Metafizik

Kader - karma toplumsal ön kabuller ve yargılar - Havas Okulu
Mobil Görünümdesiniz Klasik Görünüm için TIKLAYINIZ Kayıt ol
Havas Okulu
Metafizik>Kader - karma toplumsal ön kabuller ve yargılar
Och 16:24 14.09.20
Toplumsal kabullerin neredeyse tamamı, basmakalıp fikirler üzerine oluşmuştur. Bu kabullenme konusu, bir kişinin deneyimlediği birşeyi kendi zihninde basma kalıp bir fikre dönüştürmesi gibidir. Bir örnek verirsek, bir kadın düşünün, bir erkekle yaşadığı bir ilişki deneyimi sonucunda erkekler kötüdür demesi basmakalıp bir fikirdir, bir önyargıdır, bir kalıptır. Bundan sonraki yaşantısında bu şekilde devam eder, bunun gibi pekçok kalıplar vardır. Düşünce kalıplarıdır bunlar. Örneğin: Kadınlar daha az akıllıdır, erkekler daha güçlüdür vs gibi toplumumuzun içinde pekçok örnek vardır. Yazmaya, saymaya kalksanız, yazamazsınız, sığdıramazsınız. Her toplumun içinde kendi yargıları vardır. Bunun gibi basmakalıp fikirler vardır. Özellikle etikle ilgili, ahlakla ilgili, biraz daha geri davranışlarla ilgili, davranışları kısıtlayan düşünceler vardır.Burada söz ettiğimiz şey dejenere olmak değildir. Birkaç örnek daha verelim. Merdiven altından geçmek uğursuzluktur. Önünden siyah kedi geçenin vay haline. Oradan geçen siyah kedinin negatifine sıra gelene kadar, sen acaba geçmiş hayatlarında neler yaptın? Siyah kedi geçti uğursuzluklar başıma toplandı gibi batıl inançlar vardır. Daha büyük kalıplardan söz edebiliriz. Demokratlar şöyledir, liberaller böyledir, işte Müslümanlar şu yapıdadır da hristiyanlar bu yapıdadır, işte gece vakti banyo yapılmaz, şu saatte şu edilmez gibi o kadar çok toplumsal kanaat toplumsal ahlak anlayışı ile ilgili yargı ve fikirler var ki, bunlar ister istemez, insan denen varlığı tekamül yolculuğunda bir noktadan sonra kısıtlar.

Bu kalıplar tamamen de faydasızdır diyemeyiz. Yaşamı düzenler. Bakınız! Faydasını gözardı etmeyin yani toplumsal kalıplara tü kaka diyelim sonra hepsini birden çöpe atalım demiyoruz. Çünkü toplumsal kalıplar, bu değer yargıları, bu ön yargılar hepsinin toplumu düzenlemek gibi bir işlevi vardır. Fakat bunu belli bir realite için konuşuyoruz. Bunlar toplumu düzenlerler, toplumun görünmeyen kurallarını koyarlar, toplumun adeta kendi içindeki yazılı olmayan hukuku, yazılı olmayan yasaları gibidir.

Toplumu düzenlemek vazifesi baki olmakla birlikte, belli bir realitenin üzerine çıkmaya başladığınızda, evrensel realitede yanlı ve sınırlayıcı olmaktan öteye geçemez. Pekçok düşüncenizin aslında farkında olmadığınız şekilde toplumsal bakış açıları ile donatılmış olduğunu zaman içinde farkedeceksiniz. Buna en büyük örneği de, kapitalist düşüncenin etkileri olarak verdik.

Son dönemde reklamlarda filmlerde, her yerdem size dayatılan tüketim önermeleri var. İşte mutlu insan, büyük evleri olan, havuzları olan, güzel kıyafetleri olan insan olma imajı, bize sürekli dayatılıyor mu? Dayatılıyor, öyleyse sizin de bunun etkisi altında kalmış olmanız, toplumsal bir şuurun etkisi altında kalıyor olmanız anlamına gelir.

Dünya gezegeninin normal klasik vatandaşının genel bir şuuru var. Bu şuurun yarattığı bir anlayış düzeyi var ve moda, reklamlar, filmler gibi pekçok şeye maruz kalınmaktadır. Farkında olmadan bilinçaltı düzeyde bazı etkiler yaratmak suretiyle sizin spiritüel bakışınızı kısıtlamaktadır yani bakışınızın gelişmesi yerine, daralmaya neden olmaktadır. Oysa biz ne diyoruz? Bütün prangalardan, bütün zincirlerden kurtulmalıyız. Kendimizi özgür bırakmalıyız ve onu kendi yüksekliği içinde daha yüksek bir şuura giderek, orada deneyimlerimizi yapmalı, yeni deneyimler edinmeliyiz.

KADER-KARMA

İlk olarak Kaderin oluşumundan söz ederek başlamak istiyoruz. Ve karmadan da söz ediyor olacağız çünkü kaderi karmadan ayrı bir düzenek olarak ele almak mümkün değil. Kaderi anlatırken doğal olarak kaderi de anlatmış olacağız.

Kader dediğinizde ilk olarak düşünmemiz ve anlamamız gereken şey SEBEP-SONUÇ YASASIDIR.

Kaderin sebep ve sonuç olmadan oluşması mümkün değildir. Kader kendiliğinden oluşan, alnımıza ne yazıldıysa o, diyebileceğimiz bir mekanizma değil ama bir yandan da evet alnımıza ne yazıldıysa o fakat o alnımıza yazılan nasıl yazıldı? İslami bakış açısından Allah hakkımızda ne hüküm verdiyse odur dediğimiz söylem yanlış değil, son derece doğru bir söylem ama o günün realitesi ve koşulları içinde sadece bu kadarı ifade edilmiş bir söylem. Bunun bir arkasına geçmek lazım. Evet! Alnımıza yazılan, bu hayata gelirken genel hatlarıyla belirlenmiş bir kader planı varmı? Var. Bunun yüce takdiri, Yüce Rabb’imizin midir? Elbette, o istemeden yaprak kıpırdamaz. Evet, Allah alnımıza ne yazdıysa bu hayatta onu yaşayacağız ama asıl mesele bu kadar kaderci olmadan da bakmak gerekir. İşte efendim, Allah alnımıza ne yazdıysa odur, öyleyse biz niye gayret edelim? Çaba sarfedelim? Sabah kalkarım saat 12.de gece yatarım saat 3 te, hayat geçer gider, elbet bir yerde bir rızkımız vardır. Vakti gelince de Allah alır yanına şeklinde bir atalete de düşebiliriz. Bu kadar kaderci olmak ister istemez çabayı elden bırakmak demektir. Bizim sür efor dediğimiz çabayı elden bırakmak anlamına gelecektir. Yoksa temel prensipte hala aynı şeyi söylüyoruz. “Allah alnımıza ne yazdıysa o, ondan öte bir şey yaşayamayız.Yüce Rabb’inizin hakkında onaylamadığı, sizinle ilgili hüküm vermediği bir şeyi bu gezegende, bu ortamda, bu koşullarda yaşamanız mümkün değildir. Ama bunun nasıl oluştuğuna bir bakmak lazım.

