyetler vererek, bunun gereği olarak diğer mahlukata karşı bir kısım

imtiyazlar vermiştir; akıl ve irade sahibidir, diğer mahluklar üzerinde tasarruf yetkisi vardır. Bu imtiyazları onu hayvanata karşı kibre değil, Cenab-ı Hakk'a karşı şükre ve hamde sevketmelidir. Tıpkı meyveli bir ağacın yerlere eğilmesi gibi, insanî

imtiyazlara sahip beşeriyetin, Allah'ın huzurunda rükû-u tevazuya eğilmesi, secde-i şükr ve hamde kapanması gerekir, tekebbüre gitmesi değil.

İmam Gazâlî'ye

göre, "kibr, "batınî ve "zahirî" olmak üzere ikiye ayrılır: Batınî

kibir nefsin derinliklerinde ruhî bir ahlaktır. Zahirî bir kibir ise dışa akseden, azalarda görülen kibirdir. Esasen en doğrusu, içteki ahlaka

kibir demektir. Zahirdeki hareketler kaynağını içtekinden alır. Dıştaki hareketleri meydana getiren zaten bu iç ahlaktır. Bu sebeple, hastalık

azalarında kendini gösterince, kibirlendi denir. Görünmediği zaman "o kibirlidir" denir. Şu halde kibrin aslı insan tabiatındaki ahlaktır. Bu da kendisini başkasına üstün gösterme arzusudur."

Dinimiz, her

hayrın, her

fazilet ve üstünlüğün Allah'tan geldiğini tedris eder. Bu sebeple kişinin mazhar olduğu bazı faziletler sebebiyle hemcinsine karşı büyüklenmesini, bu nimetlere nankörlük kabul eder, onu asıl veren Allah'tan gaflet alâmeti bilir.

Bu sebeple kibir, şiddetle

reddedilen, kınanan huylardan biridir. Meseleye Kur'an-ı Kerim'in müteaddit ayetlerle yer

vermesi de kibrin din nazarında ne kadar kötü olduğunu anlamaya yeterlidir. Birkaç ayetin mealini kaydediyoruz:

"Yeryüzünde haksızlıkla

kibirlenenleri ayetlerimden çevireceğim" (A'raf 146).

"Allah, büyüklük taslayan her zorbanın kalbini mühürler" (Mü'min 35).

"(Peygamberler hep) futuhat istediler. (Buna kavuştular.) Hakka karşı alabildiğine inad eden her mütekebbir zorba ise

nihayet

hüsrana uğradı" (İbrahim 15).

"(Allah) o büyüklük taslayanları sevmez" (Nahl 23).

"Andolsun ki (kâfirler), kendi kendilerine büyüklenmişler, azgınlıkta pek ileri gitmişlerdi" (Furkan 21).

"Bana kulluk etmeyi kibirlerine yedirmeyenler

alçalmış olarak cehenneme gireceklerdir" (Mü'min 60)

"Yeryüzünde büyüklük taslayarak yürüme. Sen ne yeri yarabilir, ne de dağlarla boy ölçüşebilirsin. Bütün bunlar, Rabbinin katında çirkin sayılan günahlardır" (İsra 37-38).

"İnsanları küçümseyip yüz çevirme, yeryüzünde böbürlenerek yürüme. Allah kendini beğenip övünen hiçbir kimseyi şüphesiz ki sevmez" (Lokman 18).

Kur'an-ı Kerim'de kibre bu kadar yer verilmesinin sebebi, bunun küfrü tazammun etmesindendir. Çünkü büyüklük, izzet, azamet ve üstünlük sadece Allah'a yaraşır. Hiçbir şeye gücü yetmeyen, herşeyini Allah'a borçlu olan biçare insanın kibir ne haddine! Kul kibirlendiği vakit, sırf Allah'a yaraşan bir sıfatta Allah'a karşı münazaaya, yarışa girmiş olmaktadır. Gazâlî bu davranışı, bir hizmetçinin padişahın tacını giyerek onun tahtına oturup hükmetmeye kalkmasına benzetir. "Bir uşak için, bundan daha büyük bir cür'et, bundan daha vahim bir cinayet olur mu?" der ve: "Şüphesiz bu uşak, padişahın en ağır cezasını hak eder" diye hükmeder.

