ilmi Ledün nedir? - Havas Okulu
 

Go Back   Havas Okulu > Havas ilmi & Gizli ilimler > Havas Kursu & Havas Dersleri > Havas Dersleri

Acil işlemleriniz için instagram: @HavasOkulu
Cevapla
 
LinkBack Seçenekler Stil
  #1  
Alt 04.07.16, 07:23
Güvenilir
 
Üyelik tarihi: 19.08.14
Bulunduğu yer: Azerbaycan
Mesajlar: 2,907
Etiketlendiği Mesaj: 219 Mesaj
Etiketlendiği Konu: 0 Konu
Standart ilmi Ledün nedir?

Her kelimenin tek manası olmaz. Bâtın kelimesi de öyledir. Bâtın esma-i hüsnadan, yani Allahü teâlânın isimlerindendir.

Günümüzde de bazı sahtekarlar, kendilerinde ilmi ledün olduğunu söylerek masum insanları kandırmaya çalışmaktalar, kendi girdikleri genelde "cinler" ile olan metafizik batağa kandırdıkları insanlarıda çekmektedirler. Halbu ki, hiç bir evliya bile bende ilmi ledün var dememiştir, Kuran'da ki Hızır kıssasını iyi anlamak lazım! Hızır as, M. Arabi Hz ve Ehlullahın belirttiği gibi Ruhlar aleminde dirler ve istediği şekle girer!

Kısaca ilmi ledün:
Her kelimenin tek manası olmaz. Bâtın kelimesi de öyledir. Bâtın esma-i hüsnadan, yani Allahü teâlânın isimlerindendir.
Kur’an-ı kerimde mealen, (O evveldir, âhirdir, zâhirdir ve bâtındır, O, her şeyi bilendir) buyuruluyor. (Hadid 3)

Hadis-i şeriflerde de buyuruluyor ki:
(Din bilgisi iki kısımdır: 1- Kalbde olan faydalı ilimler. 2- Dil ile anlatılan zahiri ilimler.) [Hatib, Süyuti]

(Elbette Kur’anın zahiri ve bâtıni manası vardır.) [İbni Hibban]

(Bâtın ilmi, Allahü teâlânın esrarından bir sır, hikmetlerinden bir hükümdür. Allah onu kullarından dilediğinin kalbine bırakır.) [Deylemi, Süyuti, Münavi]

(Zahir ve bâtın ilminde âlim olanlar, enbiyanın vârisleridirler.) [M. Nasihat]

(Öyle ilimler vardır ki, çok gizlidir. Bunları, ancak marifet sahipleri bilir.) [M. Nasihat]

Taha suresinin (Rabbim ilmimi arttır de) mealindeki 114. âyeti, bâtın ilminin artmasını istemek olduğu tefsirlerde bildirilmektedir.

Abdülgani Nablusi hazretleri buyuruyor ki:
İmam-ı Malik buyurdu ki:
(İlmi zahire malik olan, ilmi bâtına kavuşabilir. Zahir bilgisi olan kimse, ilmi ile amel ederse, Allahü teala, ona bâtın bilgisi ihsan eder.)

Ali bin Muhammed Vefanın ârifane sözlerine şaşırıp kalan imam-ı Ömer Bülkini, bunları nereden öğrendin deyince, Bekara suresindeki, (Allah’tan korkun! Allahü teâlâ, kendinden korkanlara bilmediklerini öğretir) mealindeki 282. âyeti okudu.

Ebu Talibi Mekki buyurdu ki:
(İlm-i zahir ile ilm-i bâtın, birbirlerinden ayrılmazlar. Beden ile kalbin birlikte bulunması gibidirler. Bâtın ilimleri, arifin kalbinden kalblere akar.)

(Âlimler, Peygamberlerin vârisleridir) hadis-i şerifi ile bildirilen âlimler, bildikleri ile amel eden, takva sahibi olan, Peygamberlerdeki ilimlerin hepsine kavuşan hakiki âlimlerdir.

İmam-ı Münavi, imam-ı Gazali’den naklen bildiriyor ki:
Ahiret bilgisi iki türlüdür: Biri keşifle hasıl olur. Buna İlmi mükaşefe [İlmi bâtın] denir. Bütün ilimler, bu ilme kavuşmak için sebeplerdir. İkincisi İlmi muameledir. İlmi bâtından nasibi olmayanın imansız gitmesinden korkulur. Bundan nasip almanın en aşağısı, bu ilme inanmaktır. Bid’at ehline bâtın ilmi nasip olmaz. Bâtın bilgisi, temiz kalblerde hasıl olan bir nurdur. (Öyle ilimler vardır ki, çok gizlidirler. Bunları, ancak marifet sahipleri bilir) hadis-i şerifi, bâtın ilimlerini göstermektedir. Allahü teâlânın emir ve yasaklarını doğru yapabilmek için herkese lazım olan İlmi hâl bilgileri öğrenilip amel edilince, ilmi bâtın hasıl olabilir. (Hadika)