Şimdi Sebep-Sonuç ilkesi çalışır dedik kaderde yani bu ne demek? İnsanoğlu kendi fiillerinin eksileri ile karşılaşır . Burada önemli bir noktanın altını çizeceğiz. Fiillerinin etkileri ile demiyoruz, fiilerinin eksileri ile karşılaşır diyoruz farkı açacağız yani buradan şunu çıkarmak mümkün, göze göz, dişe diş, kana kan gibi bir yaklaşım doğru değildir. Yani iki kere adam öldürdü, iki kere öldürülecek değil, birinin kolunu kestim, şimdi benimde kolumu kesecekler şeklinde bu kadar şeriat tarzı bir yaklaşım söz konusu değildir ayrıca sistem olarak böyle bir şeyin hazırlanabilmesi mümkün değildir yani sistemin de bazı esnekliklerinin olması gerek. Aynı anda kaç milyon tane yaşam planı hazırlanıyor, biliyor musunuz? Bu kadar göze göz dişe diş bir anlayışla yürünmeye kalkılsa ihtiyaçların karşılanması çok uzun zaman alır. Eksisi ile karşılaşılır. Yani sizin bir insan üzerinde geçmişte yarattığınız, olumlu veya olumsuz etkinin aynısını alırsınız. Ne bir gram fazla, ne bir gram eksik.

Bir insanın geçmişte mallarını çaldıysanız, bu sizin aynı şekilde mallarınız çalınacak anlamına gelmez. O kişi malları çalındığında nasıl şeyler yaşadıysa, ne gibi bir etki yaşadıysa, onu size yaşatabilecek başka eksileri alacağınız anlamına gelir. Ama bu arada mallarınız da çalınır mı çalınabilir de. Lineer bir yapı düşünmeyin

Kader dediğimiz mekanizma oldukça kaotik bir şekilde çalışan, inişleri çıkışları olan bir mekanizmadır ancak şaşmayan bir şekilde, yarattığınız eksiyi, ne bir gram eksik, ne bir gram fazla olmak üzere, olumlu ise olumluyu, olumsuz ise olumsuzu yaşarsınız. Malları çalmışsanız sizin de o çalınmadan duyulan etkiyi yaşamanız gerekir. Eğer başka bir olaydan yaşayamayacaksanız o zaman da mallar çalınır. Ama siz aynı etkiyi mallarınız çalınmadan, filan yerde yaşadığınız bir olayla yaşacaksanız başka bir olayda gelebilir. Göze göz, dişe diş, kana kan yaklaşımı yok. Fiilin aynısı ile karşılaşmak yok ama birebir aynısı ile karşılaşılan durumlar da vardır. Bunlar büyük derslerdir.Bazen bir yalan söylersiniz, iki gün geçmeden bir başkası benzer bir konuda size yalan söyler ve dersiniz ki, yaa bak nasıl oluyormuş? Bunlar insanın şuurunu biraz aydınlatan, bir daha yapmayayım diye dersler aldığı olaylardır. Örneğin: bir önceki hayatınızda bir eşiniz vardı hayatı size dar etmişti. Bu demek değildir ki, siz bu hayata gelince kadın olacaksınız da ona hayatı dar edeceksiniz. İş yerinde öyle bir patronunuz olabilir ki, benzer etkiyi yaşarsanız. Bilmem kimle ilişkiniz öyle düzenlenir ki, benzer etkiler alınır. Bir diğerinin üzerinde yarattığımız etkiyi kendi üzerimizde deneyimlemektir karma dediğimiz şey.

Temel prensip, size yapılmasını istemediğiniz birşeyi başkasına yapmamaktır da biz bunu nasıl öğreneceğiz? Bir başkasına yaptığımız şeyi bizzat kendi üzerimizde deneyleyerek öğreniriz ve o inan birgün gelecek ki, kendisine yapılmasını istemediği şeyi başkasına yapmayacak ve birgün gelecek ki, bunu o kadar içten söyleyeceğiz ki, gerçekten bu terazi hiç şaşmayacak. Hiç kimseye, kendinize yapılmasını istemediğiniz birşeyi yapmayacaksınız. Öyle yangınlardan geçeceğiz, öyle kavrulacağız ki, o terazi hiç şaşmayacak. Birgün böyle olacak ama bunun olacağı güne kadar biz kader-karma dediğimiz, zincirin içinde tekamülümüzü sürdürüyor olacağız.

Kader dediğimiz şey, alnımıza yazılmış olan dediğimiz şey bizim yapıp ettiklerimizden başka bir şey değildir. Bizim oluşturduğumuz daha doğrusu, bizim sebeplerini oluşturduğumuz şeylerdir. Hiçbir sonuç olamaz ki, bize ait olmasın. Şimdi kucağımda nurtopu gibi bir sonuç var Yarabbim, aman da nereden geldi bu? Komşunun herhalde, benim kucağıma mı düştü acaba? Eğer kucağınızda nurtopu gibi bir sonucunuz varsa ondan daha nur topu gibi sebebiniz vardır bir yerlerde. Bundan üç ay önce, bundan beş yıl önce, beş hayat önce, sekiz hayat önce. Mutlaka bir sebep yaratmışsınız ki, şimdi bu sonuçla başbaşaşınız. Olumlu fiiler içinde aynıdır. Lütfen karmayı sadece olumsuz fiiller olarak değerlendirmeyin, hayatınızdaki her olumlu şey, geçmişteki olumlu karmalarımızın neticesidir.

Bütün sebeplerin bir sonucu vardır, her etki bir tepkiye neden olur. Her yarattığımız etkinin tepkisini, her yarattığımız sebebin sonucunu yaşarız. Her zaman birebir değil ama o sebebin eşit miktardaki sonucunu alırsınız. Bir başka insan üzerinde sekiz şiddetinde bir etki mi yarattınız bir konuda, bambaşka bir konuda sekiz şiddetinde bir tepki mutlaka alırsınız. Bu değişmez ama sonuçların alınış şekli değişir.

Her zaman sırası ile gelir diye düşünmeyin. Geçmişte yaptıklarınız karışık şekilde karşınıza çıkar. Sekiz hayat önce yaptıklarımı daha önce, beş hayat önce yaptıklarımı daha sonra öderiz diye bir şey yoktur. Bu karşılaşmalar karışık şekilde karşınıza çıkarlar. Uygun zemin koşullar olanaklar, sizin o anda öğrenme kapasitenizle bağlantılı birçok faktör nedeniyle karışık düzende karşınıza çıkarlar. Diyelim ki, geçmişle ilgili on tane olumsuz eyleminiz var. Bunların sonuçları ile karşılaşacaksınız, her birini bir yüzyılda yaptığınızı düşünürsek, önce 1200 sonra 1300 sonra 1400 üncü yüzyıllardaki hayatlarda yaptığınız eylemlerin sonuçlarını sıra ile almak şeklinde değil de, sizin öğrenme kapasitenizin artmış olmasına göre de gelir. Örneğin en son hayatınızda yapmış olduğunuz eylemin sonucunu henüz almaya hazır değilseniz, bunun sonucunu almanız bir iki hayat ertelenir.