Nitekim kaydedeceğimiz ilk hadiste, Rab Teala hazretleri: "Azamet benim gömleğim, ululuk benim cübbemdir. Kim benimle bu hususta ortaklığa kalkışırsa, ben onun belini kırarım" buyurmuştur.

Kibirin zıddı tevazudur. Tevazuyu alçak gönüllülük olarak ifade eder isek de,

esas itibariyle mazhar olunan nimetleri Allah'tan bilmeyi ifade eder. İslam büyükleri, tevazunun insanları yücelteceğini, kibrin de alçaltacağını kabul eder. Hz. Ömer şöyle buyurmuştur: "Alçak gönüllü, mütevazi ol ki, Allah seni yüceltsin. Kul kibirlenip böbürlendiği zaman Allah Teala hazretleri onu alçaltır ve bir melek: "Uzak ol! Allah seni uzaklaştırsın!" der. Kibirli insan kendi kendini büyük görürse de herkesin nazarında düşük, hatta domuzdan daha adidir" demiştir. Bu manayı, Ka'b (radıyallahu anh) bir başka üslubla ifade etmiştir: "Allah kime dünyalıktan bir nimet verdi de, adam bu nimetin şükrünü ödedi ve tevazuunu gösterdi ise, Allah Teala o nimetin menfaatini dünyada ona gösterdiği

gibi,
ahirette de derecesini yükseltir. Fakat verdiği nimete şükretmez ve tevazu göstermezse, Allah Teala, dünyada o nimetten ona bir

kâr sağlamadığı gibi ahirette de ona cehennemden bir kapı açar; dilerse affeder, dilerse azab eder."

Kibir, Gazâlî'ye göre, Allah'a, peygamberlere ve diğer insanlara karşı yapılır. Her üçü de mezmun ise de, en kötüsü Allah'a karşı olandır.

Bediüzzaman, insanların

diğer mahlukata karşı da

kibre düşebileceğini ifade eder: "Ey insan! Kur'an'ın desatirindendir (düsturlarındandır) ki, Cenab-ı Hakk'ın masivasından (mahlukatından)

hiçbir şeyi, O'na taabbüd edecek bir derecede kendinden büyük zannetme. Hem sen kendini hiçbir şeyden, tekebbür edecek derecede büyük

tutma. Çünkü mahlukat, mabudiyetten uzaklık noktasında müsavi oldukları gibi, mahlukiyet nisbetinde de birdirler."

Kibir ve tevazu meselelerine zaman zaman temas eden Bediüzzaman, kibirin asıl kaynağının insandaki küçüklük olduğunu ifade eder. Ona göre: "...Sığar-ı nefs, tekebbürün menbaıdır. Zaaf, gururun

madenidir..." Bu temel düşünceden hareketle: "Büyük görünme küçülürsün" der ve devam eder:

"Ey

enesi (benliği) çifteli, kafası da kibirli,

Şu mizanı bilmeli: "Her

adam için elbet,

Cemiyet-i beşerde, içtimâî binada,

Görmekgörünmek için şu mertebe denilen,

Bir penceresi var. Ger pencere,

Kamet-i

kıymetinden (boyundan) yüksekse,

Tekebbürle tetâvül edecek, uzanacak.

Ger pencere, kamet-i himmetinden alçaksa,

Tevazula tekavvüs edecek ( bükülüp) eğilecek.

Kamillerde, büyüklük mikyasıdır, küçüklük,

Nâkıslarda, küçüklük mizanıdır büyüklür (tekebbür)."