Kur’an-ı kerimden iki kıssa
Abdülgani Nablusi hazretleri buyuruyor ki:
İlmi bâtından habersiz olanlar, tasavvuf kitaplarını okuyunca, âriflerin sözlerini küfür ve sapıklık sanıyorlar. Anlamadıkları marifet bilgilerine inanmıyorlar. İbni Arabi, Abdülkadir Geylani, Mevlana Celaleddin Rumi, Seyyid Ahmed Bedevi, imam-ı Şarani ve imam-ı Busayri gibi tasavvuf büyüklerine dil uzatıyorlar. Bâtın bilgilerine inanmayan Muhammed aleyhisselamın dininin sırlarına inanmamış olur. Böyle kimseye bid’at ehli ve sapık denir. (Hadika)

Süleyman aleyhisselam, “Sebe Melikesinin tahtını bana kim getirebilir?”dedi. Cinlerden bir ifrit: “Sen yerinden kalkmadan önce, onu getiririm, buna gücüm yeter” dedi. İlmi ledün [ilmi bâtın] sahibi olan vezir Asaf bin Berhiya ise,“Gözünü açıp kapamadan ben onu sana getiririm” dedi ve bir anda getirdi. (Neml 38-40)

[Vezir de, cin de peygamber değildi. Vezir bu işi kerametle yapmıştı. Cin müslüman ise kerametle, kâfir ise sihirle yapacaktı.]

Kehf suresinde ledün [bâtın] ilmi hakkında bahsedilen kıssa özetle şöyledir:
Hazret-i Musa, “Ya Rabbi, bâtın ilmini bilen zatı nerede bulurum?” diye sordu. Allahü teâlâ da, “Ya Musa, yola çık, çantana koyduğun balık canlanıp denize gittiği yerde, onu bulursun” buyurdu. Hazret-i Musa, Hazret-i Yuşa ile yola çıktı. Bir pınarın yanına geldiler. Bu pınar âb-ı hayat idi. Bu suya dokunan ölü canlanırdı. Bu sudan bir damla balığa değince, balık canlanıp denize gitti.

Hazret-i Musa, denilen yerdeki zatı görüp ona, “Bana bâtın ilmini öğretir misin?” dedi. O zat, “Allahü teâlânın bana öğrettiği ilmin hepsini sen bilmezsin. Bu yüzden de yaptıklarıma sabredemezsin” dedi. Hazret-i Musa, “İnşallah beni sabredenlerden bulursun” dedi. O zat, “Ya Musa, tuhafına gitse de, yaptıklarımdan bana bir şey sormayacaksın” dedi.

O zat, ücretsiz bindikleri gemiyi delince, günahsız çocuğu öldürünce ve bir duvarı ücretsiz yapınca Hazret-i Musa sebebini sordu. O zat, “Gemiciler on kardeşti. Geminin kazancı ile geçiniyorlardı. Bir derebeyi, sağlam gemileri gasp ediyordu. Bu geminin arızalı olduğunu duyunca almaktan vazgeçecekti. Biz de iyiliğe iyilik ettik. Günahsız çocuğun ana babası salih idi. Çocuk büyüyünce, küfre zorlayıp ana babasına zulüm ve işkence edecekti. Bunun yerine neslinden 70 peygamber meydana gelecek hayırlı bir evlat vermesi için dua ettim. Doğrulttuğum duvar, yetimlere aitti. Babaları duvarın altına bir hazine saklamıştı. Duvarı düzeltmeseydim, yıkılıp hazine meydana çıkacak, başkaları alacaktı. Yetimlere de bir iyilik etmiş olduk.

Musa aleyhisselama ilm-i bâtından bahseden o zatın evliyadan Hazret-i Hızır olduğu bildirilmiştir. Kur'an-ı kerimdeki bu iki kıssa, bâtın ilmine sahip keramet ehlinin bulunduğunu açıkça bildirmektedir. İlm-i bâtın, ilm-i zahirden ayrılmaz. Her ikisine kavuşanlara, Ulema-i rasihin denir.

Hazret-i Ebu Hüreyre, (Resulullahtan iki ilim aldım. Birisini size bildirdim. İkincisini bildirmedim, çünkü anlayamazsınız) dedi. Birincisi, İlm-i zahir, ikincisiİlm-i bâtın’dır. Bunu ancak, evliya ve sıddıklar bilir.
Alıntı

Yine bir başka kaynakta benzer ifadelerin geçtiği makale;

Ledün ilmi, Allahü teâlânın ihsanı ile kalbe ilham edilen, İlahi sırlara ait bilgilerdir. Görünüşte, akla ve nakle zıt gelebilir. İlm-i ledün sahibi olanlar, olaylardaki gizli sırları ve hikmetleri bilir.