Tekamülde en önemli şeylerden biri de, zaman-mekan-olay tasarrufudur. Biz zamanı, mekanı, olayları, insanları bol bir şekilde harcayamayız bunların her birinin arkasında çok büyük organizasyonlar vardır. Bugün alamayacağınız bir ders için size organizasyon yaratılmasının ne anlamı var? Zaman kaybından başka bir şey değildir. Öğrenmek için hazır olmadığınız sonuçlar bekletilir. Bazen o deneyimi yaratacak insanlar o hayatınızda denk gelemezde bir sonraki hayatınızda uygun koşullar oluşur. Oluş sırasına göre düşünmeyin gayet karışık bir şekilde ortaya çıkarlar.

Bu planlamalar, bizden çok üstün varlıkların yani rehberlerin hazırladıkları planlarla gerçekleşir. Biz henüz bu planlamaları yapmaya muktedir değiliz. Bu kadar vakıf olsaydık zaten bu eksiklikler ortaya çıkmazdı. Yukarı çıktığımız zaman değerlendirilme yapılmasında bu konuda özel olarak görevlendirilmiş rehber varlıkların yanınızda olması, sizin o hayatı gözden geçirirken kendi farkettiğiniz eksikliklerle birlikte farkedemediğiniz bazı kusurları size göstermeye çalışır ama farkedemeyeceğiniz kusur ve hatalar size gösterilmez.

Geçen çalışmada Tekamül konusunda otomatik realiteyi anlatırken, kişiler kendi yaptıklarından bazı noktalarda sorumlu değildirler diyerek anlatmıştık. O durumu algılama gücünde olmadığı için kendisine bazı hatalar gösterilmiyor çünkü anlayamayacak. Anlayacağı noktaya kadar süre uzatılır, o gün anlayabileceği kadarı ona anlatılır ve gösterilir. Kendisi zaman zaman bu anlamak istemez, işine gelmez, kafasına kafasına kakarak, ittire kaktıra öğretilir, der ki;“yahu yapmadım, yaptın kardeşim, yapmadım yaptım kardeşim” dermişçesine bu şekilde bir diyalog olur mu olur tabii ki olur, sözel değildir, rehberlik bize bunu çeşitli olaylarla öğretir. Kişiler yukarı çıktıklarında öyle esrarengiz kimliklere ulaşmadıklarından, yapıp ettiklerini inkar etme noktasında olurlar. Rehberlikler zaman zaman bir çocukla konuşur edada, “ Hıı hadi bakayım yaptın ama in aşağıya da derslerini al bakalım” tarzında bir diyaloğa girmek zorunda kalırlar. (Bu diyalog bir örnek, böyle konuşulmuyor tabii ki, konuşmanın telepatik olduğu ince titreşimli öte alemden-ölümden sonrasından söz ettiğimizi anladı arkadaşlarımız)

Biliniz ki, bu hayatımızla ilgili yapmış olduğumuz planlamalarda sizden daha yetkin bir rehber varlığın parmağı vardır. Size yeni yaşam planınızı anlatmıştır, nazik bir şekilde teklif etmiştir. Sizde kabul etmişsinizdir. Rehberlik hiçbir zaman sizin yaşayamayacağınız bir yaşamı önünüze koymaz. Derler ki, “Allah Dağına Göre Kar Verir”. Karşılaştığınız olayları kendinizden yabancılaştırmayınız. Nedendir bu yabancılaştırma, egodan öte bir şey midir? Değildir. Sanki hiç size ait değillermiş gibi, öylesine komşunun çocuğu kucağınıza düşmüş, yandaki bahçeden uçmuş da kucağınıza hop diye gelmiş gibi şaşıp şaşıp bakmanız enteresan oluyor doğrusu. O kucağınızdaki top komşunun topu değil, yan bahçeden goool diyerek kucağınıza atılmış bir top değil bizzat size ait, zaman içinde ince ince ördüğünüz bir hayat planıdır ama ego işin içine girer ve der ki, “ ben bunu yapmam, şunu da yapmam, ötekini de yapmam, ben şöyle iyi kalpliyim, ben böyle iyi kalpliyim, ben kimseye kıyamam, karıncayı bile incitmem, vay ben bir başkasına kötülük eder miyim ki”. Böylece kucağınıza gelmiş o topu yabancılayarak, yabancı birşeymiş gibi bakar oysa olanlar kendisinin elinin emeğinden başka bir şey değildir. Bugün hayatımıza girmiş olumlu ve olumsuz, kederli sevinçli olaylar, yapıp ettiklerinizin sonucudur. Sizden başka bir kişiye ait değildir. Aynı zamanda sizden başka bir şey de değildirler. En büyük yasa, Sebep-Sonuç yasasıdır ve diğer bütün yasaları kapsar. Neden – sonuç olmayan hiçbir şey bulamazsınız. Şu anki algınızla neyi değerlendirirseniz değerlendirin, neye bakarsanız bakın mutlaka bir neden ilişkisi vardır ama siz o ilişkiyi çözmüşsünüzdür, çözememişsinizdir o başka. Tüm kader mekanizmasını kapsar.

Tüm insanlığın bir kaderi, gezegenin bir kaderi, Türk topluluğunun da bir kaderi vardır. Dünya topluluğunun da bir kaderi vardır. Dağların, taşların bile bir kaderi vardır. Hiçbir şey sebepsiz ve sonuçsuz olamayacağı için bu bilgiyi adeta altın harflerle kazımalıyız zihnimize alnımıza. Kucağımızdaki nurtopu sadece sonuç değil onu yaratan sebepler de var. Bu sorumluluğun altına girmek, bu taşın altına artık elimizi sokmak zorundayız.Bu sebepler bize ait değilmiş gibi davranmak bizi nereye götürür, daha ne kadar oyalar? Elbet birgün gözlerdeki perdeyi, örtüyü kaldırıp, bu sonuçların sebepleri de bunlardır diyerek, kendimizi görmek zorunda kalacağız.