Tekebbür kötü, tevazu iyi olmakla birlikte, Bediüzzaman bunların kullanılacağı yerin iyi tayin edilmesine dikkat çeker: "Zaifin kavîye karşı izzet-i nefsi, kavide tekebbür olur; kavînin zaife karşı tevazuu, zaifte tezellül olur. Bir

ulü'l-emrin (amirin) makamında ciddiyeti

vardır; mahviyeti, zillettir,

hanesindeki ciddiyeti, kibirdir, mahviyeti tevazudur..."

Ucb'a gelince, bu kibre yakın mezmum bir haslet ise de, kibrden biraz farklıdır. Ucb'u "kendini bir şey sanmak, kendini beğenmek, amele güvenmek, yaptığı hayırların kendini mutlaka kurtaracağı inancında olmak" şeklinde tarif edebiliriz. Esasen ucb, lügat olarak beğenmek, hoşlanmak, hoşa gitmek manasına gelir.

Gazâlî, ucbla kibir arasını tefrikte şöyle bir açıklama sunar: "Ucb, mutlak surette kendini beğenmek, kibir ise, kendisini başkasından üstün görmektir. Her ucub sahibi mütekebbir olmaz. Çünkü çok defa insan kendisini beğenir, fakat başkasını da kendisinden üstün görebilir ve ona karşı kibretmez."

Kur'an'da ucuba temas eden ayetlerden biri, Müslümanların Huneyn Savaşı sırasında halet-i ruhiyelerini örnek verir. Huneyn Savaşı, Mekke' nin fethinden sonra 12 bin kişilik bir kuvvetle yapılan bir savaştı. İlk defa Müslümanlar böyle bir sayıya ulaşınca bu durum,

Müslümanları ucba sevketmişti. Bir askerin: "Benî Şeyban'la karşılaşacak bile olsak

ehemmiyeti yok. Bugün kimse bize azlığımız sebebiyle galebe çalamaz"

dediği rivayet olunur. Hz. Ebu Bekr de: "Ey Allah'ın Resulü, bugün artık bize azlık sebebiyle galebe çalınamaz" demiştir. İşte bu halet-i ruhiyeyi: "Muhakkak ki Allah pek çok yerde ve Huneyn gününde size yardım etmişti. O gün çokluğunuza güvenmiştiniz. Fakat bu size fayda vermedi. Yeryüzü o kadar genişliğiyle beraber,

size dar geldi ve arkanızı dönüp gittiniz" (Tevbe 25) mealindeki ayet tescil etmektedir. Ayet-i kerime, sayıca çokluğa güvenip,

harbin şartlarına riayet etmeyen, zaferin Allah'tan geldiği gerçeğinden gaflete düşen Müslümanların, bu çokluğa rağmen ilk karşılaşmada bozguna uğrayıp kaçtıklarını belirtmektedir. Bir başka ayet de kâfirlerin de kal'a ve maddî güçlerine güvenmelerine temas eder: "..Halbuki onlar, kal'alarının kendilerini Allah'tan koruyacağını sanmışlardı. Ama Allah'ın azabı onlara beklemedikleri yerden geldi" (Haşr 2).

Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm) şöyle buyurmuştur: "Üç şey helak edicidir: İtaat edilen aşırı cimrilik, uyulan

hevesat ve kişinin kendini beğenmesi (ucb)."

Ayet-i kerimede, "Nefislerinizi temize çıkarmayın (kusursuz addetmeyin)" (Necm 32) buyrulmuştur.

Hadislerin verdiği derse

göre, kişiye günah olarak ucb yeterlidir. Hatta kişinin, kendini günahsız

bilme günahına düşmektense, günah işleyip tevbe etmesi daha iyidir: "Siz hiç günah işlememiş olsanız, ben onun daha büyüğünden sizin için korkarım: O da ucubtur, ucubtur."