Abdülgani Nablusi hazretleri buyuruyor ki:
İlmi bâtından habersiz olanlar, tasavvuf kitaplarını okuyunca, âriflerin sözlerini küfür ve sapıklık sanıyorlar. Anlamadıkları marifet bilgilerine inanmayıp tasavvuf büyüklerine dil uzatıyorlar. Bâtın bilgilerine inanmayan dinimizin sırlarına inanmamış olur. Böyle kimse bid’at ehli ve sapıktır. (Hadika)

Kehf suresinde geçen bir olay bâtıni ilimden, ilm-i ledünden bahsetmektedir. Ubey ibni Ka’b hazretleri bildiriyor ki:
Resulullah efendimiz şöyle anlattı:
Musa aleyhisselam, kavmine, (İnsanların en âlimi benim) dedi. Allahü teâlâ, onu ikaz edip (Denizlerin birleştiği yerdeki kulum senden âlimdir)buyurdu. Musa onu nasıl bulacağını sordu. (Bir sepet içine balık koy, balık nerede kaybolursa oradadır) buyurdu. Musa, sepete bir balık koyarak Yuşa ile birlikte yola çıktılar. Bir kayanın dibinde uyudular. O sırada sepetteki ölü balık canlanıp denize yüzerek gitti. Denizde izi belli oluyordu. Yuşa buna hayret etti. Bir müddet daha yol aldıktan sonra Musa, gence, (Yorulduk, gıdamızı getir)dedi. Halbuki Musa emredilen yere kadar yorulmamıştı. Genç: (Biz uyurken balığın denize gittiğini söylemeyi unuttum) dedi. Geri dönüp oraya geldiklerinde, orada elbisesini üstüne örtmüş birisini gördüler.

Bu Hızır idi. Musa ona selam verdi. Hızır, (Sen kimsin?) dedi. (Ben Musa’yım) dedi. Hızır, (Beni İsrail’in peygamberi Musa mı?) diye sordu. (Evet. Bildiğin ilimlerden bana öğretmen için seninle gelebilir miyim?) dedi. Hızır,(Benimle arkadaşlığa sabredemezsin. Çünkü Allahü teâlânın bana bildirdiği ilmi sen bilmezsin, sana bildirdiği ilmi de ben bilmem) dedi. Musa, (İnşallah beni sabredenlerden bulursun) dedi. Hızır da, (O halde, yaptığım işlerin hikmetini sorma) dedi.

Deniz kenarına gittiler, az sonra gemi geldi. Hızır’ı tanıdıkları için gemiye bunları ücretsiz aldılar. O sırada bir serçe gemiye kondu ve denizden bir iki damla su aldı. Hızır, (Ya Musa, benim ilmimle senin ilmin, şu serçenin denizden aldığı su kadar değildir) dedi. Sonra geminin bir tahtasını söküp attı. [Açılan delikten gemi su almaya başladı.] Musa, dayanamayıp, (Adamlar bizi ücretsiz gemiye bindirdiler. Sen gemiyi mi batıracaksın?) dedi. (Ya Musa, sen benimle yoldaşlığa dayanamazsın demedim mi?) dedi.Musa, (Mazur gör, unuttum) dedi.

Gemiden indikten sonra, oynayan çocuklara rastladılar. Hızır, çocuğun birini tutup öldürdü. Musa yine dayanamayıp, (Ortada bir şey yokken, suçsuz yere bir cana nasıl kıyarsın? Ne kötü şey bu) dedi. Hızır, (Ya Musa, sen benimle arkadaşlık yapamazsın demedim mi sana?) dedi.Musa, (Bunu da mazur gör. Bir daha işine karışırsam, arkadaşlığı bırakırsın. Çünkü artık yüzüm kalmaz) dedi.

Nihayet bir köye geldiler. Köylüler onları misafir etmedi, yemek istediler, köylüler vermedi. Orada yıkık bir duvar var idi. Hızır eli ile [kerametle] duvarı kaldırıp doğrulttu. Musa, bu işe de hayret edip (İsteseydin ücretle yapardın) dedi. Hızır, (Ya Musa, artık ayrılma zamanımız geldi) dedi.

Musa aleyhisselam eğer sabretseydi, çok ibretli olaylarla karşılaşacaktı. (Buhari)

Daha sonra Hızır aleyhisselam, yaptığı işlerin hikmetini şöyle anlattı:
Gemiciler on kardeşti. Geminin kazancı ile geçiniyorlardı. Bir derebeyi, sağlam gemileri zorla alıyordu. Bu geminin arızalı olduğunu duyunca, içine su alıp yolcular canını zorla kurtardığını öğrenince, almaktan vazgeçti. Biz de böylece iyiliğe iyilik etmiş olduk.

Günahsız çocuğa gelince, bunun ana babası salihti. Çocuk büyüyünce onları küfre zorlayacak, zulüm ve işkence edecekti. Kendisi de kâfir olarak ölecekti. Onu bundan kurtardık. Bunun yerine hayırlı bir evlat vermesi için Allahü teâlâya dua ettim. [Yeni doğan hayırlı evlattan, yetmiş peygamber meydana geldi.]

Doğrulttuğum duvar, öksüz çocuklara aitti. Babaları duvarın altına bir hazine saklamıştı. Duvarı düzeltmeseydim, yıkılıp hazine meydana çıkacak, başkalarının eline geçecekti. Onun için biz öksüzlere iyilik etmiş olduk.

Bahsedilen hazine, üzeri yazılı bir altın levha idi. Levhada da şöyle yazılı idi:
“Ölümü bildiği halde gülüp neşelenen, kadere iman ettiği halde üzülen, rızka Allahü teâlânın kefil olduğunu bildiği halde lüzumsuz zahmetlere giren, kıyamette sorgu suale inandığı halde gaflete dalan, fani olduğunu bildiği halde, dünyaya bel bağlayan kimseye hayret etmemek imkansızdır.”