SEBEPLER VE EGO

Sebepleri yaratan mekanizmanın arkasında ego dediğimiz bencil uygulamalar vardır. Ego, menfaat, fayda, çıkarlar gibi bireysel egolara yönelmesek zaten hataları oluşturan bu sebepleri de yaratmamış oluruz ve yasa ihlallerine girmeyiz. Yasa ihlalleri zaten sebepleri yaratır bireyleri de yasa ihlallerine götüren şey egosudur. Şeytan insanı nereden kandırır? Egosundan. “ sana çok güzel kadınlar vadediyorum, gel sana çok yakışıklı adamlar vereceğim, gel paralar, şan, şöhret, Mercedesler, BMW ler vereceğim, gel dünyanın en büyük süper starı yapacağım seni” der şeytan bunlar onun en büyük havucudur. Kimisinin egosu mala, mülke, paraya dayanamaz, kimisinin egosu prestije dayanamaz, kimisinin egosu şan-şöhrete dayanamaz. Yani egonun dayanamadığı çok şey vardır. Ego öyle bir şeydir ki, hemen açığa çıkar. Birine bağırın hemen verdiği cevap şudur: “Sen kimsin ki bana bağırıyorsun” işte bu kadar bitti. Bu cevap zaten bir ego patlamasıdır. Diğeri de kendi egosuyla,”eee sen kimsin diyecektir. Sen kimsin cevabı kişilerin karşılıklı ego çatışmalarından başka bir şey değil, dolayısıyla her oltaya gelebilen, her yemi yutan, çok kolay kandırılan küçücük bir çocuk gibidir. Gel çocuğum, sana bir elma şekeri alacağım diyerek ego kandırılır. Kanan ego, yasayı delmeye başlar. “İki tane yalandan kim ölmüş, kimse söylemiyormu ki, şuradaki işim rastgitsin de üç yalan daha söyleyiveririm, aman ne olacak canım, iki tane de namaz kılarız, tövbe ederiz, sonra gider bir yoksula para veririz, Allahım günahlarımı affet” deriz olur biter. Yoksullara yardım edin o ayrı, ama siz sebep yarattınız, bir mekanizma çalıştırdınız, yasaları ihlal ettiğiniz her an sebepler oluşmaya başlar. Evrensel yasalara ilkelere ego nedeniyle uygun olunmayan her an, küçük küçük ya da büyük büyük sebepler oluşmaya başlar, sonra ne ekersek onu biçeriz.

VİCDAN SESİ

Evrende hiçbir şekilde tesadüf yoktur. Hiçbir şey kendiliğinden meydana gelemez. Sebep olmadan da hiçbir sonuç ortaya çıkamaz. Burada önemli bir nokta var. Vicdan sesi önemlidir. Evrensel Yasalar’ı delerken, aslında vicdanımız bize bir takım uyarılar verir. Ve adeta der ki: “Şu anda, adalete, doğruluğa, iyiliğe, sevgiye aykırı birşeyler yapıyorsun, doğru olmayan birşeyler yapıyorsun, dine uygun olmayan birşeyler yapıyorsun. Dinimizde yalan yok ama sen yalan söylüyorsun, insan olmaya yakışmaz yalan söylemek, sana yakışmaz yalan söylemek. Bunları bir takım vicdan azabı ile ortaya çıkarken, o arada ego da sahneye girerek, “Hayır ben daha fazlasını elde etmek istiyorum” der. Hırs ve aşırı şehvet (şehvet yalnız cinsellikle ilgili bir konu değildir, nefsin kendini öne sürmek istediği, aşırı iştahlı her hal için de söylenir) hissi maalesef bizi o hatadan koruyamıyor. Biz bu sırada bir yasayı delmiş oluyoruz. Ve yasayı deldiğimiz için bir tür enerji açığa çıkıyor, tıpkı negatif enerji gibi. Ve bir tarafta birikmeye başlıyor. Şimdi olay var, OLAY VAR. Yani küçük olay var, büyük olay var. Gidipte birisine “ya ben dün pembe çorap değil de, lacivert çorap aldım” söylediğimiz yalan başka, eşinizi aldattığınızda söylediğiniz yalan başka, şiddeti farklı, olayın içeriği farklı, düzenek farklı yani bu sadece yalandır, bütün yalanları aynı kefeye koyarız diyemezsiniz. Ne için yalan söylüyorsunuz, neyi kapatıyorsunuz? Söylediğiniz yalanla birinin ölümüne mi neden oluyorsunuz, sadece saçma sapan bir çorap için mi yalan söylüyorsunuz? Yalan yalandır, yalan bir enerji yaratır. Ne için yalan söylediğiniz ve içeriği de çok önemli. Sizin yarattığınız hedefler çok küçük hedeflerse adeta bir düdüklü tencerenin içinde kaynamaya başlar. Düdüklü tencere ısınır, ısınır, ısınır patlaması uzun zaman alır ya sonra ateş devam ediyorsa patlar ya, işte öyle küçük küçük şeylerin toplanması belki bu şekilde olabilir. Ama bazen de öyle olaylar birikir ki, o tencerenin patlaması hızlanır. Siz bugün yaşam planınıza o kadar aykırı, o kadar aykırı o kadar beklenmeyen bir şey yapabilirsiniz ki, yaşam planınızın kesilmesi mecburiyeti doğar. Bu eyleme devam etmemeniz için yaşam planınız tak diye kesilir ve öte aleme geçersiniz ve hemen değerlendirme sürecine alınırsınız.

Bu karma yasasını çok kaotik bir yapıda düşününüz. Her olay aynı kuvvette yasayı delme kudretinde olmadığı için kendi kuvvetleri ölçüsünde olaylar yaratacaklardır. Örneğin; üç şiddetindeki bir depremin yarattığı tsunami ile on şiddetindeki bir depremin yarattığı tsunami aynı olamayacağı gibi, bizim üç şiddetindeki eylemimiz daha küçük bir enerji yaratırken, on şiddetindeki eylemimiz daha yüksek bir enerji yaratacak bunların zamanlamaları arasında da farklar olacaktır. Bazen birikip birikip gelecek, bazen de çok ani bir şekilde gelebilecektir. İki kere iki dört gibi çok matematiksel bir şekilde anlatabileceğimiz bir konu değil, kaotik bir yapıdan söz ediyoruz şu anda.

Geçmişte oluşturduğunuz birçok sebep,birleşip tek bir sonucu da meydana getirebilir, tek bir sebep pekçok sonuç olarak karşımıza da çıkabilir. Yani siz A,B,C, D olaylarını yaptınız, bütün bunlar toplanır öbür hayatınızda toplu olarak x olarak, karşınıza da gelebilir veyahutta, bir sonraki hayatta, A, B, C, D, E olarakta karşımıza çıkabilir. Gördüğünüz gibi çok kaotik bir yapıdan söz ediyoruz. Demeyiniz ki, ben bir tane eylem gerçekleştirdim, karşıma üç tane sonuç çıktı. Bazen sonuç üç parçada da olabilir bazen tek bir eylem geçmişteki olayları da peşine takarak üç eylem olarak karşımıza çıkabilir.Bilmeniz gereken şey, kucağınızdaki topun komşunun olmadığıdır. Siz sadece bunu biliniz kafidir.İnce hesapları rehberlerinize bırakınız.