Kibre düşen kimsenin haliyle ilgili bir tasviri Gazâlî'den sunup, bu mevzuda daha

fazla bilgi için onun ölmez eseri İhya'yı tavsiye edeceğiz (Ahmed Serdaroğlu tercümesi 3, 718-808).

"Kişi ne zaman

başkasına nisbetle kendini büyük görürse, başkasını kendisinden
düşük, hakir ve alçak görmeğe başlar. Onu yanına yaklaştırmak istemez, meclisine almaz. Onu, karşısında bir hizmetçi gibi görmek ister. Hatta hizmetçi olarak da kendisini kabul etmeyebilir ve onu hizmetçi olarak da karşısında görmek istemez. Şayet kibri biraz daha hafif ise, müsavi olmasından çekinir, yanyana gidemeyecekleri dar yollarda ve meclislerde öne geçer, onun selam vermesini bekler. Kendinin ihtiyacına bakmakta kusur ederse, neden böyle yaptın diye ona hayret eder. Karşısına çıktığı zaman onu muhatab almak istemez. Va'zu

nasihatini dinlemez.

Kendisine bir şey iade etse

kızar. Muallimlik yaparsa talebelere hoş davranmaz. Onlara hakaret eder. Onlarla alay eder ve kendi işinde çalıştırır. Avama bakışları, hayvana bakışlarından farklı olmaz. Hülasa, kibirli adamın, sayılamayacak kadar çok çeşitli tavır ve davranışları vardır. Bunları

herkes anlayabileceği için, burada sayılmalarına lüzum yoktur.

İşte bu kibirdir.

Kibrin afetleri büyük, gaileleri pek çoktur. Havassın çoğu kibirden

helaka gider. Avam şöyle dursun, abid, zahid ve alimlerin çoğu da kibir hastalığından kurtulamazlar. Kibrin doğurduğu felaket nasıl büyük olmasın ki? Resul-i Ekrem: "Kalbinde zerre kadar kibir olan cennete giremez" buyurmuştur.


Küttüp i Sitte

Dünyanın En Büyük Havas ve Gizli ilimler Sitesi
Facebook Twitter Google Digg LinkedIn tumblr Getpocket Reddit Email
Mecnunn 11:10 02.04.18
*KİBİR VE BELİRTİLERİ*

Kibirli insan her haliyle belli olur. Giyim-kuşamında, yüz ifâdesinde, bakışında, başını dikerek kimseye bakmamasında, oturmasında, gerilip yaslanmasında, yürüyüşünde, kendisi otururken insanları ayakta bekletmesinde, ses tonunda…

Aslında kibirli insanın sergilediği davranışların hemen tamamı, belli bir seviyeden sonra psikiyatri bilimini yakından ilgilendiren anormal davranışlardan başka birşey değildir.

Ne yazıkki kâmil insanların haricinde az-çok, açık-gizli, herkeste kibir hastalığı mevcuttur.

Seyr ü sülûkla bu hastalık kalpten tamamen kazınmadıkça kurtulmak mümkün değildir.

Ancak bu hususta mücâhede etmekde farz-ı ayındır.
Kibri azaltmak bile büyük bir mücâhededir.

Bir müminin yukarıda sayılan anormal davranışlardan ve gizli kibirde
Kurtulup
kurtulmadığı, tevâzûyu kazanıp kazanmadığını İmam Gazalî (rh.a) şu belirtilerle ölçüyor:

Bir mesele üzerine konuşulurken hakikatin kendi fikirlerine ters olmasından rahatsız olmak;

Doğruları memnuniyetle, hoşlukla kabul etmemek kibrin belirtilerindendir.

Bu hastalığı yenmek için, âczini itiraf edip hakikati söyleyenleri takdirle yâd ederek teşekkür etmelidir.

Akranları ile bir ortamda bulunduğu zaman onları baş köşeye geçirmek ve kendi emsallerinin ardından yürümek ağır geliyorsa yine kibir var demektir.