Musa aleyhisselam gibi büyük bir peygamber bile, Allah’ın emri ile, nebi veya veli olduğu söylenen bir zattan bâtın ilmini öğrenmek için gidiyor. Gayba ait böyle ilimleri Allahü teâlâ herkese bildirmiyor, dilediklerine bildiriyor. Hazret-i Hızır’ın bu ilmi bildiği anlaşılmaktadır. Bu ilmi bilenler evliya veya peygamberdir.

Kıyamet yaklaştıkça, insanlar dinden uzaklaşmaya başlamaktadır. Eskiden kerameti görülen evliya çoktu. Fakat dinden uzaklaştıkça evliya azaldı, kerametler görülmez oldu. Ledün ilmi unutuldu. Sapıklar çoğaldı, keramet inkâr edilmeye başlandı.

Kur’an-ı kerimden keramet için üç örnek daha:
1- Hazret-i Süleyman, “Sebe Melikesinin tahtını bana kim getirebilir?”dedi. Cinlerden bir ifrit: “Sen yerinden kalkmadan önce, onu getiririm, buna gücüm yeter” dedi. İlmi ledün [ilmi bâtın] sahibi olan vezir Asaf bin Berhiya ise,“Gözünü açıp kapamadan ben onu sana getiririm” dedi ve bir anda getirdi. (Neml 38-40)

[Vezir de, cin de peygamber değildi. Vezir bu işi kerametle yapmıştı. Cin müslüman ise kerametle, kâfir ise sihirle yapacaktı.]

2- Hazret-i Meryem peygamber değildi. Kocasız çocuk doğurdu ve mabette yaşar, yiyecekleri, kerametle hep yanında hazır olurdu. Bir âyet meali:
(Hurma dalını kendine doğru silkele, taze hurma dökülsün.) [Meryem 24]

Hazret-i Zekeriya, Hazret-i Meryem’in yanında taze meyveleri görünce hayret ederdi. Bir âyet meali:
(Rabbi Meryem'e hüsnü kabul gösterdi; onu güzel bir bitki gibi yetiştirdi. Zekeriya, onun yanına, mabede her girişinde orada bir rızık görür, "Ey Meryem, bunlar sana nereden geliyor?" der; o da: Bunlar, Allah tarafından” diye cevap verirdi.) [Al-i imran 37]

3- Eshab-ı kehf, yiyip içmeden, bir zarara uğramadan 309 yıl uykuda kaldılar. Bir âyet meali:
(İşte bu, Allah’ın kudretini gösteren delillerden biridir. Uykuda iken sen onları uyanık sanırdın.) [Kehf 17, 18]

Alıntı ile Cevapla
  #2  
Alt 04.07.16, 11:17
Manevi
 
Üyelik tarihi: 07.04.15
Mesajlar: 1,143
Etiketlendiği Mesaj: 53 Mesaj
Etiketlendiği Konu: 0 Konu
Standart