İNSAN KENDİ HAREKETLERİNDEN SORUMLUDUR

Kısacası diyebiliriz ki, insan kendi hareketlerinden sorumludur. Bizler tam olarak baştan aşağı tastamam kaderimizi kendimiz yönlendiririz. Her iş insanın kendinden çıkar, kendisine döner. Ne ekerse onu biçer, tüm hareketlerimizden sorumluyuz ama biliriz ki, yalnız hareketlerimizden değil, düşüncelerimizden de sorumluyuz. Bu realitenin icabı sadece yapıp etmelerden sorumlu olmak değil, düşüncelerden, gezegene yayılan enerjilerden sorumlu olmayı getirir.

Madem ki, bir vazifeye gönüllü oluyorsunuz. O zaman düşüncelerinizden, gezegene yaydığınız tüm enerjilerden de sorumlusunuz.

Sonuçların meydana gelmesi için bazen sebeplerin birikmesi gerekir. Örneğin; bazen yaşamak istediğiniz bazı şeyler için çok uzun beklemeniz gerekir. Bunun arkasında hep ayarlanması gereken sebep sonuç meseleleri vardır. Bu sebepler ve sonuçlar, çeşitli kombinasyonlar ve çeşitli dozlarda öyle bir araya gelmelidir ki, bizim bir arzumuz, bir isteğimiz, bir talebimiz karşılansın. Bazen uygun zaman mekan veya sizin ruhsal hazırlığınız yeterli olmayabilir. Bazı olaylar için uzun beklemelerin yapılması gereken zamanlar vardır fakat bu beklemeler, bu sırada elde edilen deneyimlerin yeni sebeplerini o sırada oluşturmaktadır. Siz bazen o sebepleri oluşturmadığınız için de o sonuçları çekemezsiniz. Daha olumlu addedeceğimiz sonuçlardan söz ediyoruz, bir sonucu çekebilmeniz içinde onun sebebini yaratmanız gerekir. Doktor mu olmak istiyorsunuz bu sizin arzunuz mu? O zaman okuyacaksınız yani sebebini oluşturacaksınız. İyi bir anne mi olmak istiyorsunuz? Çocuğunuza karşı her türlü fedakarlığı gösterip, her türlü ilgiyi vereceksiniz.Yani neyi istiyorsanız, onun sebebini oluşturmalısınız, eğer şu anda istediğiniz şey oluşmuyor ise, henüz onun sebepleri oluşmamıştır.Sebepleri dediğiniz zemin oluşmamıştır veya oluşmaktadır, hali hazırda oluşuyordur, bu yüzden de karşınıza çıkmıyor olabilir.

YENİ BİR BEN YARATMAK

Unutmayın ki, kozmik hafızada , varlığın kendi kozmik hafızası da herşeyi kaydeder. Kozmik hafızanın atlayabileceği hiçbir şey yoktur, terazisi çok kuvvetlidir, gram bile şaşması mümkün değildir, bu yüzden bu noktada KENDİNİ BİLMEK bizim için çok önemli bir kavram olarak karşımıza çıkmaktadır. Sebep ve sonuçları kavramaya, anlamaya başladığınızda; bugünkü sonuçların bir zamanlar oluşturduğunuz gerçek sebepler olduğunuzu farkettiğinizde, kendini bilmenin ve kendini tanımanın önemini daha iyi idrak ediyor olacağız. Bileceğiz ki kendimi daha iyi tanırsam, kendimi daha iyi bilirsem, bambaşka sebepler yaratabilirim, bambaşka umutlar yeşertebilirim. Bambaşka tohumlar atabilirim. Atacağım bu bambaşka tohumlar, benim için bambaşka planlar, bambaşka sonuçlar olacak. Sonuçları değiştirmek istiyorsanız, sebepleri değiştirin, bunu unutmayın, sebepleri değiştiremeniz içinde önce sebepleri araştırmaya başlamalısınız. Kendinizi bilme ve tanıma çalışmaları yapma suretiyle kişi yarattığı sebeplerini daha fazla anlamaya başlar, sebepleri farkettikçe sonuçları görür. Ve bir daha bu sonuçları yaratmak istemeyeceği için yeni sebepler yaratma çabasına girerek yeni bir ben yaratır. Kendinde Yeni bir benlik algısı yaratır. Çok daha rahat yükselen bir şuurla tabii ki, çünkü sebep-sonuçlar için sebepleri ben yarattım diye o sebepleri almak bile egonun bir adım yukarısına çıkmak demektir. Egoyu alaşağı etmek demektir. Çünkü o sebepleri yarattığını kabul etmek var.Çok hırslı bir şekilde menfaate yönelik bir ben demekten bir kopuş ve gerçekten kendini tanımaya yönelik bir çalışma başlar.

Sonuç olarak toparlarsak KADER, KARMA VE SEBEP-SONUÇ YASASININ doğal bir sonucu ve toplamı olarak karşımıza çıkar. Kader eşittir karma-sebep sonuç yasasının toplamıdır. Kader dediğimiz şey Yüce Rabbimizin izniyle alında yazılandır ama bir fiil yaptığımız eşlemlerin de sonucudur. Karma sadece kendi eylemlerimizin bir sonucu olarak ortaya çıkan bir yasadır. Sadece eylemlerimiz değil, düşüncelerimizle oluşturduğumuz negatif enerjilerin de karmik sorumluluğunda olduğumuzu bilmeliyiz. Etrafa yayabileceğimiz enerjilerde yine bizim karşılaşacağımız sonuçlar olarak ortaya çıkar. Bir insanı öldürmeyi düşünmekle öldürmek arasında fark vardır. Her eylemin karşılığı başkadır. Ruhumuzun en küçük bir faaliyeti bile bir sonuç doğurur.

"Dünya okulunu bitirmek ancak bütün karma borçlarını ödedikten sonra mı olur?"diye bir soru sorduğunu farzedelim.

Gezegeninizin ilk zamanlarına baktığınız zaman orada insansı varlıklar görürsünüz.Tam insan diyemediğimiz ama goril statüsüne de sokamadığımız, goril biçiminden bayağı da bir insana dönüşmüş bir evrim modeliyle karşılaşıyoruz. Bu evrim modeli kendi statüsündeki, kendi formatındaki okulu bitirdiği zaman bir genetik sıçramaya maruz kalıyor. Ondaki bu değişim, moleküler düzeyde de, beden atomlarında da bir değişime neden oluyor. Yeni bir fizikle, yeni bir görünümle, yeni bir statü ile yeni bir model olarak başlıyor.