Yoksul ve gariban insanların davetine katılmaktan ve arkadaşlarının işlerini takip etmekten zorlanmak da kibir belirtisidir.

Bütün bu durumlarda kişi kendini sürekli sınayarak kibrin tedâvisine ve tevâzûnun kazanılmasına gayret etmelidir.

Tevâzû ehli insanlar da her haliyle bellidirler. Onların tavır ve hareketleri kalbe huzur ve itimat telkin eder.

Muhatap oldukları insanlarda saygı ve sevgi meydana gelir. Böyle insanlarla oturup kalkmak insana zevk verir.

Söyleyene değil, söylenene bak

Başkalarına faydalı olabilmek için önce kendimizi ıslah etmemiz gerekir.

Fakat kendisinin ağır derecede hasta olduğunu bilmeyen gafil insan tedâviye ihtiyaç bile duymaz.

Herkesin kusurunu görür, onlardan yakınır, gıybetlerini yapar, ancak kendisini düzeltmek aklına bile gelmez.

Halbuki insanın kendi kusurlarını görmesi, onları araştırması ve bunun için başkalarının kendisini nasıl gördüklerine, gurur yapmadan kulak vermesi gerekir.

Bizi methedenlerden ziyâde yanlış ve isâbetsiz davranışlarımızı bildirenlerin faydası daha çoktur. Şeker yerine ilaç verenler bize iyilik etmiş olurlar.

Yanlış ve zararlı yolda gidene ‘iyi gidiyorsun’ demek, onu gaflete düşürmek ve zulmetmek olur.

Bu bakımdan
‘dikkatet,düşeceksin’
diyene yerine teşekkür etmek lâzımdır.

Yalnızca bizi sevip takdir edenlere kulak vermek hataya düşmemize sebep olur.

Çünkü dostumuz olanlar bizi güzel görür ve bizdeki kusurların hepsini fark edemeyebilirler. Dost olmadıklarımız ise nazarını kusurlarımıza diker. İthamlarında mübâlağa olsada, muhakkak bir hakikat payı vardır. Bu yüzden onların söylediklerindende istifâde etmelidir.

Hizmette tevâzú ve kibir

Aynı safta omuz omuza hizmet ettiğimiz kardeşlerimizle olan hukûkumuz, başkalarına kıyasla çok daha fazladır.

Allah’ın(c.c) dinine hizmet ederken Hakk’ın hatırı için kardeşlerin hakkına riâyet etmek, hemde hizmetin ahengini bozmamak üzere hertürlü nefsâni davranıştan kaçınmak gerekir.

Şâyet bizim yüzümüzden tek
birkişi bile dinden uzaklaşırsa, bunun vebâli çok ağırdır. Hz.Peygamber(s.a.v) Efendimiz’in buyurduğu üzere, açtığımız kötü bir çığırdan yürüyenlerin ve onların sebep olduğu başka kişilerin günahlarının bir mislininde bizim hesabımıza kaydolma tehlikesi vardır.

Aynı şekilde hidâyetine vesile olduğumuz kişilerin ve onların sebep olduğu insanların,
iyi âmellerinin bir mislide bizim defterimize kaydolabilir.

Şayet din adına hizmette kendi isteğimizle bir vazifeye tâlip olur, sonrada onu nefsânî davranışlarla akâmete uğratırsak, Hz.Peygamber(s.a.v) Efendimiz’e kadar uzanan altın silsilenin mânevi birikimine zarar vermiş, bugüne kadar gösterilmiş olan çabalara darbe vurmuş oluruz.

Ayrıca o mübârek silsileyi oluşturan Zatların mânevi desteğini kaybetme ve cezâya müstehak olma tehlikesiylede karşı karşıya kalırız.

O yüzden enâniyet, benlik, riya, kibir ve çalımla hizmete tâlip olmamalıdır.