Bir gün Sivas’a giden Abdullah Baba Hz.lerinin sohbetine, Sivas merkez vaizi Mustafa Hoca Efendi de misafir olarak gelir. Orada her zaman ki gibi güzel bir gece ve gönüllere ışık olan maneviyat sohbetlerinden bir sohbet ikram olunur. Yaşanan olayı Ziya Bey şöyle anlatıyor:
─ Abdullah Baba Hazretleri, yine bir keresinde şehrimize geldi ve bir yerde ihvana sohbette bulundular. Bir müddet sohbet yaptıktan sonra: “Sorusu olan var mı kardeşlerim?” diyerek, sorusu olan kardeşlerimizin sorularını beklerken, bu esnada merkez vaizi olan misafir Hoca Efendi söz isteyerek:
─ Efendim, benim bir sualim var, dedi.
Abdullah Baba, bu kişinin bir âlim ve vaiz olduğunu öğrenince, ilime ve ilim adamına olan sevgi ve saygısından dolayı:
“Aman hocam, siz bir âlimsiniz, Ben ise ümmi bir kişiyim. Siz bizim sohbetimizi dinlediniz. Biz de sizin sohbetinizi dinleyelim” diyerek tevazu gösterdiler. Bunun üzerine vaiz Efendi:
─ Efendim, bana sık sık sorular soruyorlar. Biz de elimizden geldiğince cevaplamaya çalışıyoruz. Fakat öyle bir soru sordular ki ben bu sorunun cevabını vermekten aciz kaldım. Benim asıl niyetim bu sorunun cevabını sizin gibi ledünn-i ilme sahip olan bir zattan alabilmek içindir; diyerek sorusunu Abdullah Baba (ks) Hazretlerine tevdi etmek istedi. Efendim de soruyu sormasını istedi. Bunun üzerine Vaiz Hoca Efendi sorusunu sordu:
─ Kur’an-ı Kerim’de durumu anlatılan Hızır (as)’a, Allah-ü Teâlâ Hazretleri kıyamete kadar ömür verdiği halde, Peygamber (sav) Efendimizin yaşadığı Asrı Saadet döneminde niçin hiç ortaya çıkmamıştır? O kadar savaş olduğu halde hiçbir kıssada neden ismi geçmiyor?
Bu ilginç soru ve sorunun cevabı hakkında, orada bulunan herkes dikkatini büyük ölçüde, Abdullah Baba Hazretlerinin mübarek ağzından çıkacak cümlelere yöneltti. Abdullah Baba, bir müddet sükût ettikten sonra mübarek ağzından şu cümleler döküldü:
─ Muhterem kardeşlerim, Hızır (as), Kur’an-ı Kerim’de durumu anlatılan ve ilmi ledün sahibi olarak vasfedilen mübarek bir zattır. Musa (as) ile olan münasebetleri dolayısıyla, Peygamber olarak da değerlendirilir. Kendisi Asr-ı Saadet döneminin sahibi olan Fahr-i Kâinat Efendimizin doğumundan önce Allah-ü Teâlâ Hazretlerine şöyle niyaz etmiştir:
“Ya Rabbi! Sen yüceler yücesisin. Evet. Ben, Senin ledünni ilim lütfettiğin bir kulunum. Lakin yakında ledünni ilim sultanı olan, Âlemlerin Efendisi Hz. Muhammed (sav) dünyaya teşrif edecek. Ben, O’nun döneminde ilm-i ledün sahibi olmaktan hayâ ederim. Ne olur Ya Rabbi, O’nun sağlığında benden bu ilmi al” diye dua edince, Cenab-ı Zülcelâl Hazretleri, Hızır (as)’ın bu duasını kabul buyurdu.
Bunun üzerine Hızır (as), Mekke ve Medine çevresinde bulunan bölgelere yakın yerlerde, sakin ve uzlet haline uygun bir yaşayış sürdürdü. Nihayet Allah Resulü (sav) Efendimizin mübarek ömürleri tamamlanıp, o mübarek ruhu şerifleri Yüce Mevla’mızın, yüce katına kavuştuğu zaman, Hz. Ömer (ra) Efendimiz, kılıcını çekip:
“Kim Muhammed (sav) öldü derse, onun kafasını uçururum;” diyerek müdahale edince, orada bulunan sahabeyi kiram arasında bir tedirginlik oluştu. İşte bu sırada Mescid-i Saâdet’in kapısında görünen bir kişi ayeti kerimeyi okuyarak:
“ Her nefis ölümü tadıcıdır!” Diyerek üç defa orada bulunanları uyardı. (Hikmete bakınız ki, bu ayet Kur’an-ı Kerim’de üç yerde mevcuttur. Kur’an-ı Kerim Al-i İmran suresi ayet 185, Enbiya suresi ayet 35 ve Ankebut suresi ayet 57)
Bunun üzerine Hz. Ebubekir-i Sıddık (ra):
“Ya Ömer! Allah-ü Teâlâ Hazretleri bakidir. Muhammed (sav) ise fanidir. O Rabbine kavuşmuştur. Kılıcını kınına sok;” diyerek, Hz. Ömer (ra) Efendimizi teselli ederek, büyük bir kargaşayı önlemiştir.
İşte burada devreye giren Hz. Hızır (as)’dır. Bundan sonra da Ümmet-i Muhammed’i zaman zaman irşat etmektedir ve etmeye de devam edecektir, buyurdular.

Alıntı ile Cevapla
  #3  
Alt 05.07.16, 20:23
Daimi Üye
 
Üyelik tarihi: 01.04.15
Mesajlar: 341
Etiketlendiği Mesaj: 3 Mesaj
Etiketlendiği Konu: 0 Konu
Standart

Allahın Rahmet ve Bereketi İlmi Ledünnün Üstadı Piri Efendimiz Hz. Muhammed S.a.v Efendimize Selatu Selam Etsin Bizleri Onun S.a.v Efendimizin Şefaatine Nail Eylesin.

Alıntı ile Cevapla
  #4  
Alt 25.02.17, 10:48
Daimi Üye
 
Üyelik tarihi: 21.12.16
Mesajlar: 10,530
Etiketlendiği Mesaj: 1587 Mesaj
Etiketlendiği Konu: 0 Konu
Standart