Ruhsallığı da böyle düşünebiliriz. Şu anda insanlık aslında bir sıçrama noktasındadır, oradaki o insansı varlıktan insana geçer ki gibi, bugünde insan olarak bulunuyor ama insanda bir sonraki modele, (hep bir sonraki model var biliyorsunuz) sıçrayış yapacak. Tabii yapabilenler yapacak. Bu sıçrama olurken, bu bünyeye ait, bu atomlara ait bütün derslerin tamamlanmış olması gerekir. Eğer bu dersler anlaşılmamış ise, enerji bedenlerin sıçrayışı mümkün değildir. Zihin, enerji bedenler, ruh dediğimiz bütünlük, sıçrayışı yapamazsa beden de bunu yapamaz, ruh yeni beden içine giremez o bedenlerde varolamaz. O bedenin kullanılmasını bilmez. Örnek verelim: Bir araba kullanıyorsunuz, bu beden arabayı nasıl kullanacağını biliyor, alışık ama hiç bilmediğiniz bir uzay aracına sizi bindirirsek, ne düğmeye basacağınızı bile bilmez, panik olursunuz. Ruh ve enerji, yeni bedene uygun değilse, yeni bedeni kullanamayacaktır. Genetik değişimin gerçekleşmesi ve yeni bedene geçebilmesi için önce zihinsel olarak sıçrayışı gerçekleştirmesi lazım. Zihinsel sıçrayışı gerçekleştirmek için bu dünya okuluna ait bütün derslerin alınması, yaşanması, onlarla ilgili bilgilerin edinilmesi lazım. Bir anlamda hesap kitap defterinin kapatılması lazım gibi de anlayabilirsiniz. Artık bakkal veresiye defterini kapatıyor gibi. Yeni bedene, yeni boyuta (orası başka bir boyut) borç taşımak söz konusu değil yani bu şekilde eski bir karma götürmek, eski tortuları oraya taşımak mümkün olmuyor. Bu genetik sıçrama bir yenilenme çalışması. Yeni bedenin en ilkel halinde tekrar başlıyorsunuz. İnsansı varlıktan insana geçiş oldu ama o ilk insan çok ilkeldi, ilk insan afrikadaki kabileydi zaten o yüzdende önünde yepyeni karmalar vardı. Buradaki defter kapatılacak, yeni geçtiğimiz yerde oranın en alt basamağından başlayacağız. Ama tabii afrika kabilesi gibi değil yani o kadar ilkel değil.

Peki !"Bu hayatımızda yasadığımız sonuçları daha önceki yaşantılarımızdan veya karmamızdan getiriyoruz. Karmamızdaki bu sebepleri bilmemiz bizim tekamülümüzü kolaylaştırmaz mı acaba..?."diye bir soru sorabiliriz.

Af dilemek, tövbe etmek, dua etmek çok önemlidir. Fakat burada ince bir nüans vardır. Ne için af diliyorsun? Ne için dua ediyorsun? Ne için tövbe ediyorsunuz?Oradaki niyet nedir? Bir örnek verelim: Arkadaşınızı ittiniz o da yere düştü kolunu kırdı. Siz de bir kızgınlıkla böyle bir şey yaptığınız için çok üzgünsünüz ve biliyorsunuz ki, ben bir sebep yarattım şimdi bunun sonuçları ile karşılaşacağım. Tutuştu mu paçalar? Tutuştu. Bu paçaların tutuşması neticesinde, dua ediyorsanız,tövbe ediyorsanız, af diliyorsanız bilin ki, rehberliğin nazarında hiçbir tesiri yoktur. Son anda korkuyla, başına geleceklerin bilinciyle tutuşan paçalarla yana yakıla, “Rabbim ben etti sen etme” demelerin arkasını iyi bilir onlar. Deseler ki, tamam çocuğum bu seferlik böyle olsun, ne farkedecek hiçbir şey, çocuk koşacak koşacak arkasından bu eylemi yine yapacak? Küçük çocuktan örnek alınız: Annesi der ki, yapma ceza vereceğim? Annesi der ki, bir daha yapmayacağım, ceza verme. Böyle bir şeye inanmak mümkün mü? O çocuk o cezayı almadan o şeyi yapmamayı öğrenir mi? Can havliyle söylüyor, paçaları tutuşmuş, anasından yiyeceği zılgıtı biliyor, alacağı cezayı biliyor, yiyeceği terliklerin farkında, anneciğim ben ettim,sen etme diyor. Bu noktada annenin bu durumu kabullenmesi ve onu affetmesi çocuğa iyilik değil, kötülüktür. Çocuğu şımartmaktır.Çocuğu yeni sebeplere sevk etmektir. Yeni karmik sonuçlara sevk etmektir. Bakınız ! Yine bir çocuk örneği verelim: Çocuk eve geliyor ve diyor ki, anneciğim arkadaşımın kalemini çaldım, anne diyor ki, çocuğum ne biçim şey, yapma bir daha, böylesine basit şekilde yanıt n veriyor.Çocuk bu rahatlık içerisinde yarın silgiyi de çalacak, derken kalem kutu çalmaya başlayacak, kalem kutu yetmeyecek, çantayı-montu çalacak. O anne çocuğun yeni nedenlere sevketmektir. Yeni karmik sonuçlara neden olmaktır. Ama o sırada o anne, hangi elinle çaldın çocuğum, işte şu elimle dediğinde, o ele birtane patlatır ise çocuk yaptığını farkedecek, bir daha yapmaması gerektiğini anlayacak. Rabbin mekanizması da bundan farklı değildir. Rab çocuklarının ne zaman yardım istediğini de pek iyi bilir. İnsanlar başı sıkışmadığında dua etmeyi bile akıllarına getirmezler, bu yüzden deriz ki, şükür sizin en büyük yardımcınızdır, sebepsiz şükrediniz, başınıza bir olay gelmeden şükrediniz. Aldığınız nefese şükrediniz, oturduğunuz koltuğa şükrediniz, yediğiniz yemeye, sıcak yatağınıza şükrediniz. Ama genelde böyle olmaz, şükretmek yerine başları sıkıştığında duaya başlarlar. Camilerden de çıkmazlar, namazlardan da kalkmazlar, tutmadıkları oruç kalmaz. Ama Rab onların durumunu bildiği için o günahları oradan silemez, silerse, yeni sebeplere yol açmış olur. Oradaki dersin verilmesi çok önemlidir ama siz sebepsiz yere şükür içindeyseniz hep şükür duygusuyla yaşıyorsanız bu başka birşeydir. Veyahutta bir eylem yaptınız, vicdan azapları içinde yanıyorsunuz, yangınlar içinde yanıyorsunuz, pişmansınız. Derdiniz, eteklerinizin zil çalması, alacağınız cezanın korkusu değil, gerçekten bir insana vermiş olduğunuz zarardan ötürü yanıyor yakılıyorsunuz. Sanki cehennemlerdesiniz ve af diliyorsunuz.Dua ediyorsunuz, tövbeler ediyorsunuz. Burada alınacak ceza ile ilgili bir dert yok, cezadan kaçmak yok, cezadan beter kendisi yanıyor, verilecek ceza belki onu öyle yakmazdı.Kişinin affı, özür dilemesi, tövbesi, duası değil bu iç yangını önemlidir. Bu noktada tabii ki, bazı şeyler değişir. Pişmanlığın nedeniyle o kişinin olayı ne kadar anladığı, bir daha yapıp yapmayacağı bilinir. Maksat o kişiyi bir daha o hatayı yapmayacak hale getirmektir. İster karma ile karşılaşın, ister vicdan azapları ile tövbe edin yeter ki bir daha yapmayın, amaç belli.