BuŞekildeYaptığımızı zannettiğimiz bütün hizmetler sonuç itibâriyle önümüzü tıkar.
Faydası bir tarafa, büyük zararlara sebebiyet verebilir.

Hizmet ederken
herşeyden önce kendimizi bir günahkâr olarak görmeli ve:
“Allah(c.c) dilerse benim gibi günahkâr bir insanlada dinini teyid eder” diye düşünmelidir.

Bu yolda âmelimiz ne kadar çok olursa olsun,meydana Şah-ı Geylânî (k.s)veya bir İmam-ı Rabbânî (k.s) edâsıyla girmemelidir.

Hatta yaptığımız hizmetleri herkes övüp takdir etsede, onların sözleri kendisinin hakir bir insan olduğu kanaatini değiştirmemeli,

Cenâb -ı Hakk’a el açıp: “Ya Rabbi hakkımda söylenen şu güzel sözleri dua olarak kabul eyle, ayağımı kaydırma, beni nefsimle baş başa bırakma.”
diye dua etmelidir.

Bütün hizmetleri yalnız Allah(c.c) için yapmalı ve kimseden takdir beklememelidir.

Şâyet kendisine bir teveccüh varsa bunu bir imtihan görmeli ve bu imtihanı kaybetme tehlikesini ciddiye almalıdır.

Aksi halde riyâ ya'da kibir girdiği için, hizmetleri boşa gider, hatta onlardan hesaba çekilir ve ayağı kayabilir.

Mümin hiçbir zaman fazilet ve meziyetlerini kendinden bilmeyip, Allah(c.c) tarafından olduğunu görmeli
ve her'an elinden alınabileceğini bilmelidir.

Kendisinin hizmete renk ve kuvvet kattığı zannından ziyâde, Allah(c.c) için hizmetin kendisine güzellik katacağını, fazilet ve meziyetlerin oradan geldiğini düşünmelidir.
Gerçek de budur.

Enâniyet tuzağı

Ulvî bir hizmette istihdam edilmek ancak bir lütuf ve himmet işidir.
Her türlü fazileti kazanmaya sebeptir. O yüzden hizmetle güzelleşenler güzelliğide inkâr etmemelidir.
Zira Bediüzzaman Hazretleri’nin belirttiği üzere, bu'da nimeti inkâr olur.
Bu noktada doğru
ve yanlış tavır şöyle örneklenmiştir:

Birisi sana gayet kıymetli bir elbise giydirse, sonrada: “maşallah ne güzelsin, güzelleştin” dese, sende: “hâşâ ben neyim, güzellik nerede” desen, nimeti inkâr ile,
o elbiseyi sana giydirene karşı nankörlük etmiş olursun.

Şâyet “evet ben güzelim” desen bu seferde gurur ve kibir yapmış olursun. Eğer;
“evet güzelleştim, fakat asıl güzellik elbisenin ve onu bana giydirenindir” dersen işte o zaman kibir ve nankörlükten kurtulmuş, hakikati söylemiş olursun.

“Ben yaptım, ben ettim, filana şöyle şöyle sohbet ettim de tövbe etti” benzeri benlik kokan bütün gizli imalar ve açık sözler İslâm itikadına uymaz.

Allah Teâla’nın inâyetini, başkalarının gayretlerini, büyüklerin himmet ve tasarrufunu gözardı edipde kendisini öne çıkarmak büyük
bir yanılgıdır. Özellikle gerçekten tevâzû ve mahviyet sahibi değilken öyle görünmeye çalışmak, kalbi öldürecek derecede tehlikeli bir benlik davasıdır.

Bunlar karıncanın ayak seslerinden daha gizli olan ve Hz. Peygamber (s.a.v)’in “küçük şirk” olarak tarif ettiği, ümmeti hakkında en çok korktuğu şirk çeşitlerini hatırlatacak hallerdir.