Vehbi bir ilim olan Ledün ilmi Kur’an’daki ayetten adını almış ve Hz. Hızır’a ait olan özel bir gayb ve sır bilgisidir.
Ledün ilmi veya İlm-i Ledün konusunda net bir tanım yapmak mümkün gözükmemektedir. Sadece insanların bilmediği ve sadece Allah’ın seçtiği kullarına bahşettiği bir sır ve gayb bilgisi ile yöntemidir. Kur’an’da Hz. Musa’nın Hz. Hızır ile yolculuklarının anlatıldığı ayetlerde Hızır’a verilen ilimden ‘ledün’ olarak bahsedilmiştir. Ayet şu şekildedir;
Derken kullarımızdan bir kul buldular ki, biz ona katımızdan bir rahmet vermiş, kendisine tarafımızdan bir ilim (ledün ilmi) öğretmiştik. (Kehf suresi, 65)
Ledün ilmi Kur’an’ı Kerim’de Hz. Musa ile Hz. Hızır’ın karşılaşmalarında tarif edilmiştir. Hz. Hızır’ın insanlar için yanlış ve günah sayılacak çocuk öldürmek, gemiyi delmek gibi bir takım eylemleri olur. Hz. Musa insani bir refleskle Hızır’ın yanlış gibi görünen bu davranışlarına itiraz eder. Hz. Hızır daha sonradan yapmış olduğu eylemlerin hikmetlerini sebepleri ile birlikte açıklayınca gerçek ortaya çıkmış olur. Kur’an’da ledün ilmi bu şekilde anlatılmaktadır. Peygamberimiz bu konuyla ilgili bir hadisinde şöyle buyurmuştur;
‘’Şayet bildiklerimi bilseydiniz; az güler, çok ağlardınız.” (Buhari, Küsuf, 2; Müslim, Salat, 112)
Tasavvufi gelenekte ledün ilmi önemli görülür. Hassas olan kalp zikir ve feyizle yumuşar Allah’ın zikriyle letaifler açılır ve diğer insanların algılayamadığı bir takım hakikatler insanın kalbine doğar bazen de zuhur eder.
Ledün ilmi özel bir bilgidir ve herkes tarafından bilinmez, olayların iç yüzlerine vakıf olmayı sağlar. Bu ilim insanların anlayışının üzerinde olduğu için insanlara açıklanmamıştır. Bu ilme sahip olan kişilerin başkalarına anlatmaları yasaklanmıştır. Ledün ilmi Hz. Hızır’a ait olan bir ilim olmakla beraber bazı Peygamberlere ve Allah dostlarına da verilmiştir. Hadislerden anlaşılacağı üzere ahir zamanda gelecek olan Hz. Mehdi’nin de Hızır as ile bir bağlantısı olacak ve ledün ilmini bilecek ve kullanacaktır. Bu ilim kişiyle Allah arasında olan gizli bir bilgidir. Kur’an’da bazı surelerin başlarında bulunun ve huruf-u mukatta denilen harfler bu kabildendir.

__________________
Kaybettiklerim arasında en çok kendimi özledim, oysa ne güzel gülerdim..
Alıntı ile Cevapla
  #5  
Alt 31.12.19, 22:14
Gayretli üye
 
Üyelik tarihi: 25.10.19
Bulunduğu yer: İzmir
Mesajlar: 268
Etiketlendiği Mesaj: 16 Mesaj
Etiketlendiği Konu: 0 Konu
Standart

Şuan kadarki zikir deneyilerimde aklımdaki sorular bu ilimde var. Sadece bu ilimde bazı zikirler önerilmiyor. Tecellilerden bahsediyor örn. Ülkemizin bayrağı kan kırmızı yani celal de tecelli etmiş, üzerinde ayyıldız beyaz cemal müslüman halk, ay yani hilalde islam alemini temsil ediyor yeşil yani kemal. Bunu okudum bir süredir sürekli renklere takıldım ama bu ilim bilrn yok ne zaman ihtilaç gelse hepsi çıktı. Belki ben sürekli renklere bundan takıldım. Bu konuda bilgisi olan var mı

Alıntı ile Cevapla
  #6  
Alt 11.11.20, 11:20
Simitci - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 10.11.20
Bulunduğu yer: İstanbul/Kadıköy
Mesajlar: 224
Etiketlendiği Mesaj: 15 Mesaj
Etiketlendiği Konu: 0 Konu
Standart

Tarikatsız ledün ilmine vakıf olunabilirmi

Alıntı ile Cevapla
  #7  
Alt 10.04.21, 11:35
Üye
 
Üyelik tarihi: 28.08.19
Bulunduğu yer: İçinde
Mesajlar: 50
Etiketlendiği Mesaj: 1 Mesaj
Etiketlendiği Konu: 0 Konu
Standart

Ben bu sitede hep aydınlanıyorum. Her şeyin bir sebebi olduğunu anlıyorum.

Alıntı ile Cevapla
  #8  
Alt 11.04.21, 16:22
 
Üyelik tarihi: 06.04.21
Bulunduğu yer: Türkiye
Mesajlar: 127
Etiketlendiği Mesaj: 3 Mesaj
Etiketlendiği Konu: 0 Konu
Standart

Çok güzel bir sayfa emegi geçen herkesten Allah razı olsun ama kuran ve mealini bilmeden nasıl ilim öğrenilebilir öyle şey mümkün mü yok sa ilim öğrenmek için illaki hafız mı olmak gerek çok merak ettiğim bir konu ama zorda bir konu

Alıntı ile Cevapla
  #9  
Alt 11.04.21, 22:23
lindaa - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Daimi Üye
 
Üyelik tarihi: 19.01.21
Bulunduğu yer: istanbul
Mesajlar: 589
Etiketlendiği Mesaj: 15 Mesaj
Etiketlendiği Konu: 0 Konu
Standart

Kıyamet yaklaştıkça, insanlar dinden uzaklaşmaya başlamaktadır. Eskiden kerameti görülen evliya çoktu. Fakat dinden uzaklaştıkça evliya azaldı, kerametler görülmez oldu. Ledün ilmi unutuldu. Sapıklar çoğaldı, keramet inkâr edilmeye başlandı.