Gerçek bir dua ise, gerçek bir af dileme ise, gerçek bir dua ise, kuvvetli bir tövbe vardır ama başınız sıkıştıysa, yandım Allah tarzında bir yakarışsa, Rabbin kulakları bunlara kapanır.

Bu noktada şunu atlamayınız lütfen. Bugün kınadığınız eylemleri, bir zamanlar sizde yaptınız. Kendi geçmiş evrelerinizde, tekamülünüzün geçmiş aşamalarında, bugün kulaklarınızın, gözlerinizin inanamadığı o eylemleri, siz de bundan bilmem kaç hayat önce yaptınız. Bazen regresyon çalışmaları yapılır. Kişiler kendi geçmişlerini anımsarlar, bazen rüyalarında görürler, kendi yaptıkları eylemlere inanamazlar. “Ben bunu nasıl gerçekleştirmişim, nasıl yapabilmişim” derler. Tabii bugün artık o aşama aşılmıştır ama geçmişte yaptıklarınız, bugün bazılarınızın hala yapmakta olduklarıdır. Bu yüzden insanlığın büyük bir aile olduğunu unutmamak ve her birinizin aslında aynı gelişim aşamalarından geçtiğini unutmamak gerekiyor. Siz daha önde olabilirsiniz, artık hırsızlık suçunu işlemiyor olabilirsiniz ama belki bundan dört hayat önce, hırsızlık suçu işliyordunuz. Ya da altı hayat önce zaman önemli değil. Ama biliniz ki, hırsızlık suçunu da işlediniz, adam da öldürdünüz, katliama da karıştınız, tecavüz de ettiniz, birisine zarar da verdiniz, işkence de yaptınız, büyük güzellikler de yaptınız, din adamı da oldunuz, belki manastırlarda da yaşadınız. Geçmişiniz sadece kötülüklerle dolu değil öyle düşünmeyin, ama bütün bu eylemler insan içinse ve dünya okulundan mezun olmak diye birşeyden söz ediyorsanız o zaman bütün bu eylemlerden geçmiş olmanız lazım. Adam öldürmeden, o realiteyi yaşamadan nasıl mezun olabilirsiniz? Buradaki türlü güzelliklerin veya kötülüklerin içine karışmadan nasıl olur? Hepsiyle hemhal olmak gerek ki, bu okuldan mezun olasınız, söylediğiniz çok doğru, saygıyla bakmak çok önemli çünkü her birimiz tekamülümüzün başka aşamalarındayız. Bugün birimizin yapmaya ihtiyaç duymadığı şeyi diğeri hala yapmaya devam ediyor olabilir. Bugün gezegeninizdeki vahşeti onaylamak mümkün değil, ama o vahşete, yapmaya ve maruz kalmaya ihtiyaç duyan insanlar olduğunu da unutmamalıyız. Bur karşılıklı bir döngü, sebep-sonuç yasası. Şiddeti ve vahşeti belli bir seviyeden sonra onaylamak mümkün değil ama belirli bir realitenin altında şiddet vardır, vahşet vardır. Hala onu yapmak isteyen ve yaşamak isteyen insanlar var gezegeninizde, bu bir mekanizma, tekamülün bir aşaması, mekanik bir durum aslında ve bütün bunlar bir oyun. Derin bir sorgulama gerekir, acaba bütün bunların ne kadarı gerçek? Ne kadarı tekamül için sahnelenmiş bir oyun, gerçek nedir? Aldığınız deneyimler, yaşadığınız deneyimler gerçeğin kendisi midir? Yoksa bu deneyimler sizin tekamül yolculuğunuzda tıpkı matrix filmindeki gibi size sahne sahne kare kare gösterilen, yaşatılan birtakım ögeler midir? Bunlara şimdi girmeyeceğiz ama kafanızda da bulunsun. Her şeyi de bu kadar GERÇEK gibi algılamayın. Gezegeninizde olup bitenlerle bu kadar bir olmayın, olayla olay olmayın, olayın üstünde durun, bunlar mizansendir. Bütün bu yaşanan şiddet ve vahşet mizansendir. Gezegeninizin bir sıçrayış yapabilmesi için, insanlığın bir sıçrayış yapabilmesi için gerekli olan mizansenleri siz yaşadığınız gibi gezegeninizin geri kalanları da kendi ihtiyaçları usulünde yaşıyorlar yoksa gerçeklik nedir? Çok derin bir sorudur, şu anda tabii ki oraya girmeyeceğiz, ama bunların bir ölçüde mizansen olduğunu en azından kurgulanmış gerçeklikler olduğunu en azından akıldan çıkarmayın. Gerçeklik olarak bile düşünseniz, kurgulanmış gerçeklik olarak zihninizde tutunuz.

Bu hayatımızda karmamızın yarattığı süreçleri görüyoruz. Daha önceki hayatımızda yaşadıklarımızı bilmemiz, kendimizi bilme ve gelişim açısından bizim bu hayatımızdaki tekamülümüzü kolaylaştırmaz mı? Diye de düşünebilirsiniz elbette…

Peki, örneğin şöyle düşünelim. Hemen bir önceki hayatı alalım çok yakın olduğu için çok yakın etkiler de alınacaktır, hayat ne kadar yakınsa etkileri de hala o kadar yakında olacaktır. Konuyu ifade etmek için gerçek olmayan bir örnek verelim. Bir önceki hayatınızda birisine öyle kızdınız, öyle kızdınız, ama öyle kızdınız ki, çıldırdınız, haksızlıklara uğradınız. En dayanamayacağınız konu ne ise onun üzerinden dayanılmaz haksızlıklara uğradınız, belki uzun süre, belki birkaç yıl ve sonra öfkenize yenik düştünüz ve öldürdünüz. Fakat öyle bir noktadasınız ki, öldürmekte bile hala kendinizi suçlu bulamayabilirsiniz. Öyle kızgınsınız. “Haketti, bana bilmem ne kadar zamandır eziyet ediyor. Farzedin, bir kocanız vardı, ondan yıllarca dayak yediniz ve eziyet gördünüz, işkence gördünüz, aşağılandınız, artık birgün dayanamadınız adamı öldürdünüz ve içinizde hissettiğiniz tek bir duygu var. “Oh, kurtuldum, bitti.” Şimdi bugün bunu hatırlasanız, ama bana çok eziyet etmişti kardeşim, yapmadığını bırakmadı, yani ne yapsaydım? Öldürmese miydim? Gibi bir noktada zihniniz yine takılabilir çünkü oradan çıkmak o kadar kolay değil yani geçmiş yaşamdaki bazı olayları hatırlamak, sizin burada kendinizi haklı bulmanız gibi handikaplara yol açabilir. Tortular yaratabilir veyahutta tam tersi birtakım fazla üzütülere neden olabilir. Burada yaşadığınız tortular yetmezmiş gibi bir de geçmiş yaşamın üzüntüsünü ve tortusunu taşırsınız. Ama tortudan daha önemlisi, oradaki ruh halini maalesef burada yeniden canlandırırsınız. Onu nasıl öldürdüğünüzü hatırlarsınız, öfkeyi hatırlarsınız, o anki haklılık duygunuzu hatırlarsınız ve hatırladığnız zaman yeniden yeniden canlandırırsınız. Bu yüzden eğer bir fobi söz konusu değilse, regresyonu araştırmak için yapmak veya meraktan yapmak sanıldığı kadar basit bir konu değildir. Yapanın da olgun ve iyi eğitimli olması gerekir. Öyle bir anı çıkar ki, başedemez, şaşar kalır.