Meziyet ve faziletlerinden bahseden, imâ eden, kendince büyük başarılarına ilgisizlikten rahatsız olanlar, din adına gayret ettiklerini söyleselerde,
tevâzû ve mahviyetten mahrum,
Allah’tan(c.c)uzak boş kimselerdir.
Böyle hizmet etmekten Allah’a(c.c) sığınmak icâp eder.

Dünyanın En Büyük Havas ve Gizli ilimler Sitesi
aDaSa 11:34 03.04.18
Rabbim ümmeti Muhammedi kibire düşmekten korusun inşaAllah...

Dünyanın En Büyük Havas ve Gizli ilimler Sitesi
kaplan12 05:43 05.12.18
Lil bin Ali 15:00 08.12.18
kibir kıskanclık büyüklenme . bu 3 ü kardestir .

aslında kibir ve kıskanclık diyelim .

kibir 2 ye ayrılır . ic kibir dıs kibir .

evliya olan birinde kibir yoktur . eğer olursa evliyalıgınında bir degeri yoktur
ALLAH evliya yapmadan önce kibir ve kıskanclık duygularını temizler .

size söyle bir olay anlatacagım
abdulkadir geylani hz emir geldi . ve söyle dedi
ayaklarım bütün veli kulların omzundadır .

bir evliya bu söz ona gelince . o kim ki benim omzuma ayaklarını koyacak dedi .
büyüklendi . Abdulkadir geylani o evliya icin beddua etti . senin omzuna domuzlar binsin .

bu evliya muhtemelen constanople yani istanbuldan gecerken bir kıza aşık oldu . ama sehir müslüman sehri deil o zaman . kız dedi senle evlenirim ama domuzlarıma bakacaksın . artık evliyanın omzunda domuz yavruları gezmektedir . evliyalık ta gitmistir tabi .

2 sadık talebesi bu duruma cok üzülür . bir tanesi abdulkadir geylani hz gider durumu anlatır . abdulkadir geylani onu affeder . bu evliya tekrar manevi haller yasar .

seytanda meleklere hocalık yapmıstır . ama eline güc verilince sımarmıstır . kibirlenmistir . aslında kovulmadan önce baslamıstır . ihlaslı olmayan hareketler


@[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...] hastamısın yoksun ortalıklarda
@[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...] artık foruma pek girmiyorsun
@[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...] bundan bahsetmistim
@[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...] yavas yavas tüm baslıkları ele geciriyorum
@[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...] abla nerelerdesin
@[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...] özletttin kendini
@[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...] sen iyi bir dostsun
@[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...] deniz sabah erken kalktım ama gec uyudum
yorgunum cok yani
@[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...] istanbul nasıl
@[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...] denk gelemiyoruz
@[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...] nerelerdesin abla

Dünyanın En Büyük Havas ve Gizli ilimler Sitesi
HeartLess 15:07 08.12.18
Saye 16:00 08.12.18
@[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...] tüm başlıkları ele geçirecek gibisin
Denk gelemesek de etiketle yazarım
Kibir denince aklıma hep bu ayet gelir;
Yeryüzünde böbürlenerek yürüme. Çünkü sen yeri asla yaramazsın, boyca da dağlara asla erişemezsin.
Rabbim uzak etsin.

Dünyanın En Büyük Havas ve Gizli ilimler Sitesi
Atakan 18:42 08.12.18
@[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...] haberlerde hep görürdüm 1000 yılın sogugu diye de bu sefer gerçekten geldi o soğuk galiba abi senide beklerim soğuğa buyur

Dünyanın En Büyük Havas ve Gizli ilimler Sitesi
Lil bin Ali 19:27 08.12.18
@[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...] gidelim mersine yada mısıra

Dünyanın En Büyük Havas ve Gizli ilimler Sitesi
Atakan 21:11 08.12.18
@[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...] gidelim abi de bil bakalım ne eksik

Dünyanın En Büyük Havas ve Gizli ilimler Sitesi
1 2