...teşekkür ederim bu güzel paylaşm için

Alıntı ile Cevapla
  #10  
Alt 01.03.22, 00:29
Skoda - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Daimi Üye
 
Üyelik tarihi: 27.01.20
Bulunduğu yer: İstanbul
Mesajlar: 1,156
Etiketlendiği Mesaj: 16 Mesaj
Etiketlendiği Konu: 0 Konu
Standart

Ledün İlmi, Allahû Teâlâ’nın İhsânı ile Kalbe İlhâm Edilen, İlâhî Sırlara Ait Bilgilerdir. Görünüşte, Akla ve Nâkle Zıt Gelebilir. İlm-i Ledün Sahibi Olanlar, Olaylardaki Gizli Sırları ve Hikmetleri Bilir.

Abdülğanî Nablüsi Hazretleri Buyuruyor ki:

İlmi Bâtından Habersiz Olanlar, Tasâvvuf Kitaplarını Okuyunca, Âriflerin Sözlerini Küfür ve Sapıklık Sanıyorlar. Anlamadıkları Mârifet Bilgilerine İnanmayıp Tasâvvuf Büyüklerine Dil Uzatıyorlar. Bâtın Bilgilerine İnanmayan Dinimizin Sırlarına İnanmamış Olur. Böyle Kimse Bid’at Ehli ve Sapıktır.

[Hadikâ]

Kehf Sûresinde Geçen Bir Olay Bâtıni İlimden, İlm-i Ledünden Bahsetmektedir. Ubey İbni Ka’b Hazretleri Bildiriyor ki; Rasulullâh Efendimiz Şöyle Anlattı:

Musa Aleyhisselâm, Kavmine, “İnsanların En Âlimi Benim!” Dedi. Allahû Teâlâ, Onu İkâz Edip, “Denizlerin Birleştiği Yerdeki Kulum Senden Âlimdir!” Buyurdu. Musa Onu Nasıl Bulacağını Sordu. “Bir Sepet İçine Balık Koy, Balık Nerede Kaybolursa Oradadır!” Buyurdu. Musa, Sepete Bir Balık Koyarak Yuşa ile Birlikte Yola Çıktılar. Bir Kayanın Dibinde Uyudular. O Sırada Sepetteki Ölü Balık Canlanıp Denize Yüzerek Gitti. Denizde İzi Belli Oluyordu. Yuşa Buna Hayret Etti. Bir Müddet Daha Yol Aldıktan Sonra Musa, Gence, “Yorulduk, Gıdamızı Getir!” Dedi. Hâlbuki Musa Emredilen Yere Kadar Yorulmamıştı. Genç, “Biz Uyurken Balığın Denize Gittiğini Söylemeyi Unuttum!” Dedi. Geri Dönüp Oraya Geldiklerinde, Orada Elbisesini Üstüne Örtmüş Birisini Gördüler.

Bu Hızır idi. Musa Ona Selâm Verdi. Hızır, “Sen Kimsin?” Dedi. “Ben Musa’yım!” Dedi. Hızır, “Beni İsrail’in Peygamberi Musa mı?” Diye Sordu. “Evet. Bildiğin İlimlerden Bana Öğretmen İçin Seninle Gelebilir miyim?” Dedi. Hızır, “Benimle Arkadaşlığa Sabredemezsin. Çünkü Allahû Teâlâ’nın Bana Bildirdiği İlmi Sen Bilmezsin, Sana Bildirdiği İlmi de Ben Bilmem!” Dedi. Musa, “İnşaAllah Beni Sabredenlerden Bulursun!” Dedi. Hızır da, “O Hâlde, Yaptığım İşlerin Hikmetini Sorma!” Dedi.

Deniz Kenarına Gittiler, Az Sonra Gemi Geldi. Hızır’ı Tanıdıkları İçin Gemiye Bunları Ücretsiz Aldılar. O Sırada Bir Serçe Gemiye Kondu ve Denizden Bir İki Damla Su Aldı. Hızır, “Ya Musa, Benim İlmimle Senin İlmin, Şu Serçenin Denizden Aldığı Su Kadar Değildir!” Dedi. Sonra Geminin Bir Tahtasını Söküp Attı. [Açılan Delikten Gemi Su Almaya Başladı.] Musa, Dayanamayıp, “Adamlar Bizi Ücretsiz Gemiye Bindirdiler. Sen Gemiyi mi Batıracaksın?” Dedi. “Ya Musa, Sen Benimle Yoldaşlığa Dayanamazsın Demedim mi?” Dedi. Musa, “Mazur Gör, Unuttum!” Dedi.

Gemiden İndikten Sonra, Oynayan Çocuklara Rastladılar. Hızır, Çocuğun Birini Tutup Öldürdü. Musa Yine Dayanamayıp, “Ortada Bir Şey Yokken, Suçsuz Yere Bir Cana Nasıl Kıyarsın? Ne Kötü Şey Bu!” Dedi. Hızır, “Ya Musa, Sen Benimle Arkadaşlık Yapamazsın Demedim mi Sana?” Dedi. Musa, “Bunu da Mazur Gör. Bir Daha İşine Karışırsam, Arkadaşlığı Bırakırsın. Çünkü Artık Yüzüm Kalmaz!” Dedi.