Farzedin ki bir zamanlar bir yerlerde bir hükümdardınız, bir sultandınız. Oradaki o ihtiras duygusu, oradaki o en büyük benim duygusunu, sen bir yerin sultanıydın dediğimizde, sihirli değnek gibi dokunup gösterdiğimizde sanki o güç duygusunu yeniden yaşamaya başlayabilirsiniz. “ Ben kimim biliyor musun, bilmem nerenin bilmem ne sultanıyım, şu gücü sahibim duygusuyla, buradaki hayatta kazanmak istediğiniz dersi öğrenemezsiniz çünkü oradaki hatıralar, duygularıyla birlikte buraya dönerler. Hatıraları hatırlamak mühim değil ama hatıraların yarattığı duygular zihinde yeşerecek zemin bulduğundan, geçmiş duyguları buraya transfer ederseniz, bugünkü yaşamınızın gelişimine engel olursunuz. O yüzden de ısrarla diyoruz ki, geçmiş yaşam terapisi de dikkatli yapılması gereken bir çalışmadır. Bir yaşam öncesinde diyelim boğularak öldürüldünüz ve bunu size çocuğunuz yaptı, bu duyguyu tekrar yaşadığınızda, bugünkü çocuğunuzu her an sizi boğacakmış gibi hissedersiniz paranoyalara bile girmeye müsait duruma gelirsiniz. Veyahutta hep o tatsız hatıranın etkisinde kalırsınız, geçiş yapamazsınız. Geçmiş yaşamların kendisini, olayların sebebini bilmek değilde, mekanizmaları çözmeye çalışmak önemli.

Bugün bir konuda sıkıntı çekiyorsunuz diyelim. Örneğin para sıkıntısı çekiyorsunuz. “Ben para konusunda sıkıntı çekiyorsam, demek ki geçmiş hayatta başka birine para sıkıntısı verdim.” Burada şunu incelemeniz gerek, para konusunda çektiğimi sıkıntı yani para kökenli çektiğim bu sıkıntı, bende nelere yol açıyor? Hangi duygularımın ortaya çıkmasına neden oluyor. Örneğin; kendimi eksik hissediyorum, param yok diye yarım hissediyorum, param yok diye kendimi değersiz hissediyorum, param yok diye çaresiz hissediyorum, beceriksiz hissediyorum gibi o parasızlığın sizde yansıttığı bir takım duygular vardır, önemli olan odur. Çaresiz hissediyorum gibi… Demek ki, burada bakmamız gereken şey şu, neden kendimi çaresiz hissetmeye ihtiyacımız var? Bu huzursuzluk para aracılığıyla size neden geldi? Hangi araçla geldiğinin bir önemi yok. Ben parasızlık yarattım da işte o yüzden bugün param yok, hayır. Parasızlık bizde çaresizlik mi yaratıyor? Parasızlık aracı kullanılarak bizde çaresizlik duygusu mu yaratılmış, bunu mu taşıyorsunuz beş yıldır, o zaman bu çaresizlik elimizde nur topu gibi sonucumuzdur. Peki o çaresizlik duygusuna neden ihtiyacımız var? Çaresizliği, sıkışmışlığı hissediyorsak demek ki, bugün bunu deneyimlememiz gerekiyor, bir yerlerde birinin çaresizliğine ve sıkışmışlığına neden olmuş olabiliriz? Birgün birine bunu yaratmış olabiliriz. Bunu farkediyorsa, işte burada şöyle bir duaya başlayabilir: “Rabbim, ben hissettiğim bu çaresizliği ve bu sıkışıklığı farkediyorum ve anlıyorum ki, geçmişte bir zaman bir yerde, bir insan üzerinde belki de, bir çaresizlik duygusuna, bir sıkışmışlık duygusuna sebep olmuşum, ne fena eylemişim, ne kötü yapmışım, bunu yapıp etmem ne kötü bir şey olmuş, her kimse o insan beni affetsin inşallah”. Adını bilmenize gerek yok ama ondan özür dileyin, “Her kimsen ve şu anda neredeysen senden özür dilerim, sana yaptıklarım için özür dilerim, kimbilir ben sana bunları yaparken sen neler çektin? Bak şimdi ben çekiyorum, senin halinden nihayet anlıyorum. Rabbim fırsat verdi, senin halini daha iyi anlayayım ve sana yaptıklarımı nihayet anlamam için bana bir ortam verdi, bir zemin verdi, şimdi nihayet daha iyi anlayabiliyorum. Senin gibi yanarken, senin gibi yanmanın ne demek olduğunu bilirken, sana bunu nasıl yaptım? Bunun için özür diliyorum.” Bakın af dilemek, birşeyden kurtulmak için değil,ne yaptığımızı anlamak ve o kişiden özür dilemek için gereklidir. “Ne yaptımsa çekeceğim, bir beş yıl daha gerekiyorsa, beş yıl daha çekeceğim. Ama insan olarak beni affet ben bir şey yapmışım, bak şimdi bende öğrendim.”

Böyle düşündüğümüz zaman geçmişteki olayları hatırlamanın bir faydası olmayacağını anlarsınız çünkü o olaylar detaylarıyla verildiğinde bize yük oluşturur, orada mekanizmayı çözmeye çalışmak lazım. Yani parasızlık ne yaratıyor? Çaresizlik, o zaman bu çaresizliği araştırmak lazım, herkes kendi içinde başka yanıtlar bulacaktır. Belki ben birine şöyle bir şey mi yaptım diyerek bir sevgi gelecektir içine, bir anlama, bir kavrama oluşacaktır.“Aaa,ben galiba birinin şu şekilde canını yaktım ya, diyecektir.

Netten

Dünyanın En Büyük Havas ve Gizli ilimler Sitesi
Cevapla Up

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144