Nihâyet Bir Köye Geldiler. Köylüler Onları Misafir Etmedi, Yemek İstediler, Köylüler Vermedi. Orada Yıkık Bir Duvar Var idi. Hızır Eli ile [Kerâmetle] Duvarı Kaldırıp Doğrulttu. Musa, Bu İşe de Hayret Edip, “İsteseydin Ücretle Yapardın?” Dedi. Hızır, “Ya Musa, Artık Ayrılma Zamanımız Geldi!” Dedi.

Musa Aleyhisselâm Eğer Sabretseydi, Çok İbretli Olaylarla Karşılaşacaktı.

[Buhârî]

Daha Sonra Hızır Aleyhisselâm, Yaptığı İşlerin Hikmetini Şöyle Anlattı:

Gemiciler On Kardeşti. Geminin Kazancı ile Geçiniyorlardı. Bir Derebeyi, Sağlam Gemileri Zorla Alıyordu. Bu Geminin Arızalı Olduğunu Duyunca, İçine Su Alıp Yolcular Canını Zorla Kurtardığını Öğrenince, Almaktan Vazgeçti. Biz de Böylece İyiliğe İyilik Etmiş Olduk.

Günâhsız Çocuğa Gelince; Bunun Ana Babası Sâlihti. Çocuk Büyüyünce Onları Küfre Zorlayacak, Zulüm ve İşkence Edecekti. Kendisi de Kâfir Olarak Ölecekti. Onu Bundan Kurtardık. Bunun Yerine Hayırlı Bir Evlât Vermesi İçin Allahû Teâlâ’ya Duâ Ettim. [Yeni Doğan Hayırlı Evlâttan, Yetmiş Peygamber Meydana Geldi.]

Doğrulttuğum Duvar, Öksüz Çocuklara Aitti. Babaları Duvarın Altına Bir Hazine Saklamıştı. Duvarı Düzeltmeseydim, Yıkılıp Hazine Meydana Çıkacak, Başkalarının Eline Geçecekti. Onun İçin Biz Öksüzlere İyilik Etmiş Olduk.

Bahsedilen Hazine, Üzeri Yazılı Bir Altın Levha idi. Levhada da Şöyle Yazılı idi:

Ölümü Bildiği Hâlde Gülüp Neşelenen, Kadere Îmân Ettiği Hâlde Üzülen, Rızka Allahû Teâlâ’nın Kefil Olduğunu Bildiği Hâlde Lüzumsuz Zahmetlere Giren, Kıyamette Sorgu Suale İnandığı Hâlde Gaflete Dalan, Fâni Olduğunu Bildiği Hâlde, Dünyâya Bel Bağlayan Kimseye Hayret Etmemek İmkânsızdır!

Musa Aleyhisselâm Gibi Büyük Bir Peygamber Bile, Allah’ın Emri ile, Nebî veyâ Velî Olduğu Söylenen Bir Zâttan Bâtın İlmini Öğrenmek İçin Gidiyor. Gayba Ait Böyle İlimleri Allahû Teâlâ Herkese Bildirmiyor, Dilediklerine Bildiriyor. Hazreti Hızır’ın Bu İlmi Bildiği Anlaşılmaktadır. Bu İlmi Bilenler Evliyâ veyâ Peygamberdir.

Kıyamet Yaklaştıkça, İnsanlar Dinden Uzaklaşmaya Başlamaktadır. Eskiden Kerâmeti Görülen Evliyâ Çoktu. Fakât Dinden Uzaklaştıkça Evliyâ Azaldı, Kerâmetler Görülmez Oldu. Ledün İlmi Unutuldu. Sapıklar Çoğaldı, Kerâmet İnkâr Edilmeye Başlandı.

__________________
Ne senle yaşanıyor
Ne de sensiz oluyor
Şu garip bomboş dünyada..
Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Etiketler
ilmi ledun, ledun, ledun ilmi, nedir, İlmi

Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Konu Acma Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodu Kapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık


Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevap Son Mesaj
Remil ilmi nedir (geniş bilgi) Sin Ebced & Cifir & Remil 47 13.06.24 12:28
Ledün ilmi veya ilm-i Ledün nasıl öğrenilir Torlak Tasavvuf Sohbetleri 0 31.10.21 18:19
Havas ilmi - Havas nedir - Havas ilmi nedir ? Gölge Havas Dersleri 21 19.01.20 01:00
Ledun ilmi nedir havvasla bir bağlantısı varmı ? caner.ant Sorularınız 2 22.09.18 16:26
islam Alimleri Açısından Ebced ve Cifir ilmi Sin Ebced & Cifir & Remil 0 29.09.15 14:19


Tüm Zamanlar GMT +3 Olarak Ayarlanmış. Şuanki Zaman: 23:16.


Powered by vBulletin® Version 3.8.5
Copyright ©2000 - 2024, Jelsoft Enterprises Ltd.
HavasOkulu.Com

